Kültür Sanat

2 Eylül 2022

Yazdır

Cahit Sıtkı Tarancı’nın mektuplarında gizli kalan poetika

Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Ziya’ya Mektuplar” adlı eserinde yer alan mektuplar 1930-1946 yılları arasında yazılmış. Mektuplar, Cahit Sıtkı ve Ziya Osman arasında kurulan sıkı dostluğu yansıtmakla birlikte, Tarancı’nın şiir sanatına dair görüşlerini de barındıran önemli bir belge özelliği taşıyor; onun şiir anlayışını görüyoruz burada.

Tarancı’nın mektupları şairin ölümünden sonra 1957 yılında Varlık Yayınları tarafından basılmış. “Ziya’ya Mektuplar”, mektup türünün edebiyat incelemelerinde bir devrin ruhuna erişmede çok önemli bir işlevi olduğunu göstermesi açısından Türk edebiyatında önemli bir yere sahip. Şairlerin ve yazarların birbirine yazdığı mektuplar sıkı dostluğu göstermekle birlikte sanatçıların sanat görüşlerine erişebilme imkânı sunarlar çünkü.

Şair nasıl olunur?

Türk şiirinin önemli isimlerinden olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Ziya’ya Mektuplar”da şiirin ve şairin nasıl olması gerektiği üzerine kafa yorduğu görülüyor. Bu bağlamda Fransız şiiri ve şairlerinden; Türk şiiri ve şairlerinden yer yer bahsediyor. Rimbaud’yu, Baudelaire’i, Mallerme’i, Verlaine’i anıyor. Bu şairlerin şiirini etkilediği görülüyor.

Tarancı memleketi terennüm eden şiirlere şiir denmeyeceğini dile getiriyor. Ziya Osman Saba’nın kendisinden memleket manzarası çizen şiirler istemesini ve böyle bir beklenti içerisine girmesini ise yanlış buluyor.

Ona göre sanatçı şiirde ayrıntıyı sevmez. Elden geldiğince şiirin yoğunlaştırılması gerektiğini belirtir. Hayatın şiirde tecelli etmesi gerektiğini savunur. Şairin şiir yazarken tüm benliği ve gönlünü işin içine katması gerektiğine inanır.

Kafiye elzem değil

Cahit Sıtkı, Ziya Osman’ın şekil bağımlılığını eleştiriyor. Ziya Osman’dan vezin değiştirmesini istiyor. Takdim ve tehirlere başvurmamasını ve hatta vezni kapı dışarı etmesini istiyor.

Tarancı, Türk edebiyatının önemli şairleri olan Nâzım Hikmet’ten, Oktay Rifat’tan ve Orhan Veli’den bahsediyor. Bahsi geçen şairler şiirlerinde serbest vezni kullanmayı tercih etmişlerdir. Fakat Tarancı onların serbest şiirlerinde dahi kafiye ve vezni aradıklarını söylüyor. Şiirde mükemmeliyeti aramanın elzem olduğunu dile getiriyor. Bu mükemmeliyette kafiye ve vezni bir vasıta olarak görmekle birlikte kafiye ve veznin elzem olmadığını vurguluyor.

Tarancı, vezinli kafiyeli ve serbest nazımla şiir yazmayı mevsimlerle ilişki kurarak açıklıyor. Serbest şiiri bahar ve yaza; kafiye ve vezinle yazılan şiirleri de kışa benzetiyor.

Tarancı, şiirde tutuculuktan yana değil. Fantezinin insan hayatında bir yerinin olduğunu ve pek tabii bir şekilde de şiire girebileceğini söylüyor. Ziya Osman’ın bu konuda tutucu olmasını ise eleştiriyor.

Şiir dil ve kelime işi

Tarancı, şiirde söz dağarcığının önemini vurguluyor. Baudelaire ve Verlaine’nin bu kaygıyla şiirlerini yazdıklarını söylüyor. Ancak buna rağmen söz dağarcığında tekrara düştüklerini aktarıyor.

Cahit Sıtkı’ya göre şiir, dil ve kelime işi. Duygu ve düşünce daha sonra geliyor. Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nda kelimelerden ziyade duyulan şeyin önemli hale gelmesini eleştiriyor. Sanatçı şiirin estetik boyutunun kayda değer bir önem taşıdığının altını çiziyor. Şiiri güzelleştirdiğini savunuyor.

Cahit Sıtkı’nın bu söylemi Baudelaire’i ve İkinci Yeni şairlerini düşündürüyor. Baudelaire’in “Kötülük Çiçekleri”ni. Cemal Süreya’nın “Gül” şiirini. Bu şiirde gül sokağa düşmüştür. Şair gül imgesi ile sokağa düşmüş bir kadını duyumsatır. Sokağa düşmüş bir kadından bir estetik yaratır.

Şiirde form türlü türlü

Cahit Sıtkı, şiirde formun ne olduğu üzerine de bir tanım yapar. Formun çeşitliliği bünyesinde barındırması gerektiğini vurgular. Baudelaire, Valery ve Rimbaud’nun formda nevileştiğini söyler. Şiirde formun türlü türlü olması gerektiğinin idrakine vardığının altını çizer. Tarancı şiirlerindeki form nevileşmesini fiziki çirkinliğine bağlar. Formun estetik boyutunu vurgular.

Tarancı, Ziya Osman’ın kendisine gönderdiği bir şiirini eleştirir. Şiirde dokunun sağlam olmadığını söyler. Şiirin unsurları arasında bir lehim, bir bağ olması gerektiğini ifade eder.

Şiiri güzelleştiren şeyin mevzu değil, nağme olduğunu dile getirir. Şiirde biçimi önemser. Ziya Osman’ın kendi şiirini eleştirmesini ise mevzusundan kaynaklandığını, ancak şiirde bahsedilen şeyden ziyade nasıl bahsedildiğinin öneminin anlaşılması gerektiğini söyler.

Şiirin büyüsü

Cahit Sıtkı, hakiki şiirin ve şairin azlığını Fransız edebiyat ve kültür eleştirmeni Henri Brémond’un, “Bir mısrada bir kelimenin yerini değiştirdiniz mi, şiirin büyüsü bozulur” sözü ile açıklar. Şiirde kelime seçiminin önemini belirtir. Şair, “Ağlarım hatıra geldikçe gülüşlerimiz” mısrasından örnek verir. Hatıra yerine aklıma sözcüğünün kullanmanın şiirin veznini etkilemeyeceğini, fakat mana dünyasını, bir diğer söylemle çağrışım zenginliğini bozacağını düşünür. (s.149)

Sanatçı şiir yazma sanatında ilhamın önemini vurgular. Ancak çalışma ile şiire mesai harcamanın da bir o kadar önemli bir yere sahip olduğunun altını çizer. Şiir sanatının doğru yolu gösterme ve telkin işi olmadığını ifade eder.

Sanatçıya göre şiir fikirlerle değil, kelimelerle yazılan bir türdür. Bu bağlamda Mallerme’den örnek verir: Malerme, şiir fikirlerle değil, kelimelerle yazılır, demiyor mu? His de hayal de, mücerret olarak, güzellik ve şiir unsuru değillerdir. (s.149)

Şiir okuru

Tarancı şiir sanatının önemli bir tamamlayıcısı olan okuru da unutmaz. Ona göre hakiki şairin tadına varabilen okur alelade olmamalıdır: Öyle değil mi Ziyacığım? Rimbaud’yu, yahut Baudelaire, Verlaine’i, Mallarme’yi tatmak için, onların ruhunu şad etmek için, kari alelade bir kimse olmamaktır. (s. 150)

Sanatçı arkadaşı Ziya Osman’a şiirde nağmenin değerli olduğunu ve şiirlere nağme zaviyesinden bakmak gerektiğini telkin eder.

Tarancı şairin görevinin şiiri okuyucuya ses halinde duyurmak olduğunu söyler. Çünkü şiirde mananın sesle önem kazandığına inanır. Şiirde nağmenin doğurduğu uyum ve sağlamlığın şiiri güzelleştirdiğini vurgular. Nağme şiiri ve şairi evrenselliğe taşır.

Cahit Sıtkı, şiiri bir topluluğun, bir akımın temsilcisi olarak yazmamak gerektiğine inanıyor. Çünkü topluluğun bir üyesinin ismi öne çıkınca diğerlerine ayıp edildiğini düşünüyor.

Orhan Veli ve arkadaşları

Tarancı’ya göre şiir bireysel bir sanat. Bu noktada Garip akımını anıyor: Mesela “Orhan Veli ve arkadaşları” tabirine Oktay’la Melih ne kadar kızsalar hakları var. Bir ticaret şirketinden ancak böyle bahsedilir. Fakat kabahat kendilerinde. (s.182)

Bu söyleminde Oktay Rifat ve Melih Cevdet’in Orhan Veli’nin gölgesinde kaldığını anlatmak istiyor. Bu durumun şairlerde bir rahatsızlık yaratma ihtimali olduğunu belirtiyor.

Tarancı, şiiri hayatının merkezine oturtur. Ziya Osman’a da yaşamın iliğinin şiirde yattığını salık verir: Şiir Şiir Şiiir Şiiir fikri sabitimiz olmalı. Şiir, bizi tımarhanelik edebilmelidir. (s.133)

Cahit Sıtkı şiirde aşk ve sadakat duygusunun zirvede olması gerektiğini dile getirir. Şairin okuyucuya duygusunu, düşüncesini duyurabilme yeteneğine sahip olması gerektiğinin altını çizer. Şiirin dil işi olduğunun bilincindedir ve şiirlerini bu bilinçle kaleme alır.

Kaynakça

Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya’ya Mektuplar, Can Yayınları, 2007

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 2 Eylül 2022’de yayımlanmıştır.

Yasemin Koç

YASEMİN KOÇ – Şair ve yazar. 1987’de Adana’da doğdu. 2011 yılında Adnan Menderes Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 2019'da Yeni Türk Edebiyatı Doktoru unvanını aldı. Uluslararası kongrelerde bildiri sundu. “Söylem Filoloji” dergisinde makaleleri; “Şiiri Özlüyorum”, “Türk Edebiyatı”, “Son Gemi”, “Bireylikler” gibi dergilerde ise şiirleri yayınladı.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend