Jeo-Strateji

16 Haziran 2022

Yazdır

İklim bilimi neden jeo-strateji için giderek önem kazanıyor?

İklim bilimi, Sanayi Devrimi’nden bu yana en iddialı ekonomik dönüşümün temposunu ve hedeflerini belirledi: karbonsuz bir ekonomiye geçiş. İklim hedefleri de giderek artan bir şekilde yasaların bir parçası haline geliyor ve hukuk metinlerinde zikrediliyor.

Oxford Üniversitesi araştırmacılarından Giulio Boccaletti, Project Syndicate web sitesinde yayınlanan yazısında İklim biliminin, artan jeopolitik gerilimler ve küreselleşmenin giderek son bulduğu bir ortamda, ülkelere nasıl bir güç vereceğini ve bunun neden önemli olduğunu anlatıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri özetleyerek sunuyoruz:

“İklim bilimi atmosferin ve okyanusların ortak davranışlarını öngörmek için matematiksel fiziği kullanır. İklim bilimi, son yirmi yılda hidroloji, ekoloji ve biyojeokimya alanlarını, tüm gezegenin durumunu izlemek, gözlem sistemleri ile daha karmaşık modelleri entegre etmek için gereken devasa hesaplama gücünü içeren ciddi bir altyapıya ihtiyaç duyan disiplinler arası bir yeryüzü sistemleri bilimine dahil ederek genişledi.

İklim bilimi, uzun yıllar boyunca özellikle siyasi ve finansal amaçlar ile öne sürdüğü en önemli iddiaları itibarsızlaştırmaya yönelik ciddi tehditler ile karşılaştı. Ancak bunlar savuşturuldu; politikacılar ve iş insanları, henüz büyük ölçekli eyleme geçmediyse bile felç halinden taahhütte bulunacak duruma geçtiler.

Şimdi ufukta farklı bir tehdit beliriyor. Uluslararası istikrarsızlık, artan otoriterlik ile milliyetçilik ve uzun süredir üzerinde mutabık kalınan kuralların ihlal edilmesi, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden itibaren süregelen uluslararası düzeni bozdu. Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı, iklim alanında uzmanlaşan bilim insanların işini daha zor hale getiren bir dizi jeopolitik kırılmaya yol açtı.

Buradaki tehlike, giderek daha rekabetçi bir hale gelen çok kutuplu bir dünyada ülkelerin gezegen gözlemleme ve hesaplama kaynaklarını millileştirmesi, tek el altında toplaması ve dünyanın geri kalanından izole etmesi. Bilimsel hedefler parçalanacak ve aynı zamanda politikacılar iklim değişikliğini daha dar bir mercekten, ulusal güvenlik ve menfaatler açısından değerlendirmeye başlayacak. Ülkeler, iklim değişikliğinin veya buna yönelik teknolojik önlemlerin gezegenin tamamından ziyade kendi ülkeleri ile düşmanları için ne anlama geldiğini merak edecek.

Bilimsel arayışlar hususunda siyasi sınırlar daha belirgin hale geldikçe, bilim insanları ile politikacıların önemli bir soruyu ele almaları gerekecek: Jeopolitik koşullar, gezegenimiz hakkında sahip olduğumuz bilimsel anlayışı stratejik değere haiz rekabetçi bir alana dönüştürdüğünde bilimsel kuruluşlar buna nasıl ayak uyduracak?

İklim bilimi – güvenlik endişesi ilişkisi

İklim biliminin kökleri genel kanının aksine günümüz çevreciliğinden ziyade yirminci yüzyılda ortaya çıkan güvenlik endişelerine dayanıyor. Modern iklim bilimi, belirli ulusal hedeflerin ve atmosfer ile okyanuslar hakkında bilgi edinerek stratejik üstünlük sağlama rekabetinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı.

Soğuk Savaş sırasında olduğu gibi nükleer caydırıcılığın dalgalar altında saklandığı zamanlarda bilimin karşılaştırmalı üstünlük sağladığının farkına varan ABD ve Sovyetler Birliği, fiziksel oşinografiye para akıtarak günümüzdeki okyanus biliminin temelini atmıştı.

Aynı şey atmosferin gözlemlenmesinde de gerçekleşti. Sovyetler Birliği, Dünya’nın yörüngesindeki ilk insan yapımı nesne olan Sputnik 1’i fırlatarak herkesi şaşırttığında, uydu-gözlem altyapısına yapılan yatırımlar hız kazandı ve Soğuk Savaş boyunca her iki tarafın güvenlik tedbirlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Gözler sonuca odaklanmış vaziyette

Bu örneklerin gösterdiği üzere gözlem altyapısı genellikle jeopolitik rekabetin gerçekleştiği ilk bilimsel alandır. Günümüzde bu altyapı ulusal ve özel kişi ve kuruluşlar tarafından kontrol ediliyor. Ticari uzaktan algılama endüstrisi, bir zamanlar hükümetin sahip olduğu birkaç yüksek kaliteli araçtan ibaret olan altyapıyı büyük ölçüde genişletti. Gezegenimizin işleyişini gözlemlemek için daha fazla ülke kendi kabiliyetlerini geliştiriyor. Örneğin Çin, yüksek hassasiyetli tarım ve okyanus gözlemleri yapmak için kendi yüksek çözünürlüklü Yeryüzü Gözlem Sistemine sahip ve Kuşak ve Yol Girişimi’ndeki ortakları için bir meteorolojik uydu filosuna yatırım yapıyor.

Bu tür yatırımlar gezegensel gözlemleri dijitalleştirdi ve elimizde bol miktarda verinin bulunduğu bir çağa girdiğimize dair iyimser görüşleri artırdı. Ancak yeni jeopolitik rekabet ortamı, atmosfer ile okyanuslar hakkında sahip olduğumuz bilgilerin bir hâkimiyet aracına dönüşmesi riskini artırıyor. Hükümetler böyle bir potansiyelin farkına vardı bile. Çin, 15 Aralık 2016 tarihinde ABD Savunma Bakanlığı’nın Güney Çin Denizi’nde oşinografik veriler topladığını iddia ettiği insansız bir denizaltıya el koydu. Söz konusu gemiye uluslararası denizlerde el konuldu, ABD Donanması bunu daha önce benzeri görülmemiş ve yasadışı bir olay olarak nitelendirdi.

Atmosferde ve okyanuslarda yapılan ölçümler bir kez daha güvenlik meselesi haline gelmesiyle birlikte, bilim insanları ve yakın zamanda gözlem verilerini saklamak ve paylaşmak için bir Gezegen Bilgisayarı lanse eden Microsoft gibi şirketler kendilerini küresel çevre hedefleri ile ulusal güvenlik çıkarları arasında ince bir çizgide yürürken bulacaklar.

Ukrayna Savaşı’nda iklim bilim

Tahmin yürütme ve bilgisayar altyapısı, tıpkı veri toplama gibi son derece çekişmeli alan haline gelebilir. Bu tür bilgilerin taktik değerinin farkında olan Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi, Ukrayna savaşının ilk safhalarında Rusya’nın hava tahmini ve iklim modellemesi altyapısına erişimini kısıtladı.

Rusya, Ukrayna’yı işgal ettiğinde açık saha muharebelerinde ekipman üstünlüğünü kullanmayı amaçlıyordu. Ancak Ukrayna kuvvetleri meskûn mahal bölgelerden çıkmak istemedi. Şehirlerde konuşlandılar ve yağmur yağmaya başladı. Rus tankları yolları kullanmak zorunda kaldı ve kolay hedef haline geldiler. Rus kuvvetlerinin üstünlüğü kayboldu ve Ukraynalılar taktiksel üstünlük elde ettiler. Çevre koşullarında nelerin meydana geleceğini bilmek bir ölüm kalım meselesi olabilir.

Bilimsel yarış

Soğuk savaşın son on yılında askeri çıkarlar ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki teknoloji yarışına daha dar bir şekilde odaklanmaya başladığında bilimsel ihtiyaçlar değişti. İklim bilimi giderek daha açık bir şekilde sivil gündeme taşındı, gezegen çapında iklimi neyin belirlediğini ve zaman içinde iklimin nasıl değişebileceğini anlamak için giderek daha gelişmiş modeller kullanmaya başladı.

Gezegensel analiz yöntemlerinin dijitalleşmesini teşvik etmek için önemli miktarda kaynak ve yapay zekâ gibi alanlarda hizmet sağlayan özel teknoloji şirketleri de yeryüzü sistemi modellemesi alanında önemli oyuncular haline geldiler. Örneğin Alphabet’in (Google) bir yan kuruluşu olan DeepMind, yapay zekâ teknolojisini bölgesel hava tahminlerinde kullanmak için Birleşik Krallık Meteoroloji Dairesi ile birlikte çalışıyor. Bazı bilim insanları, bu endüstriyelleşmenin fiziksel kavramları anlama hususunda kademe atlayışı getireceğine inanıyor. Bilim insanlarının bu görüşü, Dünya’nın dijital bir ikizinin yaratılmasına yönelik Avrupa Birliği’nin sunduğu destek gibi önemli yatırımları teşvik ediyor.

Ancak, endüstriyel ve bilimsel çıkarların küreselleşmiş bir dünyada zararsız bir şekilde birleşmesi, sıfır toplamlı bir rekabete dönüşme riskini taşıyor. Modelleme kabiliyetleri, hükümetlerin ve şirketlerin iklim değişikliklerini değerlendirme, kritik altyapılarda uzun vadeli yatırımlar planlama ve stratejik davranışları anlama çabalarının ayrılmaz bir parçası haline gelecek.

Tüm bunlar meydana gelirken, çok kutuplu bir dünyada nüfuz ve liderlik hedefleyen ülkeler (Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, ABD, Avrupa ve Japonya) yerli modelleme kabiliyetlerini geliştirmek için harekete geçecekler.

Yeni gerçekliğe uyum sağlamak

Devletler, sahip oldukları ulusal kabiliyetleri gözden geçirmeliler ve değişen iklim koşulları ile başa çıkmak için gerekli altyapıya ve insan kaynağına sahip olduklarından emin olmalıdır. Kendi kabiliyetlerini inşa etmek için yeterli kaynağa sahip olmayan ülkeler sonunda bu yarıştan elenecekler ve bu durum, ekonomik politikalarda iklimin rolü arttıkça daha derin uluslararası bağımlılıkların oluşmasına sebep olacaktır. Yer bilimleri altyapısı, tıpkı Soğuk Savaş sırasında olduğu gibi, giderek bilimsel diplomaside bir araç haline gelecektir.

Aynı zamanda, gezegensel veriler üreten küresel şirketler üzerindeki denetimin tekrar gözden geçirilmesi gerekecek. Bu tür kabiliyetler özel sektöre kayarken, politikacılar bu kabiliyetlerin nerede bulunduğunun ve hangi siyasi egemenliğine tabi olduğunun önem arz ettiğinin farkında olmalıdır. Görece küresel istikrarın mevcut olduğu bir zamanda böyle hizmetleri başka ülkelerden temin etmek ekonomik açıdan mantıklı olsa da artık bu durum güvenlik endişelerine yol açabilir.

Nükleer çağın ortaya çıkardığı kibir tehlikeli bir hayale yol açtı: Dünya’nın atmosferini ve okyanuslarını bir silaha dönüştürmek. Neyse ki kısa süre sonra bu çabalardan vazgeçildi. On yıl içinde pek bir başarı elde edilemedikten sonra hava şartlarını kontrol etmek için yapılan askeri harcamalar kesildi. Ancak gezegen hakkında bilgi sahibi olmanın stratejik bir üstünlük sağlayacağı ve bu nedenle buna yönelik daha fazla araştırmanın yürütülmesi gerektiği fikri masadan kalkmadı.

Kaybedecek zaman yok

Dünya’nın ikliminde kökten bir değişim gerçekleşirse tüm insanlık kaybeder. Ancak tüm değişimler aynı olmayacak. Az gelişmiş ülkeler için insanları yoksulluktan kurtarmak çok daha zor bir hale gelecektir. Kuzey Kutbu erirken kazananlar ve kaybedenler yaratacak, ticaret yollarında değişikliklere ve hammaddeler için yeni mücadelelere sebep olacaktır. Bu durum, emtiaları nereden tedarik edebileceğimizi de değiştirecektir. İklim değişikliğinin kendisi de tıpkı bu değişimi engelleme çabalarımız gibi küresel ekonomiyi yeniden şekillendirecektir.

İklim biliminin tarihi, devlet tarafından yürütülen araştırmaların gücünü gösteriyor. Politikacılar, iklim odaklı araştırma ve operasyonel kabiliyetlerin, yirminci yüzyılda yapılan yatırımlara benzer şekilde bir ulusal güvenlik meselesi haline geldiğini kabul etmelidir. Dünyanın atmosferini ve okyanuslarını anlamamıza yardımcı olan bilim, artık yalnızca çevre savunuculuğu için kullanılan bir araçtan ibaret değil. Bu değişimin farkına ne kadar erken varırsak, bundan sonra olacaklar için hazırlanmak daha kolay olacaktır.”

Bu yazı ilk kez 16 Haziran 2022’de yayımlanmıştır.

 

Giulio Boccaletti’nin Project Syndicate web sitesinde yayınlanan “Climate Science Meets Geopolitics” başlıklı yazısından bölümler Caner Köseler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.project-syndicate.org/onpoint/geopolitics-makes-climate-science-a-national-security-issue-by-giulio-boccaletti-2022-06

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend