Jeo-Strateji

16 Mayıs 2022

Yazdır

Bizim kolektif çaresizliğimiz

İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyada yeniden büyük bir savaşın çıkmasını önlemek ve barışın sürdürülebilmesini mümkün kılmak için kurulan Birleşmiş Milletler’de hem daha adil bir temsil ihtiyacı hem de işlevini tam anlamıyla yerine getiren bir uluslararası örgüt olmasını sağlayacak reform gerekliliği zaman zaman tartışılan bir konu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) bu krizi önleyecek ve ateşkesi sağlayacak bir karar alınamaması sonrasında bu tartışmanın yeniden gündeme geldiğini görmekteyiz.

Aslında, jeopolitik mücadelelerin yeniden ortaya çıkması ve rekabetin artmasıyla birlikte, daha adil ve etkin uluslararası örgütlenme yapısına dayalı çok taraflılık BMGK reformunu zorunlu kılıyor.

Zira, tedarik zincirindeki aksamalardan pandemilere, iklim değişikliğinden yıkıcı teknolojilerin etkisine kadar, yeni zorluklar ve küresel tehditler küresel bir yanıt gerektiriyor. Ancak bu zorluklardan bazıları için Dünya Sağlık Örgütü’nden Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne kadar gerekli kurum ve araçlar BM bünyesinde mevcut olmasına rağmen, beklenen düzeyde yeterli ilerleme sağlanamıyor.

Bunun en önemli nedenlerinden biri de ülkelerin ortak hareket etmek yerine kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutmayı tercih etmeleri. Aşı milliyetçiliği, Covid-19 pandemisi ile topluca mücadele etmenin önüne geçtiğinde bunu açıkça gördük.

Kolektif yanıt verme zorunluluğumuz

Ancak uluslararası toplumun pandemilere, iklim değişikliğine, insani felaketlere, güvenlik krizine, artan eşitsizliğe ve daha pek çok küresel meydan okumalara karşı bir araya gelmesi gerekiyor. Tabii bunu gerçekleştirmek için cesur liderlik, cesur seçimler ve tabii verilen sözlerin sürekliliği gerekiyor. Gezegenimizin kolektif yanıt verme yeteneğimizi tehdit eden eşzamanlı acil durumlarla karşı karşıya olduğu bir gerçek.

Fakat günümüz dünyasında uluslararası ilişkilerde yaşanan yeni zorluklar ve krizler ile güvenlik sorunlarının üstesinden gelmenin ve kontrol altına almanın giderek zorlaştığı bir süreci yaşıyoruz. Bu da “kolektif çaresizlik” algısına neden oluyor.

BM bünyesinde bu zorlukların üstesinden gelmek için gerekli kurum, araç, kaynak ve stratejiler mevcut olmasına rağmen, BM’nin karar alma yapısının kurumsal zayıflıkları yeterli derecede ilerleme sağlanamamasına neden oluyor. Tabii bir de buna uluslararası toplumun bazı devletlerinin bunu değiştirme konusundaki isteksizliğini de eklemek gerek.

BM Şartı’nın 2. maddesi açıkça “Üyeler uluslararası nitelikteki anlaşmazlıklarını uluslararası barışı, güvenliği ve adaleti tehlikeye atmadan barışçıl yollarla çözeceklerdir” der. Aynı zamanda, “Bütün Üyeler, uluslararası ilişkilerinde, herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı veya BM’nin Amaçlarıyla bağdaşmayan herhangi bir şekilde tehdit veya güç kullanımından kaçınacaklardır” dese de, biz, Ukrayna’da Rusya’nın BM Şartı’nın bu maddelerini açıkça ihlal ettiğine tanık oluyoruz.

Rusya, BMGK’nın veto yetkisine sahip Beş Daimi Üyesinden biri. BM’de kararları bağlayıcı olan organ BMGK’nin yaptırım uygulama ve herhangi bir askerî eylemi durdurmak için güç kullanımına izin verme yetkisi var. Ancak tüm bu yetkilere sahip olmasına rağmen, Rusya’nın vetosu BMGK’da karar alınmasına engel oluyor ve bu durum BM’yi görevlerini yerine getirme konusunda işlevsiz bir uluslararası örgüt haline getiriyor.

Yeni bir BM tasarlanmalı

Mevcut sistemden memnun olmayan ve onu değiştirmek isteyen Rusya gibi revizyonist aktörlerin varlığı ve mevcut uluslararası kurumların bu yeni meydan okumalara ve krizlere yanıt vermelerindeki sorunlar, durumu daha karmaşık ve sorunlu hale getiriyor ve kolektif çaresizliğe neden oluyor.

Ancak yeni tehditlere karşı mücadele küresel bir kolektif mücadele gerektirirken ve bunun için artık jeopolitik gerilimler ve çatışmalar olmaması gerekirken, Rusya-Ukrayna Savaşı bu yönde ilerleme kaydetmediğimizi gösterdi.

Tabii bir de bu son gelişme BM’nin işleyen bir uluslararası örgüt haline gelmesinin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. BM dünyadaki tüm insanlar için bir umut kaynağı olmaya devam etmeli. Fakat bu, BM sisteminin işleyişini güçlendirmeye yönelik çabalarla mümkün olabilir. Bu nedenle, BM’nin selefi olan Milletler Cemiyeti ile aynı kaderi paylaşmasını önlemek için BM reformu acil bir ihtiyaç.

BM, İkinci Dünya Savaşı’nı önlemede başarısız olan Milletler Cemiyeti’nin halefi. Zayıf yönlerine rağmen Milletler Cemiyeti, BM’in kurulmasında bir şablon olarak kullanıldı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Milletler Cemiyeti, uluslararası hukuk ve kurumların egemenliği altında uluslararası sistemde barış ve güvenliği korumayı amaçladı. Ancak dengeye dayalı Viyana düzeninden farklı olarak cezaya dayalı Versailles düzeni Milletler Cemiyeti’nin işlevsizliğinde önemli rol oynadı. Talepleri dikkate alınmayan revizyonist devletler Milletler Cemiyeti’nden ayrıldı ve dünya siyasi sisteminde mevcut güç yapısını yansıtmayan sadece Birinci Dünya Savaşı’nın kazanan devletlerinin aracına dönüşen Milletler Cemiyeti işlevini yerine getiremedi.

Alınmayan derslerin maliyeti

Bugün ortaya çıkan tablo bize Milletler Cemiyeti’nin başarısızlığından ders almadığımızı gösteriyor. BM’nin Milletler Cemiyeti gibi büyük devletlerin dış politika aracına dönüşmesi, itibarını zedeliyor ve işlevselliğini önemli ölçüde kaybetmesine neden oluyor.

Nitekim, BMGK yasal olarak bağlayıcı bir kurum olmasına rağmen Ruanda, Bosna-Hersek, Kosova, Suriye ve son olarak Ukrayna’da meydana gelen büyük insani felaketlere önleyici ve somut çözümler geliştirememişti.

BM, Milletler Cemiyeti gibi dünya savaşının kazanan devletleri tarafından kurulup onların beklentilerine göre şekillenmiş bir uluslararası örgüt. Ancak, BM’nin kuruluş yıllarında var olan koşullar, günümüz küresel dinamikleri ışığında artık geçerliliğini yitirdi. BMGK’ndeki temsiliyet günümüz gerçekleriyle bağdaşmıyor ve adil bir temsili ortaya koymuyor.

Ayrıca, BMGK’nın beş daimi üyesinin veto hakkı, küresel çatışmaların çözümünde büyük bir engel teşkil ediyor. Bu şartlar altında veto yetkisini kaldırarak daha katılımcı kurumlar oluşturmak için Birleşmiş Milletler sistemini küresel barış ve adalet için yeniden yapılandırmak gerekiyor.

Bu noktada Rusya’ya rağmen bu mümkün müdür sorusunu sormamız gerekiyor. Çünkü BMGK’nın beş daimi üyesinden birisi olan Rusya, BMGK’nın beş daimi üyesinin veto hakkının feshedilmesi fikrine karşı çıkıyor.

Çözüm mümkün mü?

Peki bu şartlar altında BM’yi işleyen bir örgüt haline nasıl getirebiliriz?

Özellikle de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında BM ilkelerini ısrarla ihlal eden ve BMGK’da veto hakkı olan bir daimi üyeyi BMGK’dan çıkarmak mümkün mü?

BM Şartı, BMGK’nın daimi bir üyesini görevden almanın bir yolunu özetlemiyor. Ancak, bir ülke BMGK’nın tavsiyesi üzerine oylama yoluyla BM Genel Kurulu’ndan çıkarılabiliyor. BM Şartı’nın 6. maddesine göre, “Bu Şart’ta yer alan ilkeleri ısrarla ihlal eden bir BM üyesi, Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel Kurul’dan ihraç edilebilir”. Bu maddeye göre, BMGK’nın daimi üyesinin çıkarılmasını tavsiye etmemek için veto yetkisini kullanabileceği için, BMGK’nın daimi üyesini ihraç etmek mümkün değil. Dolayısıyla, BM Şartı’nın mevcut şekli altında bu seçenek Rusya için uygulanabilir görünmüyor.

BM’yi işleyen bir örgüt haline getirmenin bir diğer seçeneği de BM Şartı’nda değişiklik yapmak. BM Şartı’nın 108. maddesine göre “Bu Şart’ta yapılan değişiklikler, Güvenlik Konseyi’nin tüm daimi üyeleri de dâhil olmak üzere Genel Kurul üyelerinin üçte ikisinin oyu ile kabul edildiğinde ve kendi anayasal süreçlerine uygun olarak Genel Kurul’un üçte ikisi tarafından onaylandığında, Birleşmiş Milletlerin tüm Üyeleri için yürürlüğe girer”. Diğer bir deyişle, BM Şartı’nın değiştirilmesi, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin oybirliğiyle onayını gerektirir.

Değişmeyen BM işlevsiz kalır mı?

Açıkçası, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin rızası olmadan BM yapısını işleyen bir örgüt haline getirmek için herhangi bir reform yapmak, BM Şartı’nın mevcut maddeleri ile mümkün görünmüyor. BM yapısında gerekli değişikliklerin yapılamaması ise tarihsel deneyimlerin gösterdiği üzere ülkeleri alternatif çözüm arayışlarına itebilir ve bir süre sonra BM’nin tamamen işlevsiz kalmasına neden olabilir.

Sorunların tek başına devlet tarafından etkin bir şekilde ele alınamayacağını ve uluslararası örgütlenme olmadan çözülemeyeceğini unutmamalıyız. BM’nin bu örgütün geleceği için umutlarımızı artıran önemli kritik geçmiş deneyimleri var.

Örneğin, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) öncülüğünde 1958’de başlatılan kontrol programı ve 1967’de başlatılan eradikasyon programları olmasaydı çiçek hastalığının kökünün dünyadan kazınması sağlanamazdı. 1987 yılında imzalanan ve onaylanan Ozon Tabakasını İncelten Maddelere İlişkin Montreal Protokolü olmadan ozon tabakası korunamazdı.

Bu iki kazanım, kolektif eylemin ve işleyen bir uluslararası örgütün ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu kazanımlara savaşları önleme ve barışı sürdürme konusunda da gerçekleştirmek gerek. Günün sonunda unutmayalım ki tüm devletlerin zorluklarla mücadelede işleyen bir uluslararası örgüte ihtiyacı var ve bunun yolu da BMGK reformundan geçiyor.

Kaynakça

United Nations Charter (full text)

https://www.un.org/en/about-us/un-charter/full-text

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 16 Mayıs 2022’de yayımlanmıştır.

Aylin Ünver Noi

Doç. Dr. Aylin Ünver Noi - Haliç Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi. Ünver Noi ayrıca Mediterranean Citizens’ Assembly Vakfı’nda (Valencia, İspanya) yönetim kurulu ve danışma kurulu üyesi. Johns Hopkins Üniversitesi (SAIS), Center for Transatlantic Relations (CTR)’da 2014-2015 yıllarında ziyaretçi uzman, 2015-2018 yılları arasında kıdemli uzman olarak çalışmalarda bulundu. 2015-2017 yılları arasında Marmara Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Enstitüsü’nde “AB’nin Uluslararası Politikası I-II” dersini verdi. 2014-2018 yılları arasında Huffington Post’daki bloğunda yazıları yayımlanan Ünver Noi’nin transatlantik ilişkileri, AB ve ABD’nin Akdeniz ve Ortadoğu politikaları üzerine pek çok kitabı ve makalesi bulunuyor. Daniel S. Hamilton ve Serdar Altay ile editörlerinden biri olduğu en son kitabı “Turkey in the North Atlantic Marketplace” Johns Hopkins Üniversitesi SAIS, CTR tarafından 2018 yılında basıldı. TV ve radyo programlarında, ulusal ve uluslararası yazılı ve görsel medyada (Euronews, Deuthsche Welle, CRI, Liberation vb.) sık sık yer alan Ünver Noi the Hill’de op-ed makaleleri yazıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend