Jeo-Strateji

14 Haziran 2021

Yazdır

Biden’ın ‘soykırım’ demesi Türkiye’nin Ermeni sorununa bakışında değişimin başlangıcı olabilir mi?

Her 24 Nisan öncesi, Türkiye gündeminin ilk sıralarında ABD Başkanı soykırım diyecek mi demeyecek mi tartışmaları yer alır. Ama ne yazık ki 24 Nisan sonrası bu konu bir sene sonraki nisan ayına kadar rafa kaldırılır ve unutulur. Türk dış politikasının yumuşak karnıdır bu konu…

Kuşkusuz sadece ABD ile de sınırlı değildir. Bugüne kadar çok sayıda devlet ve örgüt farklı şekillerde Ermenilerin soykırım iddialarını tanıdılar ya da destek oldular.

Ermeniler ne istiyor?

Bu konuyla ilgili düşünce pratiği yapmak için öncelikle Ermeniler ne istiyor, kısa, orta ve uzun dönemli amaçları neler sorularına cevap vermek gerek. Bu çerçevede Ermenilerin soykırım iddialarını bunca yıl gündemde tutmaları ve asla vazgeçmemelerinin nedenleri üzerinde de düşünmek yerinde olacak.

Ermenilerin soykırım stratejileri 3 T diye biliniyor; tanıma, tazminat ve toprak. Ermeniler 1965’den yani 24 Nisan’ın 50. yılından itibaren bu hedefe ulaşmak için hiç yılmadan çaba harcıyorlar. 1965’de Ermenistan’ın SSCB içinde bir devlet olduğunu da hatırlatmak isterim. Bu yıllarda aslında günümüzde de olduğu gibi soykırım iddialarının esas sahibi ve güçlü savunucusu Diaspora Ermenileri. Kimliklerinin ve varlıklarının en öncelikli konusu, soykırım iddialarının genel kabul görmesi ve Türkiye’den bunun intikamının alınması. Diaspora Ermenilerini bulundukları ülkelerde belki de en dinamik tutan, diğer Ermenilerle iletişimlerini sağlayan belki de tek konu söz konusu soykırım iddiaları zira. Bu girişimin başını da son derece radikal bir yapı olan Taşnak Partisi çekiyor. Bu eski siyasal parti Ermenilerin en sert ve radikal grubunu oluşturuyor.

Soykırımı gündemde tutmanın ve esas olarak da dünya politik arenasında destek aramanın Ermeniler için bu kadar önemli olmasının nedeni nedir? Bir cümleyle cevap vermek gerekirse, hukukun genel ilkelerine, uluslararası sözleşmelere ve hakkaniyete aykırı olarak soykırım iddialarını hukuk ve mahkeme yerine siyasi platformlarda tanınmasını sağlamaktır, diyebiliriz. Birçok parlamentonun çok açık bir ifadeyle “tanıyoruz” dediği Ermeni Soykırımına yönelik bir mahkeme kararı yok. O nedenle bu yapılanlar olsa olsa Ermeni iddialarını siyasi ortamda kabul etme ve bir destek verme yöntemi. Kuşkusuz bunun ciddi bir değeri, anlamı ve önemi yok.

Ermeniler ne yaptı?

Soykırım iddialarına yönelik tüm sorunlara rağmen Ermenilerin 3 T siyasetlerinin ilk ayağında, yani tanıma boyutunda önemli bir başarı sağladığını da söylemek mümkün. Yarattıkları algıyla, dünyada Ermeni soykırımı iddialarını duyurmada ve Türkiye’yi suçlu göstermede büyük aşama kat ettiler. Bu ilk aşama onlar açısından 56 yılda kısmen tamamlandı. Ancak bu konuda uluslararası arenada Ermeniler aleyhine ciddi kararlar da alındı. Fransa’da Anayasa Konseyi kararı,1 yine Fransa’da Quid Ansiklopedisi davası2 daha sonra Perinçek davası3 ve son olarak Belçika Anayasa Mahkemesi kararları4 bu çerçevede son derece önemli ve dikkate değer.

Bununla beraber, Ermeniler hedeflerine nasıl ulaştılar sorusuna da cevap vermek hayati önem arz ediyor.

Ermeniler bu doğrultuda ilk günden itibaren soykırım iddialarının kabul görmesi için ciddi bir tanıtım ve bilgilendirme çalışması yaptılar. Söz konusu amaca ulaşmak için yani devletlerin, örgütlerin ve halkların siyasi desteğini elde etmeye yönelik büyük bir kamuoyu çalışması gerçekleştirdiler. Bu aşamada kitaplar, filmler, belgeseller, toplantılar, konferanslar yaparak yani akla gelecek her platformda insanlara ulaşmaya çalıştılar. Bir yandan kamuoyu desteği ararken diğer yandan da yerel yönetimler ve merkezi yönetimler üzerinde baskı oluşturmaya başladılar.

Burada en stratejik adımlardan biri de ders kitaplarına bu konuyu taşımak oldu. Küçük yaştan başlayarak birçok ülkedeki çocuklar söz konusu tezlerle büyüdüler. Bu algıyla büyüyen kişiler daha sonraki yıllarda bu konuyu sorgulamayacak hale geldiler. Yani, Ermeniler tezlerini kabul ettirmek için hiç yılmadan ve adım adım hedeflerine yürüdüler.

Türkiye nasıl yanıt verdi?

Peki, bu aşamada Türkiye ne yaptı? Ermenilerin bu hamlelerine nasıl karşılık verdi? 56 yıl sonra Türkiye’nin karnesi nasıl? Ne yazık ki parlak ve başarılı bir performansımız oldu demek pek mümkün değil.

Türkiye o dönemde Ermeni diasporasının varlığını ve etkisini biraz hafife aldı. Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından da Türkiye’nin karşısına soykırım iddialarına sahip çıkan bu iki başlı muhatap çıktı. Bu aşamada Türkiye, devletlerin ve uluslararası örgütlerin aldıkları kararları protesto etmek ve tepki göstermek üzerine bir siyaset uyguladı; muhatap her zaman devlet ve kurumlar oldu. Ermeni iddialarına yönelik halkları bilgilendirmeyi hedefleyen çalışmalar son derece yetersiz kaldı. Ermeni sorunuyla ilgili doğal olarak Türkiye’de birçok çalışma ve akademik yayın yapıldı; bunlar arşivlere, belgelere ve ciddi referanslara dayanıyordu. Çok sayıda ulusal ve uluslararası konferans da düzenlendi. Buradaki en büyük eksiklik yayınların çoğunun Türkçe kaleme alınması ve uluslararası ortama ulaşamamasıydı.

Bernard Lewis, Justin Mc Carthy ve Heath Lowry gibi dünya çapında önemli isimlerin Ermeni soykırımı iddialarına karşı Türk tezini savunduklarını da göz ardı etmemek gerekir. Sorunun ülke içinde doğru anlatılması ve Türklerin bilgilendirilmesi önemli olmakla birlikte, yabancılara konuyu aktarmak ve tezlerimizi duyurmak işin en hassas boyutunu teşkil ediyor. Gelinen noktada, Türkiye’nin Ermenistan ve Diaspora Ermenileri ile soykırım iddiaları üzerinde yaptığı mücadelede en önemli destekçisi uzun zamandır Azerbaycan. Azerbaycan da Ermenistan’ın yaptığı soykırıma yönelik büyük ve kapsamlı bir politika yürütüyor.

Biden’ın 24 Nisan açıklamasına gelince, aslında kimse için şaşırtıcı ve beklenmedik değil. Biden ve ekibinin siyasal çizgileri ve bakış açıları dikkate alındığında soykırım ifadesini kullanması sürecin doğal sonucu. Burada üzerinde en çok düşünülen konu, başkanın soykırım demesinin ABD’deki tazminat davalarını nasıl etkileyeceği. Ancak sadece bu ifade tazminat için kapıların açılmasına yetmez fakat bu durum, belki de ABD’deki yeni bir sürecin başlangıcı şeklinde görülebilir. Bunun nasıl gelişeceği kuşkusuz birçok değişkene bağlı olacak.

Türkiye, bu açıklamaya her düzeyde son derece sert bir tepki gösterdi. Gereken açıklamalar yapıldı. Ermeni soykırım iddiaları üzerine yıllardır çalışan ve çok sayıda ve dilde yayın yapan Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Biden’ın Ermeni Soykırımı demesi üzerine “ABD Başkanı Biden, soykırımcı arıyorsa, Amerikan tarihi ve Amerika kıtasındaki 286 farklı köken ve halktan 100 milyon yerlinin 18.yüzyılın başında itibaren nasıl katlettiklerine baksın.” değerlendirmesini yaptı ve ardından “Yalan belge ve iftiralara dayalı diaspora söylemleri üzerinden koca Türkiye suçlamaya kalkanlar bilmelidir ki, Türk milleti buna izin vermez” diyerek özellikle yalan belge ve iftiraları hatırlatarak Türkiye’nin bunlara karşı güçlü duruşunun altını çizdi.

24 Nisan sendromunu aşmak için 4B politikası

Biden’ın bu açıklaması Türkiye’nin ABD ile ikili ilişkilerinin yanında, soykırım iddialarına yönelik politikalarında bir değişim ya da yeni stratejiler için fırsat şeklinde değerlendirilebilir mi?

Türkiye sadece ABD’ye yönelik değil genel dış politikasında Ermeni iddialarına karşı etkin bir politik sürece girmeli. 24 Nisan sendromu üzerimizden atılıp kısa vadeli düşünceler ve beklentilerden vazgeçilmeli, orta ve uzun vadeli stratejiler belirlenmeli ve uygulanmalı. Kamu diplomasisi araçları bu çerçevede en iyi şekilde değerlendirilmeli. Dünyanın farklı bölge ve ülkelerinde yaşayan Türk diasporası önce bu konularda bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmeli daha sonra da Ermeni modelinde olduğu gibi siyasi olarak harekete geçirilmeli.

Ermenilerin 3 T politikasına karşı örneğin Türkiye’nin 4B politikası olabilir. Kısaca (B)ilgilendirmek ve yanlışları düzeltmek, daha açık bir ifadeyle doğruları ortaya koymak, algı operasyonlarını engellemek ve bunu dört düzeyde yapmak: ilk olarak Türk vatandaşları, ikincisi Türk Diasporası, üçüncüsü dünyada konuyla ilgilenen bireyler ve son olarak devletler ve örgütler düzeyinde.

Fakat yine de böyle bir politikadan kısa vadede sonuç beklemek de doğru olmaz. Bu hamleyi, bir başlangıç şeklinde değerlendirmek gerekir. Türkiye’nin soykırım iddialarına yönelik esas muhatabı asla unutulmamalıdır ki Ermenistan’dan çok Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler ve onların dernekleri. Türkiye politikalarında bu ayrıma dikkat etmeli. Diasporanın Türk düşmanı yaklaşımları ve söylemleri her ortamda teşhir edilmeli. ASALA terör örgütünün yaptıkları anlatılmalı ve belgelerle sergilenmeli. Dünyadaki Ermeni örgütlerinin tüm faaliyetleri ve çalışmaları yakından takip edilmeli ve bunlara cevaben hızla politikalar üretilmeli.

Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerini farklı değerlendirmeli

Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileriyse farklı değerlendirilmeli. Sorunun çözümü aslında ikili ilişkilerde saklıdır demek mümkün. Diasporanın dışlanması ve Ermenistan’ın bu konuya mesafeli duruşu birçok sorunun çözümünü sağlayabilir. Ermeni diasporası, soykırım iddialarının tanınması için harcadığı parayı Ermenistan’a verse, ülkenin bugün refah içinde olacağını söylemek hiç de yanlış olmaz.

Türkiye’nin bu sorunu göz ardı etmesi mümkün değil. Bu konuda sadece tepki politikasının sonuç vermediği ortada, politika değişikliği zorunlu. Bu çerçevede ABD, öncelikli hedeflerimizden biri olmalı. ABD’deki Ermeni diasporası 24 Nisan sonrası bir sonraki yıl için harekete geçerken artık Türkiye de beklememeli. Lobicilik çalışmaları etkin olarak yürütülmeli.

Türkiye, sürecin başından beri arşivlerini açmış ve ortak tarih çalışmalarını destekliyor. Söz konusu açıklık, şeffaflık politikaları sürdürülmeli. Yalan, iftira ve çarpıtmalara karşı dikkatli olunmalı. Gerçekler ortaya çıkmalı ve dünya bunu bilmeli. Bu aşamaya gelindikten sonra belki bu düşmanlık ortadan kalkabilir. 1915’de büyük acılar yaşanmıştır. Ama sadece ölen Ermenilere değil, Türklere ve Müslümanlara da aynı değer ve saygı gösterilmeli.

Tarihi bilmek ve tarihten ders çıkarmak önemlidir. Unutulmamalıdır ki tarihten sadece düşmanlıkla ilgili değil dostlukla ilgili çıkarabileceğimiz de birçok husus mevcut. Kanla beslenen kanda da boğulur. Düşmanca tavırlardan uzak ve dostluğu esas alan dış politika herkes için kazanç getirecektir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 14 Haziran 2021’de yayımlanmıştır.

  1. https://www.conseil-constitutionnel.fr/decision/2012/2012647DC.htm
  2. https://www.legalis.net/jurisprudences/tribunal-de-grande-instance-de-paris-17eme-chambre-presse-civile-jugement-du-06-juillet-2005/
  3. https://hudoc.echr.coe.int/fre#{%22itemid%22:[%22001-139276%22]}
  4. https://www.unia.be/fr/jurisprudence-alternatives/jurisprudence/cour-constitutionnelle-14-janvier-2021

Ali Faik Demir

Doç. Dr. Ali Faik Demir - Ali Faik Demir Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi S.B.F’de uluslararası ilişkiler bölümünde eğitim gördü. İstanbul Üniversitesi S.B.F’de başladığı siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler yüksek lisans programını 1994’de tamamladı. Aynı üniversitedeki doktora eğitimi sırasında Paris IEP, EHSSS, INALCO, Strasbourg ve Grenoble’da araştırmalarda yaptı ve 2000’de doktora derecesini aldı. 1994’ten beri Galatasaray Üniversitesi’nde görev yapan Demir halen Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Yardımcısı. Lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde “Türk Dış Politikası”, “Türkiye’de Siyasal Yaşam”, “Türkiye-Türk Dünyası İlişkileri” ve “Kafkasya ve Orta Asya’da Strateji” derslerini veriyor. Uluslararası İlişkiler alanındaki çeşitli dergi ve yayınların danışma kurulu ve yayın kurullarında görev alıyor. Demir’in bilimsel dergilerdeki makalelerinin yanında “Türk Dış Politikası Perspektifinden Güney Kafkasya”, “Türk Dış Politikasında Liderler” ve “Şaman ve Türk Dünyası” adlı kitapları yayınlandı.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

En Güncel Makaleler

0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend