Jeo-Strateji

17 Ocak 2022

Yazdır

Ukrayna’da “Finlandiya modeli” işler mi?

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ile başlayan Ukrayna-Rusya krizi halihazırda uluslararası gündemin en sıcak konularından biri.

Günümüzde yalnızca iki ülke arasında sınırlı kalmayıp aynı zamanda Rusya-ABD, Rusya-NATO ilişkilerini de belirleme dinamiklerine sahip Ukrayna krizi, Soğuk Savaş sonrası Avrupa güvenliğini tehlikeye sokan önemli testlerden biri.

Ukrayna’da meydana gelebilecek herhangi bir savaş ihtimali, bölgesel kalmasından ziyade küresel bir boyuta evirilebilme potansiyeliyle bütün ülkelerin dikkatini çekiyor. Bugüne kadar geçen sürede sorunun çözümü için yürütülen müzakerelerin kalıcı bir sonuç üretememesi, varılan antlaşmaların taraflarca farklı gerekçeler öne sürülerek uygulanmaması, konuyla ilgili uzmanları farklı çözüm arayışlarına yöneltiyor.

Farklı çözüm arayışları

Bunlardan en önemlisi, Batılı uzmanlar tarafından Ukrayna krizinin uluslararası gündemi işgal etmeye başlamasıyla birlikte ortaya atılan “Finlandiya modeli”.

Rusya, Ukrayna’nın NATO üyeliğine ve ülke topraklarına Rusya’nın güvenliğini tehdit edebilecek askerî unsurların yerleştirilmesine net bir şekilde karşı çıkıyor. Bu doğrultuda, konuyla ilgili Batılı muhataplarından yazılı güvence istenmesi sonrası Ukrayna’nın Batı-Rusya arasında tarafsızlığının sağlanması konusu tekrar gündeme geldi. Peki, Ukrayna krizinin çözümünde bahsi geçen “Finlandiya modeli” nedir, uygulanabilir mi? Tarafların bu modele yaklaşımı nasıl?

Finlandiya modeli nedir?

Neorealist yaklaşım anarşik uluslararası ortamda küçük devletlerin dış politika davranışlarını kendi iradelerinden çok büyük güçler arasındaki mücadelelerin ve bu güçlerin talepleri doğrultusunda belirlendiğine vurgu yapar.

İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen iki kutuplu dünya düzeninde Finlandiya dış politikası iki güç arasındaki mücadele ekseninde şekillenmiş ve nihayetinde bu ülke, toprak bütünlüğünü koruma ve güvenliğini sağlamak için iki güç arasında tarafsız kalarak NATO, Avrupa Birliği (AB) gibi Batı kurumlarına girmeyi reddetmişti. Finlandiya Soğuk Savaş sonrasında 1995 yılında AB üyesi oldu. 1994 yılında NATO’nun ‘Barış için Ortaklık’ misyonlarına katılmaya başladı. Ancak, NATO’ya üye olup olmama konusu hala ülkenin önemli siyasi tartışma konularından birisi.

Finlandiya’nın Soğuk Savaş döneminde iki süper güç arasında tarafsız kalması aynı zamanda bu ülkeye doğu ve batı bloğu arasında köprü olma fırsatı vererek Avrupa güvenliğini inşa eden müzakerelerin Helsinki’de yürütülmesine olanak sağlamıştı.

Uluslararası ilişkiler literatürüne “Finlandiyalılaşma (Finlandization)” olarak geçen bu yaklaşım iki büyük gücün çıkar bölgesinde kalan küçük devletlerin hayatta kalabilmek için tarafsız kalmasının en iyi çözüm olduğunu vurgular.

Bugün Sovyet ardılı coğrafyanın Avrupa kanadında ABD/NATO- Rusya mücadelesi derinleşirken, tarafların etki alanlarını belirleyen kırmızı çizgilerinin ileri sürülmesiyle belli aşamadan sonra Gürcistan, Ukrayna gibi bu “küçük ülkelerde” çatışma kaçınılmaz hale gelebiliyor.

Rusya için Ukrayna’nın anlamı ne?

Ukrayna krizi ortaya çıktığı zaman Henry Kissinger gibi alanın önde gelen uzmanları krizin çözümünün Ukrayna’nın “Finlandiyalılaşması” olması gerektiğini, bu ülkenin Rusya’ya yönelik tehdit oluşturan NATO gibi askerî oluşumların dışında kalmasını, ancak Batı ile Finlandiya’nın yaptığı gibi ekonomik ilişkileri geliştirebileceğini vurguladılar.

Bu yaklaşım her ne kadar teorik olarak uygulanabilir görünse de, Ukrayna’nın Rusya için önemi göz önüne alındığında ikinci için pek tercih edilebilir bir politika değil.

Rusya’nın Ukrayna’ya yaklaşımı herhangi bir post-Sovyet ülkesine yaklaşımından farklıdır. Rusya için Ukrayna bir öteki olmaktan ziyade aslında kendisidir, bir başka deyişle tek halkın farklı politik sınırlar içinde yaşaması anlamına gelir. Bu nedenle Ukrayna’nın Batı kulübüne girmesi ve Rusya etki alanından uzaklaşması Rusya için her şeyden önce kültürel, psikolojik bir sorundur.

Ukrayna kültürel, politik, dini ve ekonomik sebeplerden Rusya için kaybedilmemesi gereken bir ülke. Bu unsurları biraz detaylı ele alalım. Birçok Rus’un gözünde Ukrayna, Rusya’nın ayrılmaz bir parçası ve Ukrayna ve Rusya vatandaşları bölünmez Rus halkının temsilcileri. Geçtiğimiz yaz ayında kaleme aldığı makalesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin iki halkın bölünmezliğinin altını çizerken, bugünkü durumun Batılı devletlerin ‘böl ve yönet’ politikasının bir sonucu olduğunu, aynı zamanda mevcut sorunun kaynağı olarak kendi halkını düşünmeyen Ukraynalı yönetici elitlerin olduğunu söyledi.

Burada öne çıkan husus, Ukrayna vatandaşlarını kendi halkından ayrı görmeyen ve bu halkın bölünmezliğine vurgu yapan Kremlin’in Ukrayna’nın kendisinden daha da uzaklaşmasına ilgisiz kalmayacağıdır.

Rusya bu modele hangi şartlarda razı olur?

Kremlin’e göre Ukrayna her zaman Rusya’nın periferisinde, onun etkisi altında, onunla iş birliği içinde yaşamalıdır. Bu nedenle “Finlandiya modeli” bu ülkenin Rusya-Batı arasında tarafsız kalmasını sağlarken ama aynı zamanda Rusya’dan kültürel olarak uzaklaşmayacağı, Rusya yanlısı değilse bile Rusya karşıtı politika yürütülmediği, Rus diline yönelik herhangi bir kısıtlamanın olmadığı zeminde başarı sansı bulabilir.

Ukraynalı siyasi elitler ülkedeki Batı ve Rusya yanlıları arasındaki fay hattını güçlendiren, Rusya’yı ötekileştiren ayrıştırıcı politikalara son verirse, Ukrayna’nın Batı ile ilişkilerini geliştirmesi Rusya için tehdit olarak algılanmaz.

Ukrayna-Rusya arasındaki derin ekonomik ilişkiler ve bunun taşıdığı potansiyel, Rusya için Ukrayna’yı kendi ekonomik entegrasyon projeleri için vazgeçilmez kılıyor. Sovyet ardılı ülkelerin ekonomik entegrasyonunu öngören Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) projesinin başarısı için Ukrayna gibi büyük bir ekonominin bu projeye dahil olması bir gereklilik. Bu açıdan Rusya, Ukrayna’nın kendi ekonomik hinterlandından kopup AB ile ekonomik ilişkilerini geliştirmesine sıcak bakmayacaktır.

Hatırlanacağı üzere bugünkü Ukrayna krizinin başlangıcını oluşturan olaylar, Ukrayna’nın AB ile ekonomi, ticaret ve diğer alanlarda iş birliği öngören ortaklık antlaşmasını imzalamaktan son anda vazgeçip, Rusya ile benzer bir anlaşma imzalaması sonucu Batı yanlılarının protesto gösterileri sonrası başladı. Avrupa Birliği (AB) ile Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) birbirini tamamlayan değil, aksine birbirine rakip iki entegrasyon projesi.

Açıkçası Rusya, bu iki projenin birbirine uyumlaştırılması için girişimde bulunmasına rağmen bu talep AB tarafından karşılık bulmadı. Oysaki, yine aynı coğrafyada Rusya, Çin’in Kuşak Yol Projesi ile kendi projesini birbirine rakip olmaktan çıkararak, ekonomik iş birliği zemini yaratıp bölge ülkelerini bir tercih yapmak zorunda bırakmadı. Bu nedenle “Finlandiya modeli” ekonomik düzlemde, Rusya’nın AEB projesi ile AB arasında ileri vadede bir uzlaşma sağlanabilirse gerçekleşebilir. Böylece, Ukrayna ekonomik olarak Rusya ile yakın ve aynı zamanda onu dışlamayarak Batı ile ekonomik iş birliği projelerine girebilir.

Politik engeller ve imkanlar neler?

“Finlandiya modelinin” politik düzlemde gerçekleşmemesinin en önemli nedeni, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü kaybetmiş olması.

Soğuk Savaş döneminde Finlandiya ve Sovyetler Birliği arasında sınırlar üzerinde bir tartışma yoktu ve taraflar birbirinin toprak bütünlüğüne tehdit oluşturmuyordu. Bugün hem Kırım’ın kaybı hem de Donbas bölgesinde ayrılıkçılarla devam eden çatışma tarafların üzerinde anlaşabileceği politik bir zemin yaratmıyor.

Eğer Ukrayna’nın tarafsızlığı sağlanacaksa bu hangi sınırlar içinde olacak?

Rusya için Kırım’ın Ukrayna’ya dönüşü kesinlikle tartışılabilecek bir konu değil. Eğer Batı ve Kiev bu gerçekliği kabul edip göz yumarlarsa bu konuda bir ilerleme sağlanabilir. Rusya, Donbas sorununun çözümü için nihai adres olarak Minsk Anlaşması’nın uygulanmasını gösteriyor.

Bu konu üzerinde biraz durmakta fayda var. Minsk Anlaşmaları, Normandiya Dörtlüsü (Fransa, Almanya, Rusya ve Ukrayna) toplantılarında belirlenen ilkeler çerçevesinde Ukrayna ve Donbas bölgesi temsilcileri arasında imzalanan, Donbas bölgesine Ukrayna sınırları içinde özel bir statü verilmesini, yeni seçimlerin yapılmasını, Rusya-Ukrayna sınırları üzerinde ikincinin kontrol sağlamasını öngören Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce de tanınan ve bu sorunun çözümünü öngören uluslararası hukuk belgesi. Bu açıdan bunu sadece Rusya’nın dayattığı şartlar olarak değil, ilgili bütün tarafların katılımıyla sağlanan müzakereler sonucunda uluşan bir uzlaşma olarak değerlendirmek gerekiyor.

Eğer ABD Normandiya Dörtlüsü’ne dahil olup bu anlaşmaların uygulanabilmesi için yeni yol haritaları belirleyerek Kiev’in bunu uygulamasını sağlarsa Finlandiya modelinin uygulanabilmesi için politik zemin sağlanabilir.

Rusya Ukrayna’nın ‘Finlandiyalılaşmasına’ nasıl yaklaşıyor?

Rusya’nın Ukrayna konusunda temel endişelerini, bu ülkenin, aynı şekilde diğer Sovyet ardılı ülkelerin, NATO gibi Rusya’ya tehdit oluşturan askerî bloklara girmesi ve topraklarına Rusya’nın güvenliği ve toprak bütünlüğüne tehlike arz eden askeri ekipmanların yerleştirilmesi ve askeri üsler kurulması oluşturuyor. Savunma Bakanlığı’nda katıldığı toplantıda Putin, Ukrayna’ya yerleştirilen füzelerin 7-10 dakika içinde Moskova’ya uluşabileceğini belirtirken bu durumun Rusya için kabul edilemez olduğunu açıkça vurguladı. Bu nedenle Ukrayna’nın NATO’dan arındırılması ve tarafsızlığının sağlanması Rusya’nın çıkarlarıyla örtüşüyor.

Birçok uzman tarafından formüle edildiği gibi ‘NATO dışında Ukrayna, Ukrayna dışında NATO’ şu an için elde edilmesi gereken en önemli amaç. Bu amaca uygun olarak “Finlandiya modeli” Kremlin için kabul edilebilir.

Ancak güvenlik öncelikli konu olsa da ekonomik ve kültürel faktörler de Rusya’nın bu yaklaşımı benimsemesinde önemli. Eğer Rusya’nın yukarıdaki endişeleri giderilirse ve uzlaşma sağlanabilirse Ukrayna’nın “tarafsızlaştırılması” gerçekleşebilir.

Yakın dönemde gerçekleşebilir mi?

Tüm iyimser beklentilere rağmen bu politika yakın vadede gerçekleşebilir değil.

Kiev yönetiminin Rusya karşıtı pozisyonu, Rusya’nın Ukrayna sınır boyunca yaptığı askerî yığınak ve bunun baskı aracı olarak kullanılması, ilgili taraflar arasındaki güven sorunu, Kırım ve Donbas’ın statüsü, birbiriyle çelişen ekonomik entegrasyon projeleri bu politikanın gerçekleşmesinin önündeki önemli engeller.

Batı için bu formülün kabul edilmesi, Rusya’nın Kırım üzerindeki egemenliğini tanımasa bile buna göz yumması, Ukrayna’nın kaybedileceği, Rusya’nın büyük güç statüsünün bir kez daha teyit edileceği anlamına geliyor. Bu nedenle, Rusya, Suriye ve Libya krizlerinde Batı’ya belli ölçülerde taviz vererek bu düşüncelerin önünü alabilir. Ayrıca, Rusya çözümün anahtarı olarak gördüğü ve Donbas’ın statüsünü de içeren Minsk Anlaşmalarında taviz verebilir.

Bugünkü şartlarda her ne kadar Rusya’nın kartları güçlü görünse de Almanya’nın pozisyonunun belirsizliği, Fransa’nın seçimler sonrası yeni başkanının yaklaşımı vb. yeni değişkenler ileri vadede tarafların uzlaşabileceği bir zemin yaratabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 17 Ocak 2022’de yayımlanmıştır.

Çağrı Adil

2013 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Lisans eğitimi sırasında Erasmus staj programı kapsamında 3 ay süreyle Malta Ulusal Arşivi’nde çalışmalar yürüttü. Yüksek lisans derecesini, 2017 yılında St. Petersburg Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi’nde “Türkiye-Rusya ilişkilerinde Suriye faktörü” başlıklı teziyle aldı. Yurt içi ve dışında çeşitli bilimsel etkinliklere katılıp, sunumlar gerçekleştirdi, yabancı medya kuruluşlarına röportajlar verdi ve makaleler yazdı. Çağrı Adil, halihazırda St. Petersburg Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi’nde doktora yapıyor. İyi derecede Rusça ve İngilizce biliyor, Rus dış politikası, Rusya-Doğu Avrupa ülkeleri ilişkileri, Türkiye-Rusya ilişkileri, Dış politikada analitik düşünce merkezlerinin rolleri üzerine çalışmalarını yürütüyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend