Jeo-Strateji

14 Aralık 2020

Yazdır

Savaştan Sonra, Barıştan Önce: Dayton’un 25. yıl dönümünde Bosna Hersek

Bosna Savaşı’nı bitiren Dayton Barış Anlaşması’nın imzalanmasının üzerinden çeyrek asır geçti. Avrupa’nın kalbinde 3,5 yıl süren savaş, NATO’nun askerî müdahalesiyle ve ABD’nin Boşnak, Hırvat ve Sırp liderlere Dayton askerî üssünde uyguladığı zorlayıcı diplomasiyle sona erdi. 14 Aralık 1995’te Paris’te Boşnak, Hırvat ve Sırp liderlerin imzaladığı anlaşmayla Bosna Hersek’te yeni bir dönem başladı.

O günden bugüne kadar geçen sürede savaşı yaşamamış bir nesil büyüdü. Savaştan hemen sonra doğan bireyler, bugün 25 yaşına ulaştı. Ancak söz konusu genç nüfus, her ne kadar doğrudan savaşı yaşamasa da savaş sonrası dönemin tüm zorluklarını ve belirsizliklerini yaşadı.

Dayton Barış Anlaşması her ne kadar silahlı çatışmaya son verse de ülkeye kalıcı barışı getiremedi. Bosna Hersek gelinen noktada hâlâ hem siyasi hem ekonomik açıdan zorlu meydan okumalarla karşı karşıya.

Savaşın da nedeni olan milliyetçilik hiç azalmadı

Bu meydan okumaların ilki, 1992’de savaşı ortaya çıkaran en önemli nedenlerden biri de olan milliyetçilik dalgasının Bosna Hersek’te hâlâ etkisini sürdürmesi.

Ülkenin tüm siyasal sistemi milliyetçilik temeline göre kurgulanmış durumda. Dayton Barış Anlaşması, siyasal sistemi milliyetçilik temeline oturtarak ve entite sınırlarını savaş sonucuna göre belirleyerek, Bosna Hersek için bir kısırdöngüye yol açtı. Milliyetçilik akımının yükselmesi neticesinde, etnisite temelinde kurulan siyasi partiler, kullandıkları siyasi söylemle ve uyguladıkları politikalarla milliyetçiliği canlı tutmaya çalışıyor.

Üstelik milliyetçilik vurgusu, eğitim sisteminde de devam ediyor. Boşnak, Hırvat ve Sırp çocuklar ayrı okullara gidiyor ve ayrı müfredat programlarına göre eğitim görüyor. Bu da birbirlerinden tamamen farklı üç farklı tarih anlatısının çocuklara öğretilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla, milliyetçiliği aşmak gelinen noktada hiç de kolay değil.

Dünyanın en karmaşık siyasal sistemlerinden biri

Ayrıca, Dayton Barış Anlaşması Bosna Hersek’te dünyanın en karmaşık siyasal sistemlerinden birisini yarattı.

İki farklı entite ve Brčko özerk bölgesinden oluşan ülkede; üç cumhurbaşkanı, 14 hükümet, 140’a yakın bakan ve 16 ayrı polis teşkilatı var. Ülkeyi oluşturan iki entiteden Bosna Hersek Federasyonu’nda Boşnak ve Hırvatlar çoğunluktayken, diğer entite olan Sırp Cumhuriyeti’nde (Republika Srpska – RS) ise Sırplar çoğunluğu oluşturuyor. Boşnak ve Hırvatların çoğunlukta olduğu entitenin 10 kantonu var. Her kantonun kendi parlamentosu ve kendi yönetimi mevcut. Çok katmanlı ve karmaşık siyasal sistem, zaman zaman parlamentoda etnik vetoların kullanılmasıyla tamamen kilitleniyor.

Her bir kurucu halka yönetimde nüfusu oranında yetki vermeyi amaçlayan bu siyasal sistem, üst kimlik inşa edilemediği ve milliyetler arası güven ortamı oluşturulamadığı için ülkede ciddi sorunlara yol açıyor. İç siyaset, ekonomi ya da dış politikayla ilgili kapsamlı reformlara ihtiyaç duyulan ülkede, karar alma süreci sağlıklı bir şekilde işlemiyor, işletilemiyor.

Hatta öyle ki, Bosna Hersek’te genel seçimlerden sonra aylarca hükümet kurulamıyor. En son Ekim 2018’de yapılan seçimlerin ardından yeni hükümetin kurulabilmesi için 14 ay beklendi! Her genel seçimden sonra hükümetin kurulmasının aylar almasının nedeni, Boşnak, Hırvat ve Sırp partilerin yeni hükümeti kurmak için birbirleriyle anlaşamamaları.

Buna ilaveten, Mostar’da Boşnaklar ve Hırvatlar arasındaki yetki paylaşımının nasıl olacağıyla ilgili anlaşmazlık yüzünden 2008’den bu yana yapılamayan yerel seçimler uluslararası toplumun inisiyatifleri sonucu, 12 yıl aradan sonra, 20 Aralık’ta yapılabilecek. Dolayısıyla, karmaşık siyasal sistemin yerel yönetimler düzeyinde de ciddi sorunlara yol açtığının altını çizmek gerekiyor. Boşnak ve Hırvat kimlikleri arasında hâlâ büyük mücadeleye sahne olan Mostar, yereldeki meydan okumaları gösteren en önemli kentlerden biri.

Yalnızca kurucu halklara verilen imtiyazlar

Bosna’nın yeni anayasasına göre ülkenin üç kurucu halkı var: Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar. Tüm siyasal sistem, bu üç milliyet arasında denge kurulmasına göre ayarlanmış durumda.

Ancak ne var ki Bosna’da bu üç halk dışında da yaşayan başka halklar da var; Karadağlılar, Arnavutlar, Yahudiler, Romanlar gibi. Bosna’daki ilgili yasal ve siyasal sistem, kurucu halklar dışındaki diğer grupları ikincil konuma itiyor. Örneğin, ülkenin cumhurbaşkanlığına sadece kurucu halklara mensup Boşnaklar, Hırvatlar ya da Sırplar aday olabiliyor. Diğer halklara mensup olan kişilerin adaylığı yasal olarak mümkün değil.

2009’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Sejdic-Finci davasında aldığı kararla bunun değiştirilmesini talep etmesine rağmen, aradan geçen 11 yılda bu kadar temel bir insan hakkını sağlamak için gerekli reform yapılamadı.

Geçmişle yüzleşememe sorunu

Ülkenin savaş sonrası 25 yılının başka bir önemli özelliği de geçmişle yüzleşmeyi bir türlü başaramaması.

Hiçbir etnik grup, 1992-1995 arası yaşanan savaşla ilgili kendini sorgulamıyor. İster Boşnak, isterse Sırp ya da Hırvat, kiminle trajik geçmiş üzerine konuşursanız konuşun herkes, “kendi halkı”nın ne kadar mağdur olduğunu, savaşın sorumlusunun “diğer taraf” olduğunu anlatıyor. Siyasi liderlerin mağduriyet söylemi, halk üzerinde doğrudan etkili oluyor.

Oysa, dünya tarihinden biliyoruz ki, bir ülkede çatışma sonrası dönemde kalıcı barışın oluşturulmasının en önemli şartlarından birisi, geçmişle yüzleşilmesi. Ne zaman ki bireyler ve halklar, geçmişleriyle ilgili sorumluluk alır, yaptıkları hatalar üzerine yeniden düşünür ve geçmişten yaşanan acı olaylardan ders çıkartır; ancak o zaman ebedî barışa ulaşılabilir.

Örneğin, eğer Almanya ve Fransa, geçmişten ders çıkartmayı başaramasalardı, düşmanlık ilişkilerini dostluk ilişkilerine dönüştüremezlerdi. Benzer bir geçmişle yüzleşme sürecini hem Bosna’daki hem de komşu ülkelerdeki halkların başarması gerekiyor, tabii eğer Balkanlar’da kalıcı barışın inşa edilmesi hedefleniyorsa.

Immaneul Kant’ın Ebedî Barış adlı eserinde belirttiği gibi, çatışma sonrası imzalanan anlaşmalar sorunları tam çözmez ve gerginlik yaratan unsurları sona erdirmez ise o zaman barışın kalıcı olmasını beklemek beyhudedir. Dayton Barış Anlaşması, ne yazık ki sorunları çözmeyi başaramadı, silahlı çatışmaları durdursa bile yeni gerginlik unsurları yarattı. Ülkedeki siyasilerin, “Dayton”ın sağladığı “fırsatlar”ı kullanarak hem söylemleri hem de uygulamalarıyla milliyetçiliği yeniden üretmeleri ciddi sorunların çoğunluğunun çözülememesine yol açtı.

Bosna’nın birliği üzerine tartışmalar

Ülkenin karşı karşıya kaldığı en ciddi sorunlardan biri de Bosna’nın birliği ve bütünlüğünü koruma konusunda tüm grupların fikir birliğine varmamış olmaları.

Özellikle ülkenin üç cumhurbaşkanından biri olan, aynı zamanda Sırp Cumhuriyeti’nin (RS) eski devlet başkanı Milorad Dodik’in ülkenin birlik ve beraberliğini her fırsatta sorgulaması ciddi bir sorun. Dodik, Sırpların çoğunlukta olduğu RS entitesinde bağımsızlık referandumu yapılmasını talep ediyor. Bir cumhurbaşkanının ülkenin bütünlüğünü sorgulayabilmesi, dünya siyasi tarihine geçecek önemli olgulardan biri.

Aynı zamanda, bazı Hırvat siyasi partilerinin de üçüncü bir entite oluşturmak istemeleri, ülkenin bütünlüğü açısından başka bir meydan okuma.

Bosna Hersek egemen bir ülke mi?

Öte yandan, barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana geçen çeyrek asra rağmen, Bosna Hersek, hâlâ egemenliği sınırlı olan bir ülke.

Dayton’la kurulan Yüksek Temsilcilik Makamı (Office of the High Representative -OHR), ülkede yasaları iptal etme ve üst düzey siyasileri görevden alma gibi geniş yetkilere hâlâ sahip.

Her ne kadar bu yetkiler, artık pek kullanılmıyor olsa da, yine de OHR’ın hâlâ varlığını korunması, Bosna Hersek’in kendi kendini yönetmede, savaşın üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen, ne kadar çok sorun yaşadığının kanıtı. Aynı zamanda kırılgan barış ortamının ve siyasi istikrarsızlığın da önemli bir göstergesi.

Azalan nüfus ve beyin göçü

Son yıllarda, Bosna Hersek’in en önemli başka bir problemi de beyin göçü. Siyasi sorunlar ve artan ekonomik problemler, özellikle genç ve vasıflı nüfusun ülkeyi terk ederek Batı Avrupa başta olmak üzere dünyanın gelişmiş ülkelerine göç etmesine yol açıyor.

Savaştan önce 4,4 milyon nüfusa sahip olan ülkede, son nüfus sayımına göre şu anda 3,3 milyon kişi yaşıyor. Başka bir deyişle, Bosna Hersek 28 yılda nüfusunun beşte birini kaybetti ve her geçen gün daha da kaybetmeye devam ediyor.

Beyin göçünün en etkili olduğu meslek gruplarından birinin sağlık çalışanları olduğu biliniyor, Bosna Hersekli her altı doktordan birinin artık Almanya’da çalıştığı belirtiliyor. Zaten sağlık altyapısı yeterli olmayan Bosna’nın sağlık çalışanlarını giderek artan oranda kaybetmesi, ülkenin pandemi günlerindeki mücadelesini daha da zora sokuyor.

Umut ışığı var mı?

Tüm bu yaşanan sorunlara ve meydan okumalara rağmen, geçtiğimiz 15 Kasım’da yapılan yerel seçimlerde başkent Saraybosna’da ve de RS’in başkenti Banja Luka’da milliyetçi partilerin değil de muhalefet partilerinin seçimi kazanması, geleceğe yönelik bir umut ışığı yarattı.

Yerelde başlayan “yenilik” arayışının ülkenin genel siyasetini etkileyip etkilemeyeceğini zaman belirleyecek. Ancak kesin olan şu ki, ABD’nin başını çektiği Batılı ülkelerin Bosna’ya empoze ettiği Dayton sistemi, ülkede ne demokratik konsolidasyon sağlayabildi ne de ülkenin ekonomik kalkınmasına yol açtı.

Siyasi istikrarsızlık, milliyetçi siyasi partiler, geçmişle yüzleşmeme ve ekonomik problemleri aşmak için Bosna’nın etnik farklılıkları aşan kapsayıcı bir üst kimliğe ve bir sonraki seçimi değil de ülkenin geleceğini dert edinen siyasetçilere ihtiyacı var.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 14 Aralık 2020’de yayımlanmıştır.

Birgül Demirtaş

Prof. Dr. Birgül Demirtaş - Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi’nde, yükseklisans eğitimini Bilkent Üniversitesi’nde, doktora eğitimini Berlin Hür Üniversitesi’nde tamamladı. Doktora eğitimi sonrası Başkent Üniversitesi’nde ve TOBB ETÜ’de görev yaptı. Haziran-Eylül 2021 tarihleri arasında Tübingen Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. Tübitak bursiyeri olarak Mayıs 2014’te Westminster Üniversitesi’nde akademik araştırmalar yaptı. Çalışmaları Türk dış politikası, Balkanlar, Alman dış politikası, AB dış politikası, kent diplomasisi ve toplumsal cinsiyet üzerinde yoğunlaşmaktadır. Southeast European and Black Sea Studies, Journal of Balkan and Near Eastern Studies, Middle Eastern Policy, Iran and the Caucasus, WeltTrends, Femina Politica, Internationale Politik, Alternatif Politika ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinde makaleleri yayınlandı. Türk-Alman Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde görev yapmaktadır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend