Kültür Sanat

11 Şubat 2024

Yazdır

Füruzan her zaman genç, güzel ve dinamik(di)

Füruzan’ın Parasız Yatılı’sı ilk okuduğum edebi kitaplardandır. Dönüp dönüp okunacak, çeşitli yaş dönümlerinde farklı lezzetler alınacak kitaplardan… Parasız yatılılara ve yoksul aile çocuklarına çok farklı şeyler anlatır o öyküler kuşkusuz. Hemen bir ruh birliği, yakınlık kurarsınız. Üstelik Füruzan’ın o öyküleri bence Kadıköy’de geçer. Yani çocukluğumun en güzel yazlarını yaşadığım Kadıköy’de, özellikle Yeldeğirmeni’nde.

Çoğu okuru gibi Füruzan’la kitaplarıyla tanıştım, bütün kitaplarını su içer gibi okudum ve çok sonra şahsen tanıma onuruna eriştim. Füruzan’ın simasıyla ilgili en eski anım, o zamanlar İstanbul Sinema Günleri olan İstanbul Film Festivali’nden. Birlikte “Benim Sinemalarım” filmini çektikleri usta ressam Gülsün Karamustafa ile birlikte film izlemeye gelmişlerdi. 1992 olmalı. Önümdeki sıralardan birine oturmuşlardı. Bernardo Bertolucci’nin bir filmi olabilir.

Daha sonra çeşitli edebiyat etkinliklerinde karşılaştık, ayaküstü sohbetlerimiz de oldu, ama dostluğumuz Füruzan’ın 27. İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı olmasıyla derinleşti. Fuarın Onur Yazarı gecesinde birlikteydik. Fuar boyunca da sık sık buluşma imkânımız oldu. Sonrasında da özellikle Tüyap’ın çeşitli kentlerindeki kitap fuarları olmak üzere buluşup görüşmeye devam ettik. Çok hoş sohbetlerimiz oldu. Onunla her sohbetimizde bir şeyler öğrenmenin doygunluğunu yaşardım.

Füruzan Diye Bir Öykü

Ben birisiyle tanıştığımda ilk intibamda çoğunlukla yanılırım. Yanılmadığım nadir kişilerden biriydi Füruzan. Dostane, yakın, ama nazik ve mesafeyi korumayı bilen biriydi. Tam bir hanımefendi. Sormaktan hiç çekinmezdi. Doğrudan ve dobra soruları öyle bir nezaketle sorardı ki cevaplamadan edemezdiniz.

Tüyap Onur Yazarları için iyi çalışılmış kitaplar yayınlar. Füruzan için de Faruk Şüyün’ün hazırladığı Füruzan Diye Bir Öykü’yü (Tüyap, Kasım 2008) yayınlamışlardı. 418 sayfalık kitap Füruzan’ın kendi ağzından kaleme alınmış kapsamlı bir biyografidir.

Füruzan Diye Bir Öykü için Cumhuriyet Kitap’ta bir yazı kaleme almıştım. O yazıdan uzunca bir alıntı yapmam gerekiyor ki meramım anlaşılsın:

“Füruzan Diye Bir Öykü, umduğumuz gibi Füruzan’ın tüm bir yaşam öyküsünü yansıtmıyor. Yaşam öyküsü sadece, Füruzan’ın hayatının eserleriyle ilişkisi olduğu yerlerde anlatılıyor. Füruzan’ın dıştan görünümü ağır basıyor, iç dünyası açılmıyor. Füruzan’ın doğum tarihi yok, demiştim, hayatının önemli tarihleri de yok. Örneğin, ilkokulu ne zaman bitirdiğini bilemiyoruz. Çok çeşitli ilk okullarda okumuş. Tek tek okulları ziyaret ediyorlar Faruk Şüyün’la birlikte. O okullardan küçük, güzel anı parçaları anlatılıyor ama neden bu kadar çok okul değiştirdiğini anlatmıyor. Tabii, öğrenimini neden yarıda kestiğini ya da kesmek zorunda kaldığını da öğrenemiyoruz. Füruzan’ın anlattıklarından anne evini terk ettiğini, annesi ile pek sık görüşmediğini seziyoruz. Ama bunun nedenlerine de inmiyor. Âşık olduğunu anlatıyor ama sevgilisinin adını vermek bir yana onu ete kemiğe bile büründürmüyor. Aşk duygusunun oluşumunu anlatmakla yetiniyor. “Sevgili yakınım”, “evin birinci kişisi” diye söz edilen biri var ama bu yakınlığın derecesi belli değil. Bir akraba mı, eş mi, sevgili mi, açıklamıyor. Soyadını kullanmamasının gerekçelerinden biri “çok tanınmış bir soyadı” olduğu. “Ben, o ünlenmiş soyadının bana sağlama ihtimali olan kolaylıklarına hiç yanaşmak istemedim. Yoksa o soyadı, benim hâlâ onurla andığım bir soyadıdır” diyor. Biyografilerinde geçen “Yerdelen” ve “Selçuk” soyadlarından hangisi “çok tanınmış”? Ve tabii eserlerinde bu soyadlarını hiç kullanmadı mı? (Yazar sözlüklerine göre kullanmış.) Genç kızlık çağları, eğer evlendi ise kimle, nasıl tanışıp evlendiğini, kızı Aslı’nın babasının kim olduğunu da anlatmıyor. Ama kızının bir soyadı var. Füruzan, sanki eğer böylesine fazla merak içindeysek iz sürmemizi, bilgiye kendi kendimize ulaşmamızı istiyor.”

“Ben Füruzan’ım”

Bizde yazarlar aleyhlerinde yazılınca kızarlar, hatta bazıları öyle öfkelenirler ki telefon açıp bizzat eleştirmene saydırırlar. Ama haklarında iyi bir yazı çıkınca o yazıyı zaten hak ettiklerine inandıklarından olsa gerek eleştirmene bir cümlelik bir mesaj atıp teşekkür etmeyi bile gereksiz bulurlar.

Bunu çok yaşadığım için yazımın yayınlanışından sonra Füruzan arayınca “Eyvah azar işiteceğim” diye düşünerek açmıştım telefonu. O her zamanki nezaketi ile teşekkür etmiş, ardından da yazım hakkındaki görüşlerini söylemişti.

Soyadını kullanmaması, doğum tarihi dahil kendi hakkında bilgiler vermek istememesi konularında haklı gerekçeleri vardı. O kendi olmak istiyordu. Füruzan olarak tüm soyadlarından, ailelerden, tarihlerden, yerlerden bağımsız sadece eseriyle bilinmek istiyordu ki yerden göğe haklıydı. Tanıştığımızda da, “Bana, adıma hanım ya da benzeri bir sıfat ekleyip hitap etme. Ben Füruzan’ım,” demişti.

Füruzan Olayı

Türk edebiyatında, yayın piyasasında kadın olarak tek başına başarı bir yana, “olmak” bile zordur. Bunları da konuşmuştuk. Daha ilk kitabında büyük bir başarı elde edip hakkında “Füruzan Olayı” diye dergi sayıları hazırlanınca çevresinde nasıl bir kötülük çemberi kurulduğunu anlatmıştı. Bu kötü’ler arasında kendisine kötülükler edildiğinden yakınan kadın yazarlar da vardı. Füruzan’ı öykülerine bile konu etmiş, başarısını güzelliği ile kazandığını, belden aşağı yöntemler kullandığını ima etmişlerdi. O yılmadan, usanmadan, dedikodulara, karalayan, çemkiren yazılara aldırmadan doğru bildiği yolda yürümüştü.

Onu çevreleyen kötülüğün hiç bitmediğini sonraki yıllarda çeşitli jürilerde Füruzan adı geçtiğinde en yakın dostu geçinenlerin o ödül almasın diye nasıl uğraştığını görünce daha iyi anlamıştım.

Füruzan Diye Bir Öykü daha sonra Füruzan’ın bütün eserlerini yayınlayan Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. İkinci baskı yapıldığında da yine beni aradı, kitabın yeni baskısını çıktığını söyleyip, adresimi istedi. “Teşekkür ederim ama bende var, biliyorsun” dedim. “Kitap ulaşınca ara, niye yolladığımı anlatırım” deyip kapattı. Kitap gelince hemen aradım. Şu sayfadaki resim altına bak, dedi. Yazıdaki eleştirimi dikkate almış ve “evin birinci kişisi”nin adını açıklamış, Turhan Selçuk, diye yazmıştı. Sonra 2019’daki “Turhan Selçuk Retrospektifi” sergi kataloğunda da “birinci dereceden tanık” olarak sanıyorum ilk kez Turhan Selçuk hakkında yazmıştı. Çok etkileyici bir yazıydı. Az yazardı, ama yazdı mı iyi kuyumcu gibi çalışır, iyi yazardı.

“Füruzan hep 35 yaşında”

İki yıl önce, 2022’de İstanbul Edebiyat Evi “Füruzan’ın 90’ıncı yaşını kutluyoruz” diye bir dizi etkinlik yaptı. Füruzan’ı yaşarken böyle kapsamlı bir şekilde değerlendirmek hoştu, ama 90 yaşında olduğunu söylemek çok tartışmalıydı. Ben de Füruzan kaç yaşında?” diye bir yazı yazdım. Füruzan’ın doğum tarihinin değişken olduğunu, 29 Ekim 1932, 1935 gibi farklı tarihler geçtiğini belirttim ve yazıyı “Haydar Ergülen’in bir yazısında belirttiği gibi “Füruzan hep 35 yaşında”dır” diye bitirdim.

Yazımı okuyan bazı ortak dostlarımız “Keşke doğum tarihi konusunu hiç gündeme getirmeseydin. Biliyorsun yaşının konuşulmasını sevmez. Füruzan’ı gücendireceksin” demişlerdi. Nitekim birkaç gün sonra Füruzan aradı. Yazı için teşekkür ettikten sonra “Metin net olarak açıklıyorum, doğum günüm 29 Ekim 1938” dedi. Ben de Haydar’ın 35 yaş nitelemesinden söz ettim, karşılıklı gülüştük.

Sedat Simavi Ödülü

Covid salgını nedeniyle görüşemez olmuştuk. Sonra sağlığı ile ilgili kötü haberler gelmeye başladı. Evden hiç çıkmadığını, misafir de kabul etmediğini söylüyordu dostlarımız. Bu kötü haberlere iyi bir haber ekledi, yıllar sonra yeni kitabı Akim Sevgilim’i (Yapı Kredi Yay.) yayınlattı. Akim Sevgilim’le hem Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü hem de Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü almaya gelir mi, diye bekledik, ama kızı Aslı Selçuk, Füruzan’ın o etkileyici mesajını getirdi. Sedat Simavi Edebiyat Ödülü törenine de katılamadı.

Son zamanlarda uyku sürem azaldı. Gecenin bir vakti uyanıp gündüz aklıma gelmeyen şeyleri düşünüyorum. Bu sabaha karşı da “Füruzan nasıl oldu acaba? İlk fırsatta arayayım” diye geçirmiştim içimden. Sabahına ölüm haberi geldi.

Nur içinde yatacaktır. Anıları ve eserleriyle de hep yaşayacak!

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 11 Şubat 2024’te yayımlanmıştır.

Metin Celal

Metin Celâl - 1961, Ankara doğumlu. ODTÜ Petrol Mühendisliği Bölümü’nde (1979) ve İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda öğrenim gördü. Çeşitli yayınevlerinde ve dergilerde (Karacan, Güneş gibi) redaktörlük, editörlük ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. İmge/Ayrım (1984), Yeryüzü Konukları (1984), Poetika (1985), Fanatik (1989) ve Sombahar (1990 - 1996) gibi şiir ve edebiyat dergilerinin yazı kurullarında yer aldı. Özgür Edebiyat dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı (2007-2013). Türkiye Yayıncılar Birliği’nde Genel Sekreterlik ve Başkanlık görevlerinde bulundu. Halen 1992’de kurulan Parantez Yayınları’nın yöneticisi. İlk deneme yazısı (“Yol Ayrımı”) ODTÜ Edebiyat Kulübü Bülteni’ninde (1979), ilk şiiri (“İnanç ve Aşka Dair”) Oluşum dergisinde (1981) yayınlandı. Oluşum, Varlık, Türk Dili, Sanat Olayı, Gösteri, Öküz ve E gibi birçok edebiyat dergisinde, Güneş, Evrensel, Özgür Gündem, Yeni Yüzyıl, Cumhuriyet, Radikal gibi gazetelerde şiir ve yazıları yayınlandı. Halen Hürriyet Gazetesi Kitap-Sanat ekinde yazıyor. Dört şiir kitabı, beş romanı, iki eleştiri kitabı bulunuyor. Antolojiler, sözlükler hazırladı; derlemeler yaptı. Şiirleri 11 dile çevrildi, antoloji ve dergilerde yer aldı. Fransa ve Almanya’da şiir kitapları yayımlandı. Kitapları Şiir: Adım Ölüm (1986), Kendi Kendini Tatmin (1989), Konformist (1993), Küçük Hayat Bağları (1999), Herkes Kendine Yabancı (dört kitap bir arada, 2011) Roman: Ne Güzel Çocuklardık Biz (Roman, 2000), Gitmek Zamanı (2003), Seni Sevdiğimi Biliyorsun (2005), Fazladan Bir Adam (2010), Hayatın Ucu (2019). Eleştiri: Yeni Türk Şiiri (1999), Şiir Ustalardan Öğrenilir (2007)

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend