Kıbrıs Konferansı’na nasıl gidilmeli?

KKTC’de 18 Ekim’de Cumhurbaşkanlığı için yapılan seçimlerin tamamlanmasının ardından Ada’daki soruna çözüm bulunması için yeni bir konferans toplanması gündeme geldi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri (BMGS) Antonio Guterres, seçimlerden önce Kıbrıs sorunu için Ada’daki iki toplum ve üç garantör ülke olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin katılımıyla beşli konferans çağrısı yapacağını açıklamıştı. Guterres’in şimdi bu konferans için çağrı yapması bekleniyor.

2017 yılının temmuz ayında, İsviçre Crans Montana’da düzenlenen konferansın sonuçsuz kalmasından üç yılı aşkın bir süre sonra, Kıbrıs sorununun yeniden diplomatik hareketlilik dönemine gireceği anlaşılıyor.

Son KKTC seçimlerinin ikinci turu, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak iki farklı görüşü destekleyen, federasyon yanlısı eski Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile iki devlet temelinde çözümü savunan Ulusal Birlik Partisi (UBP) Başkanı Ersin Tatar arasında cereyan etmişti ve Tatar az bir farkla, yüzde 52’ye yakın oyla seçimi kazanmıştı.

Bu sonucu belirleyen etkenlerden biri kanımca, Kıbrıs Türk seçmeninin iki bölgeli, iki toplumlu federasyon (BBF-bi-zonal, bi-communal federation) umudunun zayıflamasıdır. Nitekim, geçmişteki KKTC başkanlık seçimleri seçmenin iki bölgeli, iki toplumlu federasyon beklentisine göre sonuçlanmıştır.

Tarihi bir kişilik olan rahmetli Rauf Denktaş’tan sonra iki bölgeli, iki toplumlu federasyon beklentilerinin yükseldiği dönemlerde federasyonu destekleyen sol adaylar (2005 Mehmet Ali Talat ve 2015 Mustafa Akıncı); bu beklentiler zayıfladığındaysa federasyona istekli olmayan veya gerçekçi bulmayan sağ kesim adayları (2010 Derviş Eroğlu ve 2020 Ersin Tatar) cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmıştır.

2017’de İsviçre’de Türkiye’nin ve KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın iki bölgeli iki toplumlu federasyon temelinde çözüme varılması için ortaya koydukları uzlaşmacı tutuma rağmen, Rum tarafı müzakere masasını terk etmişti.1

Bu kez farklı mı olacak?

Yakında düzenlenmesi beklenen beşli konferansa bu kez taraflar farklı yaklaşımlar ile gideceklerdir. Türkiye ve yeni KKTC Cumhurbaşkanı iki devlet temelinde çözümü müzakere etmek istediklerinin açıkladılar. Kıbrıs Rum tarafıysa söylem bazında iki bölgeli iki toplumlu federasyonu destekler görünmekle birlikte aslında müzakere sürecini koparmadan statükoyu yani çözümsüzlüğü sürdürmekten yana gözükmektedir.

Rum tarafı, statükonun ve zamanın kendi lehine işlediği, bu nedenle iki bölgeli iki toplumlu federasyonun gerektirdiği uzlaşıları kabule gerek olmadığı algısındadır.

Bununla birlikte, Rum tarafının, İsviçre’den bu yana iki bölgeli iki toplumlu federasyon temelinde müzakereleri sürdürmeye hazır olduğunu beyan edegeldiği gibi, yeni konferansta da tekrarlaması şaşırtıcı olmayacaktır. Zira, statükonun sürdürülmesi için müzakere sürecinin kopmadan devamı istenmektedir.

Ada’daki BM Barış Gücü’nü Rum tarafı neden lehine görüyor?

Bunun önemli bir nedeni, Ada’da 1964 yılından bu yana görev yapan Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün (UNFICYP) varlığını sürdürmesini sağlamaktır. Barış Gücü, Rum tarafının lehine gördüğü statükonun önemli bir unsurudur. Şöyle ki:

  • Ada’daki Barış Gücü’nün görev süresinin altı aylık dönemlerle uzatılması için BM Güvenlik Konseyi’nin kararları gerekmektedir. Bu nedenle konu yılda en az iki kez Güvenlik Konseyi’nin gündemine gelerek, Rum tarafının istediği gibi, uyuşmazlığın toplumlar arası değil, uluslararası sorun niteliğini sürdürmesine yardımcı olmaktadır.
  • BM Barış Gücü, Rum yönetiminin KKTC makamları ile temaslarına aracılık etmektedir. Bu dolaylı iletişim hattının açık olması nedeniyle KKTC’nin fiilen bile tanınması anlamına gelecek eylemler önlenmektedir. (Kıbrıs Türk Toplumu Lideri sıfatıyla BM ve diğer ülkelerce tanınan KKTC Cumhurbaşkanı ile temaslar dışında).
  • Ada’daki iki tarafı ayıran Yeşil Hat ve ara bölgenin sorumluluğunu yürüten BM Barış Gücü, Rum askerinin Türk askeri ile doğrudan karşı karşıya kalmasını önlemekte ve Rumlara nispi bir güvenlik sağlamaktadır.

Bu yararları dolayısıyla Rum Yönetimi ve Yunanistan Barış Gücü’nün harcamalarına yıllardır gönüllü mali katkı yapmaktadır. Ancak, ABD’de Trump Yönetimi’nin işbaşına gelmesinden sonra, BM harcamalarının azaltılmasını isteyen ABD’nin genel olarak barış güçlerinin işlev ve yararlarının gözden geçirilmesini istemesi, Rum tarafında tedirginlik yaratmaktadır. Esasen, BM sisteminde barış güçleri siyasal uyuşmazlıklarda müzakere süreçlerine yardımcı olmak düşüncesiyle oluşturulan geçici düzenlemeler olarak düşünülmüştür. 1964’ten bu yana Ada’da bulunan BM Barış Gücü’nün görevinin sürdürülmesi için müzakere sürecinin kopmaması Rum tarafı açısından gerekli görülmektedir. BM Barış Gücü’nün görev süresinin Güvenlik Konseyi’nin bir daimi üyesinin vetosu ile sonlandırılabilecek olması, Rum liderliğinin izlediği dış politikayı anlamak açısından yararlıdır.

Türkiye nasıl bir tabloyla karşılaşabilir?

Düzenlenmesi beklenen yeni konferansın yöntem üzerinde odaklanacağı ifade edilse de, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres, iki toplumlu iki bölgeli federasyon temelinde çözüme yönelik yöntemleri belirleme amacıyla ile hareket edecektir. Çünkü, iki toplumlu iki bölgeli federasyon temelli bu formül, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin çeşitli kararlarıyla Kıbrıs’ta çözüm formülü olarak kabul edilmiş ve hatta böyle bir çözümün temel parametreleri dahi belirlenmiştir (İki toplumun federal her düzeyde etkin katılımı, federal anayasanın ancak her iki toplumun onayı ile değiştirebileceği, vb.).

Bu durumda, Türkiye ve KKTC’nin iki devlet formülünü ortaya atması, BM’nin ve genel olarak uluslararası toplumun yıllardır destek verdiği çözümü artık reddeden taraf olarak görülmesine yol açacaktır. Böyle bir algı, Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasının sorumluluğunu Türk tarafına yükler ve Annan Planı’nı reddeden ve 2017’de İsviçre’deki müzakere sürecini terk eden Rum tarafının işini kolaylaştırır. İki toplumlu iki bölgeli federasyon temelindeki uzlaşmazlığının sorumluluğunun Rum tarafında olduğunun üstünün örtülmesini getirir, dahası Rum propagandasına malzeme sağlar. Türkiye’nin Batı ile mevcut sorunlarının artmasına neden olur. Akıllı diplomasi ile böyle bir sonucu önlemek gerekir.

Konferansa nasıl gidilmeli?

Yeni konferansa giderken bilinmesi gereken temel veri şudur: İki devlet formülünün ne Rum yönetimi ne de BM ve Yunanistan ile İngiltere tarafından kabul şansı bulunmamaktadır. Bu noktadan hareketle, konferansta şu tutumun izlenmesi düşünülebilir:

1977’den bu yana müzakere edilen ve BMGK’nin de temel parametrelerini belirlemiş olduğu iki toplumlu iki bölgeli federasyonun 43 yıldır çözüme ulaşmaması, Rum tarafının yetki paylaşımı ve siyasal eşitlik konularında uzlaşıya yanaşmamasından kaynaklanmaktadır. Kısa (birkaç hafta) bir son tarih ile iki toplumlu iki bölgeli federasyon temelinde müzakereye Rum tarafının geçmişte olmayan siyasal iradesinin bu kez olup olmadığını belirlemek amacıyla hazırız. Bu son denememiz olacak. Ancak, bu müzakereye girişmek için, iki toplumlu iki bölgeli federasyon temelindeki müzakereler sonuçsuz kaldığı takdirde, Avrupa Birliği şemsiyesi altında Kıbrıs’ta iki devletin varlığının ilke olarak peşinen kabulü şarttır. Zira Türk tarafı 43 yıl daha sonu gelmeyen müzakerelerle zaman kaybetmeyi ve Rumların neden olduğu çözümsüzlüğün sonuçlarını kabul etmeyecektir.

Rum Yönetimi’nin ve Yunanistan’ın müzakereleri böyle kısa bir son tarih ve özellikle KKTC’nin statüsüne ilişkin ön koşulla reddedeceği kuşkusuzdur. Ancak, somut sonuca varamayacak olsa da konferans, iki toplumlu iki bölgeli federasyon temelinde sonu gelmeyen müzakere süreci yoluyla artık Ada’da statükonun sürdürülemeyeceğini tescil edebilecektir. Statükonun sarsıntıya uğraması, Rum tarafını da yeni değerlendirmelere yönlendirebilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 3 Kasım 2020’de yayımlanmıştır.

  1. Ada’da günümüze kadar süregelen çözümsüzlük ve nedenleri hakkındaki görüşlerimi şurada dile getirmiştim: https://www.uikpanorama.com/blog/2020/04/03/dogal-gazdan-koronaviruse-kibrista-bolunmusluk-daryal-batibay/

Daryal Batıbay

Daryal Batıbay – Emekli büyükelçi. 1946 Bursa doğumlu. Robert Kolej, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Princeton University Woodrow Wilson School of Public and International Affairs (Masters) mezunu. 1969-2011 Dışişleri Bakanlığı meslek memuru (Birleşmiş Milletler New York, ve NATO Daimi Temsilcilikleri, Moskova ve Washington Büyükelçiliklerindeki görevlerinin yanı sıra Zagreb, Pekin Büyükelçisi ve Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi (Büyükelçi), Ankara'da Bakan Özel Danışmanı, Başbakan Başdanışmanı, Daire Başkanı, Çok Taraflı İşler Genel Müdürü olarak görev yaptı. 1991-94 ve 2000-2004 yıllarında Ankara ODTÜ'de ders verdi. Sümbül Batıbay ile evli.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend