Uzayın kurallarını belirleyen anlaşma: Ya bize katılın ya gölge etmeyin!

Dünya pandemi, ekonomik kriz, bitmeyen çatışmalarla boğuşurken, uzay çalışmalarının kurallarını belirleyen Artemis Anlaşması imzalandı. Anlaşma neden önemli? Satır aralarında neler var? ABD’nin hedefi ne? Rusya ve Çin neden imzalamadı?

Dünyamız gittikçe eskidiğine ve kaynaklarının hızla tükendiğine dair emareler verirken, uzay çalışmaları hem devletler hem de özel şirketler için tekrar önem kazanmaya başladı. Uzaya yatırım yapmak isteyenlerin sayısı da artınca kaçınılmaz olan gerçekleşti: Ekim ayında anlaşmaya taraf devletlerin uzayda nasıl beraber çalışacaklarını düzenleyen Artemis Anlaşması imzalandı.

Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA) tarafından hazırlanan, uzay boşluğunun barışçıl kullanımı için kuralları belirlemeyi hedefleyen Ay yüzeyindeki davranışları yönetecek temel ilkeleri ortaya koyan Artemis Anlaşması’nı imzalayan ülkelerse ABD, Avustralya, İngiltere, Birleşik Arap Emirlikleri, Japonya, Kanada, İtalya ve Lüksemburg.

Bu anlaşmayı daha iyi anlayabilmek için program detaylarını incelemekte fayda var. Artemis programı “Apollo’nun ikiz kız kardeşi” Artemis’ten adını alıyor, Ay üzerinde ilk kadın astronotun yürümesini odağına alıyor. Bu sayede ulusal ve uluslararası kamuoyunun desteğini almanın yanı sıra Apollo programının devamı niteliğinde olduğunun da altı çiziliyor.

2024 gibi yakın bir tarihte astronotların Ay yüzeyine ineceklerini vaat etmesinin yanı sıra Ay’ın sürekli yerleşim yoluyla Mars için bir zıplama tahtası olarak kullanılacağının da müjdesini veriyor. Bunun için 2030 yılında mürettebatlı bir Ay üssü kurulması amaçlanıyor.

İşte Artemis Anlaşması da aynı isimli programın ihtiyaç duyduğu uluslararası finansman ve işbirliğinin temel ilkelerini belirlemesi açısından önemli. Uzay kaynakları madenciliğinin uluslararası hukuka uygun olduğuna dair açık bir ifade kullanılması da imzacı devletlerin ve bu devletlerde kurulu şirketlerin beklentilerini karşılar nitelikte.

50 yıl sonra yeniden rekabet

Oysa 60’lı yıllarda Ay’a gitmeye çalışan sadece iki devlet vardı: ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB). Bu iki ülke, o yıllarda dünyada giriştikleri Soğuk Savaş nedeniyle yaşadıkları rekabeti uzaya da taşımışlardı.

Her ne kadar uzaya gitmeyi ilk başaran SSCB olsa da Ay’a ayak basmak ABD’ye nasip oldu. Neil Armstrong’un Ay’a ayak bastığı meşhur Apollo 11 görevinden sonra 6 görevin 5’i başarı ile tamamlandı ve toplamda 12 insan Ay yüzeyine ayak izlerini bırakmayı başardı.

Bu saygınlık ve teknolojik gösteri amaçlı rekabetin ardından, SSCB de dağıldıktan sonra, fayda-maliyet ilişkisi de göz önünde bulundurularak Ay serüvenine neredeyse 50 yıllık bir ara verildi.

Günümüzde ise Ay’a gitmek isteyen pek çok ülke ve uluslararası uzay ajansı var. Bütün bunların dışında kendi finansmanları ölçüsünde Ay ve Mars seferleri planlayan milyarderler ve çok uluslu şirketlerin de olduğunu da görüyoruz. Böyle olunca uzayı kullanmanın kurallarını belirlemek de kaçınılmaz oldu.

Birleşmiş Milletler, uzay çalışmaları ve uzay kaynaklarının değerlendirilmesi konusunda belki de dünyada başarılamayanı başarmaya, yani uzayın tüm insanlığın yüksek yararı için kullanılmasına yönelik politika taahhütleri geliştirmek için çabalıyordu. Bu konuda hukuk normlar oluşturulması için bir dizi anlaşma da imzalanmıştı. Bu anlaşmaların sonuncusu 1979 tarihli, “Devletlerin Ay’da ve Diğer Gök Cisimlerindeki Faaliyetlerini Düzenleyen Anlaşma” kısaca “Ay Anlaşması” olarak da biliniyor.

ABD’nin Ay’da öncelikli olma hamlesi

Fakat ABD, Ay çalışmalarında hazır öne geçmişken bu anlaşmayı imzalamaya yanaşmıyordu. Bununla birlikte 2015’te ABD Kongresi Amerikan şirketlerinin ve vatandaşlarının Ay ve asteroit kaynaklarını kullanmasına açıkça izin veren bir yasa çıkardı. 6 Nisan 2020’de de “Uzay Kaynaklarının İyileştirilmesi ve Kullanılmasına Yönelik Uluslararası Desteğin Teşvik Edilmesi” adlı başkanlık kararnamesi geldi.

ABD’nin bu adımları, Ay üzerindeki doğal kaynakların kullanımı başta olmak üzere, Ay üzerinde kurulacak tesislerin kullanımında Amerikan ulusal önceliklerin ön planda tutulması prensibi ile ilgiliydi.

Ay kaynaklarının olası ticari kullanımıyla ilgili faaliyet göstermek isteyen ülkelerin de ABD’nin girişimine destek olduğunu görüyoruz. Örneğin, Lüksemburg uzay madenciliği konusunda ciddi yatırım yapmış bir ülke. NASA Yöneticisi Jim Bridenstine Artemis programını tarihteki en geniş ve en çeşitli uluslararası insan uzay keşif programı olacağını ve Artemis Anlaşmalarının bu küresel koalisyonu kuracak araç olduğunu ifade etmesi de bir parça bu yüzden.

Çin ve Rusya neden imzalamadı?

Rusya Uzay Ajansı (Roscosmos) başkanı Dmitry Rogozin anlaşmayı “Irak veya Afganistan’a yol açacak bir işgal” olarak nitelendirdi. Bu tepkinin arkasında şüphesiz ezeli rakibi ABD’nin uluslararası desteği arkasına alarak öne geçmesi var.

Şeffaflık ve Beraber Çalışabilirlik ilkeleri nedeniyle Rusya anlaşmaya imza koymayı bir süre daha erteleyecektir. Fakat teknolojik öncülüğü olan ülkelerin beraber standartlar geliştirerek uygulamasına Rusya ve diğer ülkelerin uzun süre karşı çıkmaları pek mümkün görünmüyor. NASA Yöneticisi Bridenstine’ın “Bir davranış standardı belirlemenin, ülkelerin imzacı olmasalar bile uzayda çalışma biçimlerini etkilemeye yardımcı olabileceğini” söylemesinden Rusya ile ilgili temennilerini de anlayabiliyoruz.

Ay’ın güney kutbuna ulaşmak isteyen Çin için ise durum biraz daha farklı. NASA’nın Çin ile ortaklık kurmadan önce Kongre’nin onayını alması gerekiyor. Bu nedenle anlaşma Çin’e imzaya henüz açılamadı. Diğer taraftan, Artemis Programı’nın, Çin’i uzayda izole etmek ve Çin-ABD uzay ilişkilerini daha da kötüleştirmek için siyasiler tarafından kullanılmasından endişe ediliyor.

Fransa, Almanya ve Hindistan’ın tavrı ne?

Fransa, Almanya ve Hindistan gibi gelişmiş uzay programlarına sahip ülkelerin imzasını da göremiyoruz. Avrupa Uzay Ajansı (ESA)’ya üye pek çok ülke varken, ESA üye ülkelerinden sadece birkaçının anlaşmaya imza atması da incelenmesi gereken bir durum. ESA tek vücut olarak anlaşmayı şimdilik imzalamadı ama uzun müzakerelerden sonra ESA’nın imza atacağını ön görebiliriz.

Her ne kadar maden sahaları çevresinde güvenlik bölgelerinin oluşturulmasının, ülkelerin Ay topraklarının kontrolünü talep etmesine yol açmayacağı değerlendirmeleri yapılsa da, henüz imza atmayan pek çok ülke konuya mülkiyet çerçevesinden bakmaya devam edecek.

Artemis’in önceki anlaşmalardan farkı ne?

Artemis Anlaşması, Birleşmiş Milletler’in bu konuda çeşitli anlaşmalarla ortaya koymaya çalıştığı bazı ilkelerin bir anlamda tekrarı. Bunları da şöyle özetlemek mümkün:

Barışçıl Keşif: Artemis Programı kapsamında yürütülen tüm faaliyetler barışçıl amaçlar için olmalıdır.

Acil Yardım: Artemis Anlaşması’nı imzalayan taraflar, tehlike altındaki personele yardım etmeyi taahhüt eder.

Uzay Nesnelerinin Kaydı: Artemis’e katılan ülkeler Tescil Sözleşmesi’ni imzalamalıdır.

Uzay Çöpleri: Artemis Anlaşması ülkeleri enkazın güvenli bir şekilde imha edilmesini planlamayı taahhüt eder.

Bilimsel Verilerin Yayınlanması: Artemis Anlaşması’nı imzalayan taraflar, tüm dünyanın Artemis yolculuğunda bize katılmasına izin vererek bilimsel bilgilerin kamuya açıklanmasını taahhüt eder.

Şeffaflık ve birlikte çalışılabilirlik

Ancak yine de Artemis Anlaşması’nın, bu BM kurallarını daha ileri götürecek düzenlemeleri de var. Bunların en önemlisi de şeffaflık. Artemis Anlaşması imzacıları, anlaşmazlıkları ve çatışmaları önlemek için faaliyetlerinden birbirlerini haberdar edecekler.

Artemis Anlaşması’nda dikkat çeken başka bir nokta da “birlikte çalışabilirlik” ilkesi. Bir sistemin başka bir sistemin parçaları veya ekipmanlarıyla çalışma veya bunları kullanma becerisi olarak tanımlanabilecek kavramdan söz ediliyor. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda daha önce kısıtlı olarak uygulanmaya çalışılmıştı. Uzay faaliyetlerinin uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından bu ilkenin gelecekte önemli bir rol oynayacağını düşünmek yanıltıcı olmaz.

Anlaşmayı imzalayan devletler, “uzay tabanlı altyapı için mevcut birlikte çalışabilirlik standartlarını kullanmak, mevcut standartların bulunmadığı veya yetersiz olduğu durumlarda bu tür standartları oluşturmak için makul çabayı göstermelerini ve bu standartlara uymayı” da taahhüt ediyor. Böylece uzay çalışmalarının imzacı ülkeler arasında standartlaştırılması da hedefleniyor.

İmzacı ülkelerin birlikte çalışılabilirlik ilkesi ve standart oluşturma sözü aslında onları bir anlamda bir konsorsiyum haline de getiriyor.

Uzay mirası nedir?

Buna ek olarak söylenebilecek başka bir noktaysa anlaşmanın uzay mirasını da tanımlaması. Bu yeni bir kavram. Tıpkı dünya üzerindeki kültürel miras gibi, uzayda insanlık kültürün yarattığı miras da örneğin Apollo 11 iniş sahasındaki meşhur ayak izinin olduğu alan olarak belirlenmiş ve korunması planlanıyor.

Mevcut Birleşmiş Milletler kurullarının ağır yürüyen diplomatik kanallarının aksine, yalnızca Artemis programına dâhil olan ülkelerin imzaladığı bu anlaşma pek çok tartışmayı da beraberinde getirecek gibi görünüyor.

COVID-19 salgını nedeniyle Birleşmiş Milletler Uzayın Barışçıl Amaçlar için Kullanımı Komitesi (COPUOS) toplantılarının yüz yüze gerçekleşemediği şu günlerde, gene Uluslararası Astronotik Kongresinde (IAC) Online bir törenle atılan imzalar ile hayata geçirilen Artemis anlaşması ABD’nin bu alandaki liderlik çabasının bir göstergesi gibi. Kısaca şöyle diyorlar: “Biz Ay’a gidiyoruz, ya bize katılın ya da gölge etmeyin…”

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 13 Kasım 2020’de yayımlanmıştır.

Halit Mirahmetoğlu
Halit Mirahmetoğlu
Halit Mirahmetoğlu - Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri mezunu olan Mirahmetoğlu, Çin Beihang Üniversitesi’nde Uzay Çalışmaları alanında eğitim aldı. Yüksek lisansını Fransa’da International Space University’de ‘Uzay Proje Yönetimi’ üzerine yaptı. Halen Milli Savunma Üniversitesi Hezarfen Havacılık ve Uzay Teknolojileri Enstitüsü’nde doktora çalışmalarına devam ediyor. Yurt içi ve yurt dışında 4000 saati aşkın eğitim ve moderasyon tecrübesi bulunan Mirahmetoğlu Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, İçişleri Bakanlığı ve Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı gibi kurumların düzenlediği proje ve programlarda yer aldı, Uluslararası Astronotik Federasyonu, SGAC Uzay Nesli Tavsiye Kurulu gibi uluslararası kuruluşlarda da çeşitli üst düzey görevlerde bulundu. Türkiye’nin yüksek çözünürlüklü ilk yer gözlem uydusu olan Göktürk-1 projesinde Yönetim Danışmanı olarak görev üstlendi. Halen International Space University’nin mezunlar temsilcisi olarak mütevelli heyetinde yer alıyor ve Gökmen Uzay ve Havacılık Eğitim Merkezi - GUHEM A.Ş.'nin Genel Müdürlüğünü yürütüyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Uzayın kurallarını belirleyen anlaşma: Ya bize katılın ya gölge etmeyin!

Dünya pandemi, ekonomik kriz, bitmeyen çatışmalarla boğuşurken, uzay çalışmalarının kurallarını belirleyen Artemis Anlaşması imzalandı. Anlaşma neden önemli? Satır aralarında neler var? ABD’nin hedefi ne? Rusya ve Çin neden imzalamadı?

Dünyamız gittikçe eskidiğine ve kaynaklarının hızla tükendiğine dair emareler verirken, uzay çalışmaları hem devletler hem de özel şirketler için tekrar önem kazanmaya başladı. Uzaya yatırım yapmak isteyenlerin sayısı da artınca kaçınılmaz olan gerçekleşti: Ekim ayında anlaşmaya taraf devletlerin uzayda nasıl beraber çalışacaklarını düzenleyen Artemis Anlaşması imzalandı.

Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA) tarafından hazırlanan, uzay boşluğunun barışçıl kullanımı için kuralları belirlemeyi hedefleyen Ay yüzeyindeki davranışları yönetecek temel ilkeleri ortaya koyan Artemis Anlaşması’nı imzalayan ülkelerse ABD, Avustralya, İngiltere, Birleşik Arap Emirlikleri, Japonya, Kanada, İtalya ve Lüksemburg.

Bu anlaşmayı daha iyi anlayabilmek için program detaylarını incelemekte fayda var. Artemis programı “Apollo’nun ikiz kız kardeşi” Artemis’ten adını alıyor, Ay üzerinde ilk kadın astronotun yürümesini odağına alıyor. Bu sayede ulusal ve uluslararası kamuoyunun desteğini almanın yanı sıra Apollo programının devamı niteliğinde olduğunun da altı çiziliyor.

2024 gibi yakın bir tarihte astronotların Ay yüzeyine ineceklerini vaat etmesinin yanı sıra Ay’ın sürekli yerleşim yoluyla Mars için bir zıplama tahtası olarak kullanılacağının da müjdesini veriyor. Bunun için 2030 yılında mürettebatlı bir Ay üssü kurulması amaçlanıyor.

İşte Artemis Anlaşması da aynı isimli programın ihtiyaç duyduğu uluslararası finansman ve işbirliğinin temel ilkelerini belirlemesi açısından önemli. Uzay kaynakları madenciliğinin uluslararası hukuka uygun olduğuna dair açık bir ifade kullanılması da imzacı devletlerin ve bu devletlerde kurulu şirketlerin beklentilerini karşılar nitelikte.

50 yıl sonra yeniden rekabet

Oysa 60’lı yıllarda Ay’a gitmeye çalışan sadece iki devlet vardı: ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB). Bu iki ülke, o yıllarda dünyada giriştikleri Soğuk Savaş nedeniyle yaşadıkları rekabeti uzaya da taşımışlardı.

Her ne kadar uzaya gitmeyi ilk başaran SSCB olsa da Ay’a ayak basmak ABD’ye nasip oldu. Neil Armstrong’un Ay’a ayak bastığı meşhur Apollo 11 görevinden sonra 6 görevin 5’i başarı ile tamamlandı ve toplamda 12 insan Ay yüzeyine ayak izlerini bırakmayı başardı.

Bu saygınlık ve teknolojik gösteri amaçlı rekabetin ardından, SSCB de dağıldıktan sonra, fayda-maliyet ilişkisi de göz önünde bulundurularak Ay serüvenine neredeyse 50 yıllık bir ara verildi.

Günümüzde ise Ay’a gitmek isteyen pek çok ülke ve uluslararası uzay ajansı var. Bütün bunların dışında kendi finansmanları ölçüsünde Ay ve Mars seferleri planlayan milyarderler ve çok uluslu şirketlerin de olduğunu da görüyoruz. Böyle olunca uzayı kullanmanın kurallarını belirlemek de kaçınılmaz oldu.

Birleşmiş Milletler, uzay çalışmaları ve uzay kaynaklarının değerlendirilmesi konusunda belki de dünyada başarılamayanı başarmaya, yani uzayın tüm insanlığın yüksek yararı için kullanılmasına yönelik politika taahhütleri geliştirmek için çabalıyordu. Bu konuda hukuk normlar oluşturulması için bir dizi anlaşma da imzalanmıştı. Bu anlaşmaların sonuncusu 1979 tarihli, “Devletlerin Ay’da ve Diğer Gök Cisimlerindeki Faaliyetlerini Düzenleyen Anlaşma” kısaca “Ay Anlaşması” olarak da biliniyor.

ABD’nin Ay’da öncelikli olma hamlesi

Fakat ABD, Ay çalışmalarında hazır öne geçmişken bu anlaşmayı imzalamaya yanaşmıyordu. Bununla birlikte 2015’te ABD Kongresi Amerikan şirketlerinin ve vatandaşlarının Ay ve asteroit kaynaklarını kullanmasına açıkça izin veren bir yasa çıkardı. 6 Nisan 2020’de de “Uzay Kaynaklarının İyileştirilmesi ve Kullanılmasına Yönelik Uluslararası Desteğin Teşvik Edilmesi” adlı başkanlık kararnamesi geldi.

ABD’nin bu adımları, Ay üzerindeki doğal kaynakların kullanımı başta olmak üzere, Ay üzerinde kurulacak tesislerin kullanımında Amerikan ulusal önceliklerin ön planda tutulması prensibi ile ilgiliydi.

Ay kaynaklarının olası ticari kullanımıyla ilgili faaliyet göstermek isteyen ülkelerin de ABD’nin girişimine destek olduğunu görüyoruz. Örneğin, Lüksemburg uzay madenciliği konusunda ciddi yatırım yapmış bir ülke. NASA Yöneticisi Jim Bridenstine Artemis programını tarihteki en geniş ve en çeşitli uluslararası insan uzay keşif programı olacağını ve Artemis Anlaşmalarının bu küresel koalisyonu kuracak araç olduğunu ifade etmesi de bir parça bu yüzden.

Çin ve Rusya neden imzalamadı?

Rusya Uzay Ajansı (Roscosmos) başkanı Dmitry Rogozin anlaşmayı “Irak veya Afganistan’a yol açacak bir işgal” olarak nitelendirdi. Bu tepkinin arkasında şüphesiz ezeli rakibi ABD’nin uluslararası desteği arkasına alarak öne geçmesi var.

Şeffaflık ve Beraber Çalışabilirlik ilkeleri nedeniyle Rusya anlaşmaya imza koymayı bir süre daha erteleyecektir. Fakat teknolojik öncülüğü olan ülkelerin beraber standartlar geliştirerek uygulamasına Rusya ve diğer ülkelerin uzun süre karşı çıkmaları pek mümkün görünmüyor. NASA Yöneticisi Bridenstine’ın “Bir davranış standardı belirlemenin, ülkelerin imzacı olmasalar bile uzayda çalışma biçimlerini etkilemeye yardımcı olabileceğini” söylemesinden Rusya ile ilgili temennilerini de anlayabiliyoruz.

Ay’ın güney kutbuna ulaşmak isteyen Çin için ise durum biraz daha farklı. NASA’nın Çin ile ortaklık kurmadan önce Kongre’nin onayını alması gerekiyor. Bu nedenle anlaşma Çin’e imzaya henüz açılamadı. Diğer taraftan, Artemis Programı’nın, Çin’i uzayda izole etmek ve Çin-ABD uzay ilişkilerini daha da kötüleştirmek için siyasiler tarafından kullanılmasından endişe ediliyor.

Fransa, Almanya ve Hindistan’ın tavrı ne?

Fransa, Almanya ve Hindistan gibi gelişmiş uzay programlarına sahip ülkelerin imzasını da göremiyoruz. Avrupa Uzay Ajansı (ESA)’ya üye pek çok ülke varken, ESA üye ülkelerinden sadece birkaçının anlaşmaya imza atması da incelenmesi gereken bir durum. ESA tek vücut olarak anlaşmayı şimdilik imzalamadı ama uzun müzakerelerden sonra ESA’nın imza atacağını ön görebiliriz.

Her ne kadar maden sahaları çevresinde güvenlik bölgelerinin oluşturulmasının, ülkelerin Ay topraklarının kontrolünü talep etmesine yol açmayacağı değerlendirmeleri yapılsa da, henüz imza atmayan pek çok ülke konuya mülkiyet çerçevesinden bakmaya devam edecek.

Artemis’in önceki anlaşmalardan farkı ne?

Artemis Anlaşması, Birleşmiş Milletler’in bu konuda çeşitli anlaşmalarla ortaya koymaya çalıştığı bazı ilkelerin bir anlamda tekrarı. Bunları da şöyle özetlemek mümkün:

Barışçıl Keşif: Artemis Programı kapsamında yürütülen tüm faaliyetler barışçıl amaçlar için olmalıdır.

Acil Yardım: Artemis Anlaşması’nı imzalayan taraflar, tehlike altındaki personele yardım etmeyi taahhüt eder.

Uzay Nesnelerinin Kaydı: Artemis’e katılan ülkeler Tescil Sözleşmesi’ni imzalamalıdır.

Uzay Çöpleri: Artemis Anlaşması ülkeleri enkazın güvenli bir şekilde imha edilmesini planlamayı taahhüt eder.

Bilimsel Verilerin Yayınlanması: Artemis Anlaşması’nı imzalayan taraflar, tüm dünyanın Artemis yolculuğunda bize katılmasına izin vererek bilimsel bilgilerin kamuya açıklanmasını taahhüt eder.

Şeffaflık ve birlikte çalışılabilirlik

Ancak yine de Artemis Anlaşması’nın, bu BM kurallarını daha ileri götürecek düzenlemeleri de var. Bunların en önemlisi de şeffaflık. Artemis Anlaşması imzacıları, anlaşmazlıkları ve çatışmaları önlemek için faaliyetlerinden birbirlerini haberdar edecekler.

Artemis Anlaşması’nda dikkat çeken başka bir nokta da “birlikte çalışabilirlik” ilkesi. Bir sistemin başka bir sistemin parçaları veya ekipmanlarıyla çalışma veya bunları kullanma becerisi olarak tanımlanabilecek kavramdan söz ediliyor. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda daha önce kısıtlı olarak uygulanmaya çalışılmıştı. Uzay faaliyetlerinin uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından bu ilkenin gelecekte önemli bir rol oynayacağını düşünmek yanıltıcı olmaz.

Anlaşmayı imzalayan devletler, “uzay tabanlı altyapı için mevcut birlikte çalışabilirlik standartlarını kullanmak, mevcut standartların bulunmadığı veya yetersiz olduğu durumlarda bu tür standartları oluşturmak için makul çabayı göstermelerini ve bu standartlara uymayı” da taahhüt ediyor. Böylece uzay çalışmalarının imzacı ülkeler arasında standartlaştırılması da hedefleniyor.

İmzacı ülkelerin birlikte çalışılabilirlik ilkesi ve standart oluşturma sözü aslında onları bir anlamda bir konsorsiyum haline de getiriyor.

Uzay mirası nedir?

Buna ek olarak söylenebilecek başka bir noktaysa anlaşmanın uzay mirasını da tanımlaması. Bu yeni bir kavram. Tıpkı dünya üzerindeki kültürel miras gibi, uzayda insanlık kültürün yarattığı miras da örneğin Apollo 11 iniş sahasındaki meşhur ayak izinin olduğu alan olarak belirlenmiş ve korunması planlanıyor.

Mevcut Birleşmiş Milletler kurullarının ağır yürüyen diplomatik kanallarının aksine, yalnızca Artemis programına dâhil olan ülkelerin imzaladığı bu anlaşma pek çok tartışmayı da beraberinde getirecek gibi görünüyor.

COVID-19 salgını nedeniyle Birleşmiş Milletler Uzayın Barışçıl Amaçlar için Kullanımı Komitesi (COPUOS) toplantılarının yüz yüze gerçekleşemediği şu günlerde, gene Uluslararası Astronotik Kongresinde (IAC) Online bir törenle atılan imzalar ile hayata geçirilen Artemis anlaşması ABD’nin bu alandaki liderlik çabasının bir göstergesi gibi. Kısaca şöyle diyorlar: “Biz Ay’a gidiyoruz, ya bize katılın ya da gölge etmeyin…”

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 13 Kasım 2020’de yayımlanmıştır.

Halit Mirahmetoğlu
Halit Mirahmetoğlu
Halit Mirahmetoğlu - Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri mezunu olan Mirahmetoğlu, Çin Beihang Üniversitesi’nde Uzay Çalışmaları alanında eğitim aldı. Yüksek lisansını Fransa’da International Space University’de ‘Uzay Proje Yönetimi’ üzerine yaptı. Halen Milli Savunma Üniversitesi Hezarfen Havacılık ve Uzay Teknolojileri Enstitüsü’nde doktora çalışmalarına devam ediyor. Yurt içi ve yurt dışında 4000 saati aşkın eğitim ve moderasyon tecrübesi bulunan Mirahmetoğlu Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, İçişleri Bakanlığı ve Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı gibi kurumların düzenlediği proje ve programlarda yer aldı, Uluslararası Astronotik Federasyonu, SGAC Uzay Nesli Tavsiye Kurulu gibi uluslararası kuruluşlarda da çeşitli üst düzey görevlerde bulundu. Türkiye’nin yüksek çözünürlüklü ilk yer gözlem uydusu olan Göktürk-1 projesinde Yönetim Danışmanı olarak görev üstlendi. Halen International Space University’nin mezunlar temsilcisi olarak mütevelli heyetinde yer alıyor ve Gökmen Uzay ve Havacılık Eğitim Merkezi - GUHEM A.Ş.'nin Genel Müdürlüğünü yürütüyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x