Öldü, ölecek derken “kaset” küllerinden mi doğuyor?

Teknoloji dev adımlarla ilerlese de insanlar “nostalji”den kurtulamıyor, yani geçmiş bir çağa, geçmişte sahip olduğuna aşırı sevgi ve özlem besliyor. Dokunmak, koklamak, bakmak ve hatırlamak istiyor. O “mutlu an”ın yarattıklarını arıyor. Ve bunun ruha iyi geldiği yönünde yaygın bir kanı var.

Oysa İsviçreli bilim adamı Dr. Johannes Hoffer bu terimi tanımladığında, ki sene 1688’dir, bir “rahatsızlık”a karşılık geliyordu. “Özünde şeytani sebepler bulunan nörolojik bir hastalık”a… Nitekim terim, Yunanca “dönüş” (nostos) ve “acı” (algos) kelimelerinden geliyor.

Nostalji artık insani deneyim için önem arz eden hayli “normal” bir duygu… Araştırmacı yazar Lauren Martin’e kulak verirsek; “keder ve mutluluk gibi, nostalji de evrensel bir his”… Öyle ki, bu hissi tüm ırklar, tüm kültürler ve her yaştan insan paylaşıyor. Bazen acı verici olsa da, can sıkıntısına, yalnızlığa ve kaygıya karşı elimizdeki en güçlü antidot olduğu bir gerçek, başka bir deyişle o müthiş bir panzehir.

70’lere dönüş modası

Nelere nostalji besleriz? Çoğu kere arkadaşlarla, aile bireyleriyle ilgili anılara… Tatillere, düğünlere, gün batımlarına, deniz, göl yahut yeşil ormanlara… Retro oyun konsollarına… Ve bazen şarkılara…

Postmodern dünyada zaman algısı kronolojik sırayla ilerlemiyor. Göz önüne baksa da, zihin geçmişe dönüyor ara ara… Belki de bu yüzden, son yıllarda sinema ve televizyondaki örnekler popüler müzik dünyasını da etkisi altına alıyor. Bilhassa 1970’lerde üretilen Türkçe sözlü hafif Batı müziği ve 80’lerde patlayan Arabesk türündeki şarkılar, bugün, döneminde gördüğünden bile fazla ilgi görüyor. O yıllara ait şarkıların yer aldığı albümler, radyo ve televizyon programları, temalı partiler revaçta…

O günlere dair şahsi tecrübesi olanları anlamak mümkün; ancak en az onlar kadar genç bir kitle var ki, o günleri anmakla aramak arasında bocalıyor. Öyle ki, teknolojik platformlardan değil, kasetlerden, plaklardan dinlemeyi tercih ediyorlar.

Bu ilgiyi fark eden yapımcılar, vaktiyle yayımlanmış, bugün piyasada olmayan plakları yeniden üretiyorlar. Sınırlı da olsa yeni LP’ler basıyorlar. Fakat benzer bir durum kaset için geçerli olamıyor ne yazık ki… Olamıyor, çünkü 2007 senesinden bu yana kaset üretilmiyor. Manisa’daki fabrika kapandı. Dünyada ise bir tek fabrika açık; 1969 yılında ulusal ses firması olarak açılan Springfield,1 hâlâ faal olan son kaset fabrikası… Dünyada pek çok fabrika, 90’ların sonunda kaset üretimlerini durdurup CD üretimine geçse de, Springfield, bu alandaki ısrarını koruyunca, ilk yıllarda oldukça zorlu zamanlardan geçiyor. İşin tuhafı, hiç beklenmedik bir şekilde şu anda eskisinden daha fazla kaset üretimi yapıyor. Buna mukabil, bir zamanlar teyp ve video kaset üretiminde dünyanın ikinci büyük firması olan Raks Elektronik’in Manisa’daki fabrikası icra yoluyla satışa çıkarılıyor; gel gör ki 22 milyon istenen fabrikaya uzun süre alıcı bulunamıyor. Ve nihayetinde İzmir 11. İcra İflas Müdürlüğü tarafından ikinci kez açık artırmaya çıkarıldığında, Vakıfbank, 9 milyon 100 bin lira vererek tesislerin yeni sahibi oluyor.2

Dünya markasının hazin sonu

Bunu biraz açalım: Yaklaşık yarım asır önce elektronik sektöründe üretim yapmak amacıyla Manisa’da kuruluyor Raks… 1993 yılında halka açılıyor. 1995’te ABD’nin teknoloji şirketlerinin ağırlıklı olduğu Nasdaq Borsası’na kote olan ilk Türk şirketi unvanını kazanıyor. Özellikle kaset üretiminde önemli yatırımlara imza atıyor; hem iç hem de dış piyasada önemli bir noktaya geliyor, 55 ülkeye ihracat yapıyor. Ve bir anda Raks, dünyada ikinci büyük oyuncu oluyor.

Ancak 1999’a gelindiğinde, Asya ve Rusya kriziyle birlikte Marmara depreminin yarattığı daralma, teknolojideki hızlı değişim sonucu kaset talebi azalıyor. Kasetin yerini CD alıyor ve Raks buna ayak uydurmakta zorlanıyor. 2000 yılında bir hamle yapıp, ilk yerli cep telefonunu üretiyor. 14 model geliştiriyor. Görüntülü cep telefonu üretimine hazırlanırken girdiği darboğazı aşamıyor.

2000’lerin başında, bir müddet JVC, Kodak, Sony gibi markaların fason üreticisi olurken, 2007’de son nefesini veriyor.

Kasetin mucidi: Lou Ottens

Hemen hatırlatalım: Bildiğimiz anlamda teyp ve kaseti icat eden firma, merkezi Hollanda’da bulunan, 60’tan fazla ülkede faaliyet gösteren, dünyadaki en büyük elektronik şirketlerinden biri: Philips.

İlk kompakt kaset bir Philips çalışanı olan Lou Ottens tarafından geliştiriliyor. Boyutları ortalama olmasına karşın daha iyi ses kalitesi ve anında kayıt gibi özellikleri nedeniyle zaman zaman “kompakt kaset” olarak anılıyor, sonra yalnız “kaset” deniyor.

Lou Ottens, icadını 1962 yılında yapıyor, Elindeki ilk kaseti, “Sigara paketinden daha küçük!” sloganıyla bir elektronik fuarda görücüye çıkarıyor. 1963 yılında Avrupa’ya, 1964 yılında da Amerika’ya sunuyor. Philips şirketinin bu teknolojiyi ücretsiz olarak diğer şirketlere de lisanslaması sonucu kaset, standart bir format haline geliyor.

İlk ev tipi teypler, ses kaydediciler ilk kez burada piyasaya sürülüyor. 1970’li yıllarda otomobiller için teypler üretilince, yükselişi başlıyor.

Ottens, Philips ücretsiz patentini kullanarak standart bir kaset boyutunu küresel çapta dağıtmak için Sony ile bir anlaşma yapıyor. Sony’nin 1979 yılında çıkardığı WalkMan ile kaset zirveye ulaşıyor.

Kaset teknolojiye meydan okuyor!

Hayat, hızla akıp giderken, ona eşlik edemeyen her şey “çöp”e gidiyor ne yazık ki… Kasette de yaşandığı gibi… Kaseti zirveden indiren CD oluyor. CD ise MTV, Dream, Kral gibi müzik kanallarıyla YouTube ve Mp3’e yeniliyor. Video klip furyasıyla altın dönemini yaşayan müzik kanalları da bir süre sonra bir bir kapanıyor. Ve kriz yeni albümleri frenliyor. Müzik pazarını yüzde 25 daraltıyor. En can alıcı düşüş 13-17 yaş arasındaki gençlerin CD alımında yaşanıyor. Turkcell, Türk Telekom, Vodafone ve Power Club’la yapılan uygulamalar sektöre taze kan getirse de, dinleyici, Spotify, Deezer, Fizy ve Muud gibi platformlarda karar kılıyor bir süredir. Yılda ortalama 40-50 milyon bandrol alınan sektörde işler pek yolunda değil gibi…

İşte tam da bu esnada kaset küllerinden doğuyor. Üretimi yapılmadığı halde, dolaşımda yahut arşiv dolaplarındaki kasetler günden güne önem ve değer kazanıyor. Beş on yıl öncesinde eski nesil için salt bir anı, yeni nesil için ise tarihin tozlu sayfalarında kalmış eski bir teknolojiyken, kıymete biniyor.

Kâğıt baskı, cam baskı… Nedir farkı?

Peki, kaset kaset diyoruz da her kaset bir mi? Bunun “cam baskı” olanı, “kâğıt baskı” olanı var. Almanya baskısı var. 60’lığı, 90’lığı var. Vidalısı vidasızı var. “Dolum” olanı var. İyi de, aralarındaki fark ne?

Özetle söyleyeyim: İlk kasetler, kemik kasa denilen plastikten üretiliyor, şarkıcının ve albümün adı, firma logosu kâğıt etikete yazılıyor ve bu etiket kasete yapıştırıyordu. Böylesi kasetlere “kağıt baskı” deniyor. Uzun süre bu kasetler piyasada egemen oluyor. Sonra onları şeffaf mika üzerine serigraf baskılı kasetler takip ediyor. Şeffaf olmalarından dolayı bu kasetlere de “cam baskı” deniyor.

Lisansını GEMA’dan alan yahut Almanya başta olmak üzere Avrupa’da pazarlanmak üzere üretilen kasetlere de “Alman baskı” adı veriliyor. Bu kasetleri üreten öncü firmalar ise şunlar: Minareci, Türküola, Uzelli, Alparslan ve Destan…

60 ve 90, kasetin çalma uzunluğudur. Başlarda 60 dakikalık kasetler kullanılırdı albümlerde… Her yüzünde yaklaşık 6 ile 8 arasında şarkı yer alırdı. Sonra bu 45 dakikalık kasetlere indirgendi. Yani toplamda 8 ile 10 şarkının sığdığı kasetlere…

90 dakikalık kasetler, genelde “dolum”da kullanılırdı. Kişi, elinde bir listeyle, bir kasetçiye gider, istediği şarkıyı istediği sırayla kaydettirirdi. Böylelikle en sevdiği şarkılar tek bir kasette toplanırdı. Cebinden fazla para çıkmazdı.

Telif Hakları ve Bandrol Yasası

Günümüz trendlerinden biri artık kaset… Ve ciddi, hayli fazla koleksiyonerleri var. Büyük çoğunluğu belli bir sanatçının kasetlerini biriktirir. Zira hayrandır ona… Bu kitle, o sanatçıya dair ne varsa (LP, 45’lik, CD, DVD, VCD, VHS, Beta, kartpostal, afiş, lobi kartı vs.) toplar. İkinci kitle, sanatçıların CD yahut plak formatında çıkmayan, ulaşılmayan albümlerin peşine düşer. Üçüncü bir kitle de, kâh kapağını beğendiği, kâh taşıdığı nostaljik değeri, bazen de o dönemin müziklerini, ses kalitesini beğendiği için arşiv yapar.

Şunu söylemek gerek: Kasetlerin basıldığı tarihlere göre ses, görüntü ve korunma bağlamında bazı farklılıklar görülür. Analog kayıt ile dijital kayıt arasındaki fark gibi… Kemik (sert plastik) kasetin mika (orta sertlikteki plastik) kaset arasındaki fark gibi… Vidalı ve vidasız kaset arasındaki fark gibi…

Cam baskı kasetler kâğıt baskı kasetlere nazaran daha ucuzdur. Daha kolay bulunurlar. Basıldıkları yıla göre ses kalitesinde farklılık görülür.

Şunu da ekleyelim: Bazı kâğıt baskı kasetler, bazı kâğıt baskılı kasetlerden daha çok tercih edilir. Burada belirleyici öğelerden biri bandrol… Telif haklarını düzenlemek amacıyla 1985 yılında çıkan bir yasayla, basılan her kasetin üzerinde bir bandrol olması şart koşuluyor. Ve 1986 yılında ilk beyaz bandrollü kasetler piyasaya çıkıyor. Onu sarı bandrollüler takip ediyor.

Yedek şarkılara rağbet

Elbette her kâğıt baskı kaset, cam baskıdan daha değerlidir demek doğru değil. Öte yandan bazı cam baskı kasetler sınırlı sayıda basıldıkları için kâğıt baskı kasetlerden kat be kat değerli olabiliyor.

Kasetlerde rağbet genellikle Alman baskı denilen türe yöneliktir. Yurtdışında basılan ve farklı yollarla Türkiye’ye getirilen kasetlere yani… Bu kasetlerin fiyatları çok yüksektir. Kur belirleyici bir faktörse de, asıl sebep, ses kalitesi ve uzun ömrüdür. Bir de bu kasetlerde, Türkiye’deki albümlerde olmayan, “yedek” şarkılar da bulunur.

Nedir “yedek” şarkı, hemen söyleyeyim: Bir sanatçı, bir albüm için kayda girdiğinde, albüme alınan parça kadar kayıt yapılır. Yani 12 şarkılık bir albüm için bazen 20-24 parça kaydedilir. İşte albümde kullanılmayan bu parçalara “yedek” denir. O yedekler, Alman baskılarda, ya “karma” kasetlerde ya da yanına eskilerden birkaç parça eklenerek “yeni” oluşturulan kasetlerde kullanılır.

Bazı sanatçılar, bazı özelliklerinden ötürü, herkesten öne çıkar. Burada sesi, yorum gücü, karizması ve adını koymakta zorlandığımız nice şey rol oynayabilir. Bu kişiler, sektörün lokomotifi gibidir. Kimler mi onlar? Tahmin edebileceğiniz gibi Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Erkin Koray, Barış Manço, Ahmet Kaya, Neşet Ertaş ve İbrahim Tatlıses… Muhakkak fark etmişsinizdir, en çok arabesk sanatçıları iltifat görür. Arşivciler arasında Müslüm Gürses’in yeri başkadır. O “baba”dır çünkü…

Bir şampiyonluk kaseti 5 bin lira

Diyeceksiniz ki, iltifat görüyor da, bunun akçeli karşılığı ne? Onu da söyleyeyim:

Sezen Aksu’nun Türküola tarafından, 1061 etiketiyle Almanya’da, 1978’de piyasaya sürülmüş “süper long”, yani 70 dakikalık Serçe kaseti, 800 ile 1000 lira arasında bir değer görüyor. Mesela Bülent Ortaçgil’in, Çekirdek Sanatevi tarafından 035 etiketiyle 1986’da piyasaya sürülmüş, ama aslında 1975’de doldurulanın yeniden basımı olan Benimle Oynar mısın kaseti 600 ile 800 arasında satılıyor. Benzer şekilde Neşet Ertaş’ın Uzelli tarafından 122 etiketiyle piyasaya sürülen Hata Benim kaseti de 500 – 700 arasında alıcı bulabiliyor. Şahe Dengbejan Şakiro’nun Neminim, Feyzullah Çınar’ın Ya Dost, Müslüm Gürses’in Esrarlı Gözler, Ersen’in Dünden Bugüne, Pilli Bebek’in Uyandırmadan, İsmail Demircioğlu’nun Sırdaş Türküsü, İlhan İrem’in Bezgin, Barış Manço’nun Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Yavuz Çetin’in İlk kasetinin de yaklaşık olarak 100-300 bandında satıldığını biliyoruz.

İki kaset var ki, hem içerikleri hem de değerleriyle çarpıcı… Biri, Damla Plak tarafından 1989’da piyasaya sürülen Fenerbahçe’nin 1988-1989 Şampiyonluk Kaseti… Şu an piyasa değeri 5 bin civarı bu kasetin… Üstelik ikinci el ve kapsız, kartonetsiz haliyle… İçinde de sezonun kısa özeti, deplasman maçları ve röportajlar var. Diğer çarpıcı kaset ise Yılmaz Güney’in… Hapishane Çilelerim adlı kaset, sanatçının fırtınalı yıllarını anlatıyor. Ve yaklaşık piyasa değeri bin 500 lira seviyesinde…

Tüm bunların yanında, üretim maliyetinin de altında, 1 liraya, 2 liraya satılan jelatini üzerinde kasetler de var: Kenan Doğulu, Muazzez Aksoy, İzel gibi…

Günümüzde detoneler bile sanatçı

Şunu kabul etmek gerek ki, Çekirdek Sanatevi’nden çıkan kasetlerin özel bir yeri var. Bu kasetlerin kapaklarında basit, çocuksu çizimler bulunur. Albüm adı, sanatçı adı el yazısıyladır. Onları değerli kılan bu “tasarım” değildir hiç kuşkusuz. O stüdyonun ürettiği kasetlerde müziği bugün bulmak zordur. Nadir oluşları da değerlerini artırıyor doğal olarak…

Bu arada belli bir sanatçıyla hiçbir ilgisi olmayan ve sırf kasetler piyasada zor bulunduğu için toplayanları da unutmayalım. Bu gibi arşivciler, kasetin parasal değeriyle ilgilenirler sadece…

Her ne sebepten olursa olsun, görünen o ki, bugünün sanatçıları bir dönemin sanatçıları kadar iltifat görmüyor. Sebeplerden biri şu olabilir: O dönem, birinin albüm yapabilmesi için sahiden benzersiz bir yoruma ve güçlü bir sese sahip olması gerekiyordu. Oysa bugün parasını veren albümünü çıkarıyor. Sebeplerden bir diğeri de şu olabilir: O dönemin güfteleri de, besteleri de, kıyas kabul edilmeyecek kadar etkileyici… Daha lirik, daha derin anlamlı… Hem kulağa hem yüreğe sesleniyor. Bugün ise her yazılana güfte, her yan yana gelen notaya da beste deniyor adeta… Yüksek teknoloji sayesinde detoneler, bet sesliler bile sanatçı…

Belki de bu nedenlerden dolayı son zamanlarda çıkan eserlerin koleksiyonunu yapan pek bulunmuyor. İlgilenenler de farklı dijital platformlardan dinleyip albüm alma zahmetine girmiyor.

İMÇ artık eski günlerinde değil. Yapımcı sayısı sınırlı… Satıcı sayısı da öyle… Koleksiyonerler artık buraya bakmıyorlar. Kimileri Facebook’ta oluşturulan sayfalar üzerinden alım yapıyorlar. Kimileri de Trendyol, Gittigidiyor, Nadirkitap, Hepsiburada, Kitantik yahut N11 gibi pazaryerleri üzerinden… Çünkü aradıklarını İMÇ’de değil, buralarda bulabiliyorlar. Bir de bit pazarlarında…

Son olarak şunu belirtmekte fayda var: Müzik çok özel bir sanat dalı… Kaset koleksiyonu yapanlar için ise anlamı sanılandan da fazla… Dünyanın parasını yığsanız önlerine, üretim maliyeti belki de beş lirayı bulmayan kaseti vermezler size… Çünkü onun için kaset, yalnızca kaset değildir. Ruhunun gıdasıdır.

KUTU 1

İLKLERE İMZA ADAN “RAKS”IN KARNESİ

  • Müzik Yapımcıları Birliği’nin (MÜYAP) kuruluşuna öncülük etti.
  • Korsan kaset piyasasını geliştirdiği hologram sistemi ile yüzde 90’dan yüzde 15’e düşürdü.
  • Raks 1985’te Berlin’de dünyanın en büyük elektronik fuarı olan IFA’ya katılmış ilk Türk firması unvanına sahipti.
  • 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1999’da ekonomiye katkılarından ötürü Raks Grubu Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Aslan Önel’i “Devlet Üstün Hizmet Nişanı” ile ödüllendirmişti.
  • Kaset sektöründe güçlü bir şirket olan Raks, Ebru Gündeş, Emel Sayın, Bülent Ersoy, Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nükhet Duru gibi isimlerle çalışı.
  • Bir dönem 2 bin 700 olan çalışan sayısı 2000’de 400’e indirilmişti.

KUTU 2

TÜM ZAMANLARIN EN ÇOK SATAN 5 ALBÜMÜ

  1. İbrahim Tatlıses Mavi Mavi (1985) 3,5 milyon
  2. Orhan Gencebay Dil Yarası (1984) 3.6 milyon
  3. Coşkun Sabah Beni Unutma (1990) 2,9 milyon
  4. Mahsun Kırmızıgül Yıkılmadım Ayaktayım (1998) 2.6 milyon
  5. Tarkan Ölürüm Sana (1997) 2.6 milyon*

*Veriler yaklaşık değerlerdir. Ve İstanbul Music’in verilerine göre Türkiye’de toplam albüm satışları içinde 33 milyon kopya ile İbrahim Tatlıses ipi göğüslemekte… Müslüm Gürses’in listeye girmemesi ise çok şaşırtıcı… Oysa 1986 yılında Bayar Müzik firmasından çıkardığı Küskünüm albümü Türkiye’de tüm zamanların en çok satan albümüdür.3 Albüm sadece yasal olarak 12 milyondan fazla satmıştır.4

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 8 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

  1. https://www.youtube.com/watch?v=CMTpvr9HXeI
  2. https://www.ntv.com.tr/ekonomi/raksin-fabrikasi-artik-vakifbankin,XcZThv2XA0Ozpvahu7u45w
  3. https://twitter.com/Burhan_Bayar/status/824893939417182210 (Yapımcı Burhan Bayar’ın birinci ağızdan yaptığı açıklama baz alınırsa, Mavi Mavi albümü 6 milyon 800 bin kişi tarafından satın alınmış. Yani yukarıdaki veri, olasılıkla bazı yanılsamaları da içermekte… Bu da doğal. Zira o dönem, istatistiki verilere ulaşmak bugünkü kadar kolay değildi. Hem MÜYAP yoktu, hem de korsan çoktu.
  4. https://web.archive.org/web/20160307141926/http://www.bursahaber.com/asklarin-tercumani-sakir-askan-makale,8097.html

Saeid Hajihassaniasl

Dr. SAEİD HAJİHASSANİASL - 1978'de İran’da doğdu. İktisat bölümünde lisans ve yüksek lisansı bitirdikten sonra Türkiye’ye geldi. 2013 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, İktisat Bölümü’nden mezun oldu. 2014 yılında Gaziantep Üniversitesi, İslahiye İİBF İktisat Bölümü’nde çalışmaya başladı. Uzmanlık alanı mikro iktisat, iktisadi performans ve verimlilik… Birçok farklı yayında yazıları yer aldı. Tüm akademik programın dışında, Türk müziği üzerine araştırmalar da yapan bir koleksiyoner…

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend