ABD bir seçim felaketinin kıyısında mı? – II

Amerikan devleti açısından sembolik değeri son derece yüksek olan Birliğin Durumu konuşmasında yaşananlar, ülkede politik atmosferin, teamüllere saygılı demokratik rekabet kültüründen çok, az gelişmiş ülkelerin politik arenasında görmeye alıştığımız iptidai ve duygusal tavırların egemenliği altına girdiğinin son göstergesi oldu.

Meclisin Demokrat Partili Başkanı Nancy Pelosi, başkana konuşmalarını yapma daveti sırasında klişe takdim cümlesi olan, “Sizlere, ABD Başkanı’nı takdim etmenin yüksek ayrıcalığı ve onurunu yaşıyorum” yerine, “Sayın Kongre üyeleri, karşınızda ABD Başkanı” gibi aşağılayıcı bir takdimde bulundu. Konuşma kürsüsüne gelen Trump ise, usül gereği konuşma metnini başkanlık kürsüsündeki Meclis Başkanına verdikten sonra Pelosi’nin elini havada bırakarak tokalaşmayıp hemen sırtını döndü. Trump’ın konuşmasını bitirdiği anda hemen arkasındaki Pelosi ayağa kalkarak konuşma metnini sadece Kongre üyelerinin değil canlı yayında bütün ülkenin göreceği şekilde yırtıp attı.

Taraflar, 3 Kasım 2020’ye giderken bir sandık yarışından çok politik bir iç savaşa hazırlanma görüntüsünde. ABD başkentinde, daha şimdiden, 2020 başkanlık seçimini, ABD tarihinin en olağandışı seçimlerinden biri olacağını düşünenlerin oranı oldukça yüksek. Hatta bazı seçim uzmanları ve politika gözlemcileri, ‘bir seçim felaketine hazırlanın’ uyarısını şimdiden yapıyor.

Trump’ın seçilmesinden beri, fısıltı düzeyinde de olsa dillendirilen bir soru, bugünlerde son derece saygın uzmanların bile açıkça olasılık verdiği bir felaket senaryosuna dönüşmüş durumda.

Trump, 3 Kasım günü, az farkla yenildiği bir seçimi, kaybettiğini reddederse ne olacak? Veya Demokratlar, ülke genelinde bir kez daha milyonlarca daha fazla oy aldıkları bir seçimi, yine kritik bir eyaletteki az farklı yenilgi ile kaybetmeyi kabullenmezlerse ne olacak?

Zira sonuçta ABD seçim sistemi, halktan en çok oy alanın seçildiği bir sistem değil.

Halktan en fazla oyu almanın seçim kazanmaya yetmediği sistem

ABD’de ulusal genel seçim diye bir şey yok. Yani ABD Başkanı olmak için ülke genelinde en fazla oyu almak şart değil. ‘Seçiciler Kurulu’ denen 538 oyluk yapıda 270 salt çoğunluk oyunu kazanan aday başkan seçilmiş oluyor. Her eyaletin, bu kurulda, ABD Kongresindeki üyesi sayısında delege oyu var. Ve her eyaletin delege oylarının tamamı, o eyalette en fazla oyu kazanan partinin adayına gidiyor. Eyaletlerin çoğunda seçmen çoğunluğu bir partinin lehinde olduğu için o eyaletlerde sürpriz yaşanmıyor. Ama seçmenin iki parti arasında geçişkenliğinin çok yüksek olduğu Pennsylvania, Michigan, Florida ve Wisconsin gibi birkaç eyalet, 270 delege oyuna ulaşmada belirleyici oluyor. Trump, Hillary Clinton’dan ülke genelinde 3 milyondan az oy aldığı 2016 seçimini, önceki iki seçimde de Obama’ya gitmiş Wisconsin, Pennsylvania ve Michigan eyaletlerini az farkla da olsa aldığı için kazanabildi. 2020’nin kaderi Florida ile beraber bu dört eyalete bağlı. Bu eyaletleri kazanamayacak her söylem veya aday, New York ve California’yı ne kadar coşturursa coştursun fiyasko olabilir.

Trump seçim sonuçlarını reddederse ne olacak?

Seçim hukuku konusunda ülkedeki en deneyimli isimlerden biri olan California Üniversitesi hukuk profesörü Richard Hasen, şubat ayı başında raflarda yer alan, ‘Kirli Ayak Oyunları, Seçim Sistemine Güvensizlik ve Amerikan Demokrasisine Tehdit’ alt başlıklı ‘Seçim Felaketi’ adlı kitabıyla bu endişeyi, fısıltı kulislerinin konusu kalmaktan çıkardı.

Hasen’in gerçekleşme olasılıklarına tamamen katılmamakla birlikte kitabında dikkat çektiği felaket senaryolarından birinde, ‘seçim sonucunu reddettiği için, askeri güç kullanılarak Beyaz Saray’dan çıkarılmak zorunda kalınacak Trump’ gibi uç örnekler de var.

Trump, 2016’da rakibinin ülke genelinde kendisinden fazla aldığı 3 milyon oyun tamamını hiçbir delil olmadan, sahte ilan edebilmiş biri. Yine geçtiğimiz günlerde, ‘beni geride gösteren bütün anketler sahte’ Tweeti ile sandığa bakışını bir kez daha sergiledi.

Kaldı ki Trump, 2018 Senato seçimi akşamı daha oy sayımı bitmeden Florida’daki senato seçimini Cumhuriyetçi adayın kazandığını iddia ederek, ondan sonra gelecek bütün sandık sonuçlarının hileli olacağını ilan edebilmişti. Oysa, birçok eyalet artık herkesin seçim gününden önce postayla oy verme seçeneğini kabul etmiş durumda. Posta yoluyla kullanılan oyların sayımı, seçim günü sandıkta kullanılan oy sayımına göre daha uzun ve zahmetli bir süreç. Örneğin, Pennsylvania’da 3 Kasım akşamı önde görünen aday, sonraki günlerde sayılacak diğer oylarla eyaleti kaybedebilir. Ve bu oy yöntemini tercih eden seçmenler büyük çoğunlukla Demokrat Partili. Trump’ın, 3 Kasım akşamı, örneğin, Pennsylvani’da sandık oylarında önde olmasından sonra ‘sayımın kesilmesini isteyip, o saatten sonra sayılabilecek her oyu sahte ilan etmesi’ çoğu kişi için sürpriz olmaz.

Nitekim, Hasen’in kitabındaki ifşasına göre, Obama yönetimi, 2016 seçiminde, Trump’ın yenilgiyi kabul etmeme olasılığına karşı bir eylem planı bile hazırlamış. Eylem planında, seçim akşamı, Colin Powell gibi bazı Cumhuriyetçi isimlerin, parti tabanına “seçim sonucuna saygı çağrısı” yapmasının sağlanması da varmış.

2016’dan farklı olarak Trump 3 Kasım 2020 akşamı, bütün yürütme erkini emrinde tutan ABD Başkanı olacak. Dahası, Cumhuriyetçi Parti tamamen Trump’ın kontrolüne girmiş durumda. Tabanda Powell, Bush gibi isimleri dinleyecek pek kimse kalmadı. Yani Trump’ın olası yenilgiyi reddetmesinin yol açacağı anayasal krizden nasıl çıkılabileceği tam bir soru işareti.

Demokratlar da olası yenilgiyi kabullenmeyebilir

Kaldı ki 3 Kasım sonucunu kabullenmeyecek tek taraf Trump olmayabilir. Trump’ın tıpkı 2000 seçiminde olduğu gibi tek bir eyalette az farkla demokratik açıdan sorunlu bir şekilde kazanmasını Demokratların kabullenmemesi de olasılık. Hasen, 2000 seçiminin sabıkalı eyaleti Florida’yı örnek veriyor. Florida’da adli sicili olan seçmenlere oy hakkının geri verilmesi, birkaç yıl önceki referandumda kabul edilmişti. Ama, Cumhuriyetçilerin kontrolündeki eyalet kongresi, referandum kararını yürürlülüğe koymayı erteleyerek engelliyor. Çoğunluğu Demokrat adaya oy verecek yüzbinlerce seçmenin sandığa gitmesi engelleniyor.

Yine bazı eyaletlerde, ‘vatandaş olmayanların oy kullanmasını engelleme’ iddialı ama uygulamada, siyahları ve Kızılderilileri oy kullanmaktan alıkoyan yerel düzenlemeler de bir başka potansiyel tartışma kaynağı.

Trump’ın, başkanlığı 2000 yılında olduğu gibi Florida sayesinde ve az farkla kazanması, kaotik bir sürecin tetikleyicisi olabilir. 2000 yılında haftalar süren kördüğümü çözen Yüksek Mahkemenin yerinde de, bugün saygınlığı tartışmalı daha partizan bir Yüksek Mahkeme var.

Hasen’e göre, ‘kirli ayak oyunları’ da sandığa bir başka önemli tehdit. Nitekim, Trump’ın azil yargılaması da, devlet başkanlığı yetkisini, rakibi Joe Biden’ı yıpratacak soruşturma açması için Ukrayna’ya baskı aracı olarak kullanması iddiasına dayanmıştı. Kongre’den aklanarak adeta ‘yeşil ışık’ almış Trump’ın, FBI, vergi dairesi ve hatta CIA gibi federal kurumları, rakiplerinin açıklarını bulmak için kullanmaktan çekinmeyecek bir politik karakter olması da, adil ve eşit seçim etrafında kaygıyı büyüten bir faktör.

ABD’nin nasıl kırılgan bir seçime doğru gittiği konusunda Profesör Hasen’in sıraladığı felaket senaryoları bunlardan da ibaret değil. Seçimde kırılma yaratacak dramatik bir terörist saldırı her zaman konuşulan bir olasılık. Trump’ın başkan kalmasını isteyen üçüncü ülkenin, Wisconsin ve Michigan gibi kritik eyaletlerde oy verme işlemini durduracak şekilde elektrik şebekesini veya elektronik seçim sistemini sabote etmesi bir diğer dehşet senaryosu. Bu iki eyalette seçim yapılamaması, başkanlık seçim sonucu oluşmasını engelleyerek, Trump’ı belirsiz bir süre fiilen başkanlıkta tutmaya devam eder.

Bütün bunlar gerçekleşme olasılığı henüz çok yüksek görülmeyen birer senaryo tabii ki. Ama Profesör Hasen’e göre 3 Kasım akşamı ile şimdiden olasılığı en yüksek senaryo, o akşam ABD Başkanı’nın kim olduğunun belli olmayacağı. Kesin sonuç için haftalarca beklenebilecek.

250 milyona yakın seçmenin olduğu ABD’de 2016 başkanlık seçim sonucunu, Wisconsin, Michigan ve Pennsylvania eyaletlerindeki toplam 80 bin oy belirlemişti. Seçim kurullarının fıkralaşmış, ‘tanrım ne olur az farklı bir sonuç olmasın’ şeklinde duasına atıfta bulunan Hasen, bu duanın, 3 Kasım akşamı birçok kritik eyalet için kabul olmayacağı görüşünde.

Hasen, NPR radyosunda konuk olduğu programda, kitabına ‘fazla alarmist’ eleştirisi hakkında, “Evet, haklılar” yanıtı veriyor: “Bütün gücümle alarm zillerini çalmaya çalışıyorum. Seçimin bir felakete dönüşmesi, olasılığı ne kadar küçük olursa olsun bir olasılık olarak mevcut olduğu sürece tedbirlerini önceden almak aklın gereği”.

‘Akıl’ elbette bir demokrasi için yaşamsal önemde. Ama, 2020 seçim sürecinde tarafların en fazla dikkate aldığı şeylerden biri olduğunu söylemek bugünlerde zor.

Twitter: @CemalTdemir

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 18 Şubat 2020’de yayımlanmıştır.

Cemal Tunçdemir

Cemal Tunçdemir - Gazeteci. Amerika Bülteni adlı haber blogunun kurucusu ve editörü. T24.com.tr yazarı. 20 yılı aşkın süredir yakından takip ettiği ABD politikası, medyası ve ekonomisi başta olmak üzere küresel konularda yazılar yazıyor.

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend