Kırgızistan ile Tacikistan’ın bir günlük savaşı: Barış sağlandı mı yoksa yeni bir savaşın başında mıyız?

İnsanlık 21. yüzyıla girerken Soğuk Savaş’ı bitirdi, Demir Perde’yi Berlin Duvarı ile beraber yerle yeksan ederek yıktı geçti. Ama uluslararası terörizm, etnik ve din kaynaklı iç çatışmalar yerli yerinde kaldı. Dahası içerisinde bulunduğumuz yüzyılın ilk çeyreğini tamamlarken devletler arası sınır çatışmaları ve toprak kavgaları hortladı.

Rusya’nın jeopolitik üstünlük sağlamak adına Kırım’ı ilhak etmesi, Hindistan ile Çin arasında Galwan Vadisi’nde başlayan çatışmalar gibi gelişmelere geçen ay Kırgızistan ile Tacikistan arasındaki sınır çatışması eklendi. Taraflar 2 Mayıs’ta Kırgızistan’ın Batken kentinde bir araya gelerek sınır anlaşmazlıklarının çözümüne dair imzaladıkları protokolle “şimdilik” gerilimi dindirdi. 1 günlük savaştan geriye 34’ü Kırgızistan tarafında olmak üzere 49 ölü ve 200’e yakın yaralı kaldı. Kırgızistan tarafındaki can kayıplarından 31’i sivil.

Ancak bölgedeki gelişmelere bakarsak, bu anlaşma başı kesilmiş bir insana yara bandı ile müdahale etmekten farklı olmayacak.

Kırgızistan-Tacikistan Savaşı hangi unsurları içeriyor?

Sürpriz savaş 28 Nisan günü iki ülke sınırındaki Köktaş Köyü yakınındaki su kaynağının kontrolü için patlak verdi. Gerilimin başlangıcı 2013 yılındaki etnik çatışmalara kadar dayanıyor. Bu defa ise taş, sopa ve yumruklarla başlayan kavga zırhlı araçlar, havan topları ve ağır makineli tüfeklerin kullanıldığı bir savaşa dönüştü. Meselenin derinlerine indiğimizde çatışmanın potansiyel sebeplerini şu şekilde sıralamak mümkün:

  • Çin Halk Cumhuriyeti ile Rusya arasında bölgedeki nüfuz savaşı
  • ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle beraber bu ülkedeki terör gruplarının Orta Asya Cumhuriyetleri’ne nüfuz etmelerinden duyulan endişe.
  • Kırgızistan ve Tacikistan’ın, Çin Halk Cumhuriyeti’nin “Kuşak ve Yol İnisiyatifi”nde oynadıkları rol.
  • SSCB’nin dağılırken arkasında miras bıraktığı sınır ve anklav sorunları.
  • Çatışmanın yaşandığı bölgenin yanı başında kıtanın gıda güvenliği açısından stratejik öneme sahip verimli tarım arazilerini barındıran Fergana Vadisi’nin bulunması.
  • Orta Asya’da su güvenliği meselesi.

Görüldüğü üzere Köktaş Köyü’nün su kaynağı, kelebek etkisi misali çapının çok ötesinde jeopolitik bir kavşak noktasına dönüşmüş olabilir. Şimdi bu kavşak noktasında olup bitenlere farklı bir perspektiften bakmak için sınır çatışmasının 2 gün öncesine, Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’ye gidelim.

Şoygu’nun ziyareti fitilin ateşi miydi?

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, sınır çatışmasından 2 gün önce Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’deydi. Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü Savunma Bakanları Konseyi toplantısına katıldı. Şoygu’nun Tacik mevkidaşı Şerail Mirza ile yaptığı görüşmenin içeriği ise Moskova-Duşanbe ilişkilerinin farklı bir seviyeye evrildiğini gösterdi. Taraflar “Rusya-Tacikistan Birleşik Bölgesel Hava Savunma Sistemi Kurma Anlaşması”na imza attı. Rusya harp akademilerinde eğitilecek Tacikistan subaylarının sayısının artırılması ve Tacikistan ordusunun “Zapad 2021” başta olmak üzere Rusya’nın stratejik tatbikatlarına davet edilmesi de Orta Asya’da yaşanacak değişimlerin işaret fişeği olarak görüldü.

Bölgeyi yakından takip eden kaynaklar, Moskova ile Duşanbe arasında artan savunma işbirliğinin, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kırgızistan ve Tacikistan’daki artan yatırımlarına verilen bir yanıt olduğuna işaret ediyorlar. Rusya ve Çin her ne kadar son 10 yılda ABD politikalarına karşı yakın bir ittifak inşa ettikleri izlenimi verseler de, Orta ve Güney Asya politikalarındaki çıkar çatışmaları her fırsatta gün yüzüne çıkıyor. Bu çatışmaların bir diğeri yine Rusya Savunma Bakanı Şoygu’nun Myanmar ziyaretiyle yaşanmıştı. Şoygu’nun ziyaretinin hemen ardından Myanmar’da ordunun yönetime el koyması, Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölgedeki nüfuzunu sınırlamaya yönelik bir Rusya hamlesi olarak değerlendiriliyor.

Rusya ile Tacikistan arasında askerî iş birliğini artırma gayretinin bir diğer hedefi ise ABD ve NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmeye başlaması. Hem Rusya hem Çin, Afganistan’da Taliban’ın iktidara dönüşüyle beraber terörizmin Orta Asya Cumhuriyetleri üzerinden kendi kapılarına dayanmasının kaçınılmaz olduğunu değerlendiriyorlar. Rusya bu tehdidi geçmişte yine Tacikistan, Kırgızistan ve Afganistan’ın kuzeyindeki Ahmed Şah Mesud komutasındaki Kuzey İttifakı eliyle durdurabilmişti.

2001 yılında 11 Eylül saldırılarının hemen ardından Afganistan’daki Taliban rejimini yıkmaya karar veren ABD, Orta Asya’daki askerî altyapıyı kullanabilmek için Rusya ile pazarlık masasına oturmuştu. Şoygu’nun Afganistan’dan kaynaklanacak terör tehdidine karşı Tacikistan merkezli olarak tasarladığı cephe hattı, ziyaretinden iki gün sonra bölgedeki su güvenliği ve etnik gerilim kaynaklı çatışmayla ilk yarasını aldı.

“Bir Günlük Savaş” esnasında Rusya ve Kazakistan’ı asıl endişelendiren konu ise çatışmaların kendi topraklarında yaşayan Tacik ve Kırgız toplumlarına sıçramasıydı. Her iki ülke arabuluculuk için hızla devreye girdi. Moskova kenti yöneticileri de ivedilikle Rusya’nın başkentindeki Kırgız ve Tacik diasporası temsilcilerini bir araya getirdi. Moskova caddelerinin etnik bir çatışmanın sahnesi haline gelmesi riskini önleyecek uyarıları yaptılar.

Rusya’yı yakından takip eden kimi analistlere göre Tacikistan-Kırgızistan çatışması Moskova’daki iktidar kavgasının kaderini de belirleyebilir. Putin’in halefi olma niyeti taşıyan Şoygu’nun, Tacikistan’ı Rusya yörüngesinde tutup, Çin’in pozisyonunu zayıflatması halinde, Moskova’daki siyasi elit nezdinde elinin güçleneceği yorumları yapılıyor.

Şoygu’nun Duşanbe ziyaretinin, önce bir su kuyusu başında toplanan iki köylü grubunun arasında çıkacak taşlı sopalı kavgayı, ardından da bir savaşı tetikleyeceği fikrini iddialı bulanlar olabilir. Bu kişilere öncelikle ABD düşünce kuruluşu STRATFOR’un 22 Kasım 2012 tarihinden itibaren, abonelerine düzenli olarak elektronik posta ile servis ettiği “Orta Asya’daki su kaynaklarını kontrol etme odaklı rekabet, bölgesel silahlı çatışmalara yol açabilir” başlıklı haritalandırılmış makaleleri incelemelerini öneririm. Eğer bu da yeterli gelmediyse ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in 7 Nisan’da yayımlanan şu sözleri faydalı olabilir: “Yıllar ve kuşaklar boyu petrol için savaştık. Çok kısa bir süre içerisindeyse, savaşlar su için yapılacak”

ABD Başkan Yardımcısı Etiyopya ve Mısır arasında Nil Nehri’nin sularının paylaşımı tartışmasından yola çıkarak bu ifadeyi kullanmış olsa da, su için kendilerinin değil ama birilerinin yakın gelecekteki savaşının duyurusunu yaptığını öngörebiliriz.

Kremlin’in truva atı olarak Rusça konuşan topluluklar ya da anklavlar

Batılı ülkelerin 19. ve 20. yüzyıllarda, işgal ettikleri ya da sömürge olarak kullandıkları toprakları terk ederken, gerektiğinde dönmek üzere potansiyel etnik çatışmaları tetikleyecek bir zemin miras bıraktıkları sık gündeme getirilen bir fikirdir. Ortadoğu ve Afrika’da, demografik koşullar dikkate alınmadan sınırların cetvelle çizilmiş olması da, potansiyel savaşların temellerinin atıldığı yönündeki bu fikri destekler.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından 30 yıl sonra, Baltık devletleri, Moldova ve Ukrayna’da bırakılan Rusça konuşan toplulukları, Kremlin’in askerî ve siyasi bir müdahale aracı olarak nasıl kullandığını izliyoruz. Anklavlar, yani Orta Asya Cumhuriyetleri’nin birbirlerinin ülkelerindeki vatandaşlarının kuşatılmış toprak parçalarındaki varlıkları da, Kremlin’in gerektiğinde bu coğrafyalara müdahale etmesi için bir fırsat penceresi oluşturuyor. Orta Asya Cumhuriyetleri bugün, SSCB döneminde çizilmiş akıldışı olarak tanımlanabilecek sınır çizgilerinin lanetli mirasını yaşatıyor.

Bu karmaşık sınır çizgileriyle halkların birbirinden koparıldığı kesişim noktası ise dünyanın en verimli tarım havzalarından biri olan Fergana Vadisi. Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan tarafından kuşatılan vadi, Orta Asya’da nüfusun en yoğun olduğu bölge. SSCB döneminde Özbek, Tacik ve Kırgızlar birbirlerinin topraklarında on binlerce kişilik nüfusa sahip şehirler (anklavlar) oluşturabilecek şekilde bilinçli bir planlamayla dağıtılmış. Çin’in batıya açılan ticaret yolu üzerindeki Fergana Vadisi’ndeki halklar, modern anlamda sınır kavramıyla 21. yüzyılda tanıştılar. Bu tanışma 2013 yılından itibaren etnik gruplar arasındaki çatışmaları da beraberinde getirdi. 8 yıl öncesinin taşlı-sopalı kavgaları bugün konvansiyonel silahların kullanıldığı savaşlara dönüştü.

Köy çeşmesi su savaşlarının miladı olabilir mi?

Köy ya da mahalle çeşmelerinin başındaki sıra kavgaları 1970 ve 80’li yıllarda Türk sinemasının klişe sahnelerindendi. Orta Asya’daki Köktaş Köyü’nün ismini küresel jeopolitik bir problem olarak duyuran su kavgası da ABD Başkan Yardımcısı Harris’in işaret ettiği “Su Savaşları”nın miladı olabilir. Üstelik bu savaşlar, Kırgızistan-Tacikistan örneğinden anlaşılabileceği üzere, Golan Tepeleri ya da Etiyopya ile Mısır arasında sorun olan Rönesans Barajı gibi büyük ölçekli proje ve stratejik coğrafi noktalara ihtiyaç duymayacak.

Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalini Avrupa-Rusya sınırı, Karadeniz ya da Ortadoğu’da aramak yerine Orta Asya’daki bir su kaynağının başında ya da tarım ve çip üretimi açısından hayati öneme sahip Moğolistan’ın mineral havzalarında aramak artık ihtimal dahilinde.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 4 Mayıs 2021’de yayımlanmıştır.

Mehmet Kancı

Mehmet A. Kancı – Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. 1994 yılında ATV Siyaset Meydanı ile başladığı meslek hayatını sırasıyla ATV’de Haberci, NTV Haber Merkezi, CNN Türk’te Editör programı ve Haber Merkezi, TRT Türk ve TRT Haber’de sürdürdü. TRT’de görevine devam eden Kancı dış politika analizleri de kaleme alıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend