Jeo-Strateji

30 Kasım 2022

Yazdır

Çin’deki protestolar: Xi ne kadar güçlü?

Çin’de Kasım ayının sonlarına doğru yeniden Covid-19 vakaları tespit edilmeye başlandı. Ve sıfır Covid politikasını benimseyen Çin’de çok sıkı önlemler alındı. Ancak bu kez önceki önlemlerden farklı bir gelişme oldu ve binlerce insan alınan tedbirleri protesto etmek amacıyla sokaklara döküldü. Protestoların hedefindeyse sıfır Covid politikasının mimarı, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping (Şi Cinping) var. Çeşitli şehirlerde “Xi istifa!” sloganları atılıyor.

Aslında Çin, haftalardır Ekim ortası düzenlenen 20. Ulusal Kongresi’yle gündemdeydi. Ancak kongre öncesi Pekin’de doğrudan Xi’yi hedef alan pankartlı gösteri, belki de bugünlerde yaşanan toplumsal tepkilerin işaretiydi.1

Çin Komünist Partisi (ÇKP) 20. Ulusal Kongresi’nde, beklendiği gibi Xi Jinping üçüncü dönem Parti Genel Sekreteri olarak seçildi ve kendisine sadık görünen bir parti kadrosu oluşturdu. Yabancı ve yerli basında, kongreye ilişkin değerlendirmelerde iki tema yoğunlukla işlendi. Bunlardan biri, Xi’nin, Çin bağlamında muhalif bir kanadın olmadığı, kendisine sadık bir kadro oluşturarak mutlak gücünü pekiştirmesiydi. İkincisiyse Xi’nin 19. Kongre adına sunduğu raporun içeriğinden hareketle, ülkenin gelecek yıllarda kalkınmayı ikinci plana öteleyen, güvenlik odaklı bir politika izleyeceğiydi. Hatta kongre sonrasında orduya hitaben “savaşa hazır olun” talimatından hareketle, Çin’in kendini bir savaşa hazırladığı yorumları da yapıldı.

Evet; Xi’yi her şeye kadir bir lider olarak tasavvur eden görüşleri destekleyen gelişmeler olduğu ve 1980’lerde ekonomik reformları yapan Deng Şiaoping döneminde getirilen kuralların aşındırıldığı, aşıldığı bir gerçek. Devlet başkanlığı için iki dönem sınırlamasının kaldırılması, ilk kez bir liderin üçüncü dönem için parti sekreterliğine seçilmesi, Siyasi Büro Daimi Komitesi kompozisyonun müstakbel lider adaylarının göstergesi olmaktan çıkması ve lider yetiştirme geleneğinin akamete uğraması, kadroların seçiminde deneyim ölçütünün gözardı edilmesi, bu kanıtlar arasında sayılabilir. Hatta, güvenlikle ilgili bir yasa tasarısının acilen çıkarılması amacıyla yasa yapma sürecinde izlenen kimi aşamaların, Xi’nin talimatıyla atlanarak hızla yasalaşmasının sağlanması gibi başka gerekçeler de eklenebilir.2

Ancak bu olgular, kişisel özelliklerinden hareketle Xi’yi yeni bir Mao olarak nitelendirmek; kongrede sunduğu rapora dayanarak, Çin’in kalkınma yerine güvenlik odaklı bir döneme girdiğine yormak için yeterli mi? Xi, bugün karşı karşıya olduğu toplumsal tepkilerle nasıl başa çıkabilir? Bu soruları, hem geçmişle, ülke tarihiyle hem de ülkenin ve küresel sistemin güncel koşullarıyla ilişkilendirerek yanıtlamak, Çin’i anlamada ve açıklamada daha elverişli bir çerçeve sunacaktır.

İki travma

Çin, 19. ve 20. yüzyılda iki travma yaşadı.

19. yüzyılda, dünyanın en büyük, kendi kendine yeter ekonomisi ve “eşsiz uygarlığı” ile kendini merkez ülke olarak gören, diğer ülkelere aşırı özgüven içinde yukarıdan bakan, İngiltere’nin ticarette kendisine daha fazla yer açma taleplerini bu güven içinde anlamlandırmayan Çin’in, kıyılarında İngiliz donanmasıyla karşılaşması, belleklerine Aşağılanma Yüzyılı olarak yerleşen yeni bir dönemin başlangıcıdır.

İzleyen 100 yıl, Afyon Savaşları, Japonya işgali sonucunda Çin’in yarı sömürge bir ülke durumuna girmesi ve savaşlarla (dış güçlere karşı verilen ulusal savaş ve aralıklarla süren komünist-milliyetçi güçler arasındaki iç savaş) geçen bir dönemdir.

1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) kuruluşu, yere düşen Çin halkının 100 yıl sonra ayağa kalkışını simgeler. Yeni Çin’in hedefi, çok çalışarak, kendisini yenilgiye uğratanları, bilimsel-teknolojik kapasite başta olmak üzere bu güce kavuşmalarını sağlayan unsurlarıyla analiz ederek toparlanmak ve eski gücüne kavuşmaktır.

Dolayısıyla, Parti’nin kuruluşunun 100. yılında (2021) orta düzeyde müreffeh; ÇHC’nin kuruluşunun 100. yılında (2049), her anlamda gelişmiş, modern bir ülke yaratma hedefi, ne bu hedefleri adlandıran önceki liderlerin ne de bunu yeni söylemlerle sürdüren Xi’nin icadıdır… Kökleri, Mao’nun 1950’lerde, 50-70 yıl sonra ABD’yi geçme, 1970’lerde Deng’in yeniden gündeme getirdiği, Zhou Enlai’nin3 1960’lardaki “dört modernleşme”4 hedeflerine kadar götürülebilen ve kuşaktan kuşağa aktarılan, dönemin koşullarına göre güncellenerek, ilerletilerek biçimlenen bir politikanın devamıdır.

Sovyetlerin çöküşü neden Çin için travma oldu?

Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve dağılması, Çin’in yaşadığı ikinci travmadır.

Aynı akıbete uğrama korkusu, ÇKP’yi, hem parti iktidarını korumak hem de Sovyetler Birliği gibi çok milletli bir devlet yapılanmasının birliğini, toprak bütünlüğünü korumak şeklinde iki ana kaygıya, önceliğe yöneltmiştir.

ÇKP iktidarının korunması, ülke birliğinin, toprak bütünlüğünün de garantisi olarak algılandı. Her ne kadar, liberalleşme adımları 1978 sonunda atılmakla birlikte, bu adımların daha da derinleştirilmesinin 1990’ların başlarında, Deng’in ünlü Güney Turu’ndan5 sonra başlatılması tesadüf değildir. İzleyen dönemde, Parti’nin sınıf mücadelesini bırakarak meşruiyetini kalkınmaya dayandırması ve siyasal reformlara yönelmesi, salt Deng’in ezelden beri var olan liberal çizgisinin ürünü değil, bu kaygının da bir sonucudur.

Çin, son kırk yılı aşkındır çeşitli aşamalarla sürdürülen bu yolculuğunda, kendini nihai hedefe ulaştıracak yeni bir aşamanın eşiğinde görüyor. Xi’nin, “Yeni Bir Dönem İçin Çin Usulü Sosyalizm” söyleminin bağlamı budur.

Çin’in önündeki zorluklar neler?

Bu yeni dönemde Çin iki ana zorluk ve görevle karşı karşıyadır.

İlk zorluk; içeride, giderek artan ekonomik-toplumsal sorunlarla, hız kazanan toplumsal tepkilerle başa çıkmak ve Parti’nin meşruiyetini sürdürmektir. Orta gelir tuzağına düşmek, liderlerin en büyük kâbusudur.

İkinci zorluk; Çin’in, küresel işbölümü ve hiyerarşisindeki konumunu değiştirmeye yönelik ilerleyişini, iktidarları karşısında bir tehdit olarak gören ve Çin’i engellemeye çalışan mevcut küresel güçlerle başa çıkmaktır.

1980’lerde, Çin ile Batı kapitalizmi arasında kurulan karşılıklı çıkar-rol ittifakı artık sona ermiştir. Batı kapitalizmi Çin’in eski hiyerarşisi içinde, kendilerinin taşeron üreticiliğine devam etmesinden yanadır. Gözünü merkeze yönelten Çin’in çevre ya da yarı çevre ülke olarak kalmaya niyeti yoktur. Ama henüz bu aşamada olmadığının bilincindedir. Hu’nun söylemiyle “bilimsel kalkınma”, Xi’nin söylemiyle “yüksek kalitede kalkınma” ve “ikili dolaşım”,6 iç tüketim ve dış satım arasında dengeli büyümeyi amaçlayan, nicelikten çok niteliği önceleyen, böylece işgücünde, üretimde, teknolojide niteliksel dönüşümü hedefleyen politikalardır.

Kalkınma yerine güvenlik mi?

Dünya çapında birinci sınıf bir ordu yaratma hedefi, 2049 hedeflerinin bir parçasıdır. Güçlü, etkili bir ordu, her anlamda gelişmiş bir Çin’in mütemmim cüzü olduğu gibi, 19. yüzyılda düşülen durumun bir daha tekrarlanmamasının da güvencesi olarak görülüyor.

Bu kritik aşamada Çin’in hiç istemediği bir şey varsa o da savaşmaktır. Savaş, ülkenin gelecek hedeflerini akamete uğratmasının yanı sıra, zaten bir dizi sorunla karşı karşıya olan ekonominin daha fazla tökezlemesi demektir. Bu nedenle Çin’in güncel gündemi, iç sorunlara ve ilerlemesini sürdürmeye odaklıdır.

Xi’nin 19. Parti Kongresi adına sunduğu raporda, “güvenlik” ve “kalkınma” kavramlarını kullanma sıklığından hareketle, Çin’in kalkınmadan çok güvenlik odaklı bir döneme girdiği, savaşa hazırlandığı gibi yorumlar hızlı ve geçmişten kopuk değerlendirmelerdir. Raporda güvenlik, salt askeri bağlamda değil, bir dizi alanda (gıda-enerji güvenliği gibi) geniş bağlamıyla kullanılıyor. 15 bölümden ve 63 sayfadan oluşan raporda, ulusal savunmaya özgülenen ve güvenlik kavramının iki kez geçtiği, “Halkın Kurtuluş Ordusunun Yüzyıl Hedefine Ulaşması ve Orduda Modernleşmenin Devamı” başlıklı bölüme ayrılan sadece iki sayfadır. Kaldı ki, burada sözü edilen hedefler de yeni değildir; önceki resmî söylemlerde, metinlerde geçenlerin tekrarından ibarettir. Rapor, “yenilikçi, eşgüdümlü, yeşil, açık ve paylaşılan bir kalkınma; ulusal ekonomiye odaklı yeni bir kalkınma modeli; yüksek kaliteli, daha etkili, eşitlikçi, sürdürülebilir ve güvenli bir ekonomik kalkınma” hedeflerinin yanı sıra, sosyo-ekonomik ve kültürel kalkınmaya yönelik bir dizi önlemleri de içeriyor.7

Çin’i uyaran iki gelişme

Ancak savunma bağlamında, Çin’i uyarıcı en azından iki gelişmenin rolüne dikkat çekmekte fayda var.

İlki, ABD’nin küresel liderliğini tehdit eden Çin’i çevrelemek amacıyla bir dizi ekonomik-ideolojik önlemlerin yanı sıra, askerî gücünü Asya Pasifik’e kaydırması, NATO’yu Rusya’ya karşı görünmekle, özünde Çin’e karşı ittifak olarak kullanmaya yönelmesidir.

İkincisi ise, bu çevreleme ve tökezletme girişiminin devamı olarak, Çin’i askerî güç kullanmaya zorlama girişimleridir. Hong-Kong’daki olaylara ve azınlıkları harekete geçirmek üzere verilen destek, Tayvan’da bir askerî müdahaleye Çin’i zorlayarak savaş söylemini gündeme taşımak gibi girişimler, bu bağlamda belirtilebilir.

ABD, Çin-Tayvan arasında Rusya-Ukrayna türünde bir çatışma yaratarak, özgür dünya-totaliter dünya ikiliği üzerinden Çin’i ve onun “müttefiki” olarak Rusya’yı mahkûm ederek gücünü pekiştirme arayışındadır. Tayvan’ın anakarayla uzun vadede güç kullanmaksızın birleşmesi, 1949’dan beri Çin’in gündemindedir ve Hong-Kong ve Makao’yla birlikte eski sınırlara ulaşma politikasının bir parçasıdır. Askeri müdahale ancak iki koşulda, Tayvan’ın bağımsızlığını ilan etmesi veya bir yabancı güç tarafından müdahaleye uğraması halinde kullanılacak yoldur.

Xi ne kadar güçlü?

20. Kongre’nin sonuçlarını salt lider odaklı ve Xi’nin politikalarını da yalnızca kendi dönemiyle sınırlı bir yaklaşım içinde değil, Çin’in, ÇKP’nin tarihsel sürekliliği içinde ve parti politikalarıyla birlikte ele almak, Xi’ye atfedilen gücünü artırma hevesinin hem kaynağını hem de Xi’yle sınırlı olmadığını bize gösterir.

ABD’nin küresel liderliğini korumaya yönelik önlemlerini giderek sertleştirdiği günümüzde Çin, çift yönlü baskıyla, zorlukla karşı karşıyadır. Bir yanda, iç ve dış koşulları giderek zorlaşan ilerleyişini sürdürmek, diğer yanda ilerleyişini engellemeye yönelik çok boyutlu dışsal girişimlerle mücadele etmek zorundadır. Xi’nin ve yeni kadrosunun gücünün gerçek göstergesini, bu sürecin nasıl yönetildiği belirleyecektir.

Nitekim, ülkede birkaç gündür devam eden toplumsal gösterileri, yeni yönetimin nasıl yöneteceği merakla bekleniyor. Yüzeysel yargıların aksine Çin tarihsel olarak toplumsal ayaklanmalara aşina bir toplum. İmparatorluk döneminde, köylü ayaklanmalarıyla değişen hanedanlıklar bir yana; 1911’de hanedanlık rejimi, ülkenin çeşitli bölgelerindeki bir dizi ayaklanmaya sonunda imparatorluk ordusunun da katılmasıyla sonlanmıştı. Günümüzdeki protestolar, özünde, son üç yıldır sürdürülen sıfır Covid önlemlerinin yarattığı bir bunaltının dışa vurumu olarak görünmekle birlikte, Xi’ye ve ÇKP’ye karşıt sloganlar, bu gösterilerde başka bir bağlamın işareti. Kongre sonrasında önlemlerin esnetilmesine yönelik beklenti yüksekti. Kısmi düzenlemelere karşın, vakaların artmasıyla kapanmaların sürmesinin yarattığı hayal kırıklığının üzerine Xinjiang’da karantina altında olduğu iddia edilen bir evde 10 kişinin hayatını kaybettiği yangın, bardağı taşıran son damla olmuş görünüyor.

İlk kıvılcım ne zaman ortaya çıktı?

Çin’in ısrarla sıfır Covid önlemlerini sürdürmesinin nedeni, düşük aşılama ve yetersiz sağlık kapasitesi nedeniyle tam serbestleşmenin getireceği kitlesel can kaybı endişesidir. Ekonomik yavaşlamaya rağmen bu politika sürdürüldü. Salgın sürecinde, kimi Batılı ülkelerde üretken olmayan hasta ve yaşlı nüfusun feda edildiği dikkate alındığında, Çin’in önlemleri aslında insan yaşamını önceleyen bir politikadır. Ancak, Xinjiang’da olduğu gibi, kendisi artık ölümlere yol açan bu politikanın, özellikle, orta sınıfın yoğunlukta olduğu büyük kentlerde sürdürülebilir ve katlanabilir olmaktan çıktığı görülüyor. Aslında tepkilerin ilk kıvılcımı, kongre öncesinde Pekin’deki pankartlı protesto ile ortaya çıkmıştı.

Gösterilerin evrimine yönelik kestirimler için henüz erken. Şimdiki halde, üniversiteli genç kuşağın çoğunlukta olduğu bir kitle var. Salgının zirve yaptığı dönemde Avrupa ülkelerinde gözlemlenen, salgın önlemlerini protesto eylemlerini anımsatmakta. Gösterilerin sınıfsal katılımlarla kitlesel görünüm alması halinde, süreç ileri bir aşamaya taşınır; ama bu yöne evrilme potansiyeli şimdilik zayıf görünüyor.

Siyasal talepler bir yana bırakılsa bile, bir yanda, hem katı Covid önlemlerini sürdürme hem de devam eden protestoları barışçıl bir şekilde sona erdirme, aşılması güç çelişkili bir durum. Diğer yanda, renkli devrimleri, Arap baharlarını büyük bir dikkatle izlemiş, analiz etmiş Çin’de ülke bütünlüğünün, toplumsal istikrarın kontrolden çıkma endişesi var.

Gösterileri şiddetle bastırmaya yönelmesi ise yaratacağı sonuçlar açısından yönetimin kolayca yöneleceği bir seçenek olmasa gerek. Her koşulda, Çin, Xi’nin gerçek gücünün, toplumsal meşruiyetinin sınanacağı bir sürecin içinde.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 30 Kasım 2022’de yayımlanmıştır.

  1. İtalik olarak dizilen bölüm, editör tarafından eklenmiştir.
  2. Xi 2021’de iktidara geldiğinde, kapitalizme ilk açılan kıyı bölgelerinde, özellikle Şanghay’da görev yapması nedeniyle, Batı dünyası Deng benzeri politikalar izleneceği beklentisindeydi. Mao analojisini besleyen bir unsur da, Batının bu beklentilerde yaşadığı hayal kırıklığıdır.
  3. Zhou Enlai (1898-1976): Komünist hareketin öncü liderlerinden, 1949-1976 yılları arasında başbakan, 1949-1958 yılları arasında dışişleri bakanlığı yapmış, bakanlıktan ayrıldıktan sonra da fiilen Çin’in dış politikasında aktif rol oynamış devlet adamı. Mao’nun yakın kadrosundan olan Zhou, ölümüne yakın dönemde siyasi gücünü kaybetmiştir.
  4. Tarım, sanayi, savunma ile bilim teknolojide modernleşme.
  5. Deng Xiaoping’in 1992’de, aralarında, ilk liberal politikaların uygulandığı özel ekonomik bölgelerin de bulunduğu önemli ekonomi merkezlerine (Shenzhen, Zhuai, Wuchang, Şanghay) yaptığı ve dışa açılma politikalarını destekleyen konuşmalar yaptığı gezi. Güney Turu olarak bilinen bu gezi, Çin’in o güne kadar biraz da tereddütle uyguladığı reform ve dışa açılma politikalarının doğruluğunu/devamını teyit eden aşama olarak görülür.
  6. Hu’nun “bilimsel kalkınma” politikasının bileşeni olan “ikili dolaşım” politikasında yeni olan adlandırmasıdır.
  7. Raporun tam metni için: https://english.news.cn/20221025/8eb6f5239f984f01a2bc45b5b5db0c51/c.html

Seriye Sezen

Prof. Dr. Seriye Sezen - Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesidir. Doktorasını, AÜ SBF Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi ABD’de 1998 yılında tamamladı. 2004 yılında doçent oldu, 2010 yılında profesörlüğe yükseltildi. 2015 yılında Tayvan Ulusal Chengchi Üniversitesi’nde konuk araştırmacı olarak Tayvan’ın kalkınma politikalarını inceledi. Çin Halk Cumhuriyeti, Doğu Asya, Asya kalkınma politikaları, kamu yönetimi reformları başlıca akademik ilgi alanlarıdır. Devletçilikten Özelleştirmeye Türkiye’de Planlama (1999), Türk Kamu Yönetiminde Kurullar (2003), Çin’in İkinci Uzun Yürüyüşü (2009, 2016) kitaplarının yazarıdır. International Review of Administrative Science’ın yayın kurulu ve Şanghay Üniversitesi Küresel Yönetim Merkezi Uluslararası Danışma Kurulu üyesidir.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend