Barbie – Bir ‘izle ve unut’ filmi…

Oyuncuları, yazarları greve giden, seyircisini dijital platformlara kaptıran Hollywood, iki filmin yaratacağı mucizeden medet umuyor. Oppenheimer’ın yarattığı hayal kırıklığı, Barbie’yle sürüyor. Yeni bir şey söylemeksizin tüketim çılgınlığını zirveye taşıyan bir izle ve unut filmiyle karşı karşıyayız. Gizem Şimşek Kaya yazdı.

1959 yılında ortaya çıkan Barbie, Amerikalı iş kadını Ruth Handler’in kızı Barbara Handler’den esinlenerek yaratılmış bir oyuncak olmakla birlikte, zaman içerisinde tüm dünyanın en gözde oyuncak bebeklerinden biri haline gelir. O zamana dek yapılan karton bebeklerden sonra Handler’in kızı ve arkadaşlarının yetişkin kadın bebeklerle oynamaktan daha çok keyif aldıklarını fark etmesiyle üç boyutlu bir bebek yapmaya karar vermesi sonucu ortaya çıkan bu gelişme, tamamı erkek yöneticilerden oluşan Mattel’e bu teklifi götürmesi sonrası daha ilk anda sekteye uğrar. Bunun üzerine Almanya’ya giderek oradan Lili adlı bebeklerden edinip, profesyonel bir terzi tutup ürettiği üç boyutlu bebeğe giysiler tasarlaması sonrası Mattel’e Barbie oyuncağını kabul ettirmeyi başarır ve 1959 yılında Ruth’un kızının adını alan ilk Barbie piyasaya çıkar. 1990’lı yıllardan itibaren popüler bir bebeğe dönüşen Barbie hem logosu hem de tercih ettiği pembe renkle dünyayı fethetmeyi başarır.

50. yaşını kutlayan dünyaca ünlü manken Claudia Schiffer’ın Versace imzalı kıyafetiyle yaratılan Barbie’si gibi modacıların özel kreasyonlarından, Vivien Leigh’in Scatlett O’Hara’yı canlandırdığı Gone With The Wind (Rüzgâr Gibi Geçti, 1939) filminin Barbie’si gibi kült filmlerde kullanılan kıyafetlerle tasarlanan bebeklere değin farklı birçok Barbie modeli üretilir ve üretilmeye de devam edilir.

Özellikle koleksiyoncuların peşinde koştuğu, her yıl birçok yeni ve sınırlı sayıda ürün de üreten Barbie markasının şimdiye dek animasyon olarak 2001’den itibaren birçok filmi de video formatında Barbieseverler ile buluşur.

Barbie 1959 yılında ortaya çıkan bir oyuncak bebek iken, sonrasında evlerinden arabalarına, atlarından ev eşyalarına varan bir sektör pazarlamasına dönüşür. Adeta bir tüketim çılgınlığı içerisinde kıyafetleri, dolapları, farklı meslek tercihleri sonrası Barbie’nin ilk çıkan bebeğine ek olarak çocukları, sevgilileri, hamile olanları, denizkızı versiyonlarının yanı sıra etnik olarak farklı türleri de yavaş yavaş piyasaya sürülür. Böylelikle Barbie tek bir bebekken koca bir evrene dönüşür.

Animasyondan gerçek oyunculara…

2023 yılına geldiğimizde ise özellikle Walt Disney’in başlatmış olduğu Cinderella (2015), Beauty & The Beast (2017), Aladdin (2019) gibi animasyon filmlerinin gerçek oyuncularla tekrar çevrilmesi geleneği devam etti ve bu çılgınlık bu kez Warner Bros yapımcılığındaki Barbie: The Movie geçtiğimiz haftalarda gösterime girdi.

Zara’dan Marks&Spencer’a, Burger King’den yerel markalara varana değin herkes bu tüketim çılgınlığından kendine pay alabilmek adına Barbie içeren veya bu konsepti andıran ürünleri de tam bu gösterim sırasında piyasaya sürdü. Pembe mayonezler, Barbie kutusu şeklinde tasarımlanan cam asansörlerle birlikte tüm dünya filmle beraber adeta pembeye boyandı.

Çocukların keyifle vakit geçirmesi için aslında kendi çocuğundan yola çıkan bir annenin, erkek egemenliğindeki bir yönetime zorla kabul ettirdiği bir ürünün tüketim çılgınlığına dönüşmesi sürecinin hazin hikâyesi, filmin de gösterime girmesiyle tüketim çılgınlığını da pik noktasına vardırdı.

Barbie: The Movie ile Oppenheimer’ın aynı tarihlerde gösterime girmesiyle reklam kampanyaları zirveye ulaştı. Tarihe Barbenheimer haftası olarak geçecek günleri yaşıyoruz. Oppenheimer atom bombasının mucidinin hikâyesini anlatıyor. Barbie ise erkek egemen dünyaya itiraz eder gibi yapıyor.

Bu şekilde baktığımızda, 2000’lerden itibaren çocukları tüketim çılgınlığına sürükleyen bir oyuncak ile Hiroşima ve Nagazaki’de nükleer savaşın tohumlarını atan bir adamın hayat hikâyesini, bunları birlikte pazarlayacak kadar çılgınlaşmış bir dünyada, kıyasıya bir yarışın içinde izliyoruz.

Fakat bazı ülkeler bu pembe çılgınlığa katılmayarak Barbie: The Movie’yi halkına izletmeme kararı aldı. Vietnam ve Filipinler’de, Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi’nde hak iddia etmek amacıyla kullandığı dokuz kesik çizgili haritasına yer verdiği gerekçesiyle film yasaklandı. Aynı şekilde daha önce tartışmalı Güney Çin Denizi haritasına yer verildiği için 2022’de Hollywood filmi Uncharted ve 2019’da Abominable isimli animasyon filmleri de Filipinler’de gösterimden kaldırılmıştı.

İran’da devlet desteğindeki bir çocuk kuruluşundan 1996’da yapılan bir açıklamada, Barbie bebekleri, makyaj ve vücudu gösteren kıyafetler gibi Batı’ya özgü şeylerin ülkeye girmesine yol açan truva atı olarak nitelemiş; 2002 yılında ise alınan bir kararla oyuncakçılardan toplatılmıştı. 2012 yılına kadar İran’da Barbie satan olmadı; satmaya yeltenen oyuncak dükkânları da kapatıldı.

2023 yılına geldiğimizde ise Barbie: The Movie dünyanın dört bir yanını pembeye boyayarak tüketim çılgınlığında zirveye koşarken Ortadoğu için geleneksel erkek otoritesine karşı büyük bir meydan okuma içerdiği gerekçesiyle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Mısır başta olmak üzere bazı Ortadoğu ülkelerinde önce ertelenme sonra da yasaklanma haberleri ile gündemde olmayı sürdürüyor.

Hadi Barbie partiye gidelim…

Barbie filmi sayesinde, eleştirmenlerin tweet’leriyle birlikte, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada bir süredir gözlenen film eleştirmenleri yerine, belli bir sayıda takipçisi olan influencer’ların özel gösterimlere çağırıldıkları gerçeği de ayyuka çıkmış oldu. Filme güvenmeyen dağıtım şirketleri, dünya genelinde filmlerin alt metinlerini okuyamayacak, sadece etrafın fotoğraflarını çekip, pembe giyinip Barbie gibi durup poz verecek ya da Barbie makyajı yapacak bir topluluğa filmi izletip reklam yaptırmayı tercih etti. Sosyal medyanın pembeye boyanmasının yanı sıra Google arama motorunda Barbie yazdığınızda ekranın tamamen pembeye boyanması, TikTok gibi mecralarda pembe tonlarında makyaj yapılması gibi pazarlama hamlelerine film öncesinde ve film haftası boyunca maruz kaldık. Öyle etkin bir reklamdı ki bu, filmin yönetmeni Greta Gerwig ile Mattel firması tonlarca para kazandı.

Peki, film gerçekten iyi miydi?

Barbie: The Movie…

Yönetmen Greta Gerwig, merakla beklenen filmini izlemeden önce referans aldıkları The Truman Show (1998), Wizard of Oz (1939), Midnight Cowboy (1969), Mean Girls (2004) gibi filmlerin listesini de yayınlamayı ihmal etmedi. Aslında bu listeye baktığınızda filmin senaryosunun bunlardan oluşturulduğu için yeni bir şey vaat etmediğini hemen fark edebilmek mümkün.

Filmin senaryosunda, bahsi geçen ünlü film The Truman Show’a benzer şekilde hayatı sorgulamaya başladığı anda ters giden bir şeyleri fark eden Barbie’nin normal dünyaya geçerek sahibini bulması ve arasındaki problemleri halletmeye çalışması işleniyor.

Barbie’nin sevgilisi Ken’in Barbie’nin peşine takılarak dünyaya gelmesi ve dünyanın ataerkil şekilde yönetildiğini görmesi üzerine de Barbie dünyasına dönüp orayı ataerkil bir yapıya dönüştürmesiyle çatışmalar ilerliyor.

Gerçekteki Mattel firmasında olduğu gibi filmde de yöneticilerin hepsinin erkek olduğu, boyunlarına ise pembe kravatlar takmış olduğu görülürken, Ken’in Barbie dünyasına getirdiği ataerkil düzenin Barbie ve dünyadan gelen sahibi ile kızının uğraşlarıyla geriye döndürülmeye çalışması finale giden uzatmaları oluşturuyor.

Barbie’yi Barbie dünyasına geri götürmeye uğraşan Mattel yetkililerinin Barbie dünyasına gelmeleri sonrasında karşılaştıkları Barbie’lerin yine anaerkil sisteme geçmiş olmaları ise gerçek dünyadaki yönetimin halen ataerkil kalmaya devam ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Böylelikle tüketim çılgınlığını arttıran film, anaerkil düzenin sadece Barbie dünyası gibi hayal âleminde kalacağının altını finalde özenle çiziyor.

Erkeklerin işe yaramayan, yalnızca var olan karakterler olarak gösterildiği Barbie: The Movie’de ataerkil düzene geçiş ise toplumumuzda “at, avrat, silah” olarak nitelendirdiğimiz durum üzerinden özetleniyor ve Ken’ler kovboy tiplemeleri ile adını Kendom olarak değiştirdikleri evlerde kadınları, yani Barbie’leri adeta yanlarında taşıdıkları bir sepet gibi kullanıyorlar. Erkeklere muhtaç gösterilen ve erkeğin her buyruğunu yerine getiren Barbie’ler, aslında gerçek dünyadaki kadınların pembe renkler içerisinde lanse edilmiş hallerinden öteye geçmiyor.

Film içerisinde Tuhaf Barbie olarak ötekileştirilmiş olan Barbie’nin toplumca kabul görmeye başlaması gibi durumlar da tüm bu alt metinlere baktığımızda yine hayal âleminde yaşanabilecek şeyler olduğunu hissettirmemeye çalışarak umut tohumları ekmeye çalışıyor. Feminizm ve ataerkil düzene başkaldırı içeren bir film olarak lanse edilse de filme biraz uzaklaşıp baktığınızda size masal anlatmaktan öteye gitmeyen ve bu düzenin yalnızca pembe rüyalarımızda karşımıza çıkabileceğini söyleyen bir umutsuzluğun da altını çiziyor.

Böyle bakıldığında kadınların benzemeye çalıştıkları, makyajlarını bile ona benzer yapmaya özen gösterdikleri bir figürün, aslında tamamen özgün senaryolardan devşirme olarak yazıldığı, yeni bir şey söylemeksizin tüketim çılgınlığını pik noktasına çıkarmak adına bol reklamla desteklenen bir izle ve unut filmi olduğunu söylemekte bir sakınca da bulunmuyor.

Hal böyleyken aslında henüz iyi bir yönetmen olarak kabul görmeyen Gerwig’in reklamlar ve promosyonlarla hasılat yapması ve ünlü olması da çok şaşırtıcı değil. Üstelik bununla da kalmayarak film, ilk hafta sonunda 155 milyon dolarla yılın en iyi açılışına ulaşmasının yanı sıra bir kadın yönetmenin yaptığı en iyi açılış hasılatına ulaşan film olmayı da başardı.

Bundan uzun süre sonra dönüp Barbenheimer haftasını detaylı biçimde incelemek isteyen araştırmacılar ise Barbie özelinde filmin niteliğinden ve alt metinlerinden önce global ölçeğe ulaşan, devasa bütçeler ile ortaya konulan muazzam PR çalışmalarının başarısıyla karşı karşıya gelecek.

Yoksa ortada, cidden, başka bir alt metin yok muydu?

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 10 Ağustos 2023’te yayımlanmıştır.

Gizem Şimşek Kaya
Gizem Şimşek Kaya
DR. GİZEM ŞİMŞEK KAYA – Yazar, eleştirmen ve akademisyen. İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi, İletişim Tasarımı Anabilim dalında, doktorasını Marmara Üniversitesi, Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında tamamladı. 2005-2013 yılları arasında İstanbul Kültür Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapıyor. Bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunuyor. 2021 yılından bu yana İstanbul Kültür Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi İletişim ve Tasarımı bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta… İFSAK, Atlas Tarih, Godfather, Hayal Perdesi, 45’lik, 4P1K, Psikesinema, Psikeart, Mikrop, Alacakaranlık gibi dergilerde yazıları yayımlanan Kaya’nın tüm çalışmalarına www.gizemsimsekkaya.com adresli web sitesinden ulaşılabilir. Başlıca eserleri: "Sinemada Korku ve Din", “Türk Korku Sineması Kronolojisi (1914-2015)”, “Türk Korku Sineması Kronolojisi II. Cilt (2016-2017)”, “Türk Gerilim Sineması Kronolojisi (1914-2019)”…

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Barbie – Bir ‘izle ve unut’ filmi…

Oyuncuları, yazarları greve giden, seyircisini dijital platformlara kaptıran Hollywood, iki filmin yaratacağı mucizeden medet umuyor. Oppenheimer’ın yarattığı hayal kırıklığı, Barbie’yle sürüyor. Yeni bir şey söylemeksizin tüketim çılgınlığını zirveye taşıyan bir izle ve unut filmiyle karşı karşıyayız. Gizem Şimşek Kaya yazdı.

1959 yılında ortaya çıkan Barbie, Amerikalı iş kadını Ruth Handler’in kızı Barbara Handler’den esinlenerek yaratılmış bir oyuncak olmakla birlikte, zaman içerisinde tüm dünyanın en gözde oyuncak bebeklerinden biri haline gelir. O zamana dek yapılan karton bebeklerden sonra Handler’in kızı ve arkadaşlarının yetişkin kadın bebeklerle oynamaktan daha çok keyif aldıklarını fark etmesiyle üç boyutlu bir bebek yapmaya karar vermesi sonucu ortaya çıkan bu gelişme, tamamı erkek yöneticilerden oluşan Mattel’e bu teklifi götürmesi sonrası daha ilk anda sekteye uğrar. Bunun üzerine Almanya’ya giderek oradan Lili adlı bebeklerden edinip, profesyonel bir terzi tutup ürettiği üç boyutlu bebeğe giysiler tasarlaması sonrası Mattel’e Barbie oyuncağını kabul ettirmeyi başarır ve 1959 yılında Ruth’un kızının adını alan ilk Barbie piyasaya çıkar. 1990’lı yıllardan itibaren popüler bir bebeğe dönüşen Barbie hem logosu hem de tercih ettiği pembe renkle dünyayı fethetmeyi başarır.

50. yaşını kutlayan dünyaca ünlü manken Claudia Schiffer’ın Versace imzalı kıyafetiyle yaratılan Barbie’si gibi modacıların özel kreasyonlarından, Vivien Leigh’in Scatlett O’Hara’yı canlandırdığı Gone With The Wind (Rüzgâr Gibi Geçti, 1939) filminin Barbie’si gibi kült filmlerde kullanılan kıyafetlerle tasarlanan bebeklere değin farklı birçok Barbie modeli üretilir ve üretilmeye de devam edilir.

Özellikle koleksiyoncuların peşinde koştuğu, her yıl birçok yeni ve sınırlı sayıda ürün de üreten Barbie markasının şimdiye dek animasyon olarak 2001’den itibaren birçok filmi de video formatında Barbieseverler ile buluşur.

Barbie 1959 yılında ortaya çıkan bir oyuncak bebek iken, sonrasında evlerinden arabalarına, atlarından ev eşyalarına varan bir sektör pazarlamasına dönüşür. Adeta bir tüketim çılgınlığı içerisinde kıyafetleri, dolapları, farklı meslek tercihleri sonrası Barbie’nin ilk çıkan bebeğine ek olarak çocukları, sevgilileri, hamile olanları, denizkızı versiyonlarının yanı sıra etnik olarak farklı türleri de yavaş yavaş piyasaya sürülür. Böylelikle Barbie tek bir bebekken koca bir evrene dönüşür.

Animasyondan gerçek oyunculara…

2023 yılına geldiğimizde ise özellikle Walt Disney’in başlatmış olduğu Cinderella (2015), Beauty & The Beast (2017), Aladdin (2019) gibi animasyon filmlerinin gerçek oyuncularla tekrar çevrilmesi geleneği devam etti ve bu çılgınlık bu kez Warner Bros yapımcılığındaki Barbie: The Movie geçtiğimiz haftalarda gösterime girdi.

Zara’dan Marks&Spencer’a, Burger King’den yerel markalara varana değin herkes bu tüketim çılgınlığından kendine pay alabilmek adına Barbie içeren veya bu konsepti andıran ürünleri de tam bu gösterim sırasında piyasaya sürdü. Pembe mayonezler, Barbie kutusu şeklinde tasarımlanan cam asansörlerle birlikte tüm dünya filmle beraber adeta pembeye boyandı.

Çocukların keyifle vakit geçirmesi için aslında kendi çocuğundan yola çıkan bir annenin, erkek egemenliğindeki bir yönetime zorla kabul ettirdiği bir ürünün tüketim çılgınlığına dönüşmesi sürecinin hazin hikâyesi, filmin de gösterime girmesiyle tüketim çılgınlığını da pik noktasına vardırdı.

Barbie: The Movie ile Oppenheimer’ın aynı tarihlerde gösterime girmesiyle reklam kampanyaları zirveye ulaştı. Tarihe Barbenheimer haftası olarak geçecek günleri yaşıyoruz. Oppenheimer atom bombasının mucidinin hikâyesini anlatıyor. Barbie ise erkek egemen dünyaya itiraz eder gibi yapıyor.

Bu şekilde baktığımızda, 2000’lerden itibaren çocukları tüketim çılgınlığına sürükleyen bir oyuncak ile Hiroşima ve Nagazaki’de nükleer savaşın tohumlarını atan bir adamın hayat hikâyesini, bunları birlikte pazarlayacak kadar çılgınlaşmış bir dünyada, kıyasıya bir yarışın içinde izliyoruz.

Fakat bazı ülkeler bu pembe çılgınlığa katılmayarak Barbie: The Movie’yi halkına izletmeme kararı aldı. Vietnam ve Filipinler’de, Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi’nde hak iddia etmek amacıyla kullandığı dokuz kesik çizgili haritasına yer verdiği gerekçesiyle film yasaklandı. Aynı şekilde daha önce tartışmalı Güney Çin Denizi haritasına yer verildiği için 2022’de Hollywood filmi Uncharted ve 2019’da Abominable isimli animasyon filmleri de Filipinler’de gösterimden kaldırılmıştı.

İran’da devlet desteğindeki bir çocuk kuruluşundan 1996’da yapılan bir açıklamada, Barbie bebekleri, makyaj ve vücudu gösteren kıyafetler gibi Batı’ya özgü şeylerin ülkeye girmesine yol açan truva atı olarak nitelemiş; 2002 yılında ise alınan bir kararla oyuncakçılardan toplatılmıştı. 2012 yılına kadar İran’da Barbie satan olmadı; satmaya yeltenen oyuncak dükkânları da kapatıldı.

2023 yılına geldiğimizde ise Barbie: The Movie dünyanın dört bir yanını pembeye boyayarak tüketim çılgınlığında zirveye koşarken Ortadoğu için geleneksel erkek otoritesine karşı büyük bir meydan okuma içerdiği gerekçesiyle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Mısır başta olmak üzere bazı Ortadoğu ülkelerinde önce ertelenme sonra da yasaklanma haberleri ile gündemde olmayı sürdürüyor.

Hadi Barbie partiye gidelim…

Barbie filmi sayesinde, eleştirmenlerin tweet’leriyle birlikte, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada bir süredir gözlenen film eleştirmenleri yerine, belli bir sayıda takipçisi olan influencer’ların özel gösterimlere çağırıldıkları gerçeği de ayyuka çıkmış oldu. Filme güvenmeyen dağıtım şirketleri, dünya genelinde filmlerin alt metinlerini okuyamayacak, sadece etrafın fotoğraflarını çekip, pembe giyinip Barbie gibi durup poz verecek ya da Barbie makyajı yapacak bir topluluğa filmi izletip reklam yaptırmayı tercih etti. Sosyal medyanın pembeye boyanmasının yanı sıra Google arama motorunda Barbie yazdığınızda ekranın tamamen pembeye boyanması, TikTok gibi mecralarda pembe tonlarında makyaj yapılması gibi pazarlama hamlelerine film öncesinde ve film haftası boyunca maruz kaldık. Öyle etkin bir reklamdı ki bu, filmin yönetmeni Greta Gerwig ile Mattel firması tonlarca para kazandı.

Peki, film gerçekten iyi miydi?

Barbie: The Movie…

Yönetmen Greta Gerwig, merakla beklenen filmini izlemeden önce referans aldıkları The Truman Show (1998), Wizard of Oz (1939), Midnight Cowboy (1969), Mean Girls (2004) gibi filmlerin listesini de yayınlamayı ihmal etmedi. Aslında bu listeye baktığınızda filmin senaryosunun bunlardan oluşturulduğu için yeni bir şey vaat etmediğini hemen fark edebilmek mümkün.

Filmin senaryosunda, bahsi geçen ünlü film The Truman Show’a benzer şekilde hayatı sorgulamaya başladığı anda ters giden bir şeyleri fark eden Barbie’nin normal dünyaya geçerek sahibini bulması ve arasındaki problemleri halletmeye çalışması işleniyor.

Barbie’nin sevgilisi Ken’in Barbie’nin peşine takılarak dünyaya gelmesi ve dünyanın ataerkil şekilde yönetildiğini görmesi üzerine de Barbie dünyasına dönüp orayı ataerkil bir yapıya dönüştürmesiyle çatışmalar ilerliyor.

Gerçekteki Mattel firmasında olduğu gibi filmde de yöneticilerin hepsinin erkek olduğu, boyunlarına ise pembe kravatlar takmış olduğu görülürken, Ken’in Barbie dünyasına getirdiği ataerkil düzenin Barbie ve dünyadan gelen sahibi ile kızının uğraşlarıyla geriye döndürülmeye çalışması finale giden uzatmaları oluşturuyor.

Barbie’yi Barbie dünyasına geri götürmeye uğraşan Mattel yetkililerinin Barbie dünyasına gelmeleri sonrasında karşılaştıkları Barbie’lerin yine anaerkil sisteme geçmiş olmaları ise gerçek dünyadaki yönetimin halen ataerkil kalmaya devam ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Böylelikle tüketim çılgınlığını arttıran film, anaerkil düzenin sadece Barbie dünyası gibi hayal âleminde kalacağının altını finalde özenle çiziyor.

Erkeklerin işe yaramayan, yalnızca var olan karakterler olarak gösterildiği Barbie: The Movie’de ataerkil düzene geçiş ise toplumumuzda “at, avrat, silah” olarak nitelendirdiğimiz durum üzerinden özetleniyor ve Ken’ler kovboy tiplemeleri ile adını Kendom olarak değiştirdikleri evlerde kadınları, yani Barbie’leri adeta yanlarında taşıdıkları bir sepet gibi kullanıyorlar. Erkeklere muhtaç gösterilen ve erkeğin her buyruğunu yerine getiren Barbie’ler, aslında gerçek dünyadaki kadınların pembe renkler içerisinde lanse edilmiş hallerinden öteye geçmiyor.

Film içerisinde Tuhaf Barbie olarak ötekileştirilmiş olan Barbie’nin toplumca kabul görmeye başlaması gibi durumlar da tüm bu alt metinlere baktığımızda yine hayal âleminde yaşanabilecek şeyler olduğunu hissettirmemeye çalışarak umut tohumları ekmeye çalışıyor. Feminizm ve ataerkil düzene başkaldırı içeren bir film olarak lanse edilse de filme biraz uzaklaşıp baktığınızda size masal anlatmaktan öteye gitmeyen ve bu düzenin yalnızca pembe rüyalarımızda karşımıza çıkabileceğini söyleyen bir umutsuzluğun da altını çiziyor.

Böyle bakıldığında kadınların benzemeye çalıştıkları, makyajlarını bile ona benzer yapmaya özen gösterdikleri bir figürün, aslında tamamen özgün senaryolardan devşirme olarak yazıldığı, yeni bir şey söylemeksizin tüketim çılgınlığını pik noktasına çıkarmak adına bol reklamla desteklenen bir izle ve unut filmi olduğunu söylemekte bir sakınca da bulunmuyor.

Hal böyleyken aslında henüz iyi bir yönetmen olarak kabul görmeyen Gerwig’in reklamlar ve promosyonlarla hasılat yapması ve ünlü olması da çok şaşırtıcı değil. Üstelik bununla da kalmayarak film, ilk hafta sonunda 155 milyon dolarla yılın en iyi açılışına ulaşmasının yanı sıra bir kadın yönetmenin yaptığı en iyi açılış hasılatına ulaşan film olmayı da başardı.

Bundan uzun süre sonra dönüp Barbenheimer haftasını detaylı biçimde incelemek isteyen araştırmacılar ise Barbie özelinde filmin niteliğinden ve alt metinlerinden önce global ölçeğe ulaşan, devasa bütçeler ile ortaya konulan muazzam PR çalışmalarının başarısıyla karşı karşıya gelecek.

Yoksa ortada, cidden, başka bir alt metin yok muydu?

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 10 Ağustos 2023’te yayımlanmıştır.

Gizem Şimşek Kaya
Gizem Şimşek Kaya
DR. GİZEM ŞİMŞEK KAYA – Yazar, eleştirmen ve akademisyen. İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi, İletişim Tasarımı Anabilim dalında, doktorasını Marmara Üniversitesi, Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında tamamladı. 2005-2013 yılları arasında İstanbul Kültür Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapıyor. Bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunuyor. 2021 yılından bu yana İstanbul Kültür Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi İletişim ve Tasarımı bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta… İFSAK, Atlas Tarih, Godfather, Hayal Perdesi, 45’lik, 4P1K, Psikesinema, Psikeart, Mikrop, Alacakaranlık gibi dergilerde yazıları yayımlanan Kaya’nın tüm çalışmalarına www.gizemsimsekkaya.com adresli web sitesinden ulaşılabilir. Başlıca eserleri: "Sinemada Korku ve Din", “Türk Korku Sineması Kronolojisi (1914-2015)”, “Türk Korku Sineması Kronolojisi II. Cilt (2016-2017)”, “Türk Gerilim Sineması Kronolojisi (1914-2019)”…

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x