Çin’in yeni Afganistan politikası: Riskler ve fırsatlar

Bölgenin süper gücü Çin, ABD ve NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesini aceleci ve sorumsuzca bulduğunu gizlemiyor ve memnuniyetsizliğini ortaya koyuyor. Bu sırada da aktif bir dış politika güderek, Taliban’ın hızla ilerlediği Afganistan’daki yeni duruma aynı hızla uyum sağlamaya çalışıyor.

Haritada Afganistan’a bakıldığında, Asya kıtasının kuzey-güney ve doğu-batı jeopolitik ekseninde yer aldığı hemen göze çarpar. Bu önemli coğrafi konumu da Afganistan’ı hem Asya’daki hem de küresel çaptaki güçlerin kontrol etmek istediği bir alan olarak öne çıkarıyor. Afganistan’ın “büyük oyundaki” kilit taşlarından biri olması, elbette onu Çin’in de ilgi odaklarından biri haline getiriyor.

Çin için Afganistan neden önemli?

Kuşak-Yol Girişimi (KYG) başta olmak üzere Pekin’in Ortadoğu’ya, Orta Asya’ya, Güney Asya’ya açılımında da Afganistan’ın önemli bir yeri var.

Afganistan bakır, altın, gümüş, alüminyum ve kromit gibi madenlerin yanı sıra çipten nükleer enerjiye kadar birçok stratejik alanda elzem nadir toprak element kategorisinde yer alan platinyum, lityum, uranyum madeni zengini bir ülke. Afganistan fakir bir ülke olmasına rağmen topraklarında tahminlere göre 1-3 trilyon dolar arasında çıkarılamamış maden zengini. Tabii ki, Afganistan’ın bu yeraltı zenginliklerine 40 yıldan fazla bir zamandır ekonomisi büyüyen Çin’in ilgisiz kalması beklenemez. Çin devlet maden şirketi MCC Afgan Hükümeti ile 2007’de bakır madeni antlaşması yapmış olsa da, devam eden istikrarsızlık nedeniyle hayata geçirilemedi.

Fakat kapıdan giremeyen Çin, Afganistan’a bacadan girme çabası içerisinde. Çin, 2017 yılında Afganistan ve Pakistan ile üçlü dışişleri bakanlığı toplantıları başlattı. Çin’in bu girişimin başlıca hedeflerinden birisi de, Kuşak – Yol Girişimi’nin en önemli ve başarılı bölümü sayılabilecek Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’na kara ve demiryolları ile Afganistan’ı da dahil etmek.

Çin için Afganistan’ı çok önemli kılan diğer etkili unsur da, güvenlik endişesi. Zira Çin, çevresindeki ülkelerde yabancı askeri güçlerin olmasından pek hoşlanmasa da, güvenlik kaygıları nedeniyle üstelik Washington ile ilişkilerinin en kötü olduğu zamanlarda, ABD’nin Afganistan’a müdahalesini desteklemişti.

ABD 2001 yılında Afganistan’a müdahale etmeden iki sene önce, Mayıs 1999’da, NATO’nun Sırbistan’a karşı gerçekleştirdiği hava saldırıları sırasında Çin’in Belgrad Büyükelçiliği ABD savaş uçakları tarafından ‘yanlışlıkla’ bombalanmıştı. Çinliler de bu saldırıya Pekin’de ABD Büyükelçiliği kuşatması ile karşılık vermişti. Mayıs 1999 Çin-ABD ilişkilerinin en gergin dönemlerinden birisi olarak tarihe geçmişti. Fakat Pekin yönetimi, buna rağmen ABD’nin Afganistan’da Taliban’a ve ‘teröre’ karşı savaşını olumlu bulmuş ve desteklemişti.

Çin’in bu desteği aynı zamanda Soğuk Savaş sonrası kendisinin de tehdit olarak gördüğü ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) temellerini oluşturan üç şere -terörizm, aşırıcılık, ayrılıkçılık- karşı savaşının da uluslararası ortamda meşruiyetini sağlaması açısından önemliydi. Çin’e göre Afganistan’da Taliban ve müttefiki El-Kaide içerisinde Uygur ayrılıkçılar vardı. Dolayısıyla ABD’nin ‘teröre karşı savaşı’ aynı zamanda Çin’in “teröristleri” ile de savaşacağı anlamına geliyordu.

Taliban ile temaslar

Ancak, artık şartlar değişti. Dış politikasında da vites yükselten Çin’in Afganistan politikası aktifleşmeye başladı. Bu aktiflik riskleri ve fırsatları da beraberinde getiriyor.

Bu çerçevede Çin, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte oluşan duruma uygun bir politikayı hızla geliştirmek istiyor. Taliban’ın süratli bir şekilde alan hâkimiyetini genişletmesi, hükümet güçlerinin Taliban karşısında çok fazla direnememesi, Çin’i de, bir zamanlar karşısında savaşılmasını doğru bulduğu Taliban ile muhatap olmaya zorluyor.

ABD birliklerinin Afganistan’dan çekileceğinin açıklanmasının ardından, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi Temmuz ortasında Afganistan’a komşu Türkmenistan, Tacikistan ve Özbekistan’a hızlı bir ziyaret gerçekleştirdi. Ardından da, Wang 28 Temmuz’da Çin’in Tianjin şehrinde Taliban Heyeti ile bir görüştü ve Taliban’ı Afganistan’ın önemli bir askerî ve siyasi gücü olarak tanımladı. Ayrıca Taliban’ın Afganistan’da ülkenin yeniden inşası ve istikrarı için olumlu rol oynamasını beklediğini ifade etti.

Bu görüşmede konuşulan diğer bir konu da, Doğu Türkistan İslami Hareketi (DTİH) oldu, Pekin, Doğu Türkistan İslami Hareketi’ni tehdit olarak gördüğünü vurguladı ve Taliban’dan bu hareket ile arasına mesafe koymasını istedi.

Çin’in Afganistan ile ilgili temel güvenlik endişeleri

Zira, Çin’in Afganistan’a ilişkin kısa ve orta vadede temel güvenlik endişesi, Taliban’ın Doğu Türkistan İslami Hareketi ile işbirliği yapması ve bu işbirliğinin Çin’in Uygur bölgelerine sirayet etmesi.

Çin’in ileri seviyede güvenlik tehdidi endişesi ise, Afganistan’ın istikrarsızlığının derinleşmesi ve bu istikrarsızlığın Kırgızistan, Tacikistan’a yayılması oradan da Çin’in Uygurların ve diğer etnik grupların yoğun yaşadığı batı sınırında ciddi bir güvenliksiz ortamla karşı karşıya kalması. Dolayısıyla Çin’in Taliban ile iyi ilişkileri özellikle Uygur savaşçıların ve Çin’e karşı olan diğer örgütlerin etkisizleştirilmesi açısından önem kazanıyor.

Afganistan ve çevresinden gelen tehdidin geleneksel olmayan ve düşük yoğunluklu bir tehdit olması, özellikle Uygur bölgesinde çeşitli çatışmalara yol açabilecek olması Pekin yönetimi için yorucu, uzun ve enerji tüketen bir sürecin de başlaması anlamına gelebilir. Çin böyle bir sürece girerse, ister istemez Tayvan ve Güney Çin Denizi’nde algıladığı tehditlere yönelttiği dikkatin bir kısmını buraya kaydırmak zorunda kalabilir. Böyle bir durumda da bu bölgelerde ABD ve diğer rakip güçlere karşı dezavantajlı konuma düşmesi muhtemel.

Çin’in güvenlikle ilgili kaygıları, onun yumuşak karnı. Taliban da hem bu durumun, hem de Afganistan’daki başat güç olmanın özgüveniyle hareket ediyor. Çin karşısında elini zayıf hissetmiyor. Bununla birlikte, Taliban da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi Çin ile dalgalı olsa bile “kötü olmayan” ilişkiler geliştirmesinin kendi konumunu meşrulaşması ve ekonomik yardım alması açısından önemli olduğunun farkında.

Yani Pekin bir yandan Taliban’ın Afganistan’daki gücünün farkında olarak, onunla görüşmeler gerçekleştirerek gerçekçi bir yaklaşım sergilemeye çalışıyor ama aynı zamanda güvenlik endişelerini dile getirerek Taliban’dan beklentilerini de ortaya koyuyor. Özetle Çin, yeni Afganistan politikasını durumu kabullenerek ve beklentilerini de gerçekçi seviyede tutarak inşa ediyor.

Çin, Afganistan konusunda kimlerle işbirliği yapıyor?

Çin, imparatorluklar mezarlığı olarak anılan Afganistan’daki sorunu tek başına çözemeyeceğinin de farkında. Bu nedenle de Rusya’yı merkeze alarak ama ABD’yi de dışlamadan bir Afganistan politikası oluşturmaya çalışıyor. Bu politikada özel önemi olan bir kurum da Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) – Afganistan irtibat grubu.

Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Hindistan ve Pakistan’ın, yani Afganistan’ın yakın çevresindeki ülkelerin oluşturduğu Şangay İşbirliği Örgütü, Afganistan ile ilişkileri ortak çıkar temelinde geliştirmek için bu ülkeyle 2005 yılında bir irtibat grubu oluşturmuştu. 2012’de Afganistan’ın Şangay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci üye olmasının ardından ‘barış ve istikrarın tesisi için’, Şangay İşbirliği Örgütü – Afganistan irtibat grubu yılda bir kez toplanmaya başladı. İşte bu grup, Çin’in Afganistan politikasını oluştururken ve uygularken, dikkat kesildiği önemli araçlardan biri.

Bu bağlamda da, Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de 14 Temmuz’da irtibat grubu toplantılarından biri yapıldı. Bu toplantının ortak sonuç bildirisinde, Afganistan sorununun çözümünde Afganistan-içi barış müzakere sürecine ve bölgesel istikrar için ŞİÖ-Afganistan irtibat grubunun işbirliğinin önemine değinildi.

NATO gibi kurumsal bir askerî örgütlenmeye evrilebileceği tartışılan Şangay İşbirliği Örgütü üyeleri Rusya, Çin, Pakistan, Hindistan Afganistan’da işbirliği mi yapacak yoksa rekabete mi edecekler? Önümüzdeki aylarda yıllarda bu sorunun cevabı daha da netleşecek. Bu bağlamda kaotikleşen Afganistan, Şangay İşbirliği Örgütü için de hem bir fırsat hem de riskler barındırıyor.

Çin – Rusya ilişkilerini bekleyen büyük sınav

Çin, Şangay İşbirliği Örgütü kapsamında Rusya ile özellikle Orta Asya’da oluşturduğu ekonomik-askerî temelli işbirliğini Afganistan’da da yoğunlaştırarak devam ettirme niyetinde.

Ağustos-Eylül aylarında Tacikistan, Özbekistan ve Kırgızistan ile Barış Misyonu-2021 Anti-Terör Askerî Tatbikatı ve Ağustos ayı içerisinde Çin’in Ningxia Eyaletinde Rusya-Çin arasında Orta Asya’nın güvenliğinin hedeflendiği belirtilen Zapad/Interaction-2021 adlı askerî tatbikatlar artan kapsamlı Çin-Rusya işbirliğinin işaretleri.

Fakat, Çin-Rus ilişkileri her ne kadar yoğunlaşsa da, aslında ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi sonrası, bir sınavdan geçecek. Zira, hatırlanacağı üzere, Soğuk Savaş sonrası Çin-Rusya ilişkileri karşılıklı çıkar temelinde gelişmiş ve ABD’nin hegemonik politikaları her iki güç tarafından da tehdit olarak algılanmış, bu da Pekin ve Moskova’nın yakınlaşmasının yolunu açmıştı. Ama şimdi ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ve sonraki süreçte ABD’nin Orta Asya’da kendine yer bulamama ihtimali var. Ortak “hasım” ABD’nin gidişi bu anlamda Asyalı büyük güçler arasındaki işbirliği grafiğinin tepe noktasından aşağıya doğru düşmesine neden olma potansiyelini de barındırıyor.

Hindistan ve Pakistan ile hassas dengeler

Çin, Afganistan söz konusu olduğunda, diğer ülkelerle de işbirlikleri yapmaya çalışıyor. Örneğin, Şangay İşbirliği Örgütü içindeki ortaklardan biri, önemli bir bölge ülkesi Hindistan ile.

Hindistan, Kabil Hükümetinin en büyük destekçisi ve Taliban’ın da en büyük düşmanlarından birisi. Hindistan’ın ezeli rakibi ve Taliban söz konusu olunca özel bir önemi olan Pakistan’ın cesaretlendirmesiyle Çin’in Taliban ile görüşmesi elbette Hindistan’ın hoşuna gitmedi. Üstelik Taliban gittikçe ülkeye hakim oluyor, bu da Hindistan’da kuzeyden çevrelendiği endişesini yaratıyor.

Hem Çin hem de Hindistan Afganistan’da istikrarı önceliyor, Pekin yönetimi Yeni Delhi’ye söylem düzeyinde işbirliği çağrısı yapıyor ama arada önemli bir fark var: Yeni Delhi, Pekin’in aksine, Afganistan’da istikrarın ön koşulunun Talibansızlık olduğunu düşünüyor. Çin-Hint askerlerinin geçen yıl sınır anlaşmazlığı nedeniyle iki ülkenin sınır bölgesi Galvan Vadisi’ndeki çatışmaları da gösterdi ki, taraflar arasında karşılıklı güvensizlik sınırlı da olsa askerî çatışmaya varabilecek düzeyde. Bu durumda, hem Çin hem de Hindistan ile iyi ilişkiler içerisinde olan Rusya’nın rolü kilit konuma geliyor. Afganistan’ın ve çevresinin durumu kaotikleştikçe Rusya’nın Afganistan konusunda bölgesel düzeyde Çin ve Hindistan ile ilişkilerinde oynayacağı rol, Çin ve Hindistan ile olan ilişkilerinin geleceği konusunda daha belirleyici bir hal alabilir. Dolayısıyla Afganistan, Doğulu/Asyalı güçler için Galvan Vadisi çatışması sonrasında ikinci bir sınav olabilir.

Ayrıca Afganistan’ın istikrarsızlaşması ve Taliban’ın güçlenmesinin Pakistan aleyhine asimetrik gelişen Çin-Pakistan ilişkilerine de etkisi kaçınılmaz. Çin’in Taliban ile ilişkilerinde Pakistan’ın yapıcı bir rolü var. Çin’in Pakistan’daki Çin – Pakistan Ekonomik Koridoru (ÇPEK) kapsamındaki devasa yatırımlarının yanı sıra Pakistan hayati düşmanı Hindistan’ı dengelemek konusunda da Çin’e bağımlı durumda. Galvan Vadisi çatışmasından önceki kısa süreçte Çin-Hindistan ilişkilerindeki yakınlaşmadan en çok rahatsız olan ülkelerden birisi Pakistan idi. Dolayısıyla, Pakistan’ın Taliban üzerindeki etkisi Çin-Pakistan ilişkilerinin de daha simetrik bir zemine oturmasına da katkı sağlayabilir.

Çin Türkiye’nin Afganistan’da asker bulundurmasını istiyor mu?

Son olarak kısaca değinmek gerekirse, Türkiye’nin Afganistan’da asker bulundurmasına da Çin’in sıcak bakması beklenmiyor.

İlk olarak Çin, Afganistan’da Türkiye’yi ABD’nin vekili bölge-dışı bir aktör olarak görüyor.

İkinci olarak da, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye-Çin ilişkileri ciddi bir ivme kazanmasına ve Ankara’nın Uygur sorununda Batı ile aynı tonda tepki göstermemesi -ya da tepkisizliği- Pekin tarafından olumlu karşılansa da, Çin-Hindistan ilişkilerine benzer bir güvensizliğin devam ettiği bir gerçek.

Dolayısıyla Çin’nin Türkiye’nin Afganistan’da bulunması konusunda en büyük endişesi, Türkiye’ye yönelik Uygur konusundaki güvensizliği ve bir başarı durumunda -Karabağ zaferinin sonucuna benzer bir şekilde- Orta Asya-Türkiye ilişkilerinin her alanda yoğunlaşması ve bunun Çin’in Pan-Türkist endişesini tetiklemesi olarak özetlenebilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 16 Ağustos 2021’de yayımlanmıştır.

Ümit Alperen

Dr. Ümit Alperen - Peking Üniversitesi’nde Misafir Araştırmacı, Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara Politikalar Merkezi’nde de Doğu Asya Uzmanı. Lisans eğitimini 2006 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Dr. Ümit Alperen, yüksek lisans eğitimini 2010 yılında Şanghay Fudan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yazdığı “Harmonious World: Hu Jintao Doctrine and Chinese Foreign Policy” başlıklı teziyle tamamladı. 2014 yılında bir yıl süreyle Peking Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Halen akademisyen olarak çalışmakta olduğu Süleyman Demirel Üniversitesi’nden de “Çin Dış Politikasında İran” başlıklı doktora tezi ile 2016 yılında doktor ünvanını aldı. Alperen araştırmalarında Çin Dış Politikası, Çin İç Politikası, Doğu Asya, Çin-İran İlişkileri, Çin-Ortadoğu İlişkileri üzerine yoğunlaşıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend