Çare fütüroloji ve iş birliğinde mi?

Tüm dünya birdenbire ve hep bir arada, aslında birçok hayatî alanda nasıl çok yanlış bir rahatlık hissine gereksizce kapılıp gidilmiş olduğunu; birçok esaslı soruna zamanlı ve yeterli şekillerde el atılmadığını, aksine bunların hep kendi seyirlerine bırakılmış olduğunu, devam eden şu Coronavirüs Krizi’yle birlikte çok daha iyi kavradı. Ne yazık ki, “bir musibet bin nasihatten iyidir” sözü bir kez daha doğrulanmış oldu. Böylece, esasen siyaset, ekonomi, çevre ve kültürel alanlarda derin bir değişim süreci içinden geçmekte olan dünyamızda her nasılsa elimizi alıştırdığımız, bu arada yol açtıkları büyük yanılsamaları da hep görmezden geldiğimiz paradigmalarımızla bir yüzleşmeye de yol açılmış oldu.

Büyük, tüm insanlığı ilgilendiren suallere mevcut yaklaşımlarımızın iyice aşınmış olmaları bir kenara, eldeki paradigmaların artık olup biteni izah edebilme yeteneklerinin sınırlarına da ulaşılmış olduğunu anladığımız şu sıralarda, gelecek karşısında ne denli çaresiz olabileceğimizi, alttan alta gelişen zafiyetlerin nelere yol açabileceğini görüyoruz. Hep “uzun vâdeli problem” olduğunu düşünme eğiliminde olduğumuz çok şey birdenbire acil ve bugünden halledilmesi gereken sorunlar olarak aniden karşımıza çıktı ki, bunlar arasında dünyayı saran çok çeşitli dengesizlik ve eşitliksizler başı çekiyor.

Hemen her alanda şimdiden baş gösteren radikal değişimlerin beraberinde getireceği belirsizlik ve karmaşayla hakikaten etkili şekilde mücadele edebileceksek, önce içinde bulunduğumuz durumu ve buradan nereye doğru seyrilebileceğimizi daha gerçekçi; daha bütüncül, en önemlisi de daha az yanılsama payı bırakan şekilde kavrayabilmemizi sağlayacak yeni anlayış ve yöntemlere ihtiyaç duyuyoruz.

Peki, bu ihtiyaç nasıl karşılanabilir? Daha salim, daha güvenli, insanın kendisini çaresiz hissetmeyeceği, dayanıklılıklarını arttırabilmiş, dengesizlik ve aşırılıklarını törpülemiş bir dünyaya doğru nasıl yol alabileceğiz? Bu noktada etkili çözümler geliştirebilmenin olmazsa olmaz şartı olarak uluslararası iş birliği karşımıza çıkıyor. Gerçekten, insanlığın tehdidin büyüklüğünü doğru teşhis etmek, eski rekâbet anlayışlarını bir kenara koyup ortak aklı oluşturmaya girişmek, kolektif bilinç ve kapasitelerini aynı amaç doğrultusunda bir araya getirmekten başka bir yolu var gözükmüyor.

Korona sonrası dünyada UNESCO nasıl bir rol oynayabilir?

Şu halde, “Birleşmiş Milletler’in entelektüel kolu” olarak da tanımlanan, BM Eğitim, Bilim, Kültür ve İletişim Örgütü UNESCO, bu arayışta nasıl bir rol oynayabilir?

Mayıs 2020 itibarıyla, çözüm bulmak değil, ortaya çıkmakta olan dünyayı daha iyi anlayabilmek, yeni dönemdeki sorunların gerçek çap ve derinlikleri az çok kesin hatlarına kavuştuklarında öne sürülebilecek olası çözümlerin zeminlerini kuvvetlendirmeye girişmek aşamasındayız.

UNESCO, hangi aşamada bulunduğumuzun farkındalığı içinde öncelikle epidemi şartlarında eğitimin kalitesinin geriye düşmemesi yolunda birtakım girişimler almaya girişmiş, ayrıca tüm üye ülkelerden Eğitim, bilahare Bilim, nihayet Kültür Bakanları’nın da katılımıyla internet ortamında düzenlediği toplantılarla olası hareket tarzlarıyla ilgili fikirleri bir araya getirmiş, böylelikle söz konusu alanlarda bir durum tespiti çalışmasına girişmiştir. Türkiye’nin de katıldığı bu “virtual” toplantılar, uluslararası iş birliğinin her bakımdan güçlendirilmesini gerektiren mevcut ortamda Eğitim, Bilim ve Kültür gibi toplum hayatının en temel boyutlarını oluşturan alanlara yönelik yeni tehditlerle nasıl baş edebileceğimizi daha iyi anlaşılmasını sağlamaya yönelik olmuştur.

Fütüroloji tam da bugünlerde neden gerekli?

Aslında, UNESCO bu yeni şartlarda “oyun değiştirici aktör” olabilme kapasitesine el uzatıyor. Bir müddettir sadece Dünya Miras Listesi gibi haklı bir popülarite kazanmış konularla gündeme gelen UNESCO, COVID-19 salgını gibi bir büyük belâ yüzündendir ki, uhdesinde bulunan konuların gerçek manada aciliyet kesb etmiş olduğunu; yıllar boyunca biriktirmiş olduğu uluslararası tecrübe ve geliştirdiği farklı uzmanlık alanlarının bu defa çok yararlı bir sinerji sağlayabileceğini; çok özgün katkılar sunmaya muktedir olduğunu görüyor. Bu farklı uzmanlık alanlarından biri de “Fütüroloji”dir.

Bu ortamda UNESCO Genel Merkezi’nde bir “Fütüroloji” Departmanı olması da birden son derece dikkat çeker hale geldi. UNESCO böyle bir departmana niçin vaktinde ihtiyaç duymuştu? Bu sualin cevabı olsa olsa ‘zamanında geleceği iyi okumuş olduğu için’ olabilir.

Peki, fütüroloji bir bilim midir?

Doğrusu, ne tarafa evrileceklerini kestirmek güç çok sayıda değişken ve bilinmezlerin olduğu bir dünyada geleceği tam olarak bilmek hiçbir şekilde mümkün olamayacağına göre, bilimdir denemez. Fakat, Fütüroloji’nin giderek daha fazla matematiksel veri ve birtakım algoritmalar kullandığını da hatırda tutmak gerekir. Şu halde aslında yoğun şekilde bilimsel metodolojiler kullanan ayrı bir disiplinden bahsettiğimizi söylemek yanlış olmaz. Nitekim, UNESCO Genel Merkezi’ndeki Fütüroloji Departmanı bir kenara, dünyada çeşitli üniversitelerde Fütüroloji konusunda UNESCO Kürsüleri de bulunuyor.

Herhalükârda, Fütüroloji’nin, geleceği daha iyi görebilmek amacıyla bugüne değin kazanmış olduğu tecrübe ve bir araya getirebilmiş olduğu bilgi ve enformasyonu kullanma metodlarına çok daha fazla ihtiyaç duyulacağı bir döneme girilmiş olduğundan kuşku duyulamaz. Ne var ki, buradaki esas mesele, geleceği olabildiğince iyi tahmin etmek olduğu kadar, oluşmakta olan yeni gelecekte insanlığın ortaklığını, birbirine saygı ve ortak yaşama kültürünü, kazanımlarımızı yeni bir döneme nasıl en az kayıpla devredebileceğimiz, nasıl telâfisi mümkün olmayacak hata ve yanılgılardan kendimizi uzak tutabileceğimizdir.

Tek başına verinin anlamı nedir?

Zaten çok fazla veri-bazlı ve spekülasyonun çok ağır bastığı bir dünyadan yola çıkıp da bu noktalara gelmedik mi? Tek başına verinin anlamı nedir? Her veriyi kendinden daha büyük bir gerçekliğe oturtmak, doğru boyutunun içinde değerlendirmek zorundayız. Böyle yapmamış olduğumuz için verileri hep soğuk, oldukça da kayıtsız bir şekilde izledik. Halbuki, karşımızda duran veriler, bir tren istasyonundaki trenlerin varış-ayrılış saatlerini gösteren panodaki veriler gibi basit değildi. Ne var ki, genel tavrımız bizi son derece endişeye sevk etmesi gereken sayısız veriyi; dolayısıyla sayısız dengesizlik ve eşitsizlikleri çok kez garip bir rahatlık içerisinde izledik.

Şimdi ise gelen trenin bizi çok farklı, hiç de istemeyeceğimiz bir yere götürmek istidadında olduğunu birden anlamış olarak paniğe kapılmış durumdayız. Fütüroloji, bu panik yerine daha sistematik düşüncenin disiplinlerini bize kazandırabilir. İçinde bulunduğumuz eşiğin ne denli kritik olduğunu, dolayısıyla uluslararası iş birliği olmaksızın ortak sorunlarımızın ancak ağırlaşabileceğini ortaya koymak suretiyle doğru ve kalıcı çözüm yollarına girilmesini teşvik edebilir.

Koronavirüs salgını ve almakta olduğumuz dersler, gerçekten de hep aklımızdan geçirdiğimiz gibi daha emin, daha dayanıklı ve güvenli bir dünyaya yönelmek için zorlayıcı sebepler olacaksa, bir diğer deyişle bu epidemi belâsı, gerçekten de küresel çapta pozitif değişim için bir katalizör etkisi yapabilecekse, önce daha sistematik, daha realist ve iş birliklerini daha özendirici tartışma zeminlerini oluşturmalıyız. UNESCO, bu amaçla önümüzdeki aralık ayında özel bir zirve tertiplenmesine girişti, Türkiye de söz konusu zirve hazırlıklarında ve Zirve’de öncü bir rol oynuyor. Bu zirvenin geleceğe güçlü bir ışık tutması ve bilinçli, kendini aldatmayan iyimserliğin yollarını açması en büyük beklentimizdir.

Twitter: @KAPTADERYA

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 15 Mayıs 2020’de yayımlanmıştır.

Altay Cengizer

Altay Cengizer - Büyükelçi, UNESCO Nezdinde T.C. Daimi Temsilcisi, UNESCO Genel Konferans Başkanı

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend