Jeo-Strateji

6 Haziran 2022

Yazdır

İsveç ve Finlandiya NATO’ya katılırsa ne olacak?

Tarafsızlık politikalarını bir yana bırakarak NATO’ya katılmak isteyen İsveç ve Finlandiya sahip oldukları güç ve potansiyelleri ile sadece İskandinav bölgesinin güvenliğini değil, geniş bir coğrafya ve sektörde savunma kapasitesine etki edebilecek imkânları da barındırıyor.

10 milyon nüfuslu İsveç’in silahlı kuvvetlerinde yaklaşık 50 bin asker bulunuyor. Bunların yaklaşık 21 bini barış zamanında topluma yardım, savaş zamanında silahlı mücadele için tasarlanan sözleşmeli Muhafız (Hemvärnet) kuvvetlerinden oluşuyor. Nüfusu 5,5 milyon olan ve askerliğin zorunlu olduğu Finlandiya ise savaş durumunda kısa sürede 280 bine çıkarılabilen 21 bin 500 aktif personele ve 900 bin rezerve sahip.

Finlandiya ve İsveç, 1995’te Avrupa Birliği’ne katıldı ve kademeli olarak NATO ile savunma işbirliklerini derinleştirdi ki halihazırda bu iki ülke NATO’nun en yakın ortakları. İttifak’ın operasyonlarına ve hava sahası güvenliğine katkıda bulunuyorlar. En önemlisi, işleyen demokrasiler, iyi komşuluk ilişkileri, net sınırlar ve müttefiklerle uyumlu gelişen silahlı kuvvetleri ile NATO’nun üyelik kriterlerini zaten karşılıyorlar. Öyle ki NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Geçmişte Finlandiya ve İsveç birlikleri NATO ile birlikte o kadar sık tatbikat yaptı ki, pratik olarak birlikte çalışabilirler” diyerek durumu özetledi.

Rusya’nın Ukrayna müdahalesinden sonra, NATO ile bilgi alışverişini resmen artıran bu iki ülke savaş meseleleriyle ilgili her toplantıya katıldılar. Ayrıca Finlandiya, NATO’nun yüzde ikilik bütçe hedefine şimdiden ulaştı. İsveç de 2028 yılına kadar bunu gerçekleştirmeyi planlıyor. Her ikisi de silahlı kuvvetlerini modernize ediyor. Finlandiya’nın düzinelerce üst düzey F-35 savaş uçağı satın alımı ve İsveç’in en öne çıkan savaş uçaklarından Gripen’i geliştirmesi gibi yeni teçhizatlara yatırım yapıyorlar.

Kuzeyde hiç olmadığı kadar savunma eşgüdümü

İsveç ve Finlandiya’nın, İskandinav komşuları Danimarka, Norveç ve İzlanda’ya katılarak, NATO ittifakı içerisinde yer alması, bölgesel bir ortak güvenlik ve savunma organizasyonu olan İskandinav Savunma İşbirliği’nin (NORDEFCO) yapmadığı ölçüde bir savunma eşgüdüm ve artırımını sağlayacak. Üye ülkelerin tamamının, NORDEFCO’nun hâlihazırda işbirliği öngördüğü NATO’nun içinde yer alması, kuvvetleri ortak komuta altına almak anlamına gelecektir.

Finlandiya’nın NATO’ya katılmasının başka bir anlamı da İttifak’ın Rusya ile olan sınırının iki katına çıkacak olması. Moskova’nın savunması için 1340 kilometre daha eklenecek.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği Baltık Denizi’nde de stratejik bir dönüşüme neden olacak. Finlandiya Körfezi, olası iki NATO müttefiki Estonya ve Finlandiya tarafından denetim ve kısıtlama altına alınarak, Rusya’nın ikinci büyük şehri olan St. Petersburg’un ulaşım kanalları kesilebilir. Finlandiya sınırından yaklaşık 170 km uzaklıktaki St. Petersburg, böylece çok boyutlu risklerle karşı karşıya kalacaktır. Ayrıca Rusya’nın eksklav toprağı Kaliningrad, hem kıyısında bulunduğu Baltık Denizi’nde kısıtlanacak hem de etrafı tamamen NATO ülkeleri ile çevrilmiş olacak. Özellikle Kaliningrad’da konuşlu askerî teçhizatlar düşünüldüğünde bu durumunun her iki taraf için bir güvenlik ikilemi yaratma olasılığı açık.

Avrupa Güvenlik mimarisinde üç önemli değişiklik

Bu stratejik ihtimaller de göz önüne alındığında, bulundukları bölge nedeniyle, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımı, Avrupa güvenlik mimarisini üç önemli şekilde değiştirecektir.

Birincisi, Kuzey Avrupa, bölge çapında önemli savunma güçlerini koordine etme kapasitesini elde edecek. İsveç ve Finlandiya, Norveç ile düzenledikleri düzenli hava kuvvetleri eğitim tatbikatlarında zaten kendini gösterdiği gibi, NATO’ya önemli yeni yetenekler sağlayacaklar. Ayrıca NATO, Baltık Denizi’ni kontrol etme ve böylece Estonya, Letonya ve Litvanya’nın savunmasını destekleme konusunda daha büyük bir kapasiteye sahip olacaktır. NATO müttefikleri ile sadece 100 km’lik Suwalki Koridoru ile bağlantısı bulunan Baltık Ülkelerinin savunmasına önemli ölçüde katkı sağlanacak.

İkincisi, İsveç ve Finlandiya üyeliği NATO içindeki Avrupa sütununu güçlendirecektir. Her iki ülke de AB’nin savunma ve güvenlik kapasitesinin geliştirilmesini savunuyor. NATO, ülkelerin savunmasının birincil garantörü olmaya devam edecek olsa da daha geniş bir perspektifte AB giderek daha önemli bir güvenlik ittifakı haline gelecek, NATO ve AB arasındaki koordinasyon derinleşecektir.

Üçüncüsü ise uzun vadede, Kuzey Kutbu’nun güvenlik politikalarının bir parçası haline getirilmesi olasılığı. Şimdiye kadar NATO tarafından çok ciddiye alınmayan Kuzey Kutbu, sadece jeopolitik ve stratejik değil, iklim değişikliği nedeniyle dünya çapında insan güvenliği için de tehlikeler barındırıyor. Bu konu ittifak içerisinde kapsamlı güvenlik kavramlarıyla şekillenecektir.

Kola Yarımadası neden önemli?

Peki, Avrupa’nın en kuzeyindeki iki ülkenin transatlantik temel güvenliğinin temin ve tesisi konusunda önemi nedir?

Bu soruya yanıt vermek için NATO’nun Rusya ile uzayacak olan ittifak sınırının karşı tarafında neler olduğuna bakmak gerek.

Murmansk Oblastı (Federal Bölgesi) Kola Yarımadası üzerine kurulmuş, NATO üyesi Norveç ve Finlandiya ile sınırdaş, neredeyse tamamen Kuzey Kutup Dairesi içinde yer alan ve kuzeyde Barents Denizi, doğu ve güneydoğuda Beyaz Deniz ile çevrili bir bölge.

Kola Yarımadası, Moskova’nın Rusya’nın ulusal güvenliğinin anahtarı olarak gördüğü “stratejik bir kale”. Aynı zamanda bu yarımada Rusya’nın, savunma ve potansiyel olarak saldırı amacı için geliştirilmiş konvansiyonel kapasite, gelişmiş cephanelik ve ikinci vuruş1 yeteneklerinin büyük bir kısmını oluşturan kara, hava ve deniz varlıklarından müteşekkil Kuzey Ordusu’nun da evi.

Gemi ve denizaltı üsleri burada, derin koyların (fiyord) içerisinde konuşlandırılmış durumda. Ayrıca, Kola Yarımadası’nın batı bölgesi, gezegendeki en yoğun nükleer silah koleksiyonlarını barındırıyor.

Nükleer varlık bu bölgenin en önemli özelliği. Karada konuşlu rampaların yanı sıra denizaltından fırlatılan balistik füzeler (SLBM) de bölgedeki koleksiyonda yer alıyor. Bu füzeleri taşıyan nükleer denizaltılar (SSBN), birincil amacı savunma olsa da, Kola Yarımadası’nın ötesinde bir güç projeksiyonu aracı olarak da işlev görüyorlar. Rusya’nın potansiyel düşmanlara karşı caydırıcı olarak hizmet eden denizdeki nükleer ikinci vuruş kapasitesinin yaklaşık üçte ikisini teşkil ederek Rusya’nın hava, kara ve deniz unsurlarından müteşekkil nükleer üçlüsünün deniz temelli bileşeninin bel kemiğini oluşturuyor.

Özellikle SLBM taşıma kapasitesi artırılmış ve gelişmiş gizlilik yeteneklerine sahip nükleer denizaltıların (SSBN) son versiyonu olan Dolgorukiy sınıfı (hizmette olan beş denizaltıdan ikisi bu bölgede diğer üçü pasifik filosundadır), Rusya’nın Kola Yarımadası’ndaki “derinlemesine savunmasına” katkıda bulunuyor. Bunlar gibi gizlenme kapasitesi yüksek denizaltılar, rejimin beka kabiliyetini artırdığı gibi NATO’nun denizaltı karşıtı savaş yetenekleri ile Kuzey Atlantik’teki deniz iletişim hatlarına da meydan okuyabilir.

Kola Yarımadası, Rusya’nın Kuzey Kutbu’nun batısındaki askerî varlığının merkezinde yer alıyor. Hava ve deniz yetenekleri, anayurt savunması kadar Kuzey Kutbu hakimiyeti ve küresel güç projeksiyon yetenekleri için de çok önemli. Yarımada üzerinde ve çevresinde konuşlandırılan SLBM’lerden kıtalararası balistik füzelere (ICBM) ve çeşitli elektronik harp unsurlarına kadar çeşitli unsurların sayı ve yoğunluğu, Kuzey Kutbu’nun Rus ulusal çıkarları için stratejik değerinin altını çiziyor. Rus Hava Kuvvetleri’nin orta ve uzun menzilli stratejik bombardıman uçaklarının konuşlandığı en büyük hava üsleri de Kola Yarımadası’nda bir koridor boyunca yer alıyor.

Kola Yarımadası’nın tamamı bir karayolu ve bir demiryolu ile Rusya’nın geri kalanına bağlı. Özerk Karelya Cumhuriyeti boyunca devam eden bu yol, herhangi bir bölünme olmadan 700 km boyunca uzanıyor. Bu stratejik boğaz, Rusya için büyük bir risk potansiyeline sahip. Şu anda, Rusya NATO ile bir savaşa girecek olsa bu yol nispeten güvenli görülebilir, çünkü NATO’nun bu boğaza ulaşmasının tek yolu yaklaşık 200 km’lik Norveç sınırı ki bu sınıra ulaşım oldukça dar (30km’ye kadar daralıyor) ve kısıtlı. Fakat, Finlandiya’nın NATO’ya katılması durumunda artan sınır uzunluğu bu boğaz boyunca ilerliyor ve bahsedilen 700 km’lik yolun her noktasından saldırı gerçekleşebilir. Üstelik Finlandiya’nın bu bölgeyi işgal etmesine de gerek kalmayacaktır. Tek bir uzman bölük, yoğun bir çam ormanı olan bu bölgede Murmansk’ı Rusya’ya bağlayan karayolu, demiryolu ve elektrik hattını yok edip kaybolabilir. Bölge hâlihazırda iki tümen asker tarafından korunmakta iken Finlandiya’nın olası NATO üyeliğinde 1 milyon Rus askeri bile bölge güvenliğini sağlayamayabilir.

Bu stratejik özellikleri nedeniyle NATO bölgedeki varlığını anlamlı şekilde değerlendirmek istiyor.

Hem NATO’nun ortakları İsveç ve Finlandiya ile birlikte zorlu iklim koşullarındaki kabiliyetlerini denemek ve artırmak, hem de Norveç’in NATO konuşlandırmalarını idare etme becerisine sahip olmasını sağlamak için iki yılda bir Norveç’te yapılan Soğuk Tepki (Cold Response) Tatbikatı bu yıl Mart ayında, İsveç ve Finlandiya’nın üyelik tartışmasının hemen öncesinde gerçekleşti.

NATO her ne kadar bu tatbikatın rutin ve planlı olduğunu söylese de Norveç’in Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana ev sahipliği yaptığı bu en büyük manevrada 27 ülkeden 30 bin asker (3 bin ABD Deniz Piyadesi de dahil) ile hava, deniz ve kara unsurları yer aldı. Rusya, AGİT 2011 Viyana Belgesi’ne istinaden, geleneksel olarak bu tatbikata da gözlemci olarak davet edildi ama Moskova yönetimi daveti geri çevirdi. Ayrıca Rusya, sınırları yakınında bir NATO askerî yeteneğinin birikmesinin bölgedeki güvenliği güçlendirmeye yardımcı olmayacağını söyleyerek uyarıda bulundu. Bu uyarı her ne kadar tatbikat üzerine yapılmış olsa da bölgedeki NATO genişlemesine karşı da bir fikir vermişti.

Rusya’nın tepkisi

Rusya sürece hâlâ temkinli yaklaşıyor. Yüksek perdeden bir tehdit cümlesi gelmedi. Ukrayna ile karşılaştırıldığında dikkat çekecek fark ise Rusya’nın NATO’ya karşı bir savaştan resmî olarak kaçınması. Ukrayna müdahalesinin “özel operasyon” şeklinde belirli bir amaç için askerî harekât olarak lanse edilmesi, bu savaş ortamından kaçınmanın bir tezahürü.

Şu anda Finlandiya veya diğer İskandinav ülkeleri için askeri bir müdahale bahanesi ise görünür değil. Ancak hava sahası ihlalleri, siber saldırılar ve diğer bazı dolaylı hareketler bölgede beklenebilir. İsveç ve Finlandiya’nın karşı karşıya kalacağı bu yeni tehditlere NATO’nun nasıl tepki vereceği ve müttefiklerin desteklenmesi ise NATO’nun güç projeksiyonu için iyi bir fırsat olacaktır.

NATO’nun kazanımı

İsveç ve Finlandiya bu yıl NATO’ya katılabilirler. NATO’ya göre, gerekli kabul müzakereleri bir formalite olarak görülüyor ve bir gün içinde tamamlanabilir. Katılım protokolleri muhtemelen Haziran gibi erken bir tarihte imzalanacak ve üye ülkelerdeki onay süreci başlayacak. 30 müttefikin tamamı bu genişlemeye olumlu yaklaşsa dahi bunu yapması altı ila sekiz ay sürebileceği tahmin ediliyor.

Kurumsal değerlendirmelere göre NATO, amaçlanan kuzey genişlemesiyle iki iyi donanımlı silahlı kuvvetleri saflarına katmış olacak. Fakat aynı zamanda, Avrupa değerleri temelinde olduğu iddia edilen bakış açısıyla, demokratik deneyimi yüksek hükümetlere sahip iki barışsever ve diyalog odaklı ülkenin İttifak’a katılmasından stratejik fayda da sağlayacak.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 6 Haziran 2022’de yayımlanmıştır.

  1. “İkinci vuruş” karşı tarafın ilk vuruşundan sonra misilleme araçlarının tamamen tahrip olmaması, diğer bir deyişle bu araçların kurtarılabilmesi neticesinde ilk vuruşu yapana karşı bir ikinci vuruş yapabilme yeteneğidir.

Tolga Sakman

Dr. Tolga Sakman, Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Kurucu Başkanıdır. Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü bitiren SAKMAN aynı yıl Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (SAREN) Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Programına başlamış ve “Türk Diasporası’nın Avrupa Siyasal Sistemine Katılım Süreçlerinin Analizi: Almanya, Hollanda, Belçika” konulu tezi ile mezun olmuştur. Doktora çalışmalarını İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda “Başkanlık Sisteminde Güvenlik Yönetimi” konulu tezi ile tamamlamıştır. 2012 yılında bir düşünce kuruluşu bünyesinde Uzman Yardımcısı unvanıyla başlayan görevine daha sonra Uzman ve son olarak da kurum bünyesinde kurulan Milli Savunma ve Güvenlik Enstitüsü’nde Temmuz 2018’e kadar Direktör olarak devam etmiştir. 2016 yılında Nişantaşı Üniversitesi’nde Rektörlük Koordinatörü ve Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde Öğretim Elemanı olarak göreve başlayan Dr.SAKMAN Mayıs 2018’e kadar bu görevlerini sürdürmüştür. Diaspora, güvenlik ve Avrupa siyaseti konuları başta olmak üzere bugüne kadar 9 kitap/kitap bölümü ile 20 civarında bildiri çalışması hazırlamış, yurtiçi ve yurtdışında 25 civarında projede koordinasyon/yönetici görevinde bulunmuştur.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend