Jeo-Strateji

14 Mart 2022

Yazdır

Rusya ve Çin neden Akdeniz’de liman satın alıyor?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi iki haftayı geride bıraktı. Taraflar uzlaşma amacıyla defalarca müzakere masasına oturdular; ne var ki müspet bir sonuç henüz çıkmadı. Ülkenin kuzeyi, doğusu ve güneyinde çatışmalar sürüyor.

Bu arada, sivillerin sıcak bölgeden tahliyesi için bir ‘insanî koridor’ oluşturuldu. Oluşturuldu, ama geçici ateşkesin duyurulmasından 40-45 dakika sonra bombardıman başladı. Mariupol Belediye Başkan Yardımcısı Serhiy Orlov sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “Rusya bizi bombalamaya ve silah kullanmaya devam ediyor. Mariupol’da bir ateşkes yok, vatandaşlarımız kaçmaya hazır ancak saldırıdan ötürü bunu gerçekleştiremiyor.” dedi. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı ise paylaştığı tweet’te Rusya’yı ateşkesi delmekle suçladı. Tam da bu esnada, İsviçre merkezli insani yardım kuruluşu olan Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden, “Mariupol’den sivillerin güvenli geçişi durduruldu. İki tarafın çatışması tam anlamıyla durmadan güvenli tahliyelerin yapılması çok zor.” açıklaması geldi.

Öte yandan Batılı ülkeler, Rusya’ya karşı art arda yaptırım kararları alıyor. Yaptırımların büyük bir kısmı Rus ekonomisine yönelik. Özellikle ekonomik yaptırımların Moskova’ya pahalıya patlayacağı tahmin ediliyor.

Tüm bu süreçte, Ukrayna’nın hayli uzağında, Akdeniz’de ilginç gelişmeler yaşanıyor. Malûm, Çin ve Rusya, Akdeniz’de epeydir güvenli yer arıyordu; Yunan limanlarıyla da buna kısmen kavuşmuş gibi…

Stern muhabiri Jonas Breng’in yakın tarihli makalesinden öğreniyoruz ki, Pire, Çinli ticaret devi Cosco’ya, Selanik ise bir Rus oligark’a ait; Dedeağaç’ta (Alexandroupli) da bir ABD askerî üssü var. Bu üç liman da Yunanistan’daki mali kriz sonrasında satılmış.

Yazıdan önemli bölümleri aktarıyoruz:

“Çok kısa bir süre önce, yani 2018 yılında Yunanistan’da Vladimir Putin’i oldukça mutlu etmiş olması gereken bir anlaşma yapılmış. Her ne kadar ‘satın alma’ eylemi tam olarak bu şekilde olmasa da, o dönemde Ivan Savvadis isimli bir şahıs, Selanik limanını satın almış. Aslen Yunan kökenli bir Rus oligark olan Savvidis’in, bir şirketler topluluğu aracılığıyla limanda güç elde ettiğini söylemek gerekir.

Savvidis, Yunanistan’a oldukça iyi tanınan bir kişi. Ülkenin yerel futbol takımı PAOK Thessaloniki kulübünün sahibi. Bilhassa da bir maç esnasında silahıyla sahayı bastığından ötürü. Öte yandan, Forbes’ın dünyanın zenginleri listesinde olduğu ve Vladimir Putin ile yakın temasları sürdürmek zorunda kalmasından dolayı herkes tarafından biliniyor.

Her halükârda, bu satın alma işlemi ile yedi yıldır Rus Duması üyesi olan Savvidis, Rusya Devlet Başkanı’nın bir kez daha gözüne girmiş. Çünkü Yunanistan’da bir liman sahibi olmak demek, deyim yerindeyse büyük oyuncuların statü simgelerinden birini ele geçirmek demek. Doğu Akdeniz, son yıllarda büyük güçlerin satranç oyununda önemli bir arena haline gelmiş durumda. Bu nedenle de, bu üç tektonik levha başka hiçbir yerde burada olduğu kadar birbirine yakın olmamıştır.

Yunan limanları ile jeopolitik…

Bu durum özellikle üç Yunan limanında belirgin olarak izlenmiş. Bir numaralı liman, Atina yakınlarındaki Pire limanı. 2016 senesinde Çinli operatör COSCO tarafından satın alınmış. O dönemde, Çinliler bu satın alma işlemi karşılığında neredeyse 390 milyon avro ödemiş ve son yıllarda bu limanın daha fazla genişlemesi için milyarlarca dolar daha harcamışlar.

Pekin açısından bu liman ‘Avrupa’ya açılan bir kapı’ niteliği taşıyor ve dünyanın en önemli altyapı kurucusu haline gelerek, “Tek Yol – Tek Kuşak” programında önemli bir jeostratejik yapı taşına dönüşmüş durumda. Çin’in bu satın alma işleminin sonucunda, Pire sayesinde Avrupa’nın kapısında büyük bir ayağının olması, birçok batılı stratejisti de endişelendiriyor.

Şüphe yok ki, Pekin, bu gücü kendi menfaatleri doğrultusunda kullanacak. Bu durum özellikle, Yunanistan Devlet Başkanı Miçotakis tarafından bir turist rehberi sitenin etrafını gösteren Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in son ziyaretlerinden birinde de zaten belirtilmiş.

Üç bağlantı noktası – Üç güç

Hal böyleyken konum olarak hayli önemli olan iki numaralı liman, oligark Savvidis’in çok yakın zamanda hissesini yüzde 70’e çıkardığı Selanik’tir.

Selanik limanı Ruslar açısından konum itibarıyla Pire’nin Çin açısından önem teşkil etmesi gibi benzer stratejik öneme sahip. Konumu itibarıyla Putin’e Balkanlar ve Karadeniz arasında ekonomik ve jeostratejik bir köprü olanağı sunuyor. İşte bu stratejik konum da Kremlin’deki adam için ciddi anlamda bir pazarlık kozu.

ABD de bu duruma sırf bu nedenle tepki göstermek zorunda kalmıştır. Kırım’ı ilhaklarından bu yana Doğu Akdeniz’deki varlıklarını artırmışlar ve en son Türkiye sınırına yakın daha küçük bir tesis olan Dedeağaç limanına yatırım yaptırmışlardır. Bir ABD üssünden çok da uzak olmayan liman, artık Balkanlar’daki NATO askerî operasyonları için ana çağrı limanı haline dönüşmüş durumda. Bununla birlikte Washington, konum itibarıyla bu liman için Erdoğan’ın duyduğu hoşnutsuzluğu da umursamamıştır. Üç bağlantı noktası ve üç güç, sloganına sadık kalmıştır.

Çin açısından bu durum bir hediye niteliğinde

Yakın zamana kadar bu güç oyununun tam ortasında olan bir adam, Yunanistan eski dışişleri bakanı Nikos Kotzias, Putin’in Ukrayna’yı işgalinden bir gün sonra Pire’de bir restoranda oturmuş, kahvesini yudumlarken, Akdeniz’e büyük bir oyun alanıymış gibi bakarak şöyle bir açıklamada bulunmuş: “AB çok naif kalmıştır. Krizden sonra Pire limanı özelleştirildiğinde kesinlikle uzun vadeli bir plan düşünülmemiştir. Brüksel sadece parayı görmek istemiş, ancak orada jeopolitik durumun geri döndüğünün farkına varamamıştır.”

Habermas’tan alıntı yapmayı seven ve bir zamanlar Gießen’de siyaset bilimi okuduğu için akıcı Almanca konuşan zeki, zengin bir adam olan Kotzias, üç yıl boyunca Çipras’ın dünya meselelerinden sorumlu kişi olarak varlık göstermiştir. Bu dönemde, bölgedeki büyük güçlerin çıkarları güçlendiğinden, Kotzias, Ruslar ve Çinliler, Amerikalılar ve Almanlarla müzakere etmiştir.

Ona, son yıllarda güç eksenlerinin nasıl değiştiği sorulduğunda ise, konuyu doğrudan Pekin’e getiriyor. Çünkü onlar aynı zamanda mevcut Ukrayna krizinden de kazançlı çıkan taraf. “Çin açısından bu durumun bütünü bir hediye niteliğinde. Elbette öncelikli olarak Tayvan yüzünden değil, ancak Amerikalıların dikkati dağılırken Çinliler bunu bir fırsata dönüştürerek artık barış içinde yükselişlerine yeniden odaklanabilmişlerdir,” diyerek Kotzias, tarihsel olarak bu konuda yeterince deneyimli ve sabırlı olduklarını da belirtiyor. Onun görüşüne göre, Putin işgali konusunda özellikle Pekin’i düşünerek Olimpiyat Oyunları’nın bitmesini beklemiş, çünkü Moskova Afganistan işgalinden sonra gerçek anlamda bir şansı olacağının farkında.

Rusya, Pekin’in kollarına atılmış

Diplomat ve eski uluslararası ilişkiler profesörü, bu nedenle yaşanılan çatışmayı daha büyük bir gelişmenin belirtisi olarak göruyor. “Dönüşüm zamanlarında yaşıyoruz ve dünyada yeni yapılaşmalara doğru ilerliyoruz. Geçiş dönemlerinde, politikacı ve filozof Antonio Gramsci’nin dediği gibi: işte o zaman canavarlar uyanacaktır.” diye bir açıklamada bulunuyor.

Kotzias için Ukrayna’nın işgali gerçek anlamda bir ‘canavarlık’tır. Burada elbette ki kastettiği Putin’in şahsı değil. Bir seferinde Kotzias ve Rus devlet başkanı, Yunan devletinin konukları olarak birlikte “Kutsal Dağ” Athos’ta bir gün geçirmişler. O sırada Putin kendisine karşı “dost canlısı” ve “çekingen” bir tavır sergilemiş, ancak Kotzias’ın görüşüne göre bu tavırlarında samimi davranmamış. “O kesinlikle stratejik düşünmüştür ve o sırada ondan hoşlanıp hoşlanmadığınızın hiçbir önemi olmamıştır, ancak bu kişinin yeteneklerinin de farkına varmalısınız” diye açıklamada bulunuyor eski dışişleri bakanı. Günümüzde siyaset hiç kuşkusuz ki çok tehlikeli bir yapı.

Kotzias, Batı’nın yıllardır yaptırımlara ciddiyetsiz, plansız ve stratejik bir konsept olmadan yaklaştığını belirterek, gerçek ciddi rakibi seçmediklerini ve bu nedenle de çok yakında Çin’in, İran ile Venezuela ve diğer tüm yaptırımlardan etkilenenlerle büyük bir rakip cephe oluşturulacağını iddia ediyor. Onun bu görüşüne göre, kısa süre sonra bir anlamda dışlananlar kampı oluşturulacak. Bu grup ise bir araya geldiklerinde, dünya ulusal üretiminin neredeyse yüzde 40’ını temsil ediyor olacak ve bu vesileyle ileride birbirlerine çok daha yakın çalışma fırsatı bulabilecekler. İşte sırf bu yüzden Kotzias, Batı’nın bu stratejilere farklı şekilde yaklaşılması gerektiğini vurguluyor ve bu konuda görüşlerini şu şekilde açıklıyor:

“Deneyimlerime göre, birçok Batılı ülkenin liderliğinin içinde bulunduğumuz çağın gerekliliklerini yeteri derece karşılamadığı aşikâr. Bunlar, bürokratik aygıtları nasıl yöneteceklerini ve çıkarları temsil etmeyi öğrenmiş kişiler, ancak vizyonları ve stratejik konseptleri olan kişiler değiller. Ben katıldığım tüm Bakanlar Kurulu toplantılarında, insanların ciddi bir şekilde tartışmak yerine, bakanlıklarının hazırladığı yazıları oturup okuduklarında çözüm bulabilecekleri konusunda onları sık sık eleştirdim.”

Bu yazı ilk kez 14 Mart 2022’de yayımlanmıştır.

 

Jonas Breng’in Stern dergisin web sitesinde yayınlanan “Auch am Mittelmeer positionieren sich China und Russland – in griechischen Häfen” başlıklı yazısı, bölümler halinde Meral Harzem tarafından çevrilmiş ve editoryal katkı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.nytimes.com/2022/02/27/world/middleeast/israel-ukraine-russia.html

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend