Karabağ’da ateşkesin 1. yılı: İşbirliği ve fırsatlara açık yeni jeopolitik denklem

Geçen yıl tam da bu zamanlar, Azerbaycan’ın Ermenistan işgali altındaki topraklarını kurtardığı 44 günlük Karabağ Savaşı yaşanıyordu. 8 Kasım’da Karabağ’ın kilidi sayılan Şuşa’nın işgalden kurtarılması ve ertesi gece Nahçıvan sınırında bir Rus helikopterinin düşürülmesi sonucu savaş durdu. Derhal ateşkes masası kuruldu; Ermenistan ile Azerbaycan, Rusya arabuluculuğunda, 10 Kasım Mutabakatı diye anılan anlaşmaya imza attı. Bu anlaşmayla Ermenistan’ın yenildiği ve Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını kurtardığı teyit edildi.

Anlaşmanın önemli bir yanı da, Rusya ve Türkiye’nin ateşkesi izlemek üzere sorumluluk alması ve bu bağlamda sahada ortak görevin icrasına başlaması oldu. Dolayısıyla sonucu itibariyle savaş bölgede yeni bir jeopolitik denklem ortaya çıkarttı. Söz konusu yeni denklem, ABD ve Fransa ile beraber İran gibi Güney Kafkasya’ya ilgi duyan bazı güçleri dışarda bırakırken, bölgede oluşan fırsatlar ile işbirliklerine de kapıyı araladı.

Ortaya çıkan yeni jeopolitik denklem ve Ermenistan

Savaştan yenilgiyle çıkan Ermenistan yeni durumu ilk başta kabullenmek istemedi. Savaşın hemen sonrasında sokakları karışan Erivan’da, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan erken seçime gitme kararı alarak gücü yeniden eline alma planını uyguladı. Bu sırada muhalefetin elini kuvvetlendirmemek adına da Azerbaycan ile adeta “sinir kavgası” yapmaya üstünlük verdi. Nitekim bir yandan diplomatik mercilerde savaşa rağmen Karabağ’da sorunun çözülmediğini ve bölgenin statüsü meselesinin ABD, Fransa gibi Batı ülkelerinin yer aldığı ama 10 Kasım Ateşkes anlaşması ile fiilen meseleyle ilgisi kalmayan Minsk Grubu nezdinde görüşülmesi gerektiğini dile getirdi. Bir yandan da Azerbaycan sınırında sık sık tetiğe basarak ateşkesin bozulmasına yol açtı. Dahası, Garagöl meselesinde olduğu gibi Azerbaycan ordusunun yıllar sonra kendi hudut hattına konuşlanmasını “ülke sınırlarına müdahale” diye adlandırarak ABD, Fransa, Rusya, İran gibi ülkelere, hatta Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne şikâyet etti. Sonuçta sınırlarına müdahale iddiasını kanıtlamaktan uzak kaldığı gibi, şikâyet ettiği devletler de iddianın aksine Azerbaycan askerinin herhangi bir sınır ihlalinde bulunmadığının farkında olarak sadece yüzeysel birkaç açıklama yapmakla yetindi.

Ermenistan, 10 Kasım Ateşkes Anlaşması’nı da yanlış yorumlamakta ısrarcı oldu. Özellikle, anlaşmanın Nahçıvan ile Azerbaycan arasında kara yolu bağlantısını ön gören maddesi konusunda sert bir tutum sergileyerek, ateşkes anlaşmasının hayata geçirilmesi için kurulan Rusya-Azerbaycan-Ermenistan ortak komisyon görüşmelerinden bir süreliğine çekildi.

Anlaşmada kast edilen koridorun Azerbaycan’ın yorumladığı gibi Zengezur Koridoru olmadığını iddia etti, meseleyi adeta bir “ölüm-kalım meselesi” haline getirerek bazen alternatif yollar önerisi yaptı, bazen de komple maddeyi inkâra kalkıştı. Koridorun hayata geçmesi halinde, Rusya ve İran’a rahat şekilde çıkış bulabileceğini bilmesine rağmen, Erivan, kendisine destek veren bazı ülkelerin kışkırtmasıyla hareket etmeye çalıştı. Ancak gerek Azerbaycan’ın kararlı duruşu, gerek ülkesinin kârlı çıkacağı gerçeği, gerekse de Rusya’dan anlaşma maddelerine riayet edilmesi uyarılarının gelmesi üzerine koridor konusundaki tutumunda revize etmek zorunda kaldı ve geçtiğimiz Eylül ayında Nahçıvan’a uzanacak bir koridor için (şimdilik) yeşil ışık yaktığını açıkladı.

Ermenistan, savaşın hemen ardından Türkiye ve Azerbaycan’ın bölgede işbirliğini artırmak için önerdiği 3+3 (Türkiye, Azerbaycan, Rusya, İran, Gürcistan ve Ermenistan) platformuna olumsuz yaklaştı. Özellikle Batı’daki Ermeni lobisinin kışkırtmasıyla kamuoyunda Başbakan Paşinyan’ın ülkeye ihanet ettiği gibi iddialar ortaya atıldı. Seçimlerde elini güçlendiren Paşinyan’ın Türkiye ile ilişkileri normalleştirebileceklerini açıklaması ve Ankara’dan gelen olumlu yaklaşım Erivan yönetiminin tutum değişikliği içerisine girmeye başladığına dair bir sinyal verdi. Buna rağmen 3+3 formülüne alternatif bir formül aramayı da ihmal etmedi. Aslında formülden en büyük faydayı Ermenistan sağlayacaktı. Zira Türkiye ve Azerbaycan zaten yıllardır derin işbirliği içerisinde olarak ve Gürcistan’ı da yanlarına çekerek önemli projeler icra etmişti. Ermenistan’ın bütün bu projelerin dışında kalmış olması sürdürdüğü işgalcilik politikasından kaynaklanıyordu. İşgalin sona erdiği bir ortamda Erivan’ın uzatılan eli tutması kendi çıkarına daha uygundu. Ancak bugüne kadar formüle sıcak bakmaması, Türkiye ve Azerbaycan konusunda hâlâ zihnindeki eski düşmanca tavırlardan kurtulamadığının belirtisi olarak okunabilir. Erivan bu süreçte, Bakü’nün defalarca kez önerdiği barış anlaşması teklifinden de kaçınarak Azerbaycan’ın uluslararası tanınmış sınırlarını henüz kabul etmeye hazır olmadığını da gösterdi.

Yeni jeopolitik denklemde Rusya

Karabağ’da savaşın bittiğini teyit eden anlaşma metninde, 1960 Rus askerinden ibaret bir barış gücünün bölgeye konuşlanması yer aldı. Aslında Rusya’nın bölgeye bir barış gücü yerleştirme arzusu yeni değil. Nitekim 1993’te Ebülfez Elçibey’in Azerbaycan’dan Rus ordusunu çıkarmasından bu yana, Rusya barış gücü adıyla yeniden bölgeye dönmenin hesabını yapmaktaydı. Bunun için de 1994’te ve 2016’da çeşitli girişimleri olmuştu. Rusya bu arzusuna, Karabağ Savaşı’ndan sonra kavuşmuş oldu.

Daha önce Transdinyester, Abhazya ve Güney Osetya’ya barış gücü konuşlandıran Rusya yaptığı faaliyetlerle gerek Moldova gerekse de Gürcistan kamuoyunda tepki toplamıştı. Bu kez Karabağ’a barış gücüyle giren Rus askerlerinin bazı eylemleri ilk günlerden itibaren Azerbaycan kamuoyunun tepkisini çekmeye başladı. Rus barış gücünün savaşın bitmesinden itibaren 2021 Ocak sonlarına kadar bölgeye sürekli otobüslerle sadece Ermenileri taşıması, bazı yabancı ülke vatandaşları ile İran tırlarının Laçın Koridoru’ndan Karabağ’a geçişine izin vermesi ve 10 Kasım mutabakatında belirtilmesine rağmen bölgeden Ermenistan ordusunun tamamen çekilmesini sağlamaması Azerbaycan halkının zihninde soru işaretleri uyandırdı. Rus barış gücünün Hankendi’nde konuşlanan ayrılıkçı yapıya sessiz kalması, geçtiğimiz aylarda Şuşa civarında ateşkesi defalarca bozan, hatta bir Azerbaycan askerini de şehit eden silahlı Ermeni güçlerinin varlığına karışmaması, bölgede yaşayan Ermenileri Azerbaycan devletiyle barıştıracak zemini hazırlamadığı gibi Rusçanın bölgenin resmî dili yapılması girişimine de engel olmaması gibi hususlar, Bakü’nün zaman zaman tepkisini çekti. Dolayısıyla Karabağ Sorunu’nun bittiği ve bölgede yaşayan Ermeniler için herhangi bir statü konusunun yeniden gündeme getirilmemesine dair Bakü’nün hassasiyetine, bazen Moskova tarafından özen gösterilmedi.

Anlaşıldığı kadarıyla Rusya için öncelik bölgede aktif çatışmaların durmasına çalışmak ve Azerbaycan’ın kabul etmemesine rağmen “nihai çözümü” ileriki yıllara bırakarak bölgede sürekli Rusya’ya ihtiyaç duyulmasını sağlamak. Zaten son aylarda Ermenistan-Azerbaycan arasındaki sınırların belirlenmesi konularındaki tartışmalara da değinen Rusya, SSCB dönemine ait en doğru haritaların kendi Genelkurmay arşivlerinde olduğunu söyleyerek Moskova olmadan sürecin işlemeyeceğini de vurguluyor.

Rusya’ya göre diğer bir öncelik de bölgede iletişim hatlarının ve bağlantı yollarının açılması. Zengezur bölgesinden geçecek koridor, Türkiye’den başlayarak diğer Türk Cumhuriyetlerine de kesintisiz kara ulaşımı sağlayacağı için sadece ekonomik bir anlam ifade etmiyor; manevi anlamı da olan bu koridorun denetimi her ne kadar Rusya’da olacaksa da Moskova koridorun Türkiye’nin Orta Asya’daki etkinliğini artıracağından endişe ediyor.

Yeni jeopolitik denkleme İran’ın tepkileri

Azerbaycan’ın uluslararası tanınmış topraklarının işgaline tepki gösterse bile işgal yıllarında bölgedeki sözde yapıyla işbirliği içinde olan İran, Karabağ Savaşı esnasındaki politikalarıyla yeni jeopolitik realiteyi anlayamadı, dolayısıyla ortaya çıkan yeni durumun dışında kalmayı bizzat kendisi tercih etti.

Azerbaycan’ın hem topraklarını işgalden kurtarması hem de savaştan ezici bir zaferle ayrılmasını İran, kendi iç dinamikleri açısından tehlikeli, Zengezur Koridoru ile Türkiye’nin bölgede etkin bir duruma gelmesini de varlığı için tehdit olarak algıladı. Diğer yandan Zengezur Koridoru’nun gerçekleşmesi halinde bir süredir planladığı Basra Körfezi-Karadeniz yol güzergahının tehlikeye gireceğini gördü ve savaşın bitmesinden sonra engel olma girişimine başladı. Bu amaçla Nisan 2021’de Ermenistan ve Gürcistan ile bir toplantı yaparak kuzey-güney projesine ilgi duyulmasını sağladı. Lakin hem proje maliyetinin yüksekliği hem de Ermenistan ile Gürcistan’ın engebeli arazilerinden yolların nasıl geçeceği gerçeği yüzünden şimdiye kadar hiçbir taraf ciddi şekilde elini taşın altına koyamadı.

Savaş durduktan sonra Azerbaycan’ın kendi sınır hattına konuşlanmasını “ülkeye müdahale” olarak yansıtan Erivan’a, Batılı ülkelerle beraber İran da destek verdi. İran’ın Erivan büyükelçisi Abbas Bedehşan Zuhuri, zaman zaman Azerbaycan sınırındaki Ermeni askeri mevzilerini ziyaret ederek iki tarafı sağduyuya davet etti ve ülkelerin tanınmış uluslararası sınırlarına saygı duyulması gerektiğini belirtti. Oysa bugüne kadar Ermenistan’ın iddia ettiği sınır ihlali kanıtlanamadı, ancak Tahran yönetiminin iddialara destek verir tutumu Bakü’de esefle karşılandı.

İran tırlarının Karabağ’a denetimsiz geçmesinden rahatsız olan Azerbaycan önce diplomatik uyarıları denedi, ardından tırlara ait görüntüleri dünya kamuoyuyla paylaşarak İran’ı sorumlu davranmaya davet etti, son olarak da iki İranlı tır sürücüsünü tutukladı. Bu arada Bakü, Gorus-Gafan yolunun kendi sınırları içerisinden geçen kısmında kontrol noktası oluşturarak İran tırlarından gümrük vergisi almaya başladı. Gelişmelerden rahatsız olan İran, derhal Azerbaycan sınırında büyük bir askerî tatbikat yapmaya karar verdi. Tatbikatlara paralel olarak İranlı yetkililer, savaş sırasında Karabağ’a IŞİD üyelerinin geldiğini, Bakü ile iyi ilişikleri olan İsrail’in de İran sınırına geldiğini iddia ederek, sık sık işgalden kurtarılan bölgelerde “teröristlerin” ve “Siyonist rejimin” olduğunu öne sürdü.

İran Dışişleri Bakanı Azerbaycan’a baskı yapma konusunda Moskova’nın desteğini de aradı, ancak bulamadı. Bir süre sonra Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, İranlı yetkililerin açıklamaları kendisine sorulduğunda, hem bu iddiaları reddederek hem de işgal yıllarında Azerbaycan topraklarının Ermenistan ve İran tarafından Avrupa’ya uyuşturucu güzergâhı amacıyla kullanıldığını tespit ettiklerini belirterek Tahran’ı köşeye sıkıştırdı. Bunun üzerine İran Dışişleri bakanı birkaç kez Azerbaycanlı mevkidaşıyla telefon görüşmesi yaptı ve ortalığın daha fazla gerilmemesi konusunda mutabakata varıldı. Son olarak da Tahran’dan, açık gerilim merhalesinin sona erdiği açıklaması geldi.

Aslında Türkiye ve Azerbaycan’ın önerdiği 3+3 formülüne de pek sıcak bakmayan Tahran yönetiminin yeni jeopolitik denklemi kabul etmesi kendi faydasına olacak. Zira yeni denklem bölge ülkelerini dışlayıcı değil, kucaklayıcı bir gerçek.

Yeni jeopolitik denklemde Türkiye ve Azerbaycan

Savaşın ardından bölgede ortaya çıkan yeni jeopolitik denklemin asıl oyuncuları Azerbaycan ve Türkiye. Savaş esnasında Bakü’ye siyasi ve manevi desteğini sunan Ankara’nın, Haziran’da iki ülke arasındaki işbirliğini en yüksek noktaya ulaştıran Şuşa Beyannamesi’ni imzalaması, Azerbaycan’ın savaş sırasındaki kazanımlarını garanti altına aldı.

Savaşın ardından Türkiye ile Azerbaycan arasındaki işbirliği, hemen her alanda daha da güçlenerek devam ediyor. Türk şirketleri işgalden kurtarılan topraklardaki büyük projeleri üstlenmiş durumda. Azerbaycan ordusunun eğitimi konusunda Türkiye’nin desteği, Kars, Isparta, Konya, Nahçıvan ve Hazar Denizi’nde icra edilen ortak tatbikatlarla sürdürülüyor.

Azerbaycan’ın Zengezur Koridoru konusundaki hassasiyetine sahip çıkan Türkiye, defalarca Erivan yönetimini uyardı, Rusya lideri Putin ile yapılan görüşmelerde konuyu gündeme taşıdı. Ayrıca İran’ın son zamanlarda Azerbaycan sınırında yaptığı askerî tatbikatlar ve suçlayıcı açıklamalarına karşı, Türkiye Bakü’ye destek çıkarak Tahran yönetimini akli selim davranmaya davet etti. İki ülke lideri Zengezur Koridoru’na giden yolun temelini attı böylece 10 Kasım mutabakatının maddelerinin kesinlikle uygulanması gerektiğini vurguladı.

Zengezur Koridoru, Ankara ile Hazar’ın doğusunu daha da yaklaştıracak, karşılıklı işbirliği ve fırsatların değerlendirilmesi amacını güdecektir. Bölgenin artık çatışmalara değil, kalıcı bir istikrara ihtiyacı var. Kalıcı istikrar için öncelik Ermenistan’ın Azerbaycan ile barış anlaşmasını imzalaması. Bu konuda Erivan yönetiminin temelli olarak Azerbaycan toprağı olan Karabağ’ı unutarak ayrılıkçı fikirlerden vazgeçmesi, bölgede oluşan yeni denklemi kabullenmesi, hatta onu fırsata ve işbirliğine çevirmesi beklenir. Diğer ülkelerin de Azerbaycan ile işbirliğine açık olması, Bakü yönetimi ile daha sıcak bir diplomatik dil kullanarak fırsatları değerlendirmesi ve bölge barışına azami katkı sunması gerekir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 8 Kasım 2021’de yayımlanmıştır.

Ramin Sadık

Doç. Dr. Ramin Sadıgov - 1977’de Azerbaycan’da doğdu. 1999’da İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 2003’de Marmara Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde yüksek lisansını, yine aynı üniversitede 2009’da doktorasını tamamladı. 2010-2014 yıllarında Azerbaycan Muallimler Enstitüsü’nde öğretim üyeliği ve Azerbaycan Bilimler Akademisi’ne bağlı Şeki Regional Merkezi’nde bilim sekreterliği görevinde bulundu. 2014’te Türkiye’ye dönen Ramin Sadıgov halen Bayburt Üniversitesi’nde doktor öğretim üyesi olarak çalışıyor. Rusça ve İngilizce bilen Sadıgov, daha çok Kafkasya tarihi, Osmanlı-Rusya, Rusya-Azerbaycan, Rusya-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri üzerine, aynı zamanda Bolşevik Devrimi ile Rusya’nın 20. Yüzyıl başlarındaki askeri ve siyasi tarihi üzerine çalışmalar yapıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend