ABD ile Venezuela arasında savaş çanları uzun süredir çalıyordu, ama kimse böyle cüretkâr bir operasyon beklemiyordu. 3 Ocak sabahı erken saatlerde, ABD güçleri Caracas’ı vurdu, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini kaçırarak ülke dışına çıkardı. Bu operasyon, ABD’nin Maduro rejimine yönelik aylarca süren askeri baskısının ardından geldi. Maduro’nun federal uyuşturucu ve silah kaçakçılığı suçlamalarıyla karşı karşıya olduğu New York’ta tutulması bekleniyor.
Cumartesi günü düzenlediği basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’ya tekrar saldırmaya hazır olduğunu ve Washington’un “ülkeyi yöneteceğini” söyledi. Peki tüm bunlar ne anlama geliyor? Operasyon uluslararası alanda hangi sonuçları doğuracak? Dünya yeni bir döneme mi giriyor? ABD’li uzmanlar bu duruma nasıl bakıyor? New York Times, The Atlantic, Foreign Policy ve Foreign Affairs gibi etkili Amerikan yayınlarının yazarlarının analizlerinden öne çıkan bölümleri aktarıyoruz.
Trump’ın Venezuela’ya saldırısı yasadışı ve akılsızca
New York Times Yayın Kurulu
New York Times Yayın Kurulu, Trump’ın Venezuela operasyonunu kınadığı başyazısında şu görüşlere yer veriyor:
“Geçtiğimiz birkaç ay boyunca, Başkan Trump Venezuela’yı tehdit etmek için Karayipler’e heybetli bir askeri güç konuşlandırdı. Cumartesi günü Trump, Venezuela’ya karşı ‘büyük çaplı bir saldırı’ olarak nitelendirdiği operasyonun bir parçası olarak Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalayarak kampanyasını dramatik bir şekilde tırmandırdı. Maduro’ya sempati duyan çok az insan var. Ancak, geçen yüzyılda Amerikan dış politikasından çıkarılabilecek en önemli ders, en berbat rejimi bile devirmeye çalışmanın işleri daha da kötüleştirebileceğidir. Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan’da istikrarlı bir hükümet kuramadı, Libya’daki diktatörlüğü parçalanmış bir devletle değiştirdi. 2003 Irak savaşının trajik sonuçları hâlâ sıkıntı yaratıyor.
Trump, Venezuela’daki eylemleri için henüz tutarlı bir açıklama yapmamıştır. Geçerli bir neden olmaksızın ülkemizi uluslararası bir krize sürüklemektedir. Trump aksini iddia etmek istiyorsa, Anayasa ne yapması gerektiğini açıkça belirtir: Kongre’ye gitmek. Kongre’nin onayı olmadan, eylemleri ABD yasalarını ihlal eder. Yönetimin askeri maceracılığının nominal gerekçesi, ‘narko-terör’ ile mücadeledir. Bu durumda bu iddia özellikle gülünçtür, çünkü Venezuela, ABD’de son zamanlarda aşırı dozda uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasına neden olan fentanilin önemli bir üreticisi değildir. Trump, Venezuela gemilerine saldırırken Honduras’ın uyuşturucu operasyonlarıyla bağlantılı eski cumhurbaşkanını ise affetti.
Venezuela’ya yönelik saldırılar için daha makul bir açıklama, Trump’ın yakın zamanda yayınladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde bulunabilir. Strateji, Latin Amerika’yı domine etme hakkını iddia ediyor. Venezuela, görünüşe göre bu yeni emperyalizmin ilk hedefi haline geldi ve bu, Amerika’nın dünyadaki konumuna yönelik tehlikeli ve yasadışı bir yaklaşımı temsil ediyor. Uluslararası meşruiyet, geçerli yasal yetki veya iç destek olmadan hareket eden Trump, Çin, Rusya ve diğer ülkelerde komşularını domine etmek isteyen otoriterlere gerekçe sunma riskini taşıyor.
Başkan adayı olarak Trump, askeri müdahalenin aşırıya kaçmasının sorunlarını fark etmiş görünüyordu. Şimdi bu ilkesinden vazgeçiyor ve bunu yasadışı bir şekilde yapıyor. Anayasa, herhangi bir savaş eyleminin Kongre tarafından onaylanmasını gerektirir. Trump’ın Venezuela’ya yönelik saldırıları için yasal bir dayanağı bile yok. Kongre’nin askeri harekatlar üzerine yaptığı tartışmalar, demokratik açıdan çok önemli bir rol oynar. Venezuela örneğinde, Kongre’de yapılacak bir tartışma Trump’ın gerekçesinin zayıflığını ortaya çıkaracaktır.
Trump’ın Venezuela’ya yönelik saldırılarına karşı ikinci bir argüman, bunların uluslararası hukuku ihlal ettiği yönündedir. Trump’ın uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını söylediği küçük tekneleri havaya uçurarak, sadece suç işledikleri şüphesiyle insanları öldürdü ve onlara kendilerini savunma şansı vermedi. 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve sonraki tüm önemli insan hakları anlaşmaları, bu tür yargısız infazları yasaklamaktadır. ABD yasaları da öyle.
Trump’ın eylemlerine karşı yasal argümanlar daha önemlidir, ancak soğukkanlı bir gerçekçi argüman da vardır. Bunlar Amerika’nın ulusal güvenlik çıkarlarına uygun değildir. Venezuela’da kaos potansiyeli çok daha büyük görünüyor. Maduro’nun yakalanmasına rağmen, onun rejimini mümkün kılan generaller birdenbire ortadan kaybolmayacak. Olası kötü sonuçlar arasında, paramiliter grupların şiddet eylemlerinde artış yer almaktadır. Venezuela’da daha fazla kargaşa, küresel enerji ve gıda piyasalarını istikrarsızlaştırabilir ve yarımkürede daha fazla göçmene yol açabilir.
Artık dünya, rejim değişikliğinin risklerini anlamalıdır. Trump’ın maceracılığının sonucu olarak Venezuelalıların daha fazla acı çekmesinden, bölgedeki istikrarsızlığın artmasından ve Amerika’nın dünya çapındaki çıkarlarının kalıcı olarak zarar görmesinden korkuyoruz. Trump’ın savaş çığırtkanlığının yasayı ihlal ettiğini biliyoruz.”
Trump’a, Venezuela hakkında: Sen bozarsan, sen sorumlusun
New York Times Köşe Yazarı Thomas Friedman
“Son müdahale birçok soruyu akla getiriyor. NATO’nun Libya’ya hava müdahalesi, sahada hiçbir askeri varlık olmadan Kaddafi’yi devirdi, ülkeyi yerel rakip güçlere bıraktık. Neredeyse 15 yıl sonra Libya hâlâ bir karmaşa içinde. ABD’nin Venezuela’yı askeri olarak ele geçirmesi gerektiği fikrine kesinlikle karşıyım ama zaten sahada askeri varlığınız olmadan Venezuela’ya nasıl şekil verebilirsiniz? Al-Götür tarzı yaklaşımlar öğle yemeği için harikadır, ancak jeopolitik bir strateji olarak sınırları vardır.
Trump, Irak ve Afganistan’dan bu yana Amerika’nın giriştiği en büyük ulus inşa projesini üstlendiğimizi söylemekten çekinmedi. Bunun ne kadar zorlu ve sonu belirsiz bir proje olabileceğinin farkında mı acaba?
Trump’ın Maduro tehdidini abartması, George W. Bush ekibinin Irak’taki kitle imha silahları yalanına benziyor. Suriye gibi ülkeler patladığında çevre ülkelere mülteci ve istikrarsızlık yayarlar. Çin, bu eylemi Tayvan hükümetini devirmesini haklı gösterecek bir emsal olarak görebilir. Putin ise, Trump yönetimi Venezuela ile meşgulken Zelenskiy ve Ukrayna’ya ayıracak enerjisinin azalacağını düşünüyor. Irak işgalindeki ‘züccaciye dükkânı kuralı’ geçerlidir: Kırarsan, sen sorumlusun. Trump artık Venezuela’da olacaklardan bizzat sorumludur.”
Eğer bu, Venezuela halkı için yeni ve daha iyi bir hükümete yol açarsa, harika. Ama eğer bu, Venezuela’nın daha büyük bir istikrarsızlık kaynağı haline gelmesine yol açarsa, o zaman, her şeye adını yazdırmayı seven Trump, uzun süre bu istikrarsızlığın sorumlusu olarak anılacak.”
Keyfi ve Tutarsız Eylemlerin Sonuçları
The Atlantic yazarı Idrees Kahloon,
“Bu, Trump’ın iki dönemdeki en cüretkâr dış politika kararıdır. Ancak diğer kararları gibi, bu da tutarsız: ‘Önce Amerika’ diyen kesim rejim değişikliğini küçümsüyor, ardından Panama’daki Noriega operasyonu gibi sansasyonel bir müdahale gerçekleştiriyor. Maduro otoriter bir liderdir, ancak bu yönetim tüm otokratları lanetlemiyor.
İran’ın nükleer tesislerine bombalar atmaya ve diktatörleri kaçırmaya hazır olan, ancak Ukrayna’nın savunması için fon sağlamak istemeyen bu yeni Amerikan keyfiliği, uygun izolasyonizm ile yeni muhafazakârlık arasında bir ara durakta duran bu Amerikan keyfiliği kaygı vericidir.
Daha kaygı verici durum ise Trump’ın ‘etki alanları’ doktrinine dönüşüdür: Büyük güçlerin kendi arka bahçelerinde istediğini yapabileceği bir dünya. Bu, Çin’in Tayvan’a müdahalesi karşısında ABD’nin tutumu için kötü bir işarettir.
Bu müdahale, Kongre’nin giderek önemsizleşmesini de yansıtıyor. Savaş ilanı, Anayasa’ya göre Kongre’nin yetkisi ama başkan bu yetkiyi açıkça görmezden geldi. Buradaki mantık, başkanın vatandaşı hakkında tutuklama emri bulunan her ülkeyi işgal edebileceği anlamına gelir.
Kongre bu özgürlüğü tanısa da dünyanın geri kalanı bir ülkeyi ‘yönetme’ iddiasına uymayabilir. Trump’ın dış politika ilkeleri bu müdahaleden sonra daha da anlaşılmaz hale geldi. Ancak tüm eylemlerin sonuçları vardır; keyfi ve anlaşılmaz olanların bile.”
Rusya ve Çin şimdi Avrupa ve Asya’da da aynı şeyi yapabileceklerini mi düşünecekler?
Foreign Policy köşe yazarı Michael Hirsh,
” Başkan Trump, Venezuela’ya saldırarak, uluslararası normlardan geriye kalan az sayıdaki şeyi de parçalamış ve ABD’nin rakipleri Çin ve Rusya’nın dünya sahnesinde yeni saldırganlık eylemlerine yol vermiş olabilir. Dünyanın büyük bir kısmı ve farklı kaynaklara göre Venezuelalıların çoğunluğu Başkan Nicolás Maduro’yu meşru görmüyordu ancak Trump şimdi potansiyel olarak yıkıcı bir emsal oluşturdu.
Pekin ve Moskova, özellikle Ukrayna ve Tayvan’da, tehdit olarak gördükleri bölgesel liderlere karşı bu tür eylemlerin meşruiyetini hiç dert etmeden benzer şekilde hareket etmeye karar verebilir. ‘ABD, suçlu davranışlarda bulunduğunu iddia ettiği yabancı liderleri işgal etmek ve yakalamak için askeri güç kullanma hakkını savunursa, Çin’in Tayvan liderliği üzerinde aynı yetkiyi talep etmesini ne engelleyebilir?’ Bu sınır aşıldığında, küresel kaosu önleyen kurallar çökmeye başlayacak.
Trump, amacının rejim değişikliği ve hatta uzun vadeli ABD işgali olduğunu açıkça belirtti ve ABD’nin tüm masraflarının ‘yerden çıkan parayla’, yani Venezuela petrolüyle karşılanacağını söyledi. Bu, yirmi yıldan fazla bir süre önce Irak’ın işgali öncesi yapılan benzer iddiaların tüyler ürpertici bir yankısıdır.
En azından 1961’deki Domuzlar Körfezi’ne kadar geri giden Latin Amerika’ya yönelik neredeyse tüm ABD askeri müdahaleleri fiyasko ile sonuçlandı ve Washington’a gerçek bir fayda sağlamadı. Sorun, bu tür müdahalelerin genellikle umut verici sonuçlardan çok daha fazla tuzak barındırması ve uzun vadede istikrarsızlıktan başka bir şey getirmemesidir.”
Maduro sonrası Venezuela’da neler olacak?
Venezuela ekonomisi ve siyaseti üzerine çalışan, Foreign Affairs dergisine verdiği röportajda görüşlerini paylaşan ekonomist Francisco Rodríguez, Maduro’nun kaçırılması sonrasındaki durumu şöyle değerlendiriyor:
“Maduro tarafından kurulan Venezuela hükümetinin yapısı hâlâ iktidarda; rejim orduyu ve güvenlik güçlerini kontrol ediyor ve başkan yardımcısı Delcy Rodríguez onun yerine geçti. Ancak bu yapının devam edip etmeyeceği belirsiz, çünkü Trump, Rodríguez’in ABD ile işbirliği yapmaması halinde başka bir askeri operasyon gerçekleştireceğini açıkça belirtti.
Trump’ın talepleri ilk bakışta göründüğünden daha kabul edilebilir olabilir; muhtemelen ABD şirketlerinin geri dönmesini ve Venezuela’nın petrolünün kontrol altına alınmasını kastediyor. Aslında Maduro, 2025’te benzer bir anlaşma yapmaya çalışmıştı, ancak Trump onun teklifini kabul etmedi çünkü Maduro tamamen zehirli hale gelmişti. Şu anda Trump, Maduro sonrası bir hükümetle bunu yapmaya istekli gibi görünüyor.
ABD’nin Maduro’yu bu kadar kolay yakalaması, Venezuela güçlerinin bir tür iç iş birliği yaptığına işaret ediyor; bu bir saray darbesi olabilir. Trump, Rodríguez’in ‘Venezuela’yı yeniden büyük yapmak’ için gerekeni yapmaya hazır olduğunu düşünüyor. Üstelik şaşırtıcı bir şekilde, muhalefet lideri María Corina Machado’nun ülkeyi yönetmek için gerekli saygıya sahip olmadığını söyledi. Dolayısıyla Trump, petrol güvenliği ve ulusal güvenlik konusunda ABD’nin taleplerini karşılamak için Venezuela’nın mevcut hükümetiyle çalışabileceğini düşünüyor gibi görünüyor.
Ancak rejim bu talepleri karşılamaya istekli olmayabilir ve Trump’ın daha fazla askeri saldırı ve nihayetinde kara işgaliyle baskıyı artırmaktan başka seçeneği kalmayabilir. Bu durumda, Venezuela’nın karadan işgali askerî açıdan ABD için zor olmayabilir, ancak ülke geniş bir yüzölçümüne, büyük bir nüfusa ve birçok aktif paramiliter ve suç grubuna sahip olduğu için anarşiye veya iç savaş benzeri bir duruma sürüklenebilir.
Venezuelalıların çoğu Maduro’nun gitmesinden memnun olsa da ABD’nin başka bir ülkeye girip liderini kaçırmasının iyi bir politika stratejisi olduğunu düşünmüyorum; bu, dünyayı daha tehlikeli hale getirir. Ekonomik toparlanma sağlanırsa, iktidardaki hükümet serbest seçimleri kazanabilir, ancak bu Venezuela’nın gerçek bir demokrasi olacağı anlamına gelmez; bunun yerine, ABD’nin askeri gücüyle kimin iktidarda olacağını belirleyeceği, itaatkâr bir hükümetle karşılaşabiliriz.”
Bu yazı ilk kez 4 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

https://www.nytimes.com/2026/01/03/opinion/venezuela-attack-trump-us.html
https://www.nytimes.com/2026/01/03/opinion/venezuela-trump.html
https://www.theatlantic.com/international/2026/01/attack-venezuela-incoherent/685488/
https://foreignpolicy.com/2026/01/03/the-downside-of-trumps-venezuela-op/
https://www.foreignaffairs.com/venezuela/venezuela-after-maduro-francisco-rodriguez



