Jeo-Strateji

21 Mart 2022

Yazdır

Batı, Doğu Akdeniz’de istikrar kuşağı oluşturmak istiyor

İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog’un 9 Mart’ta Ankara Esenboğa Havalimanı’na inen uçağının üzerinde resmedilmiş zeytin dallarının yanı sıra Türkçe, İbranice ve İngilizce olarak yer alan “Barış”, “İşbirliği” ve “Gelecek” yazıları, bir temenni olmasının ötesinde, bölgede iki ülkenin işbirliği ile startı verilen yeni dönemin anahtar sözcüklerini de deklare ediyordu.

Herzog’un, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşme sonrası yaptığı açıklama da, Nazım Hikmet’in dizelerinden araya serpiştirilmiş Türkçe cümlelere kadar büyük bir özeni ve İsrail tarafında nadir görülen bir heyecanı yansıtıyordu. Erdoğan da, İsrailli konuğundan iltifat ve jest konusunda hiç de aşağı kalmadı. Öyle ki, ziyareti izleyen İsrailli televizyon muhabirlerinin, dakikalarca Herzog’un Ankara’da nasıl muhteşem bir törenle karşılandığını büyük bir şaşkınlıkla anlatmaktan kendilerini alamamaları İsrail basınında haber konusu oldu.

Uzun bir dargınlık döneminden sonra, Herzog’un ifadesiyle Ankara’ya yaptığı resmi ziyaretle “taşları döşenen” Türkiye-İsrail işbirliğinin, iki ülkeyi de aşarak bölgesel bir ittifakın temelini atmayı hedeflediği anlaşılıyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla değişen dünya dengeleri, Batı’yı – NATO ve AB’yi – hem askerî hem de enerji güvenliğini garanti altına almak için yeni yollar aramaya sevk ediyor. Ukrayna krizinin Balkanlar’a ve Güney Kafkasya’ya da yayılma olasılığı Batı’nın istikrar arayışını arttırıyor.

Bu çerçevede, Türkiye’ye art arda yapılmakta olan üst düzey ziyaretlerin ve yapılan açıklamaların da ışığında şu değerlendirmeyi yapmak abartılı olmayacak:

Batı, bazı Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinin de katılımıyla, Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkeleri aralarındaki sorunları çözmeye ve işbirliği yapmaya teşvik ederek yaratılacak bir ittifakla, bölgede yeni bir güvenlik yapılanması başka bir deyişle bir istikrar kuşağı oluşturmayı planlıyor.

Özellikle enerji rezervlerinin işletilmesi konusundaki ekonomik işbirliğinin ve Akdenizli kimliğinin ön plana çıkarılacağı anlaşılan böyle bir ittifakın temel taşları kuşkusuz Türkiye ve İsrail olacaktır. Yunanistan, Filistin, Kuzey ve Güney Kıbrıs, Mısır, BAE, Ürdün, Fransa, İtalya, Lübnan ve hatta ileride Suriye’nin de katılabileceği bu ittifak; bölgedeki gaz rezervlerinin Avrupa’nın muhtaç olduğu Rus gazını ikame etmesinin yolunu açarken, tekrar Soğuk Savaş iklimine dönülen dünyada kuşkusuz NATO’nun güneydoğu kanadına da büyük bir güç kazandıracaktır.

ABD’nin Ortadoğu’dan çekilmeye başlamasıyla İsrail ve Arap ülkeleri arasında yapılan İbrahim Anlaşmaları zaten Ortadoğu’da bir yumuşama yaratmıştı. Doğu Akdeniz’deki gaz rezervlerinin işletilmesi ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması konusunda bölge ülkelerinin anlaşmaya varması bu yumuşamaya yeni ve büyük bir ivme kazanarak, ilk telaffuz edildiğinde kulağa pek iddialı gelebilecek, böyle bir ittifaka evrilebilir.

Temele ilk harç kondu

Bütün bunlar bugünden yarına meydana gelebilecek gelişmeler değilse de, Herzog’un böyle bir perspektifle yapıldığı anlaşılan Ankara ziyareti ile temele ilk harcın konduğu yorumunu yapabiliriz. Bu noktadan hareketle Türkiye ile İsrail arasındaki enerji işbirliğinin büyük bir hızla gerçekleşmesi de söz konusu olabilir.

Doğu Akdeniz doğal gazını Avrupa’ya ulaştırarak Rus gazına olan bağımlılığı azaltma hedefi taşıyan EastMed Boru Hattı Projesi, ABD’nin çekilmesinden sonra iddiasını kaybedince, özellikle İsrail gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevki tekrar güncellik kazandı. Türk ve İsrailli yetkililer karşılıklı olarak gazı almaya ve satmaya hazır olduklarını deklare ettiler.

Türkiye’nin zaten çok yaygın bir gaz boru hattı iç şebekesi bulunuyor. Halen TANAP hattıyla yıllık 10,5 milyar metre küplük Azeri gazını Yunanistan’daki TAP hattı üzerinden Avrupa’ya sevk ediyor. Dolayısıyla sorun, İsrail gazının Türkiye’ye getirilmesi ve bunun için gereken lojistik çalışmaların tamamlanması. Uluslararası enerji şirketlerinin bu aşamada boru hatlarına yatırım yapmama politikaları göz önüne alındığında gazın sıvılaştırılarak, LNG olarak gemilerle taşınması gündeme gelebilir. Türkiye’nin biri Hatay Dörtyol’da olmak üzere 3 adet LNG’yi tekrar gaza çevirebilen off-shore FSRU terminali bulunuyor. Buralardan da rahatlıkla iç şebekeye bağlanarak TAP üzerinden Avrupa’ya sevk edilebilir. İsrail’in de bu konuda tecrübesi ve tesisleri var.

İsrail gazının büyük miktarlarda gaz taşıyabilecek bir boru hattı ile Türkiye’ye ulaştırılması için ise, Doğu Akdeniz’de özellikle Türkiye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasındaki kıta sahanlığı ve özel ekonomik bölge konusundaki sorunların çözülüp – en azından bu yönde ilerleme sağlanıp- bölgede siyasi istikrarın sağlanmasının bekleneceği anlaşılıyor. İsrail’in Türkiye’ye gaz ihracı konusu Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ardından Enerji Bakanı Fatih Dönmez’in Nisan ayında İsrail’e yapacakları ziyaretler sırasında ayrıntılı olarak masaya yatırılacak.

İsrail, Türkiye’ye herhangi bir yoldan gaz satmadan önce Doğu Akdeniz’deki gaz rezervlerinin işletilmesi amacı ile Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi, İtalya, Mısır ve Ürdün ile kurduğu Doğu Akdeniz Gaz Forumu üyelerinin rızasını almak ve onları da Türkiye ile işbirliğine yöneltmek isteyecektir. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in, Herzog’un hemen ardından Türkiye’ye yaptığı ziyaret bu açıdan okunmalı.

Mitçotakis-Erdoğan görüşmesinde Doğu Akdeniz istikrarı

Miçotakis’in de, Erdoğan ile baş başa yediği ve her iki tarafça da son derece olumlu bir atmosferde geçtiği vurgulanan 13 Mart’taki öğle yemeğini ”ikili ilişkiler ve bölgemizde yaşanacak daha sakin günler için bir temel” şeklinde tanımladığı belirtiliyor. Yunan hükümet kaynaklarından Yunan basınına yansıyan bilgilere göre de görüşmede iki lider, “Ukrayna’daki savaşın gölgesinde Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginliği azaltmak ve Doğu Akdeniz’de istikrarı desteklemek” yolunda bir ortak anlayış içindeydiler. Miçotakis ve Erdoğan’ın ayrıntılı olarak olmasa da bölgedeki enerji meselesini de ele aldıkları belirtiliyor.

Nitekim görüşmede, iki ülke arasındaki askerî güven arttırıcı önlemlere ilişkin toplantılara Nisan ayında Ankara’da tekrar başlanmasına karar verildi. Yunanistan tarafından bu yaz organize edilecek olan Güney Avrupa Ülkeleri Konferansı’na Türkiye’nin de davet edilmesi söz konusu. Sonbaharda ise yıllardır gerçekleştirilemeyen Yüksek İşbirliği Konseyi’nin Yunanistan’da toplanması planlanıyor. İki ülke görüş ayrılıkları yerine işbirliği alanlarına, yani pozitif gündeme, odaklanacaklar. Bu çerçevede, karşılıklı ticaret hacminin 10 milyar dolara çıkarılması hedefi için de çaba harcanacak.

Güney Kıbrıs’ın tavrı ne olacak?

Peki, Atina ve Ankara arasındaki bu yumuşama GKRY’ye de yansıyacak mı?

Rum Yönetimi’nin Türkiye ile ilişkiler konusunda Atina’dan daha katı olduğu bilinen bir gerçek. Yönetime muhalif Cyprus Mail Gazetesinin 12 Mart tarihli başyazısında, Ukrayna’nın işgali sonrası İsrail gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya gönderilmesinin AB ve ABD tarafından kuvvetle destekleneceğini ve bunun Yunanistan ve Kıbrıs’ı devre dışı bırakacağını belirtti. Yazıda, “Her ne kadar Kıbrıs (Rum) yönetimi EastMed boru hattının pragmatik olduğunu savunuyorsa da en başından beri Doğu Akdeniz gazının boru hattıyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya gönderilmesi daha ekonomik ve gerçekleşebilir bir alternatifti. Son durum bu boru hattını daha da hayati bir hale getirdi” dendi. Rum politikacıların pozisyonlarını değiştirerek Türkiye-İsrail enerji işbirliğine katılmaya çalışmalarının yerinde olacağı vurgulanarak “çünkü artık bu şehirdeki tek şov ve AB’nin tam desteğine sahip” yorumu yapıldı.

AB, ABD ve Yunanistan’ın baskısıyla GKRY ile enerji konusunda yapılacak bir işbirliğinin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yeni bir ivme yaratacağı da kolaylıkla tahmin edilebilir. Yani Türk ve Rum tarafları arasındaki ekonomik işbirliği için önce Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekmez tersine bu işbirliği çözüm konusunda açılım getirebilir. Ancak Türkiye’nin İsrail ile yakınlaşması ve Mısır ile de benzer bir işbirliğine gideceği yolundaki güçlü sinyallere karşın, yine de bir Doğu Akdeniz ittifakının önündeki en önemli engelin GKRY olacağını söyleyebiliriz.

Moskova ile ilişkiler belirleyici olacak

Türkiye ve İsrail’in Rusya ile ilişkilerinin nasıl bir seyir izleyeceği de böyle bir ittifakın hayata geçirilmesi açısından belirleyici olacak. Batı cephesinde yer almalarına karşın Moskova ile yakın ilişkileri olan bu iki ülke, Rusya ile Ukrayna arasında yapmaya çalıştıkları arabuluculuğu sonuca ulaştırabilirlerse denge politikası yürütmeyi sürdürebilirler. Aksi takdirde, bir seçim yapmaları gerekecek ve -büyük olasılıkla- Batı’yı seçmeleri halinde özellikle Suriye’de Moskova ile yaptıkları işbirliği buradaki çıkarlarını tehlikeye sokabilecek. Mesela, Rusya’nın İdlib bölgesine yapacağı büyük bir saldırı yüz binlerce Suriyeli mültecinin Türk topraklarına akınına yol açabilir. Öte yandan İsrail, İran ve Hizbullah hedeflerine Moskova’nın bugüne dek göz yumduğu hava saldırıları düzenleyemeyebilir. Bu nedenle, Batı’nın Moskova ile ilişkilerini kesmeleri karşılığında her iki ülkeye de çok kesin güvenceler vermesi ve sözünü ettiğimiz gibi bir ittifakın hızla oluşturulması gerekiyor. Bu çerçevede, iki ülkenin arabuluculuk çabalarının sonuca ulaşması için çaba harcaması Moskova’nın da Batı’dan tamamen tecrit edilmesini engelleyebilir.

Her halükarda Moskova, Orta Doğu’daki etkisini de azaltacak olan, Doğu Akdeniz’de enerji ve ekonomik işbirliğine dayalı Batı yanlısı yeni bir güvenlik yapılanmasına engel olmak için büyük çaba sarf edecek ve özellikle İsrail ve Türkiye’yi kaybetmemek için elindeki tüm kozları kullanacaktır.

Türkiye üzerinden geçen boru hattı bölgeye istikrar getirir

İttifakın gerçekleşmesi için Türkiye ve İsrail ilişkilerinin de bozulmadan istikrarlı olarak ilerlemesi gerekiyor. Bunun için meydana gelebilecek sorunlara anında üst düzeyde müdahale etmeyi mümkün kılacak bir “kırmızı hat” oluşturulmasına iki taraf da büyük önem veriyor.

İki ülke ilişkilerinin bozulmasına neden olan en büyük etkenler, İsrail’in Filistinlilere karşı tutumu ve AKP iktidarının Türk topraklarında bazı Hamas yetkililerini de barındırmak suretiyle örgüte verdiği açık destek olarak sıralanabilir.

Filistin yönetimi Türkiye-İsrail yakınlaşmasını desteklediğini açıkladı. Hamas yönetiminin ise, Türkiye’nin adını anmadan Müslüman ülkelerin İsrail ile yakın ilişkiler geliştirilmesini kınayan bir açıklama yapması dikkat çekiciydi. İsrail’in ilişkileri normalleştirmek için AKP iktidarının Hamas’a verdiği desteği kesmesini önkoşul olarak öne sürmemesi, bu sorunun perde arkasında Hamas’ın da rızasıyla tedricen çözülmesinin planlandığını düşündürüyor. Mesela, Türkiye’deki Hamas’lı yetkililer AKP iktidarının da girişimleri ile uygun koşullar sağlanarak kendilerine dost ülkelere kendi rızaları ile gönderilebilirler. Benzer formüller İsrail-Filistin ilişkilerinde pek çok kez hayata geçirilmişti. Yanı sıra, yazı boyunca sözünü ettiğimiz gelişmeler, İsrail’i de Filistin tarafı ile yeni bir barış sürecini başlatmak için teşvik edebilir.

Özetlersek, İsrail ve diğer bölge ülkelerinin gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak bir boru hattı etrafında oluşturulacak bir ittifak-eğer hayata geçirilebilirse- bir domino etkisi yaratarak Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’ya büyük bir istikrar ve barış getirme potansiyeli taşıyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 21 Mart 2022’de yayımlanmıştır.

Selin Çağlayan

Selin Çağlayan - Ankara SBF Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Uzun yıllar çeşitli gazete ve televizyon kanallarında diplomasi muhabiri ve uluslararası muhabir sıfatı ile Ankara, Atina, Brüksel, Tel Aviv merkezlerine bağlı olarak görev yaptı. Emekli olmasından sonra Orta Doğu konulu kitaplar yazmaya başladı. “İsrail Sözlüğü”, “Müslüman Kardeşlerden Yeni Osmanlılara İslamcılık”, ve “İran, Mehdi'yi Beklerken” isimli kitapları bulunmaktadır. Halen “Filistin Sözlüğü” dizisinin 1. cildi olmasını planladığı "Osmanlı Filistini" kitabı üzerinde çalışmaktadır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend