Jeo-Strateji

19 Ekim 2022

Yazdır

Çin Komünist Partisi 20. Kongresi: Çin’in yeni rüyası ne olacak?

1921’de kurulan Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 20. Kongresi 16-22 Ekim tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Çin’in parti devleti olması, 5 yılda bir yapılan parti kongrelerinde partiyi dolayısıyla ülkeyi yönetecek kadroların seçilmesi ve ülkenin temel politikalarının belirlenmesi nedenleriyle önemli.

Fakat 20. Kongre önceki kongrelerden farklılık arz ediyor. Çin’in şimdiki Devlet Başkanı Şi’nin başkanlık süresini sınırsız hale getirmesinden sonra yapılan ilk kongre. Bu kongrede Şi, Çin liderlik sistemini ve iç politikasını da fiili olarak da değiştirmenin onayını alacak.

Modern Çin’in babası olarak kabul edilen reformist lider Deng Şiaoping döneminde başkanlık süresi her biri beş yıl olmak üzere iki dönemle sınırlandırılmıştı. Fakat 2018 yılında Şi’nin talebiyle yapılan bir anayasal düzenlemeyle başkanlık dönem sınırlaması kaldırılmış, böylece Şi’nin de hayat boyu iktidarda kalabilmesinin yolu açılmıştı.

Kollektif liderlikten lider kültüne

Bu kongre, Çin’de Politbüro Daimi Komitesi’ndeki farklı kliklerin koalisyonuna dayanan kolektif liderliği sonlandıran ve kendisine transformasyonel (dönüştürücü) bir misyon biçen Şi’nin politikalarının yönünün nasıl olacağına dair ipuçları da veriyor. Aynı zamanda Çin iç politikasının geleceği konusunda da.

Şi’nin Çin’in en dominant ve güçlü figürü haline geldiği yadsınamaz bir gerçeklik artık. Şi, hem ÇKP Genel Sekreteri hem hükümetin başı hem de Merkez Askerî Komisyonu Başkanı. Aynı zamanda Şi, Aralık 2019’da Politbüro’dan “renmin lingxiu” yani “halkın yol göstericisi, rehberi” unvanını da resmî olarak aldı. Şi, bu ünvanı Çin Halk Cumhuriyeti tarihinde kurucu lider Mao Zedong’dan sonra alan/alabilen tek kişi.

Aslında ilk iki döneminde de Şi devlet üzerindeki nüfuzunu fazlasıyla göstermişti. Şi gücünün açık bir göstergesi olarak 2017’de Yeni Dönem için Çin Karakteriyle Sosyalizm üzerine Şi Cinping’in Düşünceleri adlı felsefesini parti tüzüğüne sokmayı başardı. Bunu bugüne dek yapabilen sadece partinin kurucusu Mao Zedong ve 1980’lerde ekonomik reformları yapan Deng Şiaoping olmuştu, onlar da Çin’in temel yasasına damgalarını vurabilmişti.

Şi Cinping kim?

Şi Cinping, 1953 yılında Pekin’de Çin Komünist Parti’nin kurucularından ve eski Başbakan Yardımcılarından Şi Congşun’un oğlu olarak dünyaya geldi.

Babasının konumu nedeniyle aslında bir prens. Ama 1962 yılında babasının Mao döneminde muhalif olarak görüldüğü için hapse gönderilmesi, halk mahkemelerinde yargılanması Şi ailesinin de hayatını tersyüz etti.

Kültür Devrimi’nde (1966-1976) henüz 15 yaşında Pekin’den ülkenin kuzeydoğusundaki merkezden Liangjiahe köyüne ‘yeniden eğitim’ için gönderildi, yedi yıl bu köyde kaldı.

Şi’nin babası hapse atılsa da o hep partiye sadık kaldı. Kızıldan daha kızıldı. Partiye çok defa başvursa da ancak 1974 yılında kabul edildi.

Çin’de birçok lider çıkarmış Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi’nde kimya mühendisliği okudu. Çin’in imajı için büyük önemi olan 2008 Pekin Olimpiyatlarının başında da Şi vardı.

Çin politbürosu ne diyecek?

Şi ülkeyi yönetmeye başladıktan sonra kurumsal Çin sistematiği içerisinde etkili bir başkanlık yaptı. Şimdi bunu üçüncü dönemiyle daha ileri taşımak istiyor. Bu noktada da akıllarda beliren sorular şunlar: Yedi kişilik Politbüro Daimi Komitesi içerisinde Şi’yi dengeleyebilecek, kontrol edebilecek bir yapı ortaya çıkabilecek mi? Örneğin başbakan Şi’ye sadık birisi mi olacak yoksa bir denge unsuru olarak partinin gençlik liginden (tuanpai) birisi mi getirilecek?

Çin’deki değişimlerin sadece Çin’i değil uluslararası sistemin de geleceğini etkileyebileceğini söylemem gereksiz sanırım. Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi üyesi, 1.4 milyar nüfuslu, ikinci büyük ekonomi, ikinci büyük güç.

Ayrıca bu parti kongresinin bir özelliği de, diğer Kongrelerden farklı olarak küresel güç ABD’nin Çin’i kendisine en büyük tehdit ve stratejik rakip olarak tanımladığı bir süreçte yapılması…

Şi yeni dönemde Çin’e ve Çinlilere ne vaat ediyor?

Şi’nin Kongre açılışında yaptığı iki saate yakın konuşmadan anlaşıldığı üzere “güvenlik” vadediyor. Daha önceki kongrelerden farklı olarak bu seferki açılış konuşmasında vatan ve güvenlik kavramları ön plan çıktı. Daha önceki kongrelerde genellikle ekonomi, refah, reform vb kavramlar ön plana çıkardı. Şi konuşmasında 89 defa “güvenlik” (anquan) kelimesini kullandı. Ayrıca Şi, Çin’e ve partiye yönelik tehditlere odaklanarak 26 defa “ulusal güvenlik”ten bahsetti. 2017’deki daha uzun konuşmasında ise sadece 18 defa söz etmişti.

Şi, güvenlik ve ulusal güvenlikten bahsederken en büyük rakibi ABD’yi isim olarak hiç anmasa da Tayvan’dan çipler konusuna kadar hemen her güvenlik hususunda ABD’yi işaret etti. Şi, halkın artık ciddi tepki verdiği Covid-19 kısıtlamalarından ekonomik politikalarına kadar neredeyse her politikasını güvenlik kapsamında değerlendirdi.

Sözün kısası Şi Çin’in sağlıktan ekonomiye ve dış politikaya kadar pek çok alanda tehditlerle, tehlikelerle karşı karşıya olduğunu belirterek, ülkeyi kendisinin güvende tutacağını söylüyor. Şi’nin dönüşümcü seleflerinden Mao halkı devrimci yapma, Deng zengin etme sözü vermişti. Daha sonraki liderler Hu ve Jiang ise Deng’in yolundan yürümüşlerdi.

1992’deki 14. Kongre’den 19. Kongre’ye kadar Parti’nin temel misyonu ekonomik kalkınma idi. Ama bu kongrede Parti, misyonunu ekonomik kalkınma ve ekonomik reformun da ötesine taşıyor zira kapsamlı kalkınma sadece ekonomik değil aynı zamanda politik, sosyal, kültürel de anlamlar taşıyor. Hem güvenlik vurgusu hem de kapsamlı kalkınma biraz da Şi’nin kendisine biçtiği hem “dönüştürücü liderlik” hem de bu liderlik tarzına meşruiyet arayışıyla ilgili.

Çin’de siyasi meşruiyetin değişen temelleri

Şi, “Evet ekonomik sorunlarınızın farkındayım ama tarihsel bir misyonumuz da var,” diyor. Deng’dan Hu’ya kadar Şi’den önceki liderlerin meşruiyetlerinin temelleri refahın artması, istihdam ekonomik büyüme idi.

Çin’de devam eden Covid-19 kısıtlamaları, yükselen küresel fiyatlar, ülkedeki konut fiyatları, Rusya’nın Ukrayna işgalinin etkileri, küresel durgunluk endişesi, Tayvan’a müdahale durumunda Batı’nın topyekün bir yaptırım uygulama ihtimali Çin’de eskisi gibi bir ekonomik büyümenin zor olacağına işaret ediyor. Bu durumda hem Şi’nin liderlik anlayışı hem de ekonomik büyümenin yavaşlaması, meşruiyetin temelini ekonomik büyümeden güvenliğe kaydırılmasına neden oluyor. Çin yönetimi 2022 büyüme hedefini yüzde 5.5 olarak belirlemişti. Fakat Dünya Bankası bu hedefi yüzde 2.8 olarak revize etti. 1976’dan beri en kötüsü.

Modern Çin ilk defa bu yeni normali tecrübe ediyor. Şi de konuşmasında eskisi gibi yüksek büyüme oranlarından daha çok yüksek teknoloji ürünlerine odaklanacağını söylüyor. Bunda iki önemli faktör rol oynuyor: ABD ile yaşanan rekabet ve artık Çin’in ekonomik olarak doygunluğa ulaştığı yönündeki düşünce.

Şi de iktidarının ilk gününden itibaren Çin’in uluslararası arenada zaten büyük bir ekonomik güç olduğunu bunun yanı sıra politik bir güç olarak da öne çıkması gerektiği görüşünü savunuyor.

Çin rüyası

Bu bağlamda da başkanlıkta dönem kısıtının kaldırmasında kullandığı temel argüman “dere geçerken at değiştirilmez” idi. Şi’ye göre Çin’in uluslararası arena da hak ettiği yeri alması gerekiyor. Bunu da ‘Çin Rüyası ile formülleştirdi.

Çin rüyası her ne kadar ilk telaffuz edildiğinde Amerikan Rüyası gibi algılandıysa da, aslında Amerikan rüyasından her açıdan farklı.

Çin Rüyası, evet, bir yönüyle Çin’de refah düzeyinin arttırılması diğer yönüyle de Çin’in “büyük bir güç olarak hak ettiği küresel statüyü geri alması” hedeflerine odaklanır. Şi ve taraftarlarına göre Çin Rüyası’nın gerçekleştirilmesi için politik güç olması kaçınılmazdır.

Tayvan’ı Çin’e katmak

Çin Rüyası’nın en önemli hedeflerinden birisi de Tayvan’ı Çin’e katmak.

Şi, konuşmasında Tayvan’ın Çin’e mutlaka katılacağını söyledi. Şi, barışçıl birleşmenin öncelikli fakat çeşitli senaryolara karşı askerî seçeneğin de masada olduğunu vurguladı. Aslında bu, statükonun devam edeceği anlamına geliyor. Fakat diğer yandan Tayvan tarafından yapılan açıklamalara, Tayvanlı şirketlerin Çin’den çıkmaya başlaması vb gelişmelere bakıldığında mevcut statükounun değişmeye çoktan başladığını söylemek mümkün.

Çin daha sert bir dış politikaya çekilebilir

Çin’de Şi’nin üçüncü dönemi ile yeni bir dönem başlıyor.

Çin’in iç ve dış politikasında ve partide karar almada en yüksek iki organ olan 25 kişilik Politbüro ve 7 kişilik Politbüro Daimi Komitesi’ne girenler belirlendiğinde Şi’nin yeni döneminin politikaları biraz daha netleşecek. Dönem kısıtı nedeniyle görevi sona erecek, gençlik ligi mensubu Başbakan Li Keqiang’ın yerine kimin atanacağı da önümüzdeki dönemi biraz daha netleştirecek. Şu anda öne çıkan iki aday var: Şi’ye yakın bir isim olan Wang Yang ve gençlik liginden Hu Chunhua.

Şi’nin farklı bir gruptan değil de kendine yakın bir ismi başbakan olarak ataması, iktidarında farklı bir ses istemediği şeklinde yorumlanabilir. Başbakan Li Keqiang Covid-19 kısıtlamaları başta olmak üzere birçok konuda Şi ile ters düşmüştü.

Şi’nin güçlü şahsi iktidarı ile hem dış politikada yaşadığı sorunlar hem de ekonomik problemlerin birleşmesi kaçınılmaz olarak Çin’in rasyonellikten daha fazla uzaklaşmasına neden olabilir. Dolayısıyla iç politikada sorun yaşayan ve meşruiyetini güçlendirmek isteyen Şi, Çin’i dış politikada da daha sert bir noktaya çekebilir. Her deneyimde hedeflerle kabiliyet arasındaki farkın ortaya çıkması da daha duygusal tepkilere neden olabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 19 Ekim 2022’de yayımlanmıştır.

Ümit Alperen

Dr. Ümit Alperen - Peking Üniversitesi’nde Misafir Araştırmacı, Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara Politikalar Merkezi’nde de Doğu Asya Uzmanı. Lisans eğitimini 2006 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Dr. Ümit Alperen, yüksek lisans eğitimini 2010 yılında Şanghay Fudan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yazdığı “Harmonious World: Hu Jintao Doctrine and Chinese Foreign Policy” başlıklı teziyle tamamladı. 2014 yılında bir yıl süreyle Peking Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Halen akademisyen olarak çalışmakta olduğu Süleyman Demirel Üniversitesi’nden de “Çin Dış Politikasında İran” başlıklı doktora tezi ile 2016 yılında doktor ünvanını aldı. Alperen araştırmalarında Çin Dış Politikası, Çin İç Politikası, Doğu Asya, Çin-İran İlişkileri, Çin-Ortadoğu İlişkileri üzerine yoğunlaşıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend