Türkiye-İngiltere- AB üçgeninde ilişkilere yeni ayarlar

Türkiye ve Birleşik Krallık serbest ticaret anlaşması, ilişkilerin derinleşmesi için neler vadediyor? Brexit, Türkiye’nin önüne ‘yeni bir model’ olarak konulabilir mi? Türkiye, Birleşik Krallık ve AB üçgeninde fırsatları ve riskleri Doç. Dr. Çiğdem Nas yazdı.

4,5 yıldır devam eden ayrılma süreci tamamlandı ve Birleşik Krallık (BK) resmen Avrupa Birliği’nden (AB) çıktı. Brexit sonrasında dünyanın altıncı büyük ekonomisi, Türkiye’nin ihracatında ikinci sırada gelen ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan BK bu yeni dönemde, Türkiye ile de yeni bir sayfa açarak serbest ticaret anlaşması imzaladı.

Birleşik Krallık Brexit ile AB gümrük birliğinden de çıkmış oldu. BK ile AB’nin anlaşma sonrasında da hem ortaya çıkan pürüzleri gidermek ve ilişkilere ince ayar yapmak, hem de daha kapsamlı bir ilişki ortaya çıkarmak için müzakere etmeye devam etmesi bekleniyor. BK’nin en güçlü sektörlerinden mali hizmetlerde karşılaşılan kayıplar anlaşmanın kısa süre içinde esaslı bir revizyona ihtiyaç duyacağına işaret ediyor.

BK ile AB arasındaki anlaşmanın akabinde de hazırda bekletilen Türkiye-BK Serbest Ticaret Anlaşması Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ve BK’nin Ankara Büyükelçisi Dominick Chilcott tarafından imzalandı. AB ile BK anlaşmaya varamadan, Türkiye’nin BK ile bir anlaşma imzalaması, Türkiye açısından AB ile gümrük birliği yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelecek ve zaten kötü durumda olan ilişkileri daha da gerginleştirecekti. Bu şekilde AB ile bir yol kazası da önlenmiş oldu.

Yeni dönem, yeni fırsatlar ve yeni beklentiler

BK ile Türkiye arasında imzalanan anlaşma iki ülke arasında mal ticaretinde serbest ticaret alanı oluşturarak, BK’nin AB üyesi olduğu dönemde Türkiye ile gümrük birliğinin de bir parçası olmasından kaynaklanan tercihli ticaret koşullarını korumak ve ticaretin daha da serbestleşmesi için uygun koşulları hazırlamayı hedefliyor.

Eğer bu anlaşma imzalanmasaydı, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın açıklamasına göre, Türkiye’den BK’ye yapılan ihracatın %75’i vergi yükü ile karşı karşıya kalacaktı. Bu anlaşma ile var olan ticaretin aynı olmasa da büyük ölçüde benzer koşullarda devamlılığı sağlandı. İlişkilerin daha da geliştirilmesine açık kapı da bırakıldı. Anlaşmanın güncellenmesi ve kapsamının genişletilmesine yönelik olarak iki yıl içinde yeniden müzakerelere başlanması öngörüldü.

Anlaşma, ulusal muamele ve pazara giriş kurallarından gümrükler ve ticaretin kolaylaştırılmasına, sağlık ve bitki sağlığı önlemlerinde işbirliğinden rekabet ve fikri mülkiyet haklarının korunması gibi başlıklara kadar birçok alanı kapsıyor. Anlaşmanın düzgün ve etkin bir şekilde uygulanması için Birleşik Krallık-Türkiye Ortak Komitesi de oluşturuluyor. Buna göre, anlaşmanın uygulanması ve yorumlanmasına ilişkin konular Ortak Komitede görüşülebilir. Ayrıca herhangi bir anlaşmazlığın 60 gün içinde çözümlenmemesi halinde, konu tahkime götürülebilir.

Anlaşma bir devamlılık anlaşması olduğu için büyük ölçüde mal ticaretini düzenliyor ve tarım ürünleri ticaretinde de var olan tavizlerin korunmasını hedefliyor. Oysa gerek Türkiye gerekse BK yetkilileri mal ticaretinin ötesine geçen derin ve kapsamlı bir ticari ve ekonomik ilişki oluşturmayı hedeflediklerini belirtmişlerdi.

Bu kapsamda anlaşmanın sonunda ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla 2 yıl içinde, tarafların tekrar bir araya gelerek anlaşmayı revize etmek ve genişletmek üzere müzakerelere başlaması öngörülüyor. Bu gözden geçirmeye konu olması planlanan alanlar şunlar: Tarım ürünleri ticareti, hizmetler ticareti, yatırımlar, sübvansiyonlar, sürdürülebilir kalkınma, çevre, iklim değişikliği, işgücü, yolsuzlukla mücadele, dijital ekonomi, küçük ve orta ölçekli işletmeler ve fikri mülkiyet. Dolayısıyla 2 yıl içinde müzakerelere devam edilmesi ve başarı ile sonuçlanması halinde, BK ve Türkiye arasında tarım, hizmetler, yatırım, çevre, dijital ekonomi gibi alanları da kapsayacak şekilde daha derin ve kapsamlı bir ticari ve ekonomik ilişkinin oluşturulması söz konusu olabilecek.

Brexit sonrasında dünyanın altıncı büyük ekonomisi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan BK’nin küresel iddiasını devam ettirmeye niyetli olduğu görülüyor. Bu kapsamda Türkiye ile olan ilişkisine de özel bir önem atfediyor. Savunma sanayi, güvenlik, dijitalleşme, sağlık ekonomisi, yüksek öğrenim, hizmet sektörleri ve tarım, sanayinin yanı sıra Türkiye ile BK işbirliğinde umut vadeden sektörleri oluşturuyor.

İlişkiler jeostrateji alanında ne vadediyor?

Jeostratejik ve jeopolitik açıdan bakıldığında ise, Avrupa’da olup da AB üyesi olmayan ve farklılıkları yanında ortak noktaları da bulunan bu iki ülkenin bölgesel konularda daha yakın işbirliği içinde bulunacağı öngörülebilir. Brexit ile birlikte AB ortak pozisyonlarının dışında kalan BK’nin dış politika ve güvenlik alanında daha esnek ve işbirliğine açık bir yapıya kavuşacağını söylemek mümkün.

Giderek bölgesinde daha aktif olan ve Suriye, Libya ve Dağlık Karabağ gibi birçok bölgesel meseleye müdahil olan Türkiye ile ortak çıkar ve hedefler doğrultusunda işbirliği ve eşgüdüm BK için de cazip olacaktır. Türkiye açısından bakıldığında da, bölgesindeki birçok ülke ve AB ile dış ve güvenlik politikası alanında sorunları bulunan ve yanlızlaşan Türkiye için NATO’da birlikte olunan BK ile yakın bir işbirliğinin uluslararası sistemdeki rolünü üst seviyeye çıkarabileceği öngörülebilir.

Öte yandan ABD’de 20 Ocak’ta göreve başlayan ABD Başkanı Joe Biden yönetimi yakın dönemde bu işbirliğinin sınırlarını çizmekte belirleyici olacaktır. AB ve BK arasındaki özel ilişki, dış politika alanında Brexit sonrası BK’nin ABD ile koordineli hareket etmeye daha da fazla önem vereceğine işaret ediyor. BK’nin Pasifik’te bir serbest ticaret alanı yaratma girişimi olan Kapsamlı ve Progresif Trans-Pasifik Ortaklığı’na başvuracağını açıklaması da, değişen ekonomik dengeleri yakından takip ederek ticaret politikasına yön verme istekliliğini ortaya koyuyor. BK’nin AB Tek Pazarından ayrılmanın doğuracağı olası kayıpları kompanse etmek ve Brexit’in yanlış bir karar olmadığını kanıtlamak için peşi sıra attığı bu kararlı ve hızlı adımlar, Türkiye ile de işbirliği ve ortak eylemlere son derece açık olacağının bir göstergesi. Türkiye’nin ABD ile sorunlarını çözmesi ve daha etkili bir ilişkiyi tesis edebilmesine bağlı olarak ABD’de yeni dönem BK-Türkiye işbirliğini daha ileri noktalara taşıyabilir.

2021 itibarıyla Doğu Akdeniz ve Ege’deki gerilimin dinmesi, Yunanistan ile Türkiye arasında istikşafi görüşmelere yeniden başlanması ve AB’nin önerdiği Doğu Akdeniz Konferansı’na Türkiye’nin de olumlu bakması, bölgede Batı ile daha uyumlu bir işbirliğinin mümkün olabileceğini gösteriyor.

Türkiye’ye Birleşik Krallık modeli önerilebilir mi?

Brexit sonrası dönemde BK ile yakın bir işbirliğinin tesis edilmesi, Türkiye’nin Avrupa ve AB nezdindeki konumunu da etkileyecek. Öncelikle komşuluk alanında çoklu sorun ve sınamalarla karşı karşıya olan AB, BK ile yeni ilişkisinin temellerini attıktan sonra Avrupa’da veya yakın çevresinde olan, ancak AB üyesi olmayan benzeri ülkelerle de ilişkilerini sürdürülebilir bir rotaya sokmayı arzu ediyor. Bu ülkeler arasında Türkiye de var.

Bu açıdan bakıldığında BK ile AB’nin yaptığı ayrılma anlaşması, AB tarafından bir model olarak Türkiye’nin karşısına getirilebilir. Zira AB, BK gibi üyeliği terk etmiş, Türkiye gibi üyelik perspektifini yitirmeye yüz tutmuş veya Rusya gibi hiçbir zaman bu perspektife sahip olmamış ülkeler ile yakın işbirliğini esas alan bir zemin oluşturmayı hedefliyor. Nitekim Almanya’da iktidardaki Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin Başkanı olmak için aday olan ancak Armin Laschet karşısında kaybeden Friedrich Merz, Brexit’in Türkiye ve Rusya gibi ülkelere de model olabileceğini söylemişti.

Türkiye için böyle bir teklif kabul edilemez olarak görülse de, üyeliğin gerçekleşmemesi durumunda geçerliliği artacak olan bir alternatif olarak karşısına çıkabilir. AB’nin gelecekteki yapısının ele alınacağı Avrupa’nın Geleceği Konferansı’nın 2021 yılı içinde toplanması öngörülüyor. Bu konferansta Avrupa entegrasyonuna üye olarak dahil olmayan Avrupa ülkelerine yönelik yaklaşım ve farklılaştırılmış entegrasyon modelleri de ele alınacak. Kurumsal yapıya getirilebilecek bazı yenilikler AB ile ilişkilerin geleceği açısından belirleyici olacak.

BK-Türkiye anlaşması AB ile ekonomik ilişkileri hızlandırabilir mi?

Ekonomik olarak bakıldığında ise, BK ile imzalanan Anlaşma Türkiye’nin ihracatında ikinci sırada gelen bir ülke ile ilişkilerini korumasını sağlaması ve geliştirmesine vesile hazırladı. Özellikle var olan ilişkilerin geliştirilmesine yönelik olarak hızla adım atılırsa bu Türkiye ve AB arasında başlaması öngörülen ancak siyasi sebeplerle mümkün olmayan gümrük birliği güncellenme sürecinin başlatılması için de itici rol oynayabilir.

Bunun yanında AB’nin öncelikli hedefini oluşturan Yeşil Mutabakat konusunda işbirliği de mümkün olabilir. Çevre dostu yeşil teknolojiler, elektriklli araç üretimi, atık yönetimi, döngüsel ekonomi ve yenilenebilir enerji yeni işbirliği alanlarını oluşturabilir.

BK, Türkiye’nin AB’ye ihracatında Almanya’nın arkasından ikinci ülkeydi. 2019’da 88 milyar dolar ile ihracatımızın %49’u AB’ye yapıldı. BK’ye yapılan ihracatın 2019’da 10.870 milyar dolar olarak gerçekleştiği dikkate alınırsa, BK’nin AB’den çıkışından sonra ihracatımızda AB’nin payının en az %10 oranında azalacağını söylemek mümkün. Bu durum AB ile ticari ilişkimizin güncellenmesi için ek bir sebep oluşturabilir. Türkiye’nin gerekli reformları yapmasına bağlı olarak Türkiye ve AB arasından gümrük birliğinin güncellenmesi ve modernizasyonu da yeniden gündeme gelebilir. Zaten AB Konseyi, 1 Ekim tarihli Zirvesinde gümrük birliğinin güncellenmesi konusunu ilişkilerde pozitif siyasi gündem kapsamında önermişti. Bu konu 10 Aralık Zirvesinde tekrar gündeme gelmiş ve ekonomi ve ticaret alanı ifadesi ile daha muğlak bir şekilde yer almıştı. Konu Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki eylemlerini durdurması şartına bağlandığı için bugüne kadar ilerleme kaydetmek mümkün olamamıştı.

AB ile ilişkiler açısından yeni yıla hızlı başlangıç

Türkiye, AB ile ilişkiler açısından yeni yıla hızlı bir giriş yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile görüşmesi, Türkiye’deki AB üyesi ülkelerin Büyükelçileri ile toplantısı, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Türkiye ziyareti, Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslar, diplomasiye ağırlık verileceğine işaret ediyor. Türkiye’de başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere yetkililer AB’nin stratejik hedef olmaya devam ettiğini açıkladılar. Bunun yanında yargı reformunu içeren kapsamlı bir paketin yakın zamanda TBMM Genel Kuruluna geleceği de kamuoyuna yansıyan haberler arasında yer alıyor. Somut reform adımlarının atılmasına bağlı olarak Türkiye’nin AB sürecinde ilerleme sağlama olasılığı önümüzde duruyor.

Diplomatik temasların artması, AB hedefine geri dönülmesi, yeni yılda Doğu Akdeniz’de daha ılımlı bir ortamın oluşması ve AB’nin de önerdiği çoktaraflı konferans gibi bazı girişimlerin hız kazanması ile pozitif gündemin hayata geçirilmesi ve gümrük birliğinin güncellenmesi sürecinin somutlaşması mümkün olabilir.

Bu açıdan AB’nin Türkiye ile ilişkileri yeniden ele almayı planladığı 25-26 Mart AB Konseyi Zirvesi kritik önem taşıyor. Türkiye’nin BK ile imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmasına ek olarak AB ile de var olan ticari ve ekonomik ilişkileri yeni bir düzleme taşıyabileceği gümrük birliği modernizasyonu müzakerelerinin başlatılması ekonominin canlanması, ticaretin sadece hacim olarak değil katma değer olarak da artış göstermesi ve ülkeye gelen yatırımların artması için tetikleyici bir etki yaratabilir.

Türkiye BK ile yakın ilişkiler tesis ederken, AB ile ilişkilerini de onarma ve geliştime imkanına da sahiptir. Bu şekilde biri uluslarüstü örgüt, diğeri de devlet olan bu iki önde gelen aktör ile birbirini de pekiştiren ve geliştiren yakın işbirliği ve eşgüdüm olasılıkları gerçekleşebilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 1 Şubat 2021’de yayımlanmıştır.

Çiğdem Nas
Çiğdem Nas
Doç. Dr. Çiğdem Nas, İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri ve Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisi. 1988 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünü tamamladı, daha sonra London School of Economics'de Avrupa Sosyal Politikası alanında yüksek lisans ve Marmara Üniversitesi AB Enstitüsü'nde AB siyaseti ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora yaptı. Akademik ilgi alanları arasında Avrupa birliği, AB-Türkiye ilişkileri, Avrupa siyaseti ve demokratikleşme konuları bulunuyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Türkiye-İngiltere- AB üçgeninde ilişkilere yeni ayarlar

Türkiye ve Birleşik Krallık serbest ticaret anlaşması, ilişkilerin derinleşmesi için neler vadediyor? Brexit, Türkiye’nin önüne ‘yeni bir model’ olarak konulabilir mi? Türkiye, Birleşik Krallık ve AB üçgeninde fırsatları ve riskleri Doç. Dr. Çiğdem Nas yazdı.

4,5 yıldır devam eden ayrılma süreci tamamlandı ve Birleşik Krallık (BK) resmen Avrupa Birliği’nden (AB) çıktı. Brexit sonrasında dünyanın altıncı büyük ekonomisi, Türkiye’nin ihracatında ikinci sırada gelen ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan BK bu yeni dönemde, Türkiye ile de yeni bir sayfa açarak serbest ticaret anlaşması imzaladı.

Birleşik Krallık Brexit ile AB gümrük birliğinden de çıkmış oldu. BK ile AB’nin anlaşma sonrasında da hem ortaya çıkan pürüzleri gidermek ve ilişkilere ince ayar yapmak, hem de daha kapsamlı bir ilişki ortaya çıkarmak için müzakere etmeye devam etmesi bekleniyor. BK’nin en güçlü sektörlerinden mali hizmetlerde karşılaşılan kayıplar anlaşmanın kısa süre içinde esaslı bir revizyona ihtiyaç duyacağına işaret ediyor.

BK ile AB arasındaki anlaşmanın akabinde de hazırda bekletilen Türkiye-BK Serbest Ticaret Anlaşması Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ve BK’nin Ankara Büyükelçisi Dominick Chilcott tarafından imzalandı. AB ile BK anlaşmaya varamadan, Türkiye’nin BK ile bir anlaşma imzalaması, Türkiye açısından AB ile gümrük birliği yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelecek ve zaten kötü durumda olan ilişkileri daha da gerginleştirecekti. Bu şekilde AB ile bir yol kazası da önlenmiş oldu.

Yeni dönem, yeni fırsatlar ve yeni beklentiler

BK ile Türkiye arasında imzalanan anlaşma iki ülke arasında mal ticaretinde serbest ticaret alanı oluşturarak, BK’nin AB üyesi olduğu dönemde Türkiye ile gümrük birliğinin de bir parçası olmasından kaynaklanan tercihli ticaret koşullarını korumak ve ticaretin daha da serbestleşmesi için uygun koşulları hazırlamayı hedefliyor.

Eğer bu anlaşma imzalanmasaydı, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın açıklamasına göre, Türkiye’den BK’ye yapılan ihracatın %75’i vergi yükü ile karşı karşıya kalacaktı. Bu anlaşma ile var olan ticaretin aynı olmasa da büyük ölçüde benzer koşullarda devamlılığı sağlandı. İlişkilerin daha da geliştirilmesine açık kapı da bırakıldı. Anlaşmanın güncellenmesi ve kapsamının genişletilmesine yönelik olarak iki yıl içinde yeniden müzakerelere başlanması öngörüldü.

Anlaşma, ulusal muamele ve pazara giriş kurallarından gümrükler ve ticaretin kolaylaştırılmasına, sağlık ve bitki sağlığı önlemlerinde işbirliğinden rekabet ve fikri mülkiyet haklarının korunması gibi başlıklara kadar birçok alanı kapsıyor. Anlaşmanın düzgün ve etkin bir şekilde uygulanması için Birleşik Krallık-Türkiye Ortak Komitesi de oluşturuluyor. Buna göre, anlaşmanın uygulanması ve yorumlanmasına ilişkin konular Ortak Komitede görüşülebilir. Ayrıca herhangi bir anlaşmazlığın 60 gün içinde çözümlenmemesi halinde, konu tahkime götürülebilir.

Anlaşma bir devamlılık anlaşması olduğu için büyük ölçüde mal ticaretini düzenliyor ve tarım ürünleri ticaretinde de var olan tavizlerin korunmasını hedefliyor. Oysa gerek Türkiye gerekse BK yetkilileri mal ticaretinin ötesine geçen derin ve kapsamlı bir ticari ve ekonomik ilişki oluşturmayı hedeflediklerini belirtmişlerdi.

Bu kapsamda anlaşmanın sonunda ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla 2 yıl içinde, tarafların tekrar bir araya gelerek anlaşmayı revize etmek ve genişletmek üzere müzakerelere başlaması öngörülüyor. Bu gözden geçirmeye konu olması planlanan alanlar şunlar: Tarım ürünleri ticareti, hizmetler ticareti, yatırımlar, sübvansiyonlar, sürdürülebilir kalkınma, çevre, iklim değişikliği, işgücü, yolsuzlukla mücadele, dijital ekonomi, küçük ve orta ölçekli işletmeler ve fikri mülkiyet. Dolayısıyla 2 yıl içinde müzakerelere devam edilmesi ve başarı ile sonuçlanması halinde, BK ve Türkiye arasında tarım, hizmetler, yatırım, çevre, dijital ekonomi gibi alanları da kapsayacak şekilde daha derin ve kapsamlı bir ticari ve ekonomik ilişkinin oluşturulması söz konusu olabilecek.

Brexit sonrasında dünyanın altıncı büyük ekonomisi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan BK’nin küresel iddiasını devam ettirmeye niyetli olduğu görülüyor. Bu kapsamda Türkiye ile olan ilişkisine de özel bir önem atfediyor. Savunma sanayi, güvenlik, dijitalleşme, sağlık ekonomisi, yüksek öğrenim, hizmet sektörleri ve tarım, sanayinin yanı sıra Türkiye ile BK işbirliğinde umut vadeden sektörleri oluşturuyor.

İlişkiler jeostrateji alanında ne vadediyor?

Jeostratejik ve jeopolitik açıdan bakıldığında ise, Avrupa’da olup da AB üyesi olmayan ve farklılıkları yanında ortak noktaları da bulunan bu iki ülkenin bölgesel konularda daha yakın işbirliği içinde bulunacağı öngörülebilir. Brexit ile birlikte AB ortak pozisyonlarının dışında kalan BK’nin dış politika ve güvenlik alanında daha esnek ve işbirliğine açık bir yapıya kavuşacağını söylemek mümkün.

Giderek bölgesinde daha aktif olan ve Suriye, Libya ve Dağlık Karabağ gibi birçok bölgesel meseleye müdahil olan Türkiye ile ortak çıkar ve hedefler doğrultusunda işbirliği ve eşgüdüm BK için de cazip olacaktır. Türkiye açısından bakıldığında da, bölgesindeki birçok ülke ve AB ile dış ve güvenlik politikası alanında sorunları bulunan ve yanlızlaşan Türkiye için NATO’da birlikte olunan BK ile yakın bir işbirliğinin uluslararası sistemdeki rolünü üst seviyeye çıkarabileceği öngörülebilir.

Öte yandan ABD’de 20 Ocak’ta göreve başlayan ABD Başkanı Joe Biden yönetimi yakın dönemde bu işbirliğinin sınırlarını çizmekte belirleyici olacaktır. AB ve BK arasındaki özel ilişki, dış politika alanında Brexit sonrası BK’nin ABD ile koordineli hareket etmeye daha da fazla önem vereceğine işaret ediyor. BK’nin Pasifik’te bir serbest ticaret alanı yaratma girişimi olan Kapsamlı ve Progresif Trans-Pasifik Ortaklığı’na başvuracağını açıklaması da, değişen ekonomik dengeleri yakından takip ederek ticaret politikasına yön verme istekliliğini ortaya koyuyor. BK’nin AB Tek Pazarından ayrılmanın doğuracağı olası kayıpları kompanse etmek ve Brexit’in yanlış bir karar olmadığını kanıtlamak için peşi sıra attığı bu kararlı ve hızlı adımlar, Türkiye ile de işbirliği ve ortak eylemlere son derece açık olacağının bir göstergesi. Türkiye’nin ABD ile sorunlarını çözmesi ve daha etkili bir ilişkiyi tesis edebilmesine bağlı olarak ABD’de yeni dönem BK-Türkiye işbirliğini daha ileri noktalara taşıyabilir.

2021 itibarıyla Doğu Akdeniz ve Ege’deki gerilimin dinmesi, Yunanistan ile Türkiye arasında istikşafi görüşmelere yeniden başlanması ve AB’nin önerdiği Doğu Akdeniz Konferansı’na Türkiye’nin de olumlu bakması, bölgede Batı ile daha uyumlu bir işbirliğinin mümkün olabileceğini gösteriyor.

Türkiye’ye Birleşik Krallık modeli önerilebilir mi?

Brexit sonrası dönemde BK ile yakın bir işbirliğinin tesis edilmesi, Türkiye’nin Avrupa ve AB nezdindeki konumunu da etkileyecek. Öncelikle komşuluk alanında çoklu sorun ve sınamalarla karşı karşıya olan AB, BK ile yeni ilişkisinin temellerini attıktan sonra Avrupa’da veya yakın çevresinde olan, ancak AB üyesi olmayan benzeri ülkelerle de ilişkilerini sürdürülebilir bir rotaya sokmayı arzu ediyor. Bu ülkeler arasında Türkiye de var.

Bu açıdan bakıldığında BK ile AB’nin yaptığı ayrılma anlaşması, AB tarafından bir model olarak Türkiye’nin karşısına getirilebilir. Zira AB, BK gibi üyeliği terk etmiş, Türkiye gibi üyelik perspektifini yitirmeye yüz tutmuş veya Rusya gibi hiçbir zaman bu perspektife sahip olmamış ülkeler ile yakın işbirliğini esas alan bir zemin oluşturmayı hedefliyor. Nitekim Almanya’da iktidardaki Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin Başkanı olmak için aday olan ancak Armin Laschet karşısında kaybeden Friedrich Merz, Brexit’in Türkiye ve Rusya gibi ülkelere de model olabileceğini söylemişti.

Türkiye için böyle bir teklif kabul edilemez olarak görülse de, üyeliğin gerçekleşmemesi durumunda geçerliliği artacak olan bir alternatif olarak karşısına çıkabilir. AB’nin gelecekteki yapısının ele alınacağı Avrupa’nın Geleceği Konferansı’nın 2021 yılı içinde toplanması öngörülüyor. Bu konferansta Avrupa entegrasyonuna üye olarak dahil olmayan Avrupa ülkelerine yönelik yaklaşım ve farklılaştırılmış entegrasyon modelleri de ele alınacak. Kurumsal yapıya getirilebilecek bazı yenilikler AB ile ilişkilerin geleceği açısından belirleyici olacak.

BK-Türkiye anlaşması AB ile ekonomik ilişkileri hızlandırabilir mi?

Ekonomik olarak bakıldığında ise, BK ile imzalanan Anlaşma Türkiye’nin ihracatında ikinci sırada gelen bir ülke ile ilişkilerini korumasını sağlaması ve geliştirmesine vesile hazırladı. Özellikle var olan ilişkilerin geliştirilmesine yönelik olarak hızla adım atılırsa bu Türkiye ve AB arasında başlaması öngörülen ancak siyasi sebeplerle mümkün olmayan gümrük birliği güncellenme sürecinin başlatılması için de itici rol oynayabilir.

Bunun yanında AB’nin öncelikli hedefini oluşturan Yeşil Mutabakat konusunda işbirliği de mümkün olabilir. Çevre dostu yeşil teknolojiler, elektriklli araç üretimi, atık yönetimi, döngüsel ekonomi ve yenilenebilir enerji yeni işbirliği alanlarını oluşturabilir.

BK, Türkiye’nin AB’ye ihracatında Almanya’nın arkasından ikinci ülkeydi. 2019’da 88 milyar dolar ile ihracatımızın %49’u AB’ye yapıldı. BK’ye yapılan ihracatın 2019’da 10.870 milyar dolar olarak gerçekleştiği dikkate alınırsa, BK’nin AB’den çıkışından sonra ihracatımızda AB’nin payının en az %10 oranında azalacağını söylemek mümkün. Bu durum AB ile ticari ilişkimizin güncellenmesi için ek bir sebep oluşturabilir. Türkiye’nin gerekli reformları yapmasına bağlı olarak Türkiye ve AB arasından gümrük birliğinin güncellenmesi ve modernizasyonu da yeniden gündeme gelebilir. Zaten AB Konseyi, 1 Ekim tarihli Zirvesinde gümrük birliğinin güncellenmesi konusunu ilişkilerde pozitif siyasi gündem kapsamında önermişti. Bu konu 10 Aralık Zirvesinde tekrar gündeme gelmiş ve ekonomi ve ticaret alanı ifadesi ile daha muğlak bir şekilde yer almıştı. Konu Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki eylemlerini durdurması şartına bağlandığı için bugüne kadar ilerleme kaydetmek mümkün olamamıştı.

AB ile ilişkiler açısından yeni yıla hızlı başlangıç

Türkiye, AB ile ilişkiler açısından yeni yıla hızlı bir giriş yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile görüşmesi, Türkiye’deki AB üyesi ülkelerin Büyükelçileri ile toplantısı, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Türkiye ziyareti, Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslar, diplomasiye ağırlık verileceğine işaret ediyor. Türkiye’de başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere yetkililer AB’nin stratejik hedef olmaya devam ettiğini açıkladılar. Bunun yanında yargı reformunu içeren kapsamlı bir paketin yakın zamanda TBMM Genel Kuruluna geleceği de kamuoyuna yansıyan haberler arasında yer alıyor. Somut reform adımlarının atılmasına bağlı olarak Türkiye’nin AB sürecinde ilerleme sağlama olasılığı önümüzde duruyor.

Diplomatik temasların artması, AB hedefine geri dönülmesi, yeni yılda Doğu Akdeniz’de daha ılımlı bir ortamın oluşması ve AB’nin de önerdiği çoktaraflı konferans gibi bazı girişimlerin hız kazanması ile pozitif gündemin hayata geçirilmesi ve gümrük birliğinin güncellenmesi sürecinin somutlaşması mümkün olabilir.

Bu açıdan AB’nin Türkiye ile ilişkileri yeniden ele almayı planladığı 25-26 Mart AB Konseyi Zirvesi kritik önem taşıyor. Türkiye’nin BK ile imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmasına ek olarak AB ile de var olan ticari ve ekonomik ilişkileri yeni bir düzleme taşıyabileceği gümrük birliği modernizasyonu müzakerelerinin başlatılması ekonominin canlanması, ticaretin sadece hacim olarak değil katma değer olarak da artış göstermesi ve ülkeye gelen yatırımların artması için tetikleyici bir etki yaratabilir.

Türkiye BK ile yakın ilişkiler tesis ederken, AB ile ilişkilerini de onarma ve geliştime imkanına da sahiptir. Bu şekilde biri uluslarüstü örgüt, diğeri de devlet olan bu iki önde gelen aktör ile birbirini de pekiştiren ve geliştiren yakın işbirliği ve eşgüdüm olasılıkları gerçekleşebilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 1 Şubat 2021’de yayımlanmıştır.

Çiğdem Nas
Çiğdem Nas
Doç. Dr. Çiğdem Nas, İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri ve Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisi. 1988 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünü tamamladı, daha sonra London School of Economics'de Avrupa Sosyal Politikası alanında yüksek lisans ve Marmara Üniversitesi AB Enstitüsü'nde AB siyaseti ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora yaptı. Akademik ilgi alanları arasında Avrupa birliği, AB-Türkiye ilişkileri, Avrupa siyaseti ve demokratikleşme konuları bulunuyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x