Dijital oryantalizmin günah keçisi

ABD Başkanı Donald Trump’ın Çinli küresel teknoloji şirketi Huawei’ye karşı açtığı savaş, ‘dijital oryantalizm’ olarak adlandırılabilecek daha büyük bir sorunun semptomu. Üstelik dijital oryantalizm, Çin ve Batı’nın vatandaşlarını gözetleme konusundaki benzerliklerinin üzerini örtmeye de yarıyor.

Bu görüş, Şangay’daki Doğu Çin Normal Üniversitesi’nden Josef Gregory Mahoney ve Nottingham Üniversitesi Ningbo Çin’den Maximilian Mayer’a ait. İki akademisyen South China Morning Post’a yazdıkları ortak makalede, şu noktaya da dikkat çekiyor:

“ABD’nin Huawei’yi hedef alması, Batı’nın temelindeki medeniyette üstün olma iddiasına Çin’in itiraz edebileceği yönündeki eski korkuya dayanıyor.

Çin’in gözetimine odaklanmak, Batılı teknoloji devlerinin ortaya koyduğu tehdidi unutturuyor.”

Oryantalizmden ‘sinolojik oryantalizme’

Almanya ve Büyük Britanya’nın da altyapılarında Huawei’yi kullanmayı değerlendirdiğini hatırlatarak Batı’nın yaşadığı sorunun büyüklüğünü ortaya koyan Mahoney ve Mayer, ‘dijital oryantalizm’den önce ‘oryantalizm’ ve ‘Sinolojik oryantalizm’ kavramlarını şöyle açıklıyor:

“Edward Said’in Oryantalizm’i, Doğu’nun Batı’nın egzotik, feminen, mantık dışı ve geri ötekisi olarak nasıl kurgulandığını inceledi. Said, Batı’nın kendisini üstün medeniyete sahip olma fikri üzerinden inşa ederek, emperyalizmi ve hegemonyayı teknolojik gelişmelerle meşrulaştırdığını iddia etti.

Said’in çerçevesini çizdiği bu kavram, sömürgecilik sonrası çalışmalarda özellikle Çin Komünist Devrimi tartışmalarında, uzun zamandır demirbaş konumunda. Ancak 1992’de ölen Çin’in eski lideri Deng Şiaoping’in piyasa odaklı reformları ve çağdaşlaşma isteğinin ardından yeni bir ‘Sinolojik oryantalizm’ kavramı ortaya çıktı. [Çevirmenin notu – Sinoloji: Konu olarak Çin ile ilgili dil, uygarlık, tarih bilgilerini ele alan filoloji]

Çin’de yapılan bu piyasa odaklı reformlar ‘tarihin sonu’ tezinin doğrulanması olarak okundu. Bazı akademisyenlere göre, Deng artık gerçekten bir komünist değil, bir pragmatistti. Çin’in siyasi ve ekonomik sistemleri üzerindeki gerilimlerin kırılma noktasına gelmesi ve böylece Komünist Parti’nin çökmesi an meselesiydi. Çin’in ‘bizden biri olmaya yaklaştığına ancak henüz olmadığına’ inanan Batı, kendi üstün konumundan keyif alıyordu.

Bu düşünce tarzı, Batı akademisini ve politikalarını çok fazla etkiledi.”

Yükselen Çin ve Sinoteknofobi

Fakat yazarlara göre, Batı’nın bu böbürlenmesi fazla uzun sürmedi. Küresel finansal kriz, Çin Komünist Partisi’nin sosyal ve siyasi kontrol gücünün artması ve Çin’in teknolojik gücünün sivrilmesinin ardından, Batı artık bu ülkeyi ‘çökme’ değil, ‘tehdit oluşturma’ üzerinden okumaya başladı ve ‘dijital oryantalizm’ kavramı oluştu:

“Sinolojik oryantalizmin kilit özelliklerinden biri, pek çok kişinin içgüdüsel olarak reddettiği, ancak gittikçe belirginleşen, rahatsız edici gelişme: Çin zaman geçtikçe Batı’ya daha fazla benziyor. Ancak [Sinolojik oryantalizme] bir şerh var: Özellikle izleme ve toplumu gözetleme alanında Çin’deki teknolojiye benzer teknolojiler kullanarak, Batı da Çin’e benzemeye başladı. Bu da ortak endişelere yol açtı.

Bu endişeler iki temel alanda ortaya çıktı. Birinci olarak, ‘teknolojik toplum’la ilgili kaygılar; teknolojinin kültürel olarak sahip olunduğu düşünülen değerlere ve pratiklere yönelik tehdidi…

Çin’in teknolojik sıçrayışı, ‘Sinoteknofobi’yi yarattı. Çin teknolojisine duyulan korku, Batı’nın Batı teknolojisine yönelik korkusunu azalttı. Bu, Soğuk Savaş sırasında silahlanma yarışındaki ‘Biz kötüyüz ama onlar daha kötü’ düşüncesini hatırlatıyor.

İkinci olarak, Çin’in teknolojik sıçrayışı, ‘Sinoteknofobi’yi yarattı. Çin teknolojisine duyulan korku, Batı’nın Batı teknolojisine yönelik korkusunu azalttı. Bu, Soğuk Savaş sırasında silahlanma yarışındaki ‘Biz kötüyüz ama onlar daha kötü’ düşüncesini hatırlatıyor.

Dijital oryantalizm, Çin’de teknolojinin kullanımıyla yaşanan deneyimleri ve sorunları demokratik toplumların da ne kadar çok yaşadığını gizliyor. Gözetim kapitalizmi her yerde benzer bir şekilde çalışıyor. Yapay Zeka’nın ve Büyük Data’nın kullanımı, ABD’de Çin ile başa baş ya da bazen daha da kötü.

Bu yakınsama, Pekin’de de rahatsızlık yaratıyor. 1990’lı ve 2000’li yılların piyasa toplumunda büyümüş nesilleri çok yüksek seviyede kişisel teknoloji kullanımına sahip ve onların Amerikalı Y kuşağı mensuplarıyla ortaklıkları, kendi ailelerinden daha çok. Çin’in farklılıklarını gösteren bu nesiller, disipline alınma konusunda güçlük yaratıyor.

Huawei’nin demokratik siyasete yönelik tehdidi her neyse, bu bizi Batılı teknoloji devlerinin ve algoritmik yönetimin ortaya koyduğu tehditleri görmemize engel oluyor: Mahremiyet neredeyse tamamen ortadan kalktı. Her yerde gözetleme var, seçimlerin yabancı güçler tarafından hacklenebilmesinden kaynaklı geçerli endişeler bulunuyor ya da özel hedefli yalan haberlerin kullanıldığı sosyal pazarlamayla seçimler parayla etkilenebiliyor.”

Tek ihtimal ehvenişeri seçmek mi?

Yazarlar, Journal of Democracy’de Larry Diamond’ın “Bu yol bizi dijital tutsaklık ve postmodern totalitaryanizme götürebilir” şeklindeki uyarılarını hatırlatarak “onlara karşı biz” mantığının “İki zehirden birini seç” anlamına geldiğini belirtiyor. Mahoney ve Mayer, ne yapılması gerektiğini belirterek yazılarını sonlandırıyor:

“Tek bir şirket ya da teknolojinin kötü yanlarına odaklanmaktansa, daha kapsamlı gerçekliği görmeliyiz: Artan küresel homojenizasyon, siber savaş, platform şirketlerinin tahakkümü, kaçınılmaz gözetim kapitalizmi, data güvenliğinin imkansızlığı, kitleleri manipüle eden ve dürten kamuflajlı kampanyaların normalleştirilmesi, gerçeklik-sonrası rasyonelitelerin deneyimi, bireylerin sürekli erişilebilir ekran-beyin arayüzüne indirgenmesi.

Liberal toplumların sadece demokratik süreçleri yok etmesi için değil, demokratik hayatın ve siyasetin koşullarını da yıkması için Çin teknolojisine ihtiyacı yok. Dijital oryantalizm bir ‘tehlikeli öteki’ yaratarak ve yanlış yönlendiren ikilikleri ön plana koyarak, bizi sosyo-teknolojik gelecekleri ve hayal etmemiz gereken iyi toplumu tartışmaktan alıkoyuyor.

Yalnızca Çin, Avrupa ve ABD’deki otoriter dijitalleşmelerin birbirlerine yakınsamasını teşhis ederek, dijital vatandaşlar olarak hayal güçlerimizi zincirlerinden kurtarabilir ve ileriye doğru daha iyi bir yol bulabiliriz.”

Bu yazı ilk kez 19 Şubat 2020’de yayımlanmıştır.

 

Josef Gregory Mahoney ve Maximilian Mayer’in South China Morning Post’da yayımlanan “Donald Trump’ın Huawei karşıtı kampanyası dijital oryantalizmin bir işareti, Çin ve Batı gözetlemesi arasındaki benzerlikleri de göz ardı ediyor” başlıklı makalesinin bazı bölümleri Eren Umurbilir tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilmiş ve editoryal katkılarla yeniden düzenlenmiştir. Makalenin orijinaline ve tamamına şu linkten ulaşabilirsiniz: https://amp-scmp-com.cdn.ampproject.org/c/s/amp.scmp.com/comment/opinion/article/3046357/trumps-campaign-against-huawei-symptom-digital-orientalism-ignoring

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend