NATO, yeni savunma hamleleri ve Türkiye

NATO üyesi ülkelerin zaman zaman farklı ittifak arayışlarına girmeleri yeni bir gelişme değil. Ancak son zamanlarda art arda dikkat çeken birkaç gelişme yaşandı.

Bunlardan ilki, Yunanistan’ın Fransa ile Savunma ve Güvenlik Alanlarında İşbirliğine Yönelik Stratejik Ortaklık Anlaşması yapmasıydı. Anlaşma taraflardan birinin saldırıya uğraması halinde diğer ülkenin askerî yardımda bulunmasını ve Yunanistan’ın Fransa’dan 3 milyar avroya 3 firkateyn satın almasını öngörüyor.

Akabinde Yunanistan’ın bugüne dek hep bir yıllığına yenilediği ABD ile Savunma İşbirliği Anlaşması’nı hem 5 yıllığına yenilediği hem de anlaşmanın kapsamını genişlettiği haberi geldi. Taraflar çekilmediği takdirde 2026 yılından itibaren süresiz olarak yürürlükte kalacak bu anlaşmaya göre, Türkiye sınırına 45 km. mesafedeki Dedeağaç Üssü ve Girit Adası’ndaki Suda Üssü de dahil olmak üzere, Yunanistan’daki Amerikan üslerinde daha fazla ABD askeri konuşlanabilecek; ABD, Yunan askeri üslerine de erişim hakkına sahip olacak ve ABD güçlerinin Yunanistan’da tatbikat yapacağı bölgeler genişletilecek.

Son olarak da yine Yunanistan’ın İngiltere ile Stratejik Çerçeve Anlaşması imzalaması üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Zira, bu yeni ikili ittifak girişimlerinin Türk-Yunan ilişkisine yansıması kaçınılmaz.

Zaten Atina, bu yeni ittifaklık ilişkilerinin ardında yatan ana sebebin Türkiye ile yaşadığı sorunlar olduğunu gizlemiyor. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Fransa ile yapılan anlaşmanın Yunan Parlamentosu’nda onaylanma sürecinde, “Hepimiz, Doğu Akdeniz’de kimin kimi casus belli ile tehdit ettiğini biliyoruz” demiş, böylece TBMM’nin 8 Haziran 1995’te, Yunanistan’ın kara sularını 6 milden 12 mile çıkarmasının casus belli, yani savaş nedeni sayılacağına yönelik kararına gönderme yapmıştı.

Avrupa Birliği ve NATO’yu Türkiye’ye karşı konuşlandırma konusunda istediği noktaya getiremeyen Yunanistan’ın bu sefer ikili savunma anlaşmalarıyla elini güçlendirerek amacına ulaşmaya çalıştığını söylemek pek de yanlış olmaz.

NATO içinde yeni arayışlar

NATO üyesi ülkelerin NATO çerçevesi dışında, hatta neredeyse birbirlerine karşı ve NATO’nun altını oyar bir biçimde tutumlara girmesi, yalnızca Yunanistan’a özgü değil. Bazı AB üyelerinin son yıllarda NATO ve AB dışında ikili ve/veya çok taraflı savunma inisiyatifleri geliştirerek bu alandaki iş birliklerini artırmaya çalıştıkları dikkat çekiyor. Bu eğilimin başlıca sebeplerini NATO içinde yaşanan anlaşmazlıkların -ABD Başkanı Trump’ın NATO’yu demode olarak tanımlaması, NATO 5. Maddesinin yani kollektif savunma maddesini sorgulayan açıklamaları, NATO’da yük paylaşımı konusundaki eleştirileri, ABD’nin müttefiklerine danışmadan Suriye’den çekilme kararı, ABD’nin Afganistan’dan çekilme kararı gibi pek çok konunun- müttefikler arasında yarattığı rahatsızlık olduğu söylenebilir.

İkili savuma işbirliği arayışlarının ve AB otonom savunma entegrasyonunu canlandırma çabalarının başka bir nedeni de eski ABD Başkanı Donald Trump’ın AB’nin kendi savunmasını yalnızca NATO’ya bırakmayarak daha fazla elini taşın altına koyması yönündeki baskısı ve AB savunma entegrasyonu önündeki en büyük engeli İngiltere’nin Brexit sürecine girmesi. AB savunma entegrasyonunu canlandırma çabasının net örneklerinden biri, aslında AB üyeleri tarafından 2007 yılında imzalanan ve 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’nda yer alan ve 2017 yılında özellikle Fransa’nın ısrarıyla aktive edilen hatta o dönemde “Avrupa’nın NATO’ya alternatifi” yorumları yapılan PESCO’nun yani Daimi Yapısal Savunma İşbirliği Anlaşması’dır. Ancak, AB üyesi ülkelerin müşterek olarak savunma kabiliyetlerini geliştirip bu kabiliyetleri AB askerî operasyonları için uygun hale getirmesi amacını taşıyan PESCO, henüz Fransa’nın beklentilerini karşılamış değil. Diğer bir deyişle, isteyen AB ülkesinin istediği savunma işbirliği projesine girmesini sağlayan PESCO’nun bu esnek yapısı Fransa’nın etkili bir savunma entegrasyonu kurma arzusunu karşılayamıyor.

Fransa neyi hedefliyor?

Bu yüzden PESCO’nun aktive edildiği 2017 yılından bir yıl sonra etkili bir savunma entegrasyonu kurmak amacıyla Fransa kendi liderliğinde, 8 ülkeyle birlikte (Almanya, Danimarka, Belçika, Hollanda, İspanya, Estonya, Portekiz, İngiltere) AB ve NATO dışında Avrupa askeri birliklerinin hızlı bir şekilde savaş düzenine sokulmasını sağlayan Avrupa Müdahale İnisiyatifi’ni (European Intervention Initiative, EI2) 25 Haziran 2018’de kurmuştu. Bu inisiyatife sonradan Finlandiya da katılmıştı.

Bu çok taraflı savunma işbirlikleriyle yetinmeyen, hem kendi etkinliğini artırmak hem de kendi savunma sanayisini ön plana çıkarmak amacındaki Fransa bazı Avrupa ülkeleri ile de ikili savunma anlaşmaları imzalamaya devam etti. 2018’de İngiltere ile sınır güvenliğini özellikle göçmenlere karşı güçlendiren Sandhurst Anlaşması’nı ve 2019’da da Almanya ile Fransız-Alman Savunma ve Güvenlik Konseyi’nin kurulmasını öngören Aachen Antlaşması’nı imzaladı. Almanya ile yaptığı anlaşmanın benzeri Quirinale Antlaşması’nı İtalya ile de imzalamak için girişimlerde bulundu.

Fransa, bu savunma işbirliği atılımlarına bir yenisini de, Yunanistan ile Savunma ve Güvenlik Alanlarında İşbirliğine Yönelik Stratejik Ortaklık Anlaşması yaparak ekledi. Yunanistan da Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge tartışmalarının artmasına paralel Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne karşı masada ve sahada elini güçlendirmek adına tıpkı Fransa gibi ikili ve çoktaraflı anlaşmalar yapma eğiliminde. Nitekim Atina, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır, İsrail, Ürdün, Filistin, Fransa ve İtalya ile Doğu Akdeniz Gaz Forumu’ kurdu. Savunma alanında GKRY ve İsrail ile birlikte üçlü zirveler yapıyor. Bunlara önce Fransa ile daha sonra ABD ve İngiltere ile ikili savunma işbirliği anlaşmalarını da ekledi.

İkili ittifak arayışlarının bir nedeni de Çin ve Rusya

Elbette bu gelişmeleri kendiliğinden ortaya çıkmış bir durum olarak değerlendirmemek gerekiyor. NATO üyeleri olmalarına rağmen Yunanistan, Fransa, ABD ve İngiltere’nin bütün bu özel ittifaklarla girmelerinin nedenleri farklılık gösteriyor.

Yunanistan’ın Türkiye’den kendisine yönelik tehdit algısını artarak hissetmesi, Ankara ile sorunlarını çözmek yerine hasımlığı sürdürme politikası çerçevesinde ekonomik sıkıntıları da göze alarak silahlanma yarışına girmesinin altında tezlerini Türkiye’ye de facto kabul ettirme arzusu var.

Fransa ve ABD de savunma endüstrilerine kazanç sağlama ve bölgede etkilerini sürdürme çabası içinde. ABD ayrıca Rusya ve Çin etkisini kırma arayışı içinde.

Türkiye’nin savunmadan enerjiye pek çok alanda Rusya ile geliştirdiği işbirlikleri ve yakınlaşması; Mısır, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere bazı Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerinin bozulması hatta tamamen kopması Atina’ya beklediği fırsatı sundu. Doğu Akdeniz’i kendi tezlerine göre şekillendirmek için Türkiye ile ilişkileri bozulan ülkelerle işbirliği yapmaya başladı.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, ABD’nin Yunanistan büyükelçisi Geoffrey Pyatt’ın ve ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Bob Menendez’in Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki tezlerinin ağırlık kazanmasında ve Yunanistan-ABD ilişkilerini geliştirmede oynadıkları rol göz ardı edilemez. Makedonya ile Yunanistan arasındaki isim gerginliğini gidererek Makedonya’nın NATO üyeliğinin önünü açacak antlaşma sürecinde, 2018 yılında bazı Rus diplomatların Yunan bürokratlara bu anlaşmanın bozulması için rüşvet vermeye çalıştığı iddiası nedeniyle yaşanan gerginlik, ABD-Yunanistan ilişkilerinin gelişmesinde hızlandırıcı bir rol oynadı. Öyle ki bu gelişmeler Yunanistan’ın Suriye’den Libya’ya, Balkanlardan Kırım’a, hem Akdeniz hem de Karadeniz’de giderek artan Rusya etkisine karşı geliştirilen ABD politikasının önemli bir parçası ve “güvenilir müttefiki” olarak konumlandırılmasına kadar vardı.

ABD’nin Yunanistan ile ilişkilerini geliştirmesinin başka bir nedeni de, Çin’in Bir Yol Bir Kuşak projesinin deniz yolunun ana limanlarından olan Yunanistan’ın Pire Limanı’nı 2016 yılında satın alması. Çin’in Balkanlardaki altyapı yatırımları ve Akdeniz’de pek çok limanı alarak bölgedeki etkisinin artmasından memnun olmayan ve bunu dengelemek isteyen ABD Yunanistan ile ilişkilerini geliştirme sürecine girdi.

ABD ve Yunanistan arasında 1990’larda belki ilk mihenk taşları konan Karşılıklı Savunma ve İşbirliği Anlaşması’nın alanı ve kapsamı geliştirdi. Yunanistan’ı tarihinde ilk kez ABD’ye bu kadar yakın bir politika ilişkisi içine sokacak yaklaşımın mimarlarının Trump döneminin büyükelçi ve politikacıları olduğu söylenebilir. Ancak Biden döneminde de “devletin devamlılığı ilkesi” doğrultusunda ABD-Yunanistan yakınlaşması devam ediyor.

NATO üyeleri arasında sorunlar

Avusturalya, İngiltere ve ABD’nin 15 Eylül 2021’de kurduğu, bu ülkelerin İngilizce adlarının kısaltılmasıyla adlandırılan ve Avusturalya’nın Çin’in Hint-Pasifik bölgesindeki etkinliğine karşı nükleer enerjili denizaltılar geliştirmesini ve Batı’nın bu bölgedeki askerî varlığını güçlendirmeye amaçlayan AUKUS Paktı, ABD ile Fransa’nın arasını açmıştı. Zira Fransa, Avusturalya ile nükleer denizaltı pazarlıkları yapıyordu, mesele sonradan çözülmüş gibi gözükse de NATO müttefikleri arasında zaman zaman anlaşmazlıklar yaşandığını gösteren iyi bir örnek.

Keza 2019 NATO Liderler Zirvesine de taşınan Türkiye, Yunanistan ve Fransa arasındaki Doğu Akdeniz’de tırmanan gerginlik yine NATO tarafından kontrol altına alınarak diplomasinin başlamasına yardımcı olmuştu. NATO tarafından başlatılan askerî teknik görüşmeler, Brüksel’deki NATO karargahında gerçekleştirilmiş, denizde veya havada çatışmanın önlenebilmesi için Türkiye ve Yunanistan arasında bir hat oluşturan çatışma önleme mekanizması Doğu Akdeniz’deki kaza riskinin azaltılmasını hedeflemişti.

Böylece NATO, iki müttefiki arasındaki farklılıkları ele almak için bir platform sağlayarak anlaşmazlıkların çözümü için Türkiye ve Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmelerin yeniden başlamasının yolunu açtı. NATO, bu eylemiyle sadece AB’nin güvenliğini bozabilecek olası bir askerî çatışmayı engellemekle kalmadı, aynı zamanda NATO’nun güney kanadının güvenliğinin sürdürülebilmesinde de önemli bir rol oynadı.

Ancak Yunanistan’ın Fransa, ABD ve İngiltere ile ikili ittifak arayışları ile ortaya çıkan yeni tablo Yunanistan tarafını Türkiye ile anlaşmaya yanaşmaktan uzaklaştırmakla kalmıyor, iki NATO müttefiki ülkenin arasındaki sorunları ve mevcut güven bunalımını derinleştirme potansiyeli de taşıyor. NATO’nun üye devletlerine eşit mesafede duran anlayışı ile örtüşmeyen bu yeni ittifaklık anlaşmaları NATO içindeki anlaşmazlıkları derinleştireceğinden NATO’ya da katkısı da ayrıca sorgulanmalı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 9 Kasım 2021’de yayımlanmıştır.

Aylin Ünver Noi

Doç. Dr. Aylin Ünver Noi - Haliç Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi. Ünver Noi ayrıca Mediterranean Citizens’ Assembly Vakfı’nda (Valencia, İspanya) yönetim kurulu ve danışma kurulu üyesi. Johns Hopkins Üniversitesi (SAIS), Center for Transatlantic Relations (CTR)’da 2014-2015 yıllarında ziyaretçi uzman, 2015-2018 yılları arasında kıdemli uzman olarak çalışmalarda bulundu. 2015-2017 yılları arasında Marmara Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Enstitüsü’nde “AB’nin Uluslararası Politikası I-II” dersini verdi. 2014-2018 yılları arasında Huffington Post’daki bloğunda yazıları yayımlanan Ünver Noi’nin transatlantik ilişkileri, AB ve ABD’nin Akdeniz ve Ortadoğu politikaları üzerine pek çok kitabı ve makalesi bulunuyor. Daniel S. Hamilton ve Serdar Altay ile editörlerinden biri olduğu en son kitabı “Turkey in the North Atlantic Marketplace” Johns Hopkins Üniversitesi SAIS, CTR tarafından 2018 yılında basıldı. TV ve radyo programlarında, ulusal ve uluslararası yazılı ve görsel medyada (Euronews, Deuthsche Welle, CRI, Liberation vb.) sık sık yer alan Ünver Noi the Hill’de op-ed makaleleri yazıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend