Jeo-Strateji

28 Şubat 2022

Yazdır

Çin’in Ukrayna ikilemi

Rusya – Ukrayna arasındaki savaşa dönüşen krizde, ülkelerin bu krize yaklaşımı, nasıl bir siyaset izledikleri merakla izleniyor. Bu bağlamda, en dikkat çeken ülkelerden biri de Çin. 2020 yılından beri Ukrayna’nın en büyük ticaret ortağı olan Çin, Rusya’nın stratejik dostu, ABD’nin de ezeli rakibi.

Ancak Çin, Ukrayna krizi ile ilgili şimdiye kadar ne başkanlık seviyesinde ne de dışişleri bakanı seviyesinde doğrudan açıklama yaptı, genellikle Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden beyanatlar geliyor. Çin Başkanı Şi Jinping ile Rusya Başkanı Vladimir Putin, Pekin’de, ‘sınırsız ortaklık’ teması ile 4 Şubat’ta yayınladıkları ortak bildiride birbirlerini destekleyeceklerini beyan ettiler. Çin, Batılı ülkeler gibi çatışma öncesi Ukrayna’da yaşayan 6 bin kadar Çin vatandaşını da tahliye etmedi (çatışma başladıktan sona tahliye süreci başladı) hatta bu durum ‘Rusya, Çin’e Ukrayna’ya yönelik bir işgal başlatmayacağına yönelik teminat vermiş olabilir mi?’ sorusunu da akla getirdi. Çin, 26 Şubat’ta, BM Güvenlik Konseyi’nde Ukrayna’nın işgalini kınayan karar tasarısına çekimser oy verdi. Peki, bu desteğin sınırları ne olabilir? Çin, bu krizde nerede duruyor? Yaptıkları neden çok önemli? Gelecekte daha öne çıkarmak isteyebileceği’ sorumlu küresel büyük güç’ rolü için nasıl bir sınav?

Çin’e göre Ukrayna yaklaşımını belirleyen iki husus

Çin resmî söyleminde, Ukrayna sorununun sorumlusu olarak ABD’yi görüyor. Çin, ABD’nin müttefik veya dost olarak adlandırdığı ülkelerin umurunda olmadığını, ABD için önemli olanın bu ülkelerin kendi çıkarlarına hizmet etmesi olduğunu ifade ediyor. Çin’e göre, provokatör olarak nitelendirdiği ABD yönetimi, Ukrayna krizi ile Avrupa ekonomisine zarar veriyor ve bu kriz ile Rusya sınırındaki askerî varlığını meşrulaştırmak istiyor.

Çin medyasına göre ise, ABD savaş hattından uzak bir coğrafyada olması nedeniyle savaştan ya da krizin derinleşmesinden endişeli değil, aksine memnun.1 Tabii, coğrafi uzaklık üzerinden bu yaklaşım, Tayvan’a da bir uyarı niteliğinde. Yine bu çerçevede Çin medyası, ABD’nin tutumundan kendi iç meselelerine de bir pay çıkarıyor; Afganistan ve Ukrayna sorunlarında ABD’nin dost olarak nitelediği yöneticileri yalnız bırakmasının Tayvan yönetimine ders olması gerektiği yorumuna yer veriyor.

Çin’in Ukrayna krizi ile ilgili yaklaşımı iki husus üzerinden şekilleniyor. İlki, Rusya’nın güvenlik kaygılarına Batı tarafından saygı duyulması, ikincisi ise sorunun diplomatik yollarla Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni esas alarak çözülmesi.

Aslında Çin’in söylem düzeyinde Ukrayna sorununa yaklaşımını anlamak için 2014 yılına, Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakı, Donbas’ın Ukrayna’dan zorla ayırması dönemine gitmek gerekiyor. Çin dış politikasının çerçevesini 1949’dan beri “barışçıl bir arada bulunmanın beş ilkesi” oluşturuyor: Karşılıklı egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı, karşılıklı saldırmazlık ve karşılıklı içişlerine karışmama (diğer ikisi; eşitlik ve karşılıklı fayda, barışçıl bir arada bulunma) Bu nedenle, Pekin, Çin’in doğrudan Rusya’nın işgalini desteklemesinin 73 yıllık dış politika prensiplerinin inkarı anlamına geleceğinin farkında. Pekin için egemenlik daha doğrusu ‘mutlak egemenlik’ ilkesi ve toprak bütünlüğüne saygı, Çin’in Tayvan, Hong Kong, Tibet ve Uygur Özerk Bölgesi’deki politikalarının vazgeçilmezi.

Bu çerçevede Çin dış politikasının temel prensiplerinden olan toprak bütünlüğü ilkesini savunan Çin, 2014’te Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı ve Donbas’ın Ukrayna’dan zorla ayrılması karşısında, reel-politika mı prensipler mi ikilemi arasında kaldı. Çin, Mart 2014’te BM Genel Kurulu’nun Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün sağlanması yönelik kararına, Rusya karşıtı oy kullanmamak için çekimser kaldı. Fakat Çin ne Rusya’nın Kırım’ı ilhakını ne de Donbas’ın Ukrayna’dan ayrılmasını ne resmî ne de söylem olarak kabul etmiş değil. Fakat 2014’ten sonra Çin, Rusya ile 30 yıllık 400 milyar dolar gaz antlaşması yaptı ve ikili ilişkileri de hızlı bir gelişme sürecine girdi. Aralık 2020’de Rusya’nın Kırım’daki işgalini sonlandırma çağrısı yapan BMGK kararına ise karşı çıktı fakat yine de Çin Kırım’ın ilhakını ve Donbas’ın ayrılmasını resmî olarak tanımadı.

Ancak bu kez Ukrayna – Rusya krizinde, 2014’ten farklı olarak, Çin, ABD ile ilişkilerinin açık bir rekabete dönüşmesiyle hem politikasını daha da ayrıntılandırmak hem de rengini biraz daha belli etmek zorunda kaldı.

Çin’in denge temelli pasif yaklaşımı

Çin, uzun süredir hem Ukrayna hem de Rusya ile denge politikası çerçevesinde iyi ilişkiler içerisinde. 2020 yılından itibaren Ukrayna’nın en büyük ticaret ortağı Çin. Ayrıca Kuşak-Yol Girişimi’nde Ukrayna, Çin’in Avrupa’ya uzanan kuzey köprüsü konumunda.

Çin, Rusya’nın Ukrayna topraklarına girmesini ‘işgal veya savaş’ olarak nitelemiyor, onun yerine Rusya’nın söylemi ile ‘özel askerî operasyon’ olduğunu söylüyor.

Bunu da Rusya’nın Ukrayna şehirlerine füze, topçu atışı gerçekleştirmediği açıklamaları ile temellendiriyor. Çin, isim belirtmeden taraflar arasında diyalog çağrısı yaparken, 25 Şubat’ta Şi-Putin arasındaki telefon konuşmasında da öne çıktığı üzere, çatışmayı durdurma çağrısı yapmıyor.

Çin Rusya’yı eleştirmezken Ukrayna’yı da eleştirmiyor, bunun yerine ABD ve NATO’yu eleştirmeyi tercih ediyor. Çin Dışişleri Sözcüleri, Rusya’nın egemen büyük bir güç olduğunu ve güvenlik tehditlerini bertaraf etmek istemesini normal karşılarken, Ukrayna’nın BM Sözleşmesi’ne göre uluslararası sistemin egemen ve eşit bir üyesi olarak hangi örgüte katılacağını kendi karar verip veremeyeceği konusuna açıklık getirmiyor.

Bu nedenle de Çin, Ukrayna’nın ismini anmadan BM Sözleşmesi’ne atıfla egemenlik ilkesini ve toprak bütünlüğünü desteklediği ifade ediyor. Fakat kendi dış politika prensiplerini ve BM Sözleşmesi’ndeki ilgili maddeleri Ukrayna işgali özelinde nasıl yorumladığı muğlaklığını koruyor. Kırım’ın ve Donbas’ın Rusya’ya ait olduğunu da söylemiyor.

Bu tür açıklamalarla Çin, kendi pozisyonunu, stratejik ortağı Rusya ve önemsediği Ukrayna arasında bir denge kurmaya çalışıyor, aynı zamanda uluslararası sistemin temel kurallarına yaklaşımını muğlak bırakarak çelişmekten de kaçınıyor.

Fakat Çin’in denge temelli bu pasif yaklaşımı, küresel sorumluluklar da üstlenen büyük güç imajına nasıl etki edeceğini görmek için önemli.

Her ne kadar Çin ve Rusya ‘sınırsız ortaklık’ beyanında bulunmuşsalar da, Çin, Rusya ile ilişkisinin ittifak yapmama, karşı karşıya gelmeme ve herhangi bir üçüncü tarafın hedef alınmaması temelinde olduğu şerhini, hem son gelişmeler bağlamında hem de farklı platformlarda ifade ediyor. Dolayısıyla Çin için ‘sınırsız ortaklık’ın sınırı, ulusal çıkarlarına zarar vermesi.

Rusya’nın derdi NATO, Çin’in derdi QUAD ve AUKUS

Çin, Rusya ile ilişkisinin zarar görmemesi için farklılıklar konusunda sessiz kalırken, ortak noktalarını ön plana çıkarıyor. Bu bağlamda da Çin, Rusya’nın güvenlik kaygılarına saygı duyulması gerektiğini, dolayısıyla NATO’nun genişlemesinin Rusya’yı endişelendirmesini haklı buluyor. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hua Çunying 24 Şubat’ta yaptığı açıklamada, NATO’nun genişlemesini ve Ukrayna’yı silahlandırmasını sözlü tartışmanın ikinci safhası olarak gelecek yumruk üzerinden örneklendiriyor: “Eğer sözlü tartışmada rakibiniz size yumruk atar ya da elindeki silahla size saldırırsa, sizin de karşılık verme hakkınız olur” Bu açıklama da ABD’nin, Soğuk Savaş sonrası uyguladığı, en bariz örneğini kimyasal silah bahanesiyle Irak’ı işgalinde gördüğümüz, Çin başta olmak üzere uluslararası toplum tarafından da çokça eleştirilen ‘önleyici saldırı doktrinini’ akla getiriyor.2

Çin’in bu yaklaşımının arkasında ise, NATO’nun genişlemesinin sadece Avrupa ile mi sınırlı kalacağı yoksa bütün küreye mi yayılacağı konusunda endişesi yatıyor. Çin, NATO’nun genişlemesini eleştirerek hem Rusya ile zımni bir dayanışma içerisine giriyor hem de sonraki süreçte kendisine tehdit oluşturma ihtimalinin de önüne geçiyor. Burada dikkat çekici nokta Çin, Rusya’yı güvenlik endişeleri üzerinden desteklerken, Ukrayna işgaline de bir destek açıklaması yapmaması.

Bilindiği üzere, ABD öncülüğünde Hindistan, Avustralya, Japonya’nın oluşturduğu QUAD olarak bilinen Dörtlü Güvenlik Diyaloğu ve İngiltere ile ABD’nin Avustralya’ya nükleer enerjiyle çalışan denizaltıları yerleştirmek için teknoloji ve yetenek sağlamasını öngören AUKUS olarak bilinen güvenlik ortaklığı, Çin’in jeopolitik etki alanını sınırlamaya yönelik.

Dolayısıyla NATO’yı andıran QUAD ve AUKUS şeklindeki ortaklıklar ve NATO’nun bu oluşumlarla işbirliği yapma ihtimali, Çin’in güvenlik kaygılarını arttırıyor.

Bu bağlamda, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin, Ukrayna sorununu ve ikili ilişkileri görüşmek için mevkidaşı ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile 22 Şubat’ta yaptığı telefon görüşmesinde, ABD’nin Hint-Pasifik bölgesindeki ‘rekabet ve çevreleme’ politikalarının iki ülke arasında bir çatışmaya dönüşebileceği uyarısında bulunması dikkat çekici.

Dolayısıyla Çin, Rusya’nın güvenlik kaygıları üzerinden kendi güvenlik kaygılarını meşrulaştırırken, aynı zamanda önümüzdeki süreçte karşılık verebileceği meşru bir zemin oluşturmaya çalışıyor. Ayrıca Çin, Hint-Pasifik’te ve Pasifik bölgesinde 4 Şubat ortak bildirisi çerçevesinde, ABD ve müttefikleri ile yaşayacağı muhtemel krizlerde Rusya’nın da desteğini almayı hedefliyor.

Ukrayna’nın işgali, Çin-Rusya ilişkilerine nasıl yansıyabilir?

Rusya’nın ABD ve Avrupa ülkeleri ile düşük yoğunluklu sorun yaşaması, Çin’in üzerindeki ve çevresindeki baskıların azalması açısından Pekin’in lehine bir sonuç ortaya çıkarıyordu. Fakat Rusya’nın aşırı agresif politikalarının uluslararası ekonomik sistemin işleyişine zarar vermesi ve dünyayı Soğuk Savaş ortamına sokması nedeniyle Çin’in rahatsız olması kaçınılmazdır.

Ayrıca Rusya’nın başka bir ülkenin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tecavüz etmesi de, Çin’in egemenlik, toprak bütünlüğü prensiplerinde erozyona yol açıyor. Çin, Rusya’dan farklı olarak, askerî gücünün diğer ulusal güç bileşenlerinin önüne geçmesini ulusal çıkarı ile uyumlu görmüyor. Aslında Çin, BM Sözleşmesi’ne atıf yaparak bir yandan da Rusya’nın izlediği politikalardan rahatsız olduğu izlenimi veriyor.

Diğer bir husus ise, Putin’in Ukrayna işgalini meşrulaştırmada kullandığı tarihsel söylem. Aslında Putin, Ukrayna konusunda tarihe atıf yaparken, Çin kamuoyuna da, Çin tarihinde önemli bir yeri olan Afyon Savaşları sonrası imzalanan ‘eşitsiz antlaşmaları’ ve acı hatıraları hatırlatıyor. Her ne kadar Çin medyasında yer almasa da, Çin halkının bir kısmı Rusya’yı Avrupalı bir güç ve Rusya’nın Ukrayna işgalini de Rus yayılmacılığı olarak değerlendiriyor. Çin’in Batılı ülkeler ve Japonya tarafından pek çok müdahaleye ve emperyalist uygulamalara maruz kaldığı ve ‘aşağılanma yüzyılı’ olarak anılan, 1839-1949 yılları arasındaki dönemde, Rusya’nın Çin’i işgal ettiği ve topraklarını, özellikle Mançurya’nın bir parçası olarak gördükleri Vladivostok’u,3 2. Afyon Savaşı sonrası 1860 Pekin Antlaşması ile gasp ettiği bilgisi de Çinlilerin tercih ettikleri sosyal medya platformlarında dillendiriliyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Çunying, 24 Şubat’ta yaptığı basın açıklamasında, Batılı gazetecilerin Rusya’nın işgalinin Ukrayna’nın egemenliğinin ve toprak bütünlüğüne tecavüz olup olmadığı hakkındaki ısrarlı sorulara yanıt verirken, Çin tarihine atıf yaparak, 1900 yılında kuzey Çin’i 45.000 kişilik bir askerî koalisyonla işgale kalkışan Sekiz Devlet İttifakı’nı ve ulusal aşağılanmaya maruz kaldıklarını hatırlattı. Sekiz Devlet İttifakı’nın4 üyelerinden birisinin Rusya olması bu mesajı daha da anlamlı kılıyor.

Son söz olarak, önümüzdeki süreçte Çin’in ABD ve Hint-Pasifik’teki müttefikleri ile yaşayacağı sorunda, Rusya’nın Çin’e desteğinin ölçeği, ikili ilişkilerin geleceği konusunda da belirleyici rol oynayabilir. Ayrıca Rusya’nın agresif politikaları, Çin’i ilerleyen süreçte hem Batı ile ilişkilerinde hem de ilkesel söylemlerinde zor duruma sokabilir. Bu durumda Çin, Rusya ile yakın ilişkileri bir yük olarak görmeye başlayabilir. Şimdilik Çin, Rusya ile ilişkilerindeki sınavını başarı ile vermeye çalışıyor.

Çin, İran’a yönelik uygulanan ekonomik yaptırımlara karşı çıkan tavrını Rusya konusunda da sürdürüyor. Çin’in bu konudaki en büyük argümanı ise ekonomik yaptırımların daha önce de uygulandığı fakat sorunu çözmek yerine daha da derinleştirmesi. Ama ABD’nin AB’nin Rusya’yı SWIFT sisteminden dahi çıkaracak yaptırımlar uygulayacağını açıklaması, Çin’in kaygılarını da arttırıyor.

Yaptırımlar nedeniyle Çin-Rusya arasında 2021 yılında 150 milyar dolara yakın ticaret hacminin de bundan etkilenmesi kaçınılmaz. Fakat bunun da ötesinde, küresel ekonominin sekteye uğraması, Batı’nın Çin’e Rusya’ya uygulayacağını açıkladığı yaptırımlar konusunda baskı yapma ihtimali, hatta Rusya ile iş yapmaya devam eden Çin finans kurumlarını kara listeye alma ihtimalleri endişeleri katlıyor. Çin büyük bir askerî güç olsa da, bu gücünün arkasında ekonomik gücünün olduğu bir gerçeklik. Çin de bunun farkında.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 28 Şubat 2022’de yayımlanmıştır.

  1. https://www.globaltimes.cn/page/202202/1252153.shtml
  2. Çin Dışişleri Bakanı Hua Chunying’in basın açıklamasındaki ifadeleri. https://www.mfa.gov.cn/web/fyrbt_673021/202202/t20220224_10645295.shtml

    Bush Doktrini olarak da geçiyor. Önleyici saldırı (Preemptive and Preventive Attack) için link: https://www.rand.org/content/dam/rand/pubs/monographs/2006/RAND_MG403.pdf

    https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=397601

  3. Kuzeyli Çinliler Vladivostok’u Haiweishan olarak adlandırıyor.
  4. Almanya, Japonya, İngiltere, Fransa, ABD, İtalya, Avusturya-Macaristan ve Rusya.

Ümit Alperen

Dr. Ümit Alperen - Peking Üniversitesi’nde Misafir Araştırmacı, Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara Politikalar Merkezi’nde de Doğu Asya Uzmanı. Lisans eğitimini 2006 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Dr. Ümit Alperen, yüksek lisans eğitimini 2010 yılında Şanghay Fudan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yazdığı “Harmonious World: Hu Jintao Doctrine and Chinese Foreign Policy” başlıklı teziyle tamamladı. 2014 yılında bir yıl süreyle Peking Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Halen akademisyen olarak çalışmakta olduğu Süleyman Demirel Üniversitesi’nden de “Çin Dış Politikasında İran” başlıklı doktora tezi ile 2016 yılında doktor ünvanını aldı. Alperen araştırmalarında Çin Dış Politikası, Çin İç Politikası, Doğu Asya, Çin-İran İlişkileri, Çin-Ortadoğu İlişkileri üzerine yoğunlaşıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend