Jeo-Strateji

24 Ocak 2023

Yazdır

Rusya’nın Ukrayna Savaşı’ndaki yeni stratejisi ne?

Rusya – Ukrayna Savaşı başlayalı nerede bir sene oluyor. Rusya’nın Ukrayna stratejisinin temel amacı ülkeyi tamamen işgal etmek, bu sürece hızlıca silahlı kuvvetlerini tahrip ederek Ukrayna’yı silahsızlandırmak ve Zelenskiy iktidarını değiştirerek Rusya yanlısı bir iktidarı iş başına getirmekti. Oysa, Rusya çok kısa sürede zafer beklediği Ukrayna cephesine saplandı. İstediğini elde edemeyince de hem komutanlarını hem de uyguladığı askerî stratejileri sık sık değiştirdi.

Bu değişikliklerden sonuncusu 11 Ocak 2022’de gerçekleşti. Rusya’nın Ukrayna’daki birliklerini yöneten Sergei Surovikin bu görevden alındı. Onun yerine Rusya Genel Kurmay Başkanı Valeriy Gerasimov atandı, Surovikin de onun yardımcısı oldu.

“General Kıyamet Günü” neden başaramadı?

Surovikin, Ukrayna Birlikleri komutanlığında üç ay kalabildi. Bu üç ay boyunca pek başarılı olamadı. Ukrayna savaşında başarılı olamayan Surovikin komutasındaki Rusya yeni bir savaş taktiğine geçerek Ukrayna’nın doğalgaz boru hatlarına, elektrik trafolarına, köprülerine, sivil ve stratejim altyapısına yönelik büyük füzelerle ve insansız hava araçlarıyla saldırılar başlattı. Surovikin’in adı, Suriye savaşında uyguladığı acımasız yöntemlerden dolayı General Kıyamet Günü’ne çıkmıştı.

Surovikin’in uyguladığı bu son savaş taktiği aslında klasik savaş taktiklerinden biri. Ancak Rusya’nın daha önce Suriye, Libya’da kullandığı, Kırım’ı işgal ederken başvurduğu, düzenli orduyu merkeze almamaya dayalı hibrit savaş yöntemleriyle ve az sonra açıklayacağım Gerasimov doktrini olarak bilinen doktrinle de tam olarak örtüşmüyor.

Özetle Rusya, bu doktrine adını veren Genel Kurmay Başkanı Geresimov’u Ukrayna birliklerinin başına getirdi ama bunu onun adıyla bilinen doktrini Ukrayna’da tam olarak uygulamak için değil, Genel Kurmay başkanının kapsayıcı ve güçlü kapasitesinden faydalanmak için yaptı.

Çünkü, Ukrayna’daki durum, Rusya’nın önümüzdeki günlerde düzenli orduya ve onun gücüne her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyacağını gösteriyor. Oysa Rusya, son zamanlarda Suriye’den Libya’ya dâhil olduğu savaşlarda düzenli orduyu savaşın merkezine koymayan Gerasimov doktrinini uygulamış ve kazanımlar elde etmişti.

Geresimov doktrini ne söylüyor?

Gerasimov, 2012 yılında Genel Kurmay Başkanı olarak göreve başladıktan bir yıl sonra Şubat 2013’de Askerî Sanayi Kuryesi (Voenno-Promışlennıy Kuryer) dergisi için Bilimin Öngörüdeki Değeri adlı bir makale kaleme aldı. İlk yayınlandığında Batı’nın çok fazla dikkatini çekmese de zaman içindeki gelişmeler makalenin önemini ortaya koydu. Gerasimov’un Rusya’nın, Suriye ve Ukrayna’daki modern askerî çatışmalardaki eylemlerinin ana teorisyeni olduğu anlaşıldı ve Rusya’nın askerî eylemleri Gerasimov Doktrini olarak tanımlanmaya başladı.

Bahsi geçen makalede Gerasimov, Arap Baharı olaylarını ve Batılı ülkelerin Libya ve Suriye’deki siyasi rejimleri değiştirmeye yönelik eylemlerini eleştiriyordu. Batı’nın bu tür eylemlerine karşı Rusya’nın yeni bir savaş konseptine geçmesini öneriyordu.

Geresimov doktrininin iki temel bileşeni

Gerasimov’a göre, 21. yüzyılda savaş ile barış arasındaki ayrımlar bulanıklaşıyor. Savaşlar artık ilan edilmiyor. Dolayısıyla da politik ve stratejik hedeflere ulaşmak için klasik askerî yöntemler yetersiz kalıyor. Bu nedenle askerî yöntemlerin yanında siyasi, ekonomik, istihbarat, propaganda, insani müdahale, siber saldırılar, halk ayaklanmalarını kullanma gibi askerî olmayan diğer yöntemler de kullanılmalı. İşte bütün bunlara hibrit ya da karma savaş deniyor ve Gerasimov Doktrini’nin iki temel bilişeninden birini oluşturuyor.

Gerasimov Doktrini’nin ikinci bilişeni de uzaktan savaş. Gerasimov’a göre, “Başarılı bir ordu kendi kayıpları olmadan zafer kazanan bir ordudur. Bu nihai hedefe ulaşmanın yolu düşmanla temas kurmadan, uzaktan savaşmaktır.” Diğer bir deyişle, Gerasimov Doktrini Rusya’ya hasımlarıyla mücadelede, hem geleneksel (askerî) hem de askerî olmayan eylemleri kullanmasını hem de savaş ilan etmeden savaşmasını öneriyor.

Özetle, Gerasimov Doktrini MÖ 496 yıllarında yaşamış Çinli general ve askerî stratejist Sun Tzu’nun “En iyi strateji, düşmana, savaşmadan boyun eğdirmektir.” yaklaşımına yakın duruyor. Savaşı düzenli ordularla yürütmenin yetersiz kaldığını söylüyor ve siyaset dâhil olmak üzere her türlü aracın savaş stratejisine hizmet etmesini öngörüyor.

Doktrinin siyasal ayağı

Gerasimov Doktrini, Rusya’da yaygınlaşan “Rus Dünyası” fikriyle de örtüşüyor.

Bu konsepte göre; Rusya’nın sınırlarının dışındaki alanlarda yaşayan etnik Ruslar ve onların yaşadıkları yerler aslında “Rusya’nın (Rus Dünyası’nın) doğal parçası. Dolayısıyla, Rus azınlığın haklarını savunmak için Kremlin güç kullanma hakkına sahip.

Gerasimov Doktrini nerelerde nasıl uygulandı?

Zamanla Gerasimov Doktrini Rusya’nın dış politika ve askerî stratejisinin temelini oluşturmaya başladı.

Mart 2014’de Rusya Askerî İstihbaratı, Kırım’ın çatışma olmadan ilhak edilmesine öncülük etti. Benzeri bir süreç Ukrayna’nın Donbass bölgesinde yaşandı ve bölgeye sızan ve yerel yönetimleri kontrol altına alan Rus Askerî İstihbaratı Donbass’ta başta Kiev hükümetine karşı protestoları ve ardından da silahlı direnişi örgütledi.

Donbass bölgesinde hem referandumlar düzenlenerek bölgelere hukuki bir statü kazandırıldı hem de bölgede kayda değer sayıda milis grup örgütlenerek Ukrayna ordusuyla “uzaktan” savaştırıldı. Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Rus askerî istihbaratı koordinasyonunda bulunan Donbass’taki silahlı milisler (veya ayrılıkçı gruplar) 2014 ve 2015 yıllarında Ukrayna ordusuna karşı zafer kazandılar.

Kırım’da ise herhangi bir ciddi silahlı çatışma yaşanmadan referandumlar düzenlenerek ilhak gerçekleştirildi. Ardından da Rus ordusu tarafından mutlak hâkimiyet sağlandı.

Her iki durumda da Rusya ne savaş ilan etti ne de Ukrayna’da Rus ordusunun bulunduğunu kabul etti. Şubat 2022’de Ukrayna’ya yönelik kapsamlı işgal hareketini de Rusya, savaş değil “Özel Askerî Operasyon” olarak isimlendirdi.

Wagner etkisi

Ukrayna’nın doğu bölgelerindeki askerî faaliyetler ve hatta Ukrayna ordusuyla yürütülen kapsamlı savaş bile, Rus ordusu tarafından değil, Rus Askerî İstihbaratı, Rusya tarafından örgütlenen yerel milisler ve Rusya’nın resmî olarak varlığını kabul etmediği Wagner adlı özel askerî şirket tarafından yürütülüyordu.

Wagner, 2015 yılında Suriye’ye yapılan askerî müdahalede de kara operasyonları için, 2019-2020 yıllarında Libya’daki iç savaşta Halife Hafter’e destek amacıyla kullanıldı.

Bu strateji ne getirdi ne götürdü?

Gerasimov’ın savaş stratejisi uygulanmaya başlandığında Rusya, hem mücadele alanlarında hem de uluslararası kamuoyu nezdinde kayda değer bir başarı elde etti. Ukrayna, Suriye, Libya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Venezuela, Mali olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerindeki gelişmelere müdahil oldu. Askerî istihbarat, paralı askerleri ve diğer milis unsurları devreye sokarak sahadaki güç dengesini kendi lehine değiştirebildi.

Çatışmalarda verdiği kayıpların Rusya’nın resmî kayıpları sayılmaması hem Rus kamuoyu önünde hem de uluslararası toplum nezdinde Rusya’nın saygınlığını olumsuz etkilemedi. Ayrıca bu resmî olmayan unsurların çatışmaya girmesi ve kaybetmesi, Rusya’nın kaybı sayılmadığı gibi Rusya tarafından savaş sebebi de sayılmadı. Bu da üçüncü bir devletle doğrudan çatışma riskini ortadan kaldırıyordu.

Ancak Gerasimov Doktrini’nin uygulanmasının bazı dezavantajları da var. Birincisi ve en önemlisi, Rusya’nın diğer aktörler nezdinde inanılırlığının aşınması. Moskova’nın savaşmadığını iddia ettiği ve askerlerinin bulunmadığını savunduğu yerlerde aktif askerî faaliyetler yürütüyor olması diğer aktörlerin tepkisine yol açtı. Rusya’nın bir taraftan diplomasiyi savunurken diğer taraftan da istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerde bulunması, iş birliği yapılması zor ülke olarak görülmesine neden oldu.

İkincisi, Rusya öngörülemez bir devlet olarak sayıldı. Bu durum özellikle de Rus azınlığının yaşadığı ve sınırdaş olan eski Sovyetler Birliği ülkelerini daha çok korkuttu. Rusya’dan algılanan tehdit daha da artı. Rusya artık komşu ülkelerin iç işlerine müdahale eden ülke konumuna geldi. Bu da söz konusu ülkelerin Rusya’dan daha fazla uzaklaşmasına yol açtı.

Ukrayna’da neden işe yaramadı?

Şubat 2022’de, Rusya her ne kadar özel operasyon olarak tanımlasa da Ukrayna’yı kapsamlı bir işgale girişmesi Gerasimov Doktrini’nin daha büyük jeopolitik meselelere cevap vermekte yetersiz kaldığını gösterdi.

2014 yılından sonra giderek güçlenen Ukrayna ordusuna karşı Rusya’nın Donbass bölgesindeki örgütlü milis güçlerinin etkinliği azalmaya başladı. Ukrayna’nın kapsamlı müdahalesiyle milis güçlerin direnme gücü sorgulanır oldu. Bu bölgedeki milis güçlerin göreceli olarak zayıf görünmesi, Ukrayna ordusunun saldırıya geçme isteğini artırdı.

Rusya Ukrayna’nın doğu bölgesinde oluşan güç dengesini kendi lehine yeniden değiştirmek için silahlı kuvvetlerini öncelikli kuvvet olarak sahaya sürmek durumunda kaldı.

Rusya, 21 Eylül 2022 tarihinde, kısmi seferberlik ilanıyla Gerasimov Doktrini’ni ikinci kez devre dışı bıraktı. Seferberlik topyekün savaş durumunda yapılan bir uygulamadır. Rusya en son İkinci Dünya Savaşı’nda seferberlik ilan etmişti.

Klasik savaş yöntemlerine dönüş

Gerasimov Doktrini’nin bazı kısımları Ukrayna Savaşı’nda hâlâ uygulanıyor. Ancak temelde Ukrayna’da klasik savaş yöntemine geri dönüldüğü söylenebilir. Resmî olarak 10 Ocak 2023’de Ukrayna’daki Birlik Komutanlığına aynı zamanda Genel Kurmay Başkanı olan Geresimov’un atanması, savaşta kara, hava ve deniz kuvvetlerinin devreye girmesi; Ukrayna’nın iç kesimleri olmak üzere sivil altyapısına yönelik kapsamlı füze saldırıları düzenlenmesi klasik savaşın yöntemleridir.

Rusya klasik savaş yöntemlerinin tüm araçlarını kullanmış olmasına rağmen Ukrayna yönetiminin ne siyasi iradesini ne de ordusunun savaşma isteğini kırabildi. Bu durumda Ukrayna savaşında, Rusya’nın önceki yıllarda olduğu gibi Gerasimov Doktrini’nin esas ilkeleri olan; resmî olarak kayıp vermeden, hasmıyla temas kurmadan (uzaktan) ve savaşmadan zafer kazanması beklentisi ortadan kalktı. Bu ilkelerin tam tersi yaşandı. Hatta düzenli orduya öncelik verilmesine ve tüm imkânlarını kullanmasına rağmen istenilen sonuç elde edilemedi.

Gelinen noktada, ABD başta olmak üzere birçok NATO üyesi ülke, Ukrayna’yı daha fazla silahlandırmak istiyor. Rus ordusuna karşı daha kapsamlı taarruza geçmesine sağlayacak ağır silahlar Ukrayna’ya verilmeye başlandı. Almanya, Polonya’nın Ukrayna’ya Alman yapımı tank vermesine itiraz etmeyeceğini söyledi. Görünen o ki, 2023 yılında bu süreç hızlanacak. Ukrayna’nın eline Amerikan, Alman ve İngiliz yapımı tankları geçmeden Rusya, hareket etmek istiyor. Genel Kurmay Başkanı Gerasimov’un Ukrayna cephe komutanı olarak görevlendirilmesi de bu planla ilgili.

Devlet Başkanı Vladimir Putin’den sonra askerî konularda en yetkili ikinci şahsiyet olan Gerasimov, Ukrayna’da daha etkili hareket edebilecek. Bundan böyle, herhangi bir koordinasyon ve onay olmaksızın, havacılık, deniz kuvvetleri, karar kuvvetleri ve istihbarat birimleri başta olmak üzere Ukrayna’daki Rusya komutanlığı bir öncekine göre kat kat daha güçlü hale gelebilecek.

Gerasimov, Rus ordusunun tüm imkanlarını kullanarak Wagner dahil olmak üzere diğer askerî birimleri tek bir koordinasyon üzerinden kontrol altına alabilecek. Böylece Wagner ile ordu arasında beliren çekişmenin ortadan kalkmasının yolu da açılabilecek. Bütün bunlar da Rus ordusunun savaşa daha fazla yoğunlaşmasının şartlarını doğuracak.

Zira, Rusya Ukrayna’daki süreci kendi lehine değiştirmek için daha fazla askerî kaynağı seferber etmeyi hedefliyor. Fakat Rusya’nın elindeki kaynakların bu savaşta mutlak bir zafer elde etmesi için yetersiz kalacağı söylenebilir. Batı destekli Ukrayna ile Rusya arasında kara savaşı şiddetlenirken, Rusya’nın zafer için başka ne tür bir strateji izleyebileceği Moskova açısından da daha fazla belirsiz hale geliyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 24 Ocak 2023’te yayımlanmıştır.

Sabir Askeroğlu

Dr. Sabir Askeroğlu - Lisans öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden doktora derecesini aldı. Çeşitli düşünce kuruluşlarında görev yaptı. Askeroğlu’nun araştırma alanları, Rus dış politikası, Avrasya ve Güvenlik'tir. Askeroğlu, Rusya'nın Büyük Güç Olma Stratejisi kitabının yazarıdır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend