Jeo-Strateji

10 Ağustos 2020

Yazdır

Libya’da Türkiye-Mısır savaşı kapıda mı?

Birkaç hafta içinde yaşanan Mısır eksenli bazı gelişmeler Libya’daki bölgesel ve uluslararası rekabet düzeyinin ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha gösterdi. Kahire, Ankara’nın desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçlerinin, Libya’nın kuzey ve güneyindeki iki önemli şehir Sirte ve Cufra arasındaki hattın ötesine ilerleyişini askeri müdahale ile engelleyeceğini ilan etti; 20 Temmuz’da Mısır Parlamentosu Libya’ya asker gönderilmesine izin veren tezkereyi onayladı.

Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Rusya ve Fransa gibi ülkelerin desteklediği Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu (LUO) güçleri, Trablus cephesindeki başarısızlıklarının ardından Sirte ve Cufra hattına çekilmişti. UMH, bu hattın dış mahallelerine ulaşınca, Mısır Devlet Başkanı Abdül-Fettah el-Sisi, 20 Haziran’da bu hattı UMH ve dolayısıyla Türkiye’nin geçmemesi gereken kırmızı çizgi olarak ilan etti.

Mısır’ın açıkladığı olası Libya müdahalesi tehdidi, Libya’daki son siyasi ve askeri gelişmeler karşısında yaşadığı derin bir korkuyu ve hayal kırıklığını yansıtıyor. O nedenle de Mısır’ın Libya hamlesini anlamlandırmak ve seçeneklerini gözden geçirebilmek için öncelikle Mısır’ın tepkilerini analiz etmeye ihtiyacımız var.

Libya’da hızla değişen dengeler

Libya iç savaşında, hem Libyalı aktörler arasındaki hem de bu aktörlere destek veren bölgesel ve küresel güçler arasındaki dengelerde, Nisan 2019’da Trablus savaşının başlamasından bu yana bir dizi köklü değişim yaşandı.

Öncelikle UMH’nin Türkiye’ye destek için başvurması, askerî güç dengelerinde kademeli bir değişime yol açtı. Kasım 2019’da Türkiye – Libya arasında imzalanan güvenlik mutabakat muhtırası sonrası Türkiye’nin desteği UMH’nin özellikle hava üstünlüğünü ele geçirmesini sağladı. Ocak 2020 sonrasında Trablus’a verilen radar, hava savunma sistemleri, frekans/sinyal karıştırıcı cihazlar ve gece görüş cihazları Hafter’in Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) ve BAE’nin hava kuvvetlerini köreltti, BAE’nin savaş uçakları ile hava operasyonları gerçekleştirmesini zorlaştırdı. 25 Mart’ta UMH’ye bağlı Öfke Volkanı Operasyonu güçleri Trablus ablukasını kırmak için bütün cephelerde Barış Fırtınası Operasyonu’nu başlattı ve savaşın başından beri Hafter’in kontrolünde olan Sirte hariç tüm bölgeleri ele geçirdi. UMH de bir sonraki askeri hedefini Sirte olarak belirledi.

Savaşın ilk aylarında Hafter elde ettiği askerî başarıların ve kendisine destek veren aktörlerin yardımıyla göreli bir üstünlük elde etmişti. Bu göreli üstünlük, Beyaz Saray’ın kendisini terörizme karşı savaşta ortak olarak nitelendirmesine de neden olmuştu. Ancak, bir önceki yazımda anlattığım nedenlerle, gelinen noktada Hafter’in Beyaz Saray nezdindeki makbul lider vasfı sona erdi. Sonuç itibari ile bugün gelinen noktada, Beyaz Saray’ın Hafter’e verdiği destek ortadan kalkıyor, Washington aktif tarafsızlık olarak tanımladığı yeni politikaları çerçevesinde Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne desteğini artırıyor.

Öte yandan Sirte ve Cufra konusu başta olmak üzere Rusya’nın Libya’da nüfuz alanını genişletmek adına askerî varlığını derinleştirmeye çalışması, Mısır ve BAE’nin Rusya’ya alan kaybetmesi riskini de beraberinde getirdi. 10 Şubat’tan hazirana kadar geçen sürede büyük çoğunluğu Suriye’nin Lazkiye’deki Hava Üssü kalkışlı, günlük ortalaması sekiz olmak üzere toplam 473 Rusya hava kuvvetleri uçuşu tespit edildi. Rusya’nın Libya’da Mig-29 avcı/önleme ve Su-24 taarruz/bombardıman uçaklarını Cufra Üssü’ne ve ardından da Sirte’ye S-300 hava savunma sistemlerini konuşlandırması ile Mısır ve BAE’nin Libya hava sahasındaki tekelleri de kırılmış oldu.

Bugün gelinen noktada kritik Sirte – Cufra hattının kontrolünü elinde tutan Rusya sebebiyle Mısır ve BAE’nin Libya’nın doğusundaki siyasi – askerî ittifak nezdinde sahip oldukları biricik konumda büyük bir aşınma yaşandı. BAE ile birlikte Mısır, nüfuz alanlarını kaybetmeseler de artık Libya’nın doğusunda başat oyun kurucu değiller.

Libya’da değişen dengeler Mısır için ne ifade ediyor?

Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin Sirte – Cufra eksenini aşarak Petrol Hilali bölgesi ve ardından Doğu Libya’da ilerleme kaydetmesi, Kahire için Türkiye’nin Mısır sınırına daha fazla yakınlaşması anlamına geliyor. Kahire için başka bir kaygı konusu da Rusya’nın artan askeri varlığı, özellikle de Moskova’yı dengeleyebilecek bir ABD yokken.

Özetlemek gerekirse Mısır, askeri müdahale kararı ile Libya iç savaşında üç önemli değişime yanıt vermeye çalışıyor: Hafter’in askerî yenilgisi sonrası Libya’da kaybettiği nüfuz alanı, Türkiye’nin artan etkisi ve Rusya’nın Doğu Libya’da Mısır aleyhine genişleyen askerî ve siyasi nüfuzu.

Mısır’ın Libya’da hedefi ne?

Mısır’ın Libya’daki stratejisi bir yandan ulusal güvenlik diğer yandan da darbe sonrası şekillenen Mısır – Körfez (BAE ve Suudi Arabistan) ittifakının ortak çıkarları perspektiflerinden kaynaklanıyor. En basit ve özet haliyle sıralamak gerekirse Mısır şu hedeflere ulaşmayı hedefliyor:

  • Mısır’ın batı sınırlarındaki güvenlik risklerini yönetmek;
  • Libya’da Mısır ve müttefiklerinin (özellikle BAE ve Suudi Arabistan’ın) bölgedeki çıkarlarına uygun bir siyasi – askerî yapı oluşturmak;
  • Türkiye’nin Libya ve Kuzey Afrika’da bir uzun erimli bir nüfuz alanı elde etmesini engellemek;
  • Rusya’nın Libya’daki askeri ve siyasi varlığını dengeleyerek kendi etki alanlarını korumak;
  • Libya’da olası bir Türkiye-Rusya yakınlaşmasını engellemek.

Hafter yerine yeni ittifak arayışları

Rusya’nın, sahada artan askerî varlığı ile Mısır ve BAE’nin önüne geçtiği bu dönemde Mısır, Libya ve diğer müttefikler bir yandan da Libya’nın doğusunda yoğun bir çaba ile yeni bir askerî – siyasi ittifak şekillendirmeye çalışıyor.

Tobruk Temsilciler Meclis’i Başkanı Akile Salih’in lider olarak giderek daha ön plana çıktığı bu ittifakta, Rusya’nın Salih’e verdiği destek, BAE ve Mısır’ın sağladığı destekten daha hayati konuma yükseliyor, Rusya’nın Libyalı askeri ve siyasi aktörler üzerindeki nüfuzu da doğal olarak artıyor. Benzer saiklerin BAE için de geçerli olduğunu söylemek mümkün. Rusya’nın sahaya indiği 2019 Eylül’üne kadar Hafter’in askerî gücü, büyük oranda BAE’nin sağladığı hava desteğine ve bölgedeki çeşitli ülkelerden getirilen yabancı savaşçılara dayanıyordu. Rus paralı askerleri Wagner savaşçılarının desteği bu anlamda oyun değiştirici bir etkiye neden oldu. Ayrıca Rusya’nın Cufra Hava Üssü’nde konuşlandırdığı 4. Nesil savaş uçakları, 2014 sonrası BAE’nin Hafter’e sağladığı hava desteğine rakip konumunda.

Fakat bu rekabet hâlâ hem Libya sahasında hem de Akdeniz’de şekillenmeye devam eden yeni jeopolitik güç dengesinde Türkiye’nin sınırlandırılması çabalarının gölgesinde kalıyor. BAE ve Mısır’ın bu nedenle hem Rusya’yı hem de Türkiye’yi dengelemeye çalıştığı ancak Rusya’nın nüfuz alanını genişletmesi nedeniyle de Libya sahnesinde eskisi kadar geniş bir manevra alanına sahip olamadığı bir denklem mevcut.

Sonuç itibariyle BAE ve Mısır sahadaki yeni meydan okumaları da göz önünde bulundurarak Libya’daki nüfuz alanlarını, Rusya ile karşı karşıya gelmeden arttırmanın yollarını arıyor. Bir yandan lojistik destek koridorunu aktif tutarak Doğu Libya ittifakını besleyen aktörler olma statülerini korumaya çalışırken, diğer yandan yeni hava üstünlüğü yarışında kendi rollerini de hem Türkiye’ye hem Rusya’ya hem de Libya’daki müttefiklerine hatırlatmaya çalışıyorlar.

Rusya’nın Libya’da artan askerî ve siyasi varlığı, ABD ile Mısır ilişkilerini zora sokma riski taşıyor. Ancak Mısır ve Rusya çıkarları arasındaki çatışma olasılıklarını minimuma indirmek ihtiyacının da de etkisiyle, olası iş birliği fırsatlarını da içeriyor. Yukarda da belirttiğimiz nedenlerden ötürü Mısır ve Rusya arasında zorunlu ve rekabetçi bir iş birliğine zemin hazırlayan yeni güç dengesi, aynı zamanda Mısır ve müttefikleri açısından Rus nüfuzunun frenlenmesi arzusunu da kaçınılmaz olarak içeriyor.

Bu nedenle Kahire’ye göre Türkiye tehdidini Libya’nın Mısır sınırına yakın olan doğu bölgesinden uzak tutarken, Libya’daki askerî ve siyasi varlığını artırarak hem Libya denklemindeki yerini korumak hem de Rusya ile olası işbirliği alanlarını genişleterek Mısır ve Rusya çıkarları arasındaki çatışma düzeyini azaltmaya çalışmak önemlidir. Bu taktiksel politika aynı zamanda Libya iç savaşında olası Türkiye – Rusya yakınlaşmasını ve iş birliğini engellemeyi de önceliyor.

Dolayısıyla Mısır’ın Rusya’nın son dönemde daha fazla yatırım yaptığı iki alanda yani doğu Libya’daki yeni siyasi – askerî yapı ile bu yapıya verilen dış askeri destek alanlarındaki Mısır varlığını arttırması gerekiyor.

Mısır’ın seçenekleri neler?

Mısır’ın, Libya’ya geniş kapsamlı bir askerî müdahalesi, aynı zamanda Sina’da mücadele ettiği IŞİD tehdidi, Mısır – Etiyopya arasında tansiyonun yükseldiği baraj anlaşmazlığı ve COVID-19’un neden olduğu ekonomik zorluklarla uğraşan Mısır yönetiminin lehine olmaz. Aynı zamanda Mısır askerinin Libya iç savaşına doğrudan müdahalesini içerecek bir adım çok farklı bir dizi nedenden ötürü Mısır açısından riskler içeriyor.

Öncelikle, Libya iç savaşı hem askerî teknoloji açısından hem de savaşan unsurlar bakımından hibrid çatışmanın en yoğun yaşandığı yerlerden biri. Bu nedenle de böylesi bir askerî müdahale, Mısır ordusunun deneyim sahibi olmadığı zorlukları beraberinde getirecektir. Örneğin bu adım, Mısır ordusunun Rusya, Sudan ve Çad’dan milisler ve paralı askerlerle birlikte savaşmasını gerektirebilir.

İkincisi, 2014’ten itibaren devam eden Libya iç savaşının yakın bir tarihte sona ereceğini gösteren büyük bir gelişmenin ufukta görünmüyor. Buradan hareketler, Mısır ordusunun doğrudan askerî müdahalesinin de hızlı ve etkili bir biçimde Libya iç savaşını Mısır lehine sonuçlandırabilme ihtimali de oldukça zayıf. Özellikle Sirte – Cufra ekseninin Mısır sınırına uzaklığı da göz önüne alındığında, kara birliklerinin sevkini içerebilecek bir askerî müdahalenin maliyeti Mısır için yüksek görünüyor. Böylesi bir maliyet riskinin aynı zamanda Sisi’nin darbe sonrası Mısır’da inşa ettiği askerî otoriter rejimin istikrarına da etki etmesi oldukça muhtemel. Son olarak, Mısır’ın Sirte – Cufra eksenine uzanan kara kuvvetlerini de içerebilecek geniş kapsamlı bir askerî müdahalesi, Türkiye ile doğrudan çatışma riskini de beraberinde getireceğinden arzu edilmeyen bir bölgesel savaş riskini tetikleme ihtimalini barındırıyor.

Bu nedenlerden ötürü, Mısır’ın Libya’da doğrudan bir çatışmaya girme ihtimalinin düşük olduğuna yönelik öngörüler çoğunlukta.

Ancak Mısır’ın Libya’daki gelişmelere kayıtsız kalması da olasılık dahilinde değil. Bu nedenle de Kahire’nin Libya’daki çıkarlarını korumak için başvurabileceği başka seçenekleri mevcut.

Bu seçenekleri değerlendirirken iki önemli unsuru not etmek gerekiyor. Öncelikle yukarda bahsi geçen risklerin yanı sıra, Mısır’ın Libya’ya askeri müdahale olasılığında Kahire, Körfez’deki müttefikleri olan Suudi Arabistan ve BAE’den mali, askerî ve siyasi destek alacaktır. Özellikle BAE’nin lojistik ve hava destek vermesi beklenebilir. Buna ek olarak Mısır’ın Libya savaşına askerî olarak ilk defa gireceğini düşünmek yanlış bir analiz olur. Sonuçta Mısır, 2011 uluslararası askerî müdahalesi sırasında ve sonrasında Libya iç savaşına askerî ve lojistik destek sağlayan önemli aktörlerden biri. Ancak buradaki asıl soru, Libya’daki mevcut askerî varlığını nasıl ve ne derece arttıracağı.

Olası senaryolar içinde ön plana çıkanlardan biri, Mısır’ın UMH askeri kuvvetlerine ve Türkiye’nin Libya’da konuşlandırdığı hava savunma sistemlerine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırması ihtimalidir. Mısır’ın Libya sınırına yakın hava üssünde çok sayıda savaş uçağını konuşlandırması, bu senaryoyu daha olası hale getiriyor.

Bir diğer seçenek ise UMH güçlerinin Sirte – Cufra ekseninde ilerleyişini durdurmak adına Hafter güçlerine hava savunma seviyesinde özel askeri destek sağlamak olabilir. Daha önce Trablus cephelerinde Hafter güçlerine, BAE tarafından Rusya’dan Pantsir’ler başta olmak üzere temin edilen hava savunma sistemleri, askerî beceri yoksunluğu nedeniyle etkin olarak kullanılamamıştı. Bu nedenle Mısır’ın bu alanda doğrudan desteğinin, mevcut askerî – siyasi statükoyu korumak açısından önemli bir hamle olarak benimsenmesi mümkün. Ayrıca, eğer Mısır doğu Libya’nın hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesinde aktif rol oynayamaz ise bu alanın Rusya tarafından domine edileceği ve doğu Libya’daki aktörlerin bu alanda Rusya’ya bağımlı hale geleceği de açık.

Son olarak, Mısır Devlet Başkanı Sisi’nin de altını çizdiği eğit-donat faaliyetleri çerçevesinde Mısır’a yakın Libyalı aşiretlerin silahlandırılması ve Mısır’a sadık bir Libya askeri gücü oluşturulması seçeneğinden söz edilebilir. Mısır’ın bu seçenekleri kademeli olarak değerlendirmesi kadar hepsine yatırım yapması da mümkün görünüyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 10 Ağustos 2020’de yayımlanmıştır.

Nebahat Tanrıverdi Yaşar

Nebahat Tanrıverdi Yaşar - Bağımsız Araştırmacı olarak Tunus, Libya ve Mısır üzerine çalışmalar yapan Yaşar, aynı zamanda Berlin'deki Alman düşünce kuruluşu SWP’nin Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Çalışmaları (CATS) Programında IPC-Stiftung Mercator misafir araştırmacı. 2015 yılından itibaren bağımsız araştırmacı olarak çalışmalarına devam Tanrıverdi Yaşar, daha önce Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nde (ORSAM) ve dış politikası dergisi Panaroma’da çalıştı. Tanrıverdi Yaşar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları alanında yüksek lisans derecesine sahip ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora adayı olarak eğitimine devam ediyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend