Cezayir ve Tunus’un Libya çelişkisi

Dünya gündemini meşgul eden Libya sorununda, görüşleri gözden kaçan ama tutumları çözümü etkileyecek iki ülke, Libya’nın komşuları Tunus ve Cezayir.

Bu iki ülkenin tutumunu Al Jazeera Studies düşünce kuruluşu için kaleme aldığı makalede özetleyen uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi uzmanı Prof. Mansur Lahdari’ye göre, Cezayir ve Tunus, Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığının Libya’da çatışan taraflar arasında bir denge fırsatı doğurmasından memnun. Fakat aynı zamanda bu durumun doğrudan ya da dolaylı olarak zaten var olan yabancı dış müdahalelerin artması riskini de beraberinde getirmesinden endişeliler.

Ortak akıbet hissi

“Libya krizinin ulaştığı mevcut aşamanın en önemli özelliği, bölgesel ve uluslararası güçlerin Libya’daki nüfuz mücadelesine açıkça girmeleri. Bu güçler, Libya’nın cazip doğalgaz ve petrol kaynaklarına herhangi bir tarafın tekel kurmasını ve dünya doğalgaz ve petrol jeopolitik haritasındaki güç dengelerinin değişmesini engellemeyi hedefliyor,” diyen Lahdari Cezayir, Tunus ve Libya arasında “sömürgecilerin çizdiği sınırlar dışında doğal bir sınır olmadığını” hatırlatıyor:

“Cezayir, Tunus ve Libya arasındaki kesişen coğrafi, toplumsal ve jeopolitik doğa, üç ülkede ortak akıbet hissi yarattı. Bu da Cezayir ve Tunus’un Libya krizinin muhtemel senaryolarından ve krizin Libyalı taraflar arasındaki bir çatışma durumundan çıkıp uluslararası bir çatışma haline gelmesinden duydukları endişeyi haklı çıkarıyor.”

Tunus ve Cezayir’in Libya krizinin çözümüne dair yaklaşımları

Yazar, Cezayir’in başka ülkelerinin iç işlerine karışmamak, ülkelerin egemenlik ve birliğine saygı göstermek ve sorunları askeri yollar yerine siyasi ve diplomatik yollarla çözmek esaslarına dayanan bir dış politika izlediğini, bunun bir yansıması olarak da Libya devriminin başından beri çatışmanın bütün taraflarına eşit mesafede durduğunu anlatıyor:

“Ancak bu durum Cezayir’in bölgede yaşanan gelişmelere sadece seyirci kalması anlamına gelmez. Cezayir, birçok aşamada çeşitli çözüm teklifleri sundu ve taraflar arasında diyalog zemini oluşturmaya çalıştı. Bu çabaları Cezayir’in bir taraftan Libya’daki tarafları müzakereye çağırması ve müzakere ile diyaloğu çözüm için temel kabul etmesi, diğer taraftan BM’nin Libya krizindeki çözüm çabalarına destek vermesi şeklinde özetleyebiliriz. “

Tunus ve Cezayir’in diplomatik sınavı

Yazara göre, Tunus da benzer bir tutum içinde, dış müdahaleyi doğru bulmuyor ve tarafların çözüm masası etrafında bir araya gelmesini istiyor. Ancak Tunus, barış girişiminin Libya’nın üç komşusu Tunus, Cezayir ve Mısır tarafından yürütülmesinden yana.

Tunus da Cezayir gibi dış müdahaleyi doğru bulmuyor ve tarafların çözüm masası etrafında bir araya gelmesini istiyor. Ancak Tunus, barış girişiminin Libya’nın üç komşusu Tunus, Cezayir ve Mısır tarafından yürütülmesinden yana.

Hem Tunus’ta hem Cezayir’de 2019 yılında cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğunu anımsatan yazar, Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said ve Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun için Libya krizinin diplomatik bir sınava dönüştüğünü söylüyor.

“Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 25 Aralık 2019’da Tunus’a gerçekleştirdiği ziyaret, Tunus Cumhurbaşkanı’na Libya’ya dış askeri müdahaleyi ve herhangi bir taraftan yana saf tutulmasını reddettiğini ifade etme fırsatı verdi. Ziyaretin ertesi günü Tunus Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Tunus, herhangi bir koalisyona üye olmayı ya da herhangi bir taraftan yana saf tutmayı kesinlikle kabul etmemektedir. Topraklarının her karışının sadece kendi egemenliğinde olduğunu bildirmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun da, göreve geldiği ilk günden itibaren Libya kriziyle ilgilenmeye başladı. Yemin töreninde yaptığı ilk konuşmanın bir bölümünü Libya krizine ayırarak şunları söyledi: “Cezayir, Libya’nın istikrarıyla ilgilenecek ilk ülkedir. Libya’nın sevdiğini sever, nefret ettiğinden nefret eder. Cezayir’in Libya krizine çözüm önerilerinden uzaklaştırılmasını asla kabul edemeyiz.”

Fakat yazar, Cezayir’in Trablus’u kırmızı- çizgi olarak kabul ettiğini belirterek, Hafter güçlerinin üzerine yürüdüğü Trablus’u ele geçirmeleri durumunda, ilk aşamada Tunus’a, ikinci aşamada Cezayir’e doğru daha önce görülmemiş çapta bir göç dalgası riskinin ortaya çıkmasının Cezayir’i endişelendirdiğini anlatıyor. Ayrıca böyle bir durumda Libya’nın terör için bir saha olması ve bütün bölgeye dış müdahalelerin artması riskleri de var.

“Tunus ve Cezayir’e yönelecek Libya kaynaklı güvenlik tehlikesi ve tehditlerinden ayrı olarak, mevcut şartlar iki ülkeye tehlikenin farkında olarak geliştirdikleri tasavvurları çerçevesinde Libya’daki krizin çözümü için harekete geçmeyi anlık hesaplardan daha tercih edilir hale getiriyor. Aslen iki ülkeden beklenen rol de budur. Özellikle siyasi ağırlığa ve özel coğrafi konuma sahip olan Cezayir’den beklenti bu yöndedir.

Cezayir’in çabaları

Bu çerçevede yazar, Cezayir’in, Libya meselesinin ele alındığı Berlin Konferansı’na katıldığını, UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Faiz es-Serrac’ın 6 Ocak 2020’de Cezayir’i ziyaret ettiğini anımsatıyor.

Serrac ile Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun, 2012’de iki ülke arasında imzalanan ortak güvenlik anlaşmasının işlerlik kazanmasını görüştü. Bu anlaşma, sınırların korunmasını ve sınır ötesi terör tehdidiyle mücadele edilmesini öngörüyor.

“Serrac ile Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun, 2012 yılında iki ülke arasında imzalanan ortak güvenlik anlaşmasının işlerlik kazanmasını görüştü. Bu anlaşma, sınırların korunmasını ve sınır ötesi terör tehdidiyle mücadele edilmesini öngörüyor. Ancak iki tarafın anlaşmayı tevilinde farklar var. Cezayir, anlaşmadan egemenlik alanı dışındaki bir yere askeri müdahale edebileceği anlamını çıkarmazken, UMH tarafı anlaşmayı Halife Hafter’in Trablus’a yönelik saldırısına karşı destek elde etmek için bir fırsat olarak görüyor.”

Diplomatik çabalardan çıkan iki sonuç

Yazar Lahter, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da 7 Ocak 2020’de Cezayir’e yaptığı ziyareti anımsatıyor ve bu ziyarette iki tarafın “gerilimi artıracak gelişmelerden uzak durmak ve ateşkes çabalarına katılmak konusunda uzlaştıklarını” söylüyor. Cezayir’in İtalya ve Mısır ile de konuyu ele aldığını anımsatan yazara göre söz konusu yoğun diplomatik çalışmalardan özetle iki sonuç çıkarılabilir:

“Cezayir’in tarafsızlık politikası, Libya’da da tarafsız olduğu anlamına gelmez. Aksine Cezayir, herhangi bir taraftan yana saf tutmaktan kaçınıyor. Cezayir yönetimi, bahanesi ne olursa olsun Libya’ya bir yabancı müdahaleyi reddetmek şeklindeki tavrını ilan etmekten çekinmedi. Ayrıca, içte ve dışta gerekli siyasi zeminin hazırlanması ve Libyalılara krizi bitirecek bir çözüme ulaşmakta yardım edilmesi çağrısını da yaptı.

Cezayir’in diplomatik hareketliliği, olayların seyrini etkiledi. Cezayir’in tutumu Libya’daki tarafları çözüm için askeri yöntemi seçmekten vazgeçirdi. Bu da Cezayir’in Libya krizindeki ağırlığını gösteriyor.

Türkiye’nin Libya’ya asker göndermeye başladığı bu dönemde, Cezayir’in yaşadığı en büyük çıkmaz ise Cezayir diplomasisinin bir yandan dış siyaset ve askeri ilkelerine bağlı kalırken, diğer yandan Libya’da akan kanı durdurma ve Libya’daki meşruiyeti maksimum derecede koruma noktasında ne kadar başarılı olacağı sorusudur.

Türkiye’nin Libya’ya asker göndermeye başladığı bu dönemde, Cezayir’in yaşadığı en büyük çıkmaz ise Cezayir diplomasisinin bir yandan dış siyaset ve askeri ilkelerine bağlı kalırken diğer yandan Libya’da akan kanı durdurma ve Libya’daki meşruiyeti maksimum derecede koruma noktasında ne kadar başarılı olacağı sorusudur.

Özellikle şartların Cezayir’i askeri tedbir almaya çekmesi düşünüldüğünde bu önemli bir sorudur. Cezayir askeri tedbirleri sadece daha önceki net açıklamalarına binaen değil, dış müdahalelerin bölgesel sorunları çözme noktasında başarılı olamayacağına inandığı için de öteliyor. Cezayir yönetimine göre, dış askeri müdahaleler sadece tefrikayı besliyor ve terör gruplarına yeni alanlar açıyor. Bundan kaçınmanın yolu da barışçıl çözüme davet için şartları oluşturmaktan geçiyor.

Cezayir ve Tunus ne yapabilir?

Mevcut şartlarda Cezayir’in Tunus ile birlikte yapacağı başarılı işlerden biri Mağrib Süreci’nin yeniden başlatılmasıdır. Zira bu süreç Libya krizinin çözümü için en yakın ve en münasip bölgesel süreçtir. Özellikle Mağrib ülkelerinin Libya’ya ilişkin tavırlarının dış müdahaleleri reddetme ve barışçıl çözüm noktasında kesişmesi, bu süreci daha fazla önemli kılıyor.

Bununla birlikte, Cezayir’in Libya’daki durumun askeri açıdan dış desteklerle gelişmesi senaryosuna karşı Akdeniz çevresinde de hareket etmesi beklenebilir. Askeri durum mevcut şartlarda Akdeniz’in kuzey yakasındaki ülkelerin işine gelse de Avrupa ülkelerine ciddi bir tehdit potansiyeli taşıyor.

Libya’da artan gerilimin göstergeleri ve durumun daha fazla düğümlenmesi ve kardeşler arasındaki sorunların büyüyeceğine işaret ediyor. Türkiye’nin askeri varlığı Libya’da taraflar arasında bir denge fırsatı doğururken, doğrudan ya da dolaylı yabancı dış müdahalelerin artması riskini de beraberinde getiriyor. Böyle bir durumda Libya’nın ikinci bir Suriye olması ve ülkedeki ideolojik, bölgesel ve kabilevi kamplaşmaları derinleştirme tehlikesi de büyüktür. Libya krizinin gelişmelerinin iki geleneksel aktör (ABD ve Avrupa ülkeleri) ve onların düşmanları (Rusya, Türkiye ve Çin) arasında dengelerin paylaşılmasını sağlayacak uluslararası ya da bölgesel mücadeleyle yok edilmesi mümkün gözükmüyor.

Buna karşılık Libya’daki gelişmeler, taraf olmamasına rağmen taraflar arasındaki gerilimin düşürülmesi noktasında Cezayir’in önemli bir role sahip olduğunu ortaya koydu. Bu da Cezayir’in uluslararası ve bölgesel alandaki yerini geri almak için kullanmak istediği bir alan. Zira Cezayir 20 yıldır bu alanda adeta yoktu.”

Cezayir’in dört temel şartı

Yazar, Cezayir’in Libya krizine dair tavrının dört temel esasa dayalı olduğunu söylüyor ve bunları şöyle özetliyor:

“Libya’nın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması; doğrudan ya da dolaylı yabancı askeri müdahalenin hangi taraftan yana olursa olsun reddedilmesi; sınır dışında herhangi bir askeri rol oynamayı reddetmek ve aynı zamanda Libya’ya yönelik askeri bir müdahalenin egemenlik sınırları içinden olmasını da kabul etmemek; krizin çözümü için Libya’daki taraflar arasında barışçıl diyalog yöntemlerinin belirlenmesi ve BM’ye barışın sağlanması noktasında sorumluluk üstlenme çağrısı yapılması.

Cezayir’in bu tasavvuruna Tunus da katılıyor. Bu durum Cezayir’in öne sürdüğü önerileri güçlendiriyor. Ancak durum Cezayir’i bölgesel ve uluslararası aktörlerle karşı karşıya getirecek bir tutum Libya’da ve bölgede istikrar ve güvenliği sağlama çabalarına hizmet etmeyebilir.

Libya’daki en uygun çıkış, Libyalıların kendi kararlarını almaları ve çıkarlarını önceleyen dış müdahalelerden uzaklaşmalarıdır. Bu durum ise Cezayir’in Libyalıları çözümün kendi ellerinde olmalarını ikna etmek için sağlam bir iş çıkarmasını zorunlu kılıyor.“

Bu yazı ilk kez 23 Ocak 2020’de yayımlanmıştır.

 

Prof. Mansur Lahdari’nin Al Jazeera Studies düşünce kuruluşu için kaleme aldığı makalenin bazı bölümleri İsmail Çoktan tarafından Arapçadan Türkçeye çevrilmiştir. Makalenin orijinaline ve tamamına şu linkten ulaşabilirsiniz: https://studies.aljazeera.net/ar/article/4533

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend