Jeo-Strateji

10 Mayıs 2021

Yazdır

Terörün geleceğini öngörmek mümkün mü?

Siyasi amaçlar için yasadışı şiddet kullanma veya kullanma tehdidi içeren eylemler, gruplar ve bireyler ile onları hedefe götürecek stratejiler farklı yönleri ile ele alınabilir. Terör ve terörizm bu bağlamda özünde değişiklik olmayan eski bir hikâye. Ancak dönemsel gelişmeler bu hikâyeye katkılar yapabiliyor ve günlük hayatımızda daha etkili hale getirebiliyor.

Bu yazının amacı, ne “terörizmin ne olduğunu” tartışmak ne de tarihini yazmak. Amaç, aşina olduğumuz terör, terörizm olgusunun nereye doğru evirilebileceğine dair bir öngörüde bulunmak.

Terör, terörizm stratejisinin ana bileşeni olabileceği gibi, çoğu zaman ayaklanma, düzensiz savaş, iç savaş, gri alan çatışmaları, hibrid savaş, devletlerin örtülü operasyonları gibi, farklı stratejilerde ve amaçlarda sıklıkla başvurulan bir taktik. Doğal olarak söz konusu olgularla terörün sınırlarını kesin kes ayırmak pek mümkün değil.

Terörün geleceğini öngörebilmek için ne gerekiyor?

Terör gibi, insanlar için önemli olan şeyleri kaybetmelerine, acı çekmelerine ve korkmalarına yol açacak bu “metodun” geleceğini öngörmek için dört değişkene bakabiliriz. Bunlar, teröre yönelmeye neden olan “şikâyetlerin” durumu ve geleceği. İkincisi, bir metot olarak terörü, fikri düzeyde, rasyonel, meşru ve ahlaki gören “ideolojilerin” etkisi. Üçüncüsü terörü kolaylaştıran, etkisini artıran faktörler. Son olarak, terör ve terörizmin kendi doğası, karakteri.

Günümüz dünyasında insanları teröre yönelten, onu bir çözüm olarak akıllarına düşüren süreçte ilk aşama “şikâyetlerdir”. Nitekim bugün, dünya nüfusunun önemli bir kesimi ağır sosyal, ekonomik, siyasi ve demografik sorunlarla karşı karşıya. Şikâyetler sürüp gidiyor. Elbette her şikâyet teröre yol açmaz ancak “en iyi” sistemler bile, bazen bu şikayetlere “meşru” çözüm üretemez.

Günümüzde bazı durumlarda çözümler ile şikayetler arasındaki makas hızla açılıyor. Örneğin, “tolerans fikrinin” kök saldığı düşünülen Batılı demokrasilerde bile, ırksal, dinî, etnik, mezhepsel kimlikleri nedeniyle insanlar, gruplar, ayrımcılığa uğruyor, aşağılanıyor ve dışlanıyor. Yine birçok politik sistem, kimliklerin istenen düzeyde temsiline izin vermediği için bu kimliklerin şikâyetlerinin de ardı arkası kesilmiyor. Sonuçta baskıcı siyasal sistemlerde politik baskılar, muhaliflerin sindirilmesi, hukuk sisteminin işlememesi, tepkileri yer altına itiyor; itirazlar, şikâyet ve çözüm arayışları da “yer altında” gerçekleşiyor.

Şikâyetlerin yoğunlaştığı bir diğer alan da ekonomi. Ekonomik gelişmeler, mutsuzluğa, itirazlara ve arayışlara neden oluyor. Gelir dağılımındaki bozukluklar, yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, hırsızlık, toplumları çürütüyor. Gençler arasında artan işsizlik, yetersiz eğitim, aile kuramama, “bir baltaya sap olamamanın” yol açtığı aşağılanma duygusu, itirazları, şikâyetleri artırıyor, çıkış yolu arayışlarını da sürekli besliyor.

Bunlar yetmezmiş gibi, etkisini hissettiren iklim değişikliği, küresel ısınma da ekonomiyi olumsuz etkileyerek demografik baskıya yol açıyor. Çoğunlukla krizin eşiğinde olan ülkeleri, insanları daha büyük zorluklarla karşı karşıya getiriyor. Gıda güvenliği, şehirlere göç, mülteci sorunu bunlardan bazıları. Nitekim Dünya Bankası, Suriye İç Savaşı’nın en önemli tetikleyicisinin 2006 sonrasında ülkede yaşanan kuraklık olduğunu ileri sürmüştü.1

Yukarıda ifade ettiğim üzere, küresel ölçekte, yaşanan siyasi, ekonomik, demografik değişimler ve iklim değişikliği, umudunu yitirmiş, yarına dair planları olmayan “mutsuz” kitleler üretiyor. Başka bir ifade ile, terörizme giden yolda şikayetlerin azalacağına dair olumlu bir işaret görünmüyor. Söz konusu “mutsuz” kitlelerin artan şikayetlerine sistem içinde yeterli ve etkili cevap bulunamayınca, yeni arayışların başlaması kaçınılmaz hale geliyor. Söz konusu arayış için son durak, şiddet içeren radikal çözüm önerileri içeren ideolojiler ile hırslı liderler oluyor. Bu anlayışa göre “şiddet” düzeni değiştirmek için tek çıkış yol olarak gözüküyor.

İdeolojilerin etkisi

Tarihte, bireylere ve kitlelere, sorunların çözümünde “şiddet kullanmayı” rasyonel, ulvi bir yol olarak öneren, üstelik bunu kutsayan bir dizi ideoloji ve hırslı lider görmek mümkün. İdeolojiler, dinî, etnik, mezhepsel, sınıfsal motivasyonlu olsa da çalışma mekanizmaları birbirlerinin aynıdır. Mücadelelerini birbirlerinden öğrendikleri stratejiler ile askerî bir vasfa kavuştururken, mensuplarına da gelecekte daha adil bir dünya ya da öteki tarafta cennet vaat ederler. Bu vaadin etkisi, sanıldığından çok daha güçlüdür. Üstelik benzer fikirleri paylaşanlar ve arayış içinde olanlar bir arada olduklarında çok daha etkili ve caziptir. Bu dünyadan, kurulu düzenden umudunu kesmiş, yoksunlukla beslenmiş şikâyetçi ruhlar için oldukça rasyonel çıkış yolu zuhur etmiş demektir. Çıkış yolu, ucunda ölüm olan, bazen devrim, bazen tanrı, bazen halk, bazen millet, bazen de Allah yolunda “kutsal” bir harekete dönüşür.

İşte bu döngü içerisinde, şikâyetler arayışa, arayışlar da çözüme giden yolu açığa çıkartıyor. Siyasi amaçlar için şiddet çıkış yolu olarak gösteriliyor ve üstelik kutsanıyor.

Çarpan etkisi

İkinci olarak, terörün tek başına veya diğer politik şiddet stratejilerinin bir parçası olarak etkisini artıran gelişmelere yakından bakmak gerekir. Terör örgütleri için iki alandaki gelişmeler “çarpan etkisi” yaratır. Bunlar, uluslararası sistemin mevcut ve gelecekteki durumu ile teknolojik gelişmelerin teröristlere açtığı yeni fırsat pencereleridir.

Uluslararası sistemin nasıl tanımlanması gerektiği tartışıladursun, günümüzde tablo teröristler için oldukça heyecan verici. Bir yandan küreselleşmenin yol açtığı fırsat alanları ile küresel ölçekte hareket edebiliyorlar, öte yandan da çok kutuplu, barış koşullarında her türden savaşın/mücadelenin hüküm sürdüğü bir dünya kendilerine bir dizi yeni fırsat alanı sunuyor.

Belirsizlikler sadece devletlerin ilişkilerinde değil; sınırlarında, araçlarında da hâkim durumda. Devletler birbirleriyle mücadelelerinde, terör örgütlerine yeni sıfatlar vererek onları “müttefik” olarak seçebiliyorlar. Ya da istihbarat örgütleri aracılığıyla dolaylı destek sunabiliyorlar. Nitekim “vekâlet savaşları, gri alan çatışmaları” gibi kavramlar teröristler için fırsat alanı demek. Dahası, “devlet dışı silahlı örgütlerin” uluslararası sistemin yeni oyuncuları gibi takdimi ve yeni yaklaşımın “kanıksanması”, uzun vadede teröristler için çarpan etkisi hükmünde olacak.

Terörizme alan açan gelişmeler

Uluslararası düzende, teröristler açısından heyecan verici bir diğer gelişme de devam eden iç savaşlar, çökmüş ve başarısız devletler. Temel fonksiyonlarını yerine getirmeyen devletler, terör örgütlerinin arzu ettiği koşulları sağlıyor. Böylesi coğrafyalar, terör örgütlerine güvenli bölgeler sunmanın yanı sıra barınma, lojistik, silah tedariki, eğitim gibi konularda yeni kapılar açıyor, terörle mücadeleyi zorlaştırıyor ve farklı tartışmalara kapı aralıyor.

Uluslararası sistemde hüküm süren belirsizlikler, rekabet ve çatışmalar devletlerin terörle mücadele işbirliğini ve imkânlarını da ciddi manada sınırlandırıyor. Zaten sorunlu olan hukuki konular, iç savaşların ve başarısız devletlerin yeterli kapasiteden yoksun olması, güvenlik alanında ciddi bir zayıflığa yol açıyor. Ülkeler, yeterli seviyede işbirliği yapmadıkları gibi, çoğu zaman da karşılarında muhatap alabilecekleri bir devlet otoritesi bulamıyorlar.

Terör ve şiddet, ciddi ölçekte siyasi, ekonomik ve sosyal altüst oluş dönemlerinde daha kolay varlık gösterir. İçinde bulunduğumuz dönemi de bu kategoride görmek çok iddialı olmayabilir.

Teknolojinin terörizme etkisi ne?

Teröristleri heyecanlandıran, “çarpan etkisine” sahip diğer gelişme “teknolojik alanda” yaşananlardır. Uzmanların, “teknolojinin demokratikleşmesi” olarak tanımladıkları gelişmeler, teröristlere eylemlerini yeni alanlara taşıma imkânı sundu. Propaganda ve sürpriz yapma şansını artırdı, hedeflerine daha fazla zarar verme kapasitesini de inanılmaz derecede yükseltti. Söz konusu gelişmeler sürdükçe terör örgütleri yeni kapasiteler inşa edebilecekler.

Modern terörizm tarihinin ilk döneminde “dinamit” özel bir yere sahipti. Takip eden süreçteyse,1950’ler sonrası, kolay kullanımı ve etkinliği ile Sovyet yapımı AK 47 Kaleşnikov otomatik tüfekler teröristlere yeni bir kapasite kazandırdı. Bugün teröristler internet aracılığı ile birden fazla alanda etkililer ve geleceğin teknolojik gelişmelerini de kendi perspektifleri ile ele alarak amaçları için kullanacaklar, yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekler.

Özellikle sosyal medya, insansız hava araçları (drone), robotlar, akıllı telefonlar, 3D teknolojiler, teröristler için hayati öneme sahip yenilikler olarak öne çıkıyor. Dahası, terör örgütleri de yapay zekâ ve otonom araçlara da ilgisiz kalmayacak. Bu alandaki gelişmeleri yeni fırsat ve savaş alanı olarak görüyorlar. Terörü siber alana taşıyarak yeni cephe açmak için kapasite geliştiriyorlar. Tüm bu gelişmeler onların daha hassas ve ölümcül terör eylemleri yapabilmeleri için “çarpan etkisi” yaratacağı anlamına geliyor.

Terörün özgün karakteri

Son olarak, terör ve terörizmin geleceğini belirleyecek olan faktörün, onun avantajlı karakteri olduğunu söyleyebiliriz. Terör, genel olarak zayıf tarafın seçtiği bir metottur. Çünkü gerçekleştirilmesi kolay ve ucuz, engellenmesi ise bir o kadar zor ve maliyetli. Üstelik teröristler, yıldırma, yıpratma ve sosyal kontrol için mücadelelerini zamana yayarlar. Oysa demokratik toplumların her zaman acelesi vardır ve toplumlar yöneticilerden hızlı sonuç almalarını isterler. Haliyle teröristler eylemlerini zamana yayarak acelesi olan toplumun sabrını zorlarken, politik karar alıcıların da güvenlik adına “ özgürlükleri” kısıtlamalarına, daha fazla denetime alan açarak da krizleri derinleştirmeye, sistemi yozlaştırmaya çalışacaklardır. Bu tablo gelecekte de özgürlük, güvenlik tartışmalarının merkezine oturacak konulardan birisi olarak görünüyor.

Sonuç olarak, terörizm olgusu gelecekte de varlığını sürdürecek. Bu ifade oldukça kötümser olarak sınıflandırılabilir. Ancak, mevcut ekonomik, sosyal, siyasal şikâyetler sürdükçe, etkili çözümler üretilmedikçe sahneyi alacak aktörleri tahmin edebiliriz. Bunlar hızlı, radikal ve kutsal çözümün kendilerinde olduğunu ileri süren, şiddetin kurtuluş olduğunu iddia eden ideolojiler ve liderler olacak. Gerek uluslararası sistemin mevcut krizleri gerekse teknolojik gelişmeler, terörizmin özgün karakteri ve terörün varlığını sürdüreceğini, dahası kapasitesini artırarak uzunca bir süre hayatımızda olacağını söylüyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 10 Mayıs 2021’de yayımlanmıştır.

  1. https://www.dw.com/en/how-climate-change-paved-the-way-to-war-in-syria/a-56711650

Nihat Ali Özcan

Doç. Dr. Nihat Ali Özcan - TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü’nde görev yapıyor. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırmaları Vakfı’ında danışman. Özcan, Lisans eğitimini, Kara Harp Okulu/Ankara ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Yüksek Lisans ve Doktorasını Dokuz Eylül Üniversitesinde bitirdi. 1997 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nden Kıdemli Binbaşı rütbesiyle emekli oldu. Kısa süre Avukatlık yaptı. Doktora tezini, 1999, “PKK (Kürdistan İşçi Partisi) üzerine yazdı. Ağustos 2010-Mayıs 2011 arasında, Oxford Üniversitesi Tarih Fakültesi, “Savaşın Değişen Karakteri” programında, “Ayaklanma ve Ayaklanmaları Bastırma Teorileri” üzerine doktora sonrası çalışma yaptı.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend