Afrika’nın gözü neden Türkiye’de?

Afrika Birliği’nin Komisyon Başkanlığını yürüten Musa Faki Ankara’ya gelerek Beştepe, Dışişleri, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) gibi kurumlarla bir dizi önemli görüşme gerçekleştirdi. Türkiye 2008 ve 2014 yılında gerçekleştirdiği zirvelerden sonra bugünlerde III. Türkiye-Afrika Zirvesi’ne hazırlanıyor.

Türkiye ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkiler ivme kazanırken Türkiye’nin Afrika’ya yönelik siyasetinde son günlerde dikkat çeken belirgin bir husus da, Türkiye’nin Çin’den sonra en büyük ikinci yatırımcı olduğu Etiyopya ile girilen diplomatik etkileşim. 1.3 milyar insanın yaşadığı 55 Afrika ülkesini temsil eden Afrika Birliği’ne ev sahipliği yapan Etiyopya 110 milyonu aşan nüfusu ile Afrika kıtasında ikinci büyük ülke; ayrıca ekonomik anlamda da kıtanın yükselen yıldızı olarak değerlendirilen ülkede 200’e yakın Türk şirketi de iş yapıyor.

Hatırlanacağı gibi 2018 yılında işbaşına gelip 2019 yılında Nobel Barış Ödülü alan Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmet Ağustos ayında Ankara’ya günübirlik bir ziyaret gerçekleştirerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelmişti. Böylece iki lider ilk kez yüz yüze görüştüler. Erdoğan-Ahmed buluşması Etiyopya’nın içinde bulunduğu önemli sorunlar nedeniyle ve Türkiye’nin üstlenebileceği roller bakımından kritik bir gelişme olarak değerlendirilmekte.

Afrika Birliği’ne ev sahipliği yapan Etiyopya son dört beş yıldır üst üste derin ve köklü krizlere sahne oluyor. Mavi Nil Nehri’nin kaynağına yakın bir lokasyonda inşa ettiği mega baraj nedeniyle Mısır ve Sudan ile anlaşmazlık yaşıyor. Buna ek olarak ülke her geçen gün derinleşen ve aşağıda açıklayacağım Tigray krizi ve komşusu Sudan ile sınır anlaşmazlığı sorunu ile karşı karşıya.

2018 yılında demokratik reform ve söylemlerle Batılı ülkelerin başını döndüren Abiy Ahmed, Eritre ile yaptığı barış dolayısıyla kısa sürede Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Ne var ki Tigray krizinin başlamasıyla Batılı çevrelerde Abiy Ahmed rejimine verilen kredibilite giderek azalmaya başladı. Bugün Abiy Ahmed rejiminin önemli destekçileri kıta dışından Çin, Rusya, Hindistan ve kıta içinde ise Eritre, Ruanda, Güney Sudan ve Kenya. Nil Nehri’ni ortak kullandığı Mısır ve Sudan’ın Etiyopya’ya yönelik tutumları ise giderek kötüleşiyor. İster istemez bu denklem Afrika kıtasında etkinliği son yıllarda yükselişe geçen Türkiye’yi de kritik bir konuma getiriyor. Türkiye-Etiyopya ilişkilerinin tarihi derinliği ve Türkiye’nin bu sorunlara ilişkin nasıl bir tutum içine gireceği giderek önem kazanıyor.

Türkiye – Etiyopya ilişkilerinin derinliği

Liberya’nın özel durumunu saymazsak Batılı ülkelerce sömürülemeyen tek Afrika ülkesi olmakla övünen Etiyopya (eski adıyla Habeşistan) ile Türkiye’nin münasebetleri gerçekten de sürekliliği bakımından oldukça uzun bir geçmişe yaslanıyor.

Osmanlı Devleti’nin Massava’da (günümüzde Eritre) Habeş eyaletini kurmasıyla Türklere komşu olan Habeşistanlılar ile 16.yy’da bir dizi savaş yapılmış olsa da 17.yy’dan itibaren dostane ilişkiler gelişmeye başladı. Özellikle II. Abdülhamid döneminde Etiyopya İmparatoru II. Menelik ile karşılıklı heyet teatisi gerçekleşti. Bu tutum Cumhuriyet’in kurucu kadroları tarafından da sürdürüldü. Addis Ababa elçiliği uzun süre Türkiye’nin Sahra-altı Afrika’daki tek elçiliği olma özelliğini korudu. Hatta Mustafa Kemal Atatürk ile İmparator Haile Selassie arasında samimi mektuplaşmalar gerçekleşti. 1936 yılında İtalya’nın Etiyopya işgali sırasında kesintiye uğrayan Türkiye-Etiyopya ilişkileri 1957 yılında yeniden tesis edilebildi.

Hem sömürülemeyen tek Afrika ülkesi olması hem Afrika Birliği’ne merkezlik yapması hem de Türkiye ile tarihi münasebetleri nedeniyle Türkiye, 2005 yılında, Afrika Açılım siyasetini Etiyopya’dan başlattı. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) kıtadaki ilk ofisini Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da açtı. Türk Hava Yolları İstanbul-Addis Ababa uçuşlarına başladı. Son 15 yılda iki ülke arasındaki ilişkiler başta diplomasi ve ticaret olmak üzere birçok alanda ilerleme kaydetti. Bugün Türkiye-Etiyopya ikili ticaret hacmi 650 milyon dolar dolaylarında seyrediyor, Türk yatırımları da erken 2.5 milyar dolar değerinde.

Fetö okullarının Türkiye’ye devredilmesi sonrası gerçekleşen Erdoğan-Ahmed görüşmesinden sonra ise iki ülke ilişkilerinin yeni bir boyuta geçeceği yönünde bir beklenti var.

Üç önemli kriz

Bugün Etiyopya üç önemli krizle yüzleşiyor. Öncelikle Hedasi Barajı ve bölge ülkeleri arasında yaşanan anlaşmazlığa değinmekte fayda var. Mısır-Sudan-Etiyopya hattında son 10 yıldır gündemde olan Hedasi Barajı artık iyiden iyiye bu ülkeler arasında yüksek tansiyonlu bir gerilime dönüştü. Etiyopya’dan başlayarak Sudan üzerinden Mısır’a ulaşan Mavi Nehri’nin başlangıç mevkiinde kurulan baraj, hem Sudan hem de Mısır için bir varlık-yokluk meselesine evrildi. Anlaşmazlık konusu ise barajın varlığından ziyade baraj rezervuarının ne kadar sürede doldurulacağı ve barajın işletilmesiyle alakalı teknik konularda yoğunlaşıyor.

Nil Nehri’ndeki su seviyesinde yaşanan azalma ve istikrarsızlığın Mısır ve Sudan’ı derin iktisadi sorunlarla baş başa bırakabileceği biliniyor. Zira her iki ülkede de nüfusun büyük bir bölümü Nil Nehri’nin geçiş güzergâhında toplanıyor, her iki ülke de tarımsal üretimde Nil’e bağımlı. Fiiliyattaki bu durum nedeniyle su politikası üzerinden çatışma ya da işbirliği yapma olasılıkları beliriyor. Şu ana kadar ABD’nin Afrika Birliği’nin ve Birleşmiş Milletler’in çözüm üretemediği bu meselede Etiyopya da Mısır ve Sudan da kendi tezlerine destek arıyor. Bu nedenle GAP gibi önemli bir projeyi gerçekleştirmiş olan Türkiye’nin bu meseleye bakışı ve taraflara ne söyleyebileceği önemli hâle geliyor.

Hedasi Barajı’nın yanında Etiyopya’nın komşusu Sudan ile yaşadığı başka bir anlaşmazlık da Faşaga sorunu olarak ortaya çıkıyor. Faşaga, Sudan-Etiyopya sınırında bulunan bir bölge. Sudan sınırları içinde kalan bu bölgede Amhara kökenli Etiyopyalı köylüler tarım faaliyetleri gerçekleştiriyorlar ancak bu bölgenin statüsü zaman zaman Sudan ile Etiyopya arasında tartışmalara yol açıyor.

Hedasi baraj meselesinin çözümsüzlüğe sürüklenmesi nedeniyle konu bir kez daha iki ülke arasında gerilime dönüştü ve her iki ülke de sınıra askerî yığınak yapmayı tercih etti. Etiyopya ile olduğu kadar Sudan’la da ilişkileri iyi olan Türkiye’nin özellikle bu konuda arabuluculuk yapabileceği Etiyopya tarafınca sık sık dile getirilmeye başlandı. Sudan dışişleri de Türkiye’nin arabuluculuğuna sıcak bakıldığını ifa etti.

Yukarıda bahsettiğimiz krizler Etiyopya’nın komşularıyla arasında belirginleşen sorunlar. Bir de Etiyopya’nın bir iç sorunu olmakla birlikte komşularının olumsuz etkilendiği başka bir mesele var: Tigray krizi. Büyük bir insani krizi de beraberinde getiren konu özünde ülke içindeki etnik dengelerle ilgili.

2018 yılına kadar meşru bir siyasi parti olarak Etiyopya devlet yönetiminde etkin bir konumda bulunan Tigray Halkı Kurtuluş Cephesi (TPLF) yönetici kadrosu Başbakan Abiy Ahmed ile yaşadıkları anlaşmazlıklar nedeniyle giderek marjinal bir pozisyon aldılar. Ülke idaresinde kilit rollerdeki etkinliği kaybeden TPLF, Ahmed’in oluşturduğu yeni siyasi koalisyona dahil olmayarak Tigray bölgesinde bölgesel bir seçim gerçekleştirdi. Hükümetin geçersiz saydığı bölgesel seçim bir nevi bağımsızlık ilanı gibi okunurken TPLF’nin silahlı kanadı Etiyopya ordusunun kuzey birliğine saldırı düzenleyerek çok sayıda askeri rehin aldı. Hükümetin TPLF’yi anayasal düzeni yıkmaya çalışan bir terör organı olarak ilan etmesiyle Kasım 2020’den itibaren Etiyopya ordusu ile ülkenin kuzeyinde yer alan TPLF güçleri arasında silahlı sıcak çatışmalar başladı. Bu da son derece büyük bir insani krize yol açtı. 7 milyon kadar etnik Tigray halkının yaşadığı Tigray bölgesinde başlayan sıcak çatışmalar nedeniyle Sudan’a göçler başladı. Komşu Eritre’nin de Abiy Ahmed yönetimine askeri destek sağlamasıyla Tigray Krizi daha bölgesel hale geldi.

Askeri operasyonla kısa sürede TPLF güçlerinin etkisizleştirileceğine olan inanç operasyonlar uzadıkça erimeye başladı. Bölgesel başkent Mekelle’den çıkartılan TPLF güçleri aylar süren direnme sonrasında başkenti yeniden ele geçirdiler. Kriz Tigray bölgesinin sınırlarını aşarak komşu Amhara ve Afar’ı da etkiler hale geldi. Gelinen noktada Etiyopya’daki tüm etnik grupların karşılıklı kutuplaşmaya başladığı bir ortam oluştu. Abiy Ahmed’in Ankara’yı ziyaretinde verilen mesajlardan biri de TPLF ile Etiyopya devleti arasında Türkiye’nin arabuluculuk üstlenmesiydi. Her ne kadar bu kulağa hoş gelse de pratikte TPLF’nin etnik milliyetçiliği ve ideolojik yapısı gereği gerçekleşme ihtimali oldukça düşük bir beklenti şimdilik.

Beklenti Türkiye’nin arabuluculuğundan da öte

Bu üç sorun alanında da Türkiye’nin arabuluculuk rolü konuşulsa da Etiyopya’nın Türkiye’den beklentisi arabuluculuk misyonunun ötesine geçiyor.

Etiyopya giderek daha geniş bir alana yayılan Tigray krizinde açıkça Türkiye’den askerî yardım bekliyor. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ankara’ya günübirlik ziyaretinde imzalanan iki ülke arasındaki askeri işbirliği de bu beklentiyi karşılamaya yönelik.

Her ne kadar açıkça söylenmese de Etiyopya Tigray krizinde kullanılmak amacıyla Türkiye’den insansız hava aracı almak isteyen ülkeler arasında.

Türkiye bölgedeki krizlerde arabulucu olur mu?

Yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığımız sorunlar nedeniyle Afrika Boynuzu’ndan Mısır’a uzanan hat adeta bir mayın tarlasını andırıyor.

Bu krizler Etiyopya’yı Türkiye’ye yakınlaşmaya zorlarken Mısır ve Sudan’ın da Türkiye’yle etkileşime girmesini gerekli kılıyor. Çünkü, Arap kimliğinin baskın olduğu Mısır ve Sudan Türkiye’nin Etiyopya ile ilişkilerini tek yönlü geliştirmesini arzulamıyor.

Mevcut koşullar altında Türkiye’nin Etiyopya’ya şartsız koşulsuz her desteği sağlaması mümkün gözükmüyor. Mısır ve Sudan’ın yanında ayrıca Somali’nin de gözetilmesi gerekiyor. Zira Türkiye 2011 yılından bu yana Somali’de önemli bir aktör olarak kendini kabul ettirmeyi başardı. Türkiye’nin en büyük büyükelçilik kompleksi Somali’nin başkenti Mogadişu’da. Bu şehirde ayrıca Türkiye’nin işlettiği büyük bir hastane kompleksi ve askerî eğitim kompleksi de var. Bu nedenle Türkiye’nin Etiyopya üzerinden denklem kurgulaması hem Mısır ve Sudan hem de Somali’deki gelişmeler ışığında şekilleniyor.

Türkiye’nin Sudan’la olan ilişkileri de stratejik boyutta. 2017 yılından sonra Türkiye Sudan’la birçok önemli anlaşma imzalarken son günlerde Sudan’dan ülkemize gelen resmî heyetler bu anlaşmaların sürdürülmesi yönünde niyetlerini beyan ettiler. Bu yakınlık göz önüne alındığında, Türkiye’nin Etiyopya-Sudan sınır anlaşmazlığında arabuluculuk rolü oynaması diğer krizlere nazaran daha olası görünüyor. Böylesi bir rol Türkiye’nin imajına son derece önemli bir katkı yapma potansiyeli barındırsa da Türkiye’nin Etiyopya’ya sağlayacağı askeri desteğin henüz muğlak olan boyutunun yaşanan sınır anlaşmazlığı nedeniyle Sudan’ı rahatsız etmesi de muhtemel olasılıklar arasında yer alıyor.

Türkiye – Mısır ilişkileri halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin askeri darbeyle devrilmesinden sonra büyük bir kopuş yaşamış ama son günlerde Mısır – Türkiye diplomatik ilişkilerinin yeniden tesis edilmesi gündeme oturmuştu. Yukarıda resmetmeye çalıştığımız tablo her iki taraf açısından da diplomatik kanalları açık tutmayı gerekli hâle getiriyor. Özelikle Etiyopya’nın Türkiye’yi markaja almasının ardından Mısır ve Sudan’ın Türkiye’ye olan ilgileri de kuşkuya mahal bırakmayacak düzeyde yükselişe geçti.

Denge sağlamak zor

Bu ülkeler arasında tüm bu sorun alanlarında denge gözeterek yapıcı bir siyaset yapmak Türkiye için mayın tarlasında yürümekten farksız hâle geldi.

Türkiye’nin Etiyopya ile ilişkilerinin derinleşmesi Eritre’yi de Türkiye eksenine yaklaştırma fırsatı barındırıyor ki böyle bir durumda Türkiye’nin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’ın ön kesme hamlelerine rağmen Afrika Boynuzu’nda en etkin aktöre dönüşme imkânı beliriyor.

Ancak, Tigray krizinde yaşanan büyük insani dram ve baraj sorununda Etiyopya’nın anlaşmazlık tutumu içinde oluşu stratejik hâle evrilmeye aday Türkiye-Etiyopya ilişkilerini her an gölgeleyebilecek mahiyette. Zira, Biden yönetiminin 400 bin insanın açlıkla baş başa kaldığı Tigray krizinde öldürme, işkence tecavüz gibi şiddet ve suç unsurlarına bulaşan unsurlara yönelik uyguladığı yaptırımları genişletme hazırlığı içerisinde olduğu da unutulmamalı. Bu nedenle denklem kurgularken Etiyopya ile ABD arasında Tigray krizi nedeniyle yaşanabilecek olası komplikasyonları da göz önünde bulunmakta fayda var.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 4 Ekim 2021’de yayımlanmıştır.

Serhat Orakçı

Dr. Serhat ORAKÇI – Araştırmacı. 1980 yılında Amasya’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat bölümünden 2001 yılında mezun oldu. 2008 yılında Güney Afrika’da Johannesburg Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Yüksek lisans tezinden derlenen ilk kitabı The Ottoman Legacy in South Africa 2011 yılında Lambert Publishing tarafından yayılandı. 2018 yılında ikinci kitabı Türkiye-Afrika İlişkileri: Tarihi Süreç, Yaklaşımlar ve Beklentiler başlığıyla yayınlandı. Halen İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) bünyesinde Afrika çalışmalarını yürütmekte olup Orakçı, Sudan’da bölgesel sorunlar ve ulusal entegrasyonu konu alan doktora çalışmasıyla İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nden 2020 yılında mezun oldu.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend