Murakami’nin sırrı ne?

Dünyanın en ücra köşesinde bile okunuyor Murakami. Nobel hariç tüm ödülleri toplamış durumda. Yazdıkları biraz muğlak, biraz fantastik, biraz kişisel. Üstelik ‘yeterince Japon’ da değil. Peki, okuru nasıl ikna ediyor? Eserlerine yansıyan özel hayatında neler var? Hepsini ve daha fazlasını Aytemis Depci yazdı.

“Yürekte açılan yaralar,
bir insanın bağımsızlığı karşılığında
dünyaya ödemek zorunda olduğu
çok doğal bir bedel.”
“Koşmasaydım Yazamazdım”, Haruki Murakami

Haruki Murakami, aşırı üretim-tüketim toplumu haline gelmiş Japonya’da kendini iş hayatına adamış neslin yalnızlığına odaklanan gerçek dışı, nükteli eserleri ile tanınan, postmodern edebiyatın başat yazarlarındandır. Romanları dünya çapında satış rekorları kırar.

Tek çocuk olan Japon yazar Haruki Murakami, 12 Ocak 1949’da Kyoto’da doğar. Kobe’de büyür. Burası bir liman kentidir ve yabancı kitaplara erişim kolaydır. Bu sayede lise yıllarında pek çok Amerikan romanını okuma imkânı bulur.

1968-1975 yılları arasında Waseda Üniversitesi’nde drama okurken aynı zamanda part-time işlerde çalışır. Öğrenciliği sırasında 60’lı yılların sonlarında patlak veren savaş karşıtı öğrenci eylemleri kızışır. O sıralar dönemin ruhu ve bu ruhun kendini kapitalizme teslim edişini gözlemleyen yazar, eserlerinde o günlerin ruhunda bıraktığı etkileri satır aralarına serpiştirir.

Murakami: Bir caz bar işletmecisi

Kendini ailesi gibi maaşlı bir çalışan olarak hayal edemeyen Murakami, yazarlıktan önce eşi Yoko ile birlikte Peter Cat adlı küçük bir caz bar işletir. 1978 Nisan’ında Jingu stadyumunda beyzbol maçı izlerken, birden yazar olmaya karar verir.

Saha arkasındaki koltukların bulunmadığı açık tribünde çimenlerin üzerine yatarak rehavetle maçı izlediği sırada bu düşünce zihninde yankılanır. İlk kısa romanı olan Rüzgârın Şarkısını Dinle’yi Bungei edebiyat dergisine gönderir ve Gunzo edebiyat ödülünü (en iyi ilk roman, 1979) kazanır.

Kendi edebi sesini bulma çabasıyla, basit bir İngilizce ile yazdığı romanının taslağını tekrar Japoncaya çevirmesi ile yarattığı farklı tarzı sayesinde sade ve modern bir Japon nesri ortaya çıkarır. Ancak gerçek başarısını ve özgün stilini üçüncü romanı olan ve Noma Edebiyat Ödülü’nü kazandığı Yaban Koyununun İzinde’den (1982) itibaren görmekteyiz. Çünkü ilk iki çalışmasından sonra cesaret edip kendini sadece yazar olmaya adamış ve diğer eserlerinde de kendini hep geliştirmeye ve iyileştirmeye çalışmıştır.

Batılı popüler kültür imgeleri

Murakami, eserlerini üretme sürecini rahatlatıcı, gizemli ve nihayetinde zevkli bir deneyim olarak tanımlar. Yazmayı psikolojik, kişisel ve toplumsal sarsıntılar ile başa çıkmanın bir yolu olarak görür.

Önceleri kendini iyileştirmek için yazan Murakami, daha sonra 1995 Kobe depreminden sonra Japonları da iyileştirmek için Tanrı’nın Bütün Çocukları Dans Edebilir (2000) adlı altı kısa öyküden oluşan bir derleme yazar.

Bunun yanı sıra, Aum Shinrikyo tarafından düzenlenen Tokyo metrosundaki sarin gazı patlamasının ardından ise saldırının kurbanlarıyla yaptığı kişisel röportajlardan esinlendiği Yeraltı (1997) adlı eserini kaleme alır.

Eserlerinde sadece kişisel ve içsel çatışmaları değil, toplumsal mücadelelerin izlerini de görürüz. Muhafazakâr Japonya’da edebi ölçütlerin ve “junbungaku” (saf yazın) denilen edebi yapının dışına çıkmakla kalmamış, kullandığı Batılı popüler kültür imgeleri nedeniyle de bazı Japon edebiyat çevreleri tarafından ‘yeterince Japon’ olmamakla eleştirilir.

“Junbungaku”, Japonların eşsizliği söylemini vurgulayan ve Japonların kültürel kimliğini korumayı amaçlayan, Japon olmaya özgü bir yazın şeklidir. Yazar, geleneksel Japon edebiyatının, kendi üslubuna aykırı, kısıtlayıcı ve bireyselliği baltalayıcı olduğunu düşünür. Dolayısıyla yazarın çalışmaları da Japon eleştirmenler tarafından ulusal bilincin reddi olarak görülür.

Ayrıca mütevazı ve yumuşak huylu olmasına rağmen yazarın düzen karşıtı olduğunu da söylemek mümkün. Murakami kendini mekândan ve zamandan soyutlayan, gerçekliğe meydan okuyan, türünün sıradışı örneği bir Koyun Adam’dır belki de.

Eserlerinde siyasi ifadeler az

1985’te Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu romanı ile Junichi Tanizaki Ödülü’nü alan yazar, 1996’da Zemberek Kuşunun Güncesi ile Yomiuri Edebiyat Ödülü’nü kazanır.

Birçok ödüle layık görülmüş, dünyaca tanınmış olmasına rağmen, henüz Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanamamış olmasına yazarın hayranları ziyadesiyle üzülürler.

Eleştirmenlere göre, Murakami’nin eserlerinde siyasi ifadelerin fazla bulunmaması ve Batı tüketim kültürüne yönelik bir eğilimin eserlerine yansıması nedeniyle tercih edilmiyor.

Akademi, son zamanlarda ezilenlerin sesini duyuran ve çağdaş sosyal sorunları doğrudan ele alan politik yazarları tercih ediyor gibi. Murakami, Nobel almak için değil de kendi tarzından taviz vermeden çok okunan bir yazar olmayı sürdürmek için yazıyor gibi görünüyor.

Hoşlandığı sporlar: Uzun mesafe koşmak, squash, triatlon

Peki, Murakami kendi özel hayatında nasıl biri?

Aslında bununla ilgili birinci kaynaktan fazla bilgi edinmek güç. Ama eserlerinin izini sürerek onu tanıyabilme fırsatı buluyoruz. Çünkü hobilerine karşı duyduğu tutku sebebiyle onları kurgusuna dâhil etmekten kendini alıkoyamıyor. Özellikle Koşmasaydım Yazamazdım adlı hatıratında hayat felsefesi, yazmaya dair düşüncelerini ve spora olan tutkusunu okuyoruz.

Murakami’nin yapmaktan hoşlandığı sporlar arasında, squash, yüzme, triatlon ve uzun mesafeli koşu var. Bireysellikten hoşlanan yazar takım sporlarından zevk almadığını belirtiyor.

Kendi ile yalnız kalmasına izin veren ve roman yazmaya dair kendisini geliştirmeye en çok yardımcı olduğuna inandığı spor, koşu. Çünkü uzun mesafe koşmak belirli bir hedef için odaklanmayı ve kendi benliği ile yarışmayı gerektirir. Koştuğu zaman bedenini fiziksel olarak zorlamak yoluyla bilinçdışında kendi yalnızlığını göreceli hale getiriyor.

Çocukluğundan beri Amerikan edebiyatına duyduğu ilgiden söz etmiştik. Gençliğinde Kurt Vonnegut ve Richard Brautigan gibi Amerikalı yazarların eserlerini okuyan yazar, şimdilerde Kazuo Ishiguro, Cormac McCarthy ve Dag Solstad gibi günümüz yazarlarını takip ediyor.

Dostoyevski, J. D. Salinger, Raymond Chandler, F. Scott Fitzgerald, Jack Kerouac ve Franz Kafka ise etkilendiği ve eserlerine atıfta bulunduğu yazarlar arasında.

Genellikle diğer Japon yazarlardan Batı kültürüne duyduğu yoğun ilgi ile ayrılır. Yine de, eserlerinde Japon yazar Natsume Soseki’nin Madenci’sine atıf yaptığını veya klasik Japon edebiyatından Genji Monogatari (Genji’nin Hikayesi), Heike Monogatari (Heike Hikayesi) ve Ueda Akinari’nin Ugetsu Monogatari’den (Yağmur ve Ay Öyküleri) pasajlar alıntıladığını da unutmamak gerek.

Müzikal referanslar

Murakami, edebiyat dünyasına yaptığı referanslarının yanı sıra müzik dünyasına da yaptığı sık referanslar ile dünya çapındaki müzik trendlerini etkileyen sıra dışı bir yazardır.

Şarkıların dünyayı değiştirme gücüne sahip olduğuna olan inancından hareketle eserlerinin kurgusu ile müziği birleştirir. Romanlarının çoğu klasik müzik bestelerini motif olarak kullanır ve bazı parçalar kendi içlerinde anlatı ve karakter motifleri görevi görür.

1Q84’da Janáček’in “Sinfonietta”sı eser boyunca yineleniyor. Sahilde Kafka’da klasik müziğe ilk göndermeyi Puccini’nin La Bohem operası ile yapıyor. İlerleyen sayfalarda Schubert’ten D Major Sonata’sı ile Rubinstein, Heifetz, Feuermann üçlüsünün çaldığı, Beethoven’ın ünlü ve son eseri Arşidük Üçlüsü kulaklarımızda çınlıyor. Kumandanı Öldürmek’te ise romanın başlığı Mozart’ın Don Giovanni‘sine atıfta bulunurken, Strauss’un Güllü Şövalye‘si de eserdeki motiflerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Yazarın müzikal referansları sadece klasik müzikle sınırlı değil, eserlerinde caz ve Amerikan popu da sürekli karşımıza çıkar. Romanlarından bazıları, başlıklarını şarkıların isimlerinden alır: Dans Dans Dans (“Dance, Dance, Dance” adlı roman başlığının Beach Boys melodisinden esinlenildiği düşünülse de The Dells’in şarkısıdır).

Türkçeye İmkânsızın Şarkısı olarak çevrilen Norwegian Wood ise The Beatles’ın şarkısı ve Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında romanındaki “Sınırın Güneyinde”nin İngilizcesi olan “South of the Border” ise Nat King Cole’un bir şarkısının adı.

Karanlıktan Sonra (After Dark) romanında ise önemli karakterlerinden biri caz şarkısı “Five Spot After Dark”a atıf yapar.

Yazarın karakterleri genellikle dinledikleri müziğe bağlı olarak tasvir edilirken müzik anlatının önemli bir parçası haline gelir. Bazı parçalar karakterlere hayat vererek onların gerçek dünyaya tutunma gücünü arttırır.

Melankoli havası

Yazar kendi geliştirdiği bir tür içe dönük hikâye anlatma tekniği kullanır. Murakami’nin eserleri şahsına münhasır üslubu, metaforları, sembolleri ve hayal gücünü kullanmasının bir sonucu olarak sıradışı ve yaratıcıdır.

Murakami’nin eserlerinin biçimsel olarak diğer birçok Japon romanından farklı olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte zaman zaman kurduğu uzun cümleler ve dolaylı anlatımı – bununla kastım lafı döndüre dolaştıra uzatması – yine de onun bir Japon olduğunu kanıtlar nitelikte.

Murakami’nin dil kullanımına baktığımızda sade tasvirleri, rahat ve akıcı üslubu ile lirik dili, yazılarındaki melankoli havasını pekiştiriyor. Karakterlerin tuhaflıklarında çok samimi olmaları ve anlatıcının başına gelen tuhaflıkları idrak edememesi son derece doğalmış gibi tasvir ediliyor.

Murakami’nin izleğine baktığımızda eserlerinde genellikle bağlantısız gibi görünen bir dizi gerçeküstü olayın, sanki rüyadaymış gibi hissettirilerek aktarıldığını görüyoruz. Yazarın karakterlerinin dolambaçlı dünyasına ve onların meşguliyetlerine kendimizi kaptırdığımızda kendimizi gerçeküstü bir dünyada buluyoruz.

Murakami’nin başkişilerinin sıradan işlerle meşgul, Amerikan müzikleri dinleyen, yalnız veya boşanmış, çevrelerindeki kişiler ile kendileri arasında duvar ören tiplemeler olduğunu görürüz. Başkişileri çoğunlukla toplumun boğucu beklentileri yüzünden ideallerini yitirmiş, günlük yaşamda bir anlam arayan bireylerdir. Ayrıca erkek başkişi toplumun kendine yüklediği rolleri yerine getirmek yerine, yemek ve ütü yapmak gibi karşı cinsin işlerini üstlenir.

Rüya benzeri paralel evren

Yazarın romanlarında genellikle dış dünyadan kendisini izole eden, topluma yabancılaşmış ve yalnız başkişi genelde birdenbire ortaya çıkan olağanüstü bir durum ile karşı karşıya kalır. Başkişinin yitirdiklerini aradığı bu gerçeküstü macera, onu rüya benzeri bir paralel evrene götürür ve aslında bu evren onun iç dünyasının yansımasıdır.

Murakami’nin çalışmalarındaki temalardan bazıları, bireyin yalnızlığı, özlem, nostalji, eksiklik, yitirmişlik, hiçlik, ölüm, bellek, öteki taraf ve diğer varoluş düzlemleri ile gerçeklik arasındaki ince veya var olmayan sınırları içerir. Murakami, dünyanın kaotik, öngörülemez ve acı dolu olduğu önermesinden yola çıkarak evrenin ve bazen savaşın gaddarlığı aracılığıyla benliğinin kabuğuna çekilen bireyin evrimini tasvir eder.

Eserlerinde Japon militarizminden de izler bulduğumuz yazar, kendi toplumunun tarihi ile de yüzleşiyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında II. Çin-Japon Savaşı’na katılan babasının geçirdiği travma, Murakami’yi derinden sarsmış ve eserlerine de yansımıştır. Bunu en çok Zemberek Kuşunun Güncesi ve Kumandanı Öldürmek adlı romanları ile Çine Giden Yavaş Gemi adlı kısa öyküsünde görüyoruz.

Kedi, kuyu, orman ve öteki taraf

Yazarın kullandığı sembol ve motiflerden bazıları ise kedi, kuyu, orman, öteki taraf veya dünya, karanlık, yeraltı, mağara, kapı ve taştır.

2018’de The Guardian’a verdiği bir röportajda şöyle der:

“İnsanlar kitaplarımın tuhaf olduğunu söylüyor, ama tuhaflığın ötesinde daha iyi bir dünya olmalı. Daha iyi bir dünyaya ulaşmadan önce tuhaflığı deneyimlemeliyiz. Hikâyelerimin temel yapısı bu: Işığa ulaşmadan önce karanlıktan, yeraltından geçmek zorundasın.”

Yazarın romanlarındaki bilinçdışı ve karanlık tünellerindeki yolculuğu aracılığıyla, okuruyla sezgisel, neredeyse sözlü olmayan bir düzeyde içsel bir bağ kurmaya çalıştığını düşünüyorum.

Murakami’nin kendini tekrar etmesi, benzer motif ve karakterlerin yinelenmesi ve eserlerinin bazılarının aynı hikâyenin yeniden canlandırılması olduğu iddiası haklı olsa da aslında bunun sebebi Murakami’nin yitirilmiş veya eksik olan “bir şeyi” yakalayıp o boşluğu doldurana kadar yazma arzusudur.

Modern toplum yaşamının getirdiği bu eksiklik ve yitirmişlik duygusu, kişisel veya toplumsal geçmişimizden kaynaklanan bir travma olabilir. Toplumun beklentileri, kişisel arzu ve ideallerimizi gerçekleştirmemizin önünde bir engel gibi durabilir. Dahası, bu eksiklik, sevdiklerinizin ölümü gibi yıkıcı veya eski dostlara duyulan özlem, kaybedilen zamanın telafisi ve meslek hayatından duyulan tatminsizlik gibi sıradan bir durum olabilir.

Yazarın romanlarının muğlaklığı ve sonunda bir çözüme ulaşamamaları, bireyin arzularının tatmin edilmesinin ve eksikliğin giderilmesinin imkânsızlığından gelir. Murakami, işte bu kayıp ya da eksiklik duygusunu telafi etmek ve ruhani doyuma ulaşmak için samimiyetle yazar ve yazacaktır, diye düşünüyorum.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 13 Nisan 2023’te yayımlanmıştır.

Aytemis Depci
Aytemis Depci
Aytemis Depci - Ankara Üniversitesi Japon Dili ve Edebiyatı lisans mezunu olup Japon Dili Edebiyatı ve İngiliz Dili Edebiyatı alanlarında iki ayrı yüksek lisans derecesine sahip. Kansai Uluslararası Vakfı’nın “Üstün Başarılı Öğrenci” bursu ile Japonya’da araştırmalar yaptı. Doktora derecesini Ankara Üniversitesi Japon Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde, “Haruki Murakami romanlarında öteki ve gölge” başlıklı tezi ile tamamladı. Amerika Utah Üniversitesi’nde Amerikan romanı ile Japon romanı üzerine araştırmalar yaptı. Şu anda İskenderun Teknik Üniversitesi'nde Japonca dersleri veren Depci’nin araştırma ilgi alanları çağdaş ve modern Japon edebiyatı, çeviri çalışmaları, psikanalitik edebi eleştiri, metinlerarasılık ve karşılaştırmalı edebiyat. Çeşitli ulusal ve uluslararası dergilerde makaleleri ve hakemliği bulunmakta. Özellikle Japon yazar Haruki Murakami ve Jun'ichirō Tanizaki ile ilgili kitap bölümü ve makaleleri yayınladı. Halen İskenderun Teknik Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu’nda müdür yardımcılığı görevlerini yürütüyor. Japonca, İngilizce ve İspanyolca biliyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Murakami’nin sırrı ne?

Dünyanın en ücra köşesinde bile okunuyor Murakami. Nobel hariç tüm ödülleri toplamış durumda. Yazdıkları biraz muğlak, biraz fantastik, biraz kişisel. Üstelik ‘yeterince Japon’ da değil. Peki, okuru nasıl ikna ediyor? Eserlerine yansıyan özel hayatında neler var? Hepsini ve daha fazlasını Aytemis Depci yazdı.

“Yürekte açılan yaralar,
bir insanın bağımsızlığı karşılığında
dünyaya ödemek zorunda olduğu
çok doğal bir bedel.”
“Koşmasaydım Yazamazdım”, Haruki Murakami

Haruki Murakami, aşırı üretim-tüketim toplumu haline gelmiş Japonya’da kendini iş hayatına adamış neslin yalnızlığına odaklanan gerçek dışı, nükteli eserleri ile tanınan, postmodern edebiyatın başat yazarlarındandır. Romanları dünya çapında satış rekorları kırar.

Tek çocuk olan Japon yazar Haruki Murakami, 12 Ocak 1949’da Kyoto’da doğar. Kobe’de büyür. Burası bir liman kentidir ve yabancı kitaplara erişim kolaydır. Bu sayede lise yıllarında pek çok Amerikan romanını okuma imkânı bulur.

1968-1975 yılları arasında Waseda Üniversitesi’nde drama okurken aynı zamanda part-time işlerde çalışır. Öğrenciliği sırasında 60’lı yılların sonlarında patlak veren savaş karşıtı öğrenci eylemleri kızışır. O sıralar dönemin ruhu ve bu ruhun kendini kapitalizme teslim edişini gözlemleyen yazar, eserlerinde o günlerin ruhunda bıraktığı etkileri satır aralarına serpiştirir.

Murakami: Bir caz bar işletmecisi

Kendini ailesi gibi maaşlı bir çalışan olarak hayal edemeyen Murakami, yazarlıktan önce eşi Yoko ile birlikte Peter Cat adlı küçük bir caz bar işletir. 1978 Nisan’ında Jingu stadyumunda beyzbol maçı izlerken, birden yazar olmaya karar verir.

Saha arkasındaki koltukların bulunmadığı açık tribünde çimenlerin üzerine yatarak rehavetle maçı izlediği sırada bu düşünce zihninde yankılanır. İlk kısa romanı olan Rüzgârın Şarkısını Dinle’yi Bungei edebiyat dergisine gönderir ve Gunzo edebiyat ödülünü (en iyi ilk roman, 1979) kazanır.

Kendi edebi sesini bulma çabasıyla, basit bir İngilizce ile yazdığı romanının taslağını tekrar Japoncaya çevirmesi ile yarattığı farklı tarzı sayesinde sade ve modern bir Japon nesri ortaya çıkarır. Ancak gerçek başarısını ve özgün stilini üçüncü romanı olan ve Noma Edebiyat Ödülü’nü kazandığı Yaban Koyununun İzinde’den (1982) itibaren görmekteyiz. Çünkü ilk iki çalışmasından sonra cesaret edip kendini sadece yazar olmaya adamış ve diğer eserlerinde de kendini hep geliştirmeye ve iyileştirmeye çalışmıştır.

Batılı popüler kültür imgeleri

Murakami, eserlerini üretme sürecini rahatlatıcı, gizemli ve nihayetinde zevkli bir deneyim olarak tanımlar. Yazmayı psikolojik, kişisel ve toplumsal sarsıntılar ile başa çıkmanın bir yolu olarak görür.

Önceleri kendini iyileştirmek için yazan Murakami, daha sonra 1995 Kobe depreminden sonra Japonları da iyileştirmek için Tanrı’nın Bütün Çocukları Dans Edebilir (2000) adlı altı kısa öyküden oluşan bir derleme yazar.

Bunun yanı sıra, Aum Shinrikyo tarafından düzenlenen Tokyo metrosundaki sarin gazı patlamasının ardından ise saldırının kurbanlarıyla yaptığı kişisel röportajlardan esinlendiği Yeraltı (1997) adlı eserini kaleme alır.

Eserlerinde sadece kişisel ve içsel çatışmaları değil, toplumsal mücadelelerin izlerini de görürüz. Muhafazakâr Japonya’da edebi ölçütlerin ve “junbungaku” (saf yazın) denilen edebi yapının dışına çıkmakla kalmamış, kullandığı Batılı popüler kültür imgeleri nedeniyle de bazı Japon edebiyat çevreleri tarafından ‘yeterince Japon’ olmamakla eleştirilir.

“Junbungaku”, Japonların eşsizliği söylemini vurgulayan ve Japonların kültürel kimliğini korumayı amaçlayan, Japon olmaya özgü bir yazın şeklidir. Yazar, geleneksel Japon edebiyatının, kendi üslubuna aykırı, kısıtlayıcı ve bireyselliği baltalayıcı olduğunu düşünür. Dolayısıyla yazarın çalışmaları da Japon eleştirmenler tarafından ulusal bilincin reddi olarak görülür.

Ayrıca mütevazı ve yumuşak huylu olmasına rağmen yazarın düzen karşıtı olduğunu da söylemek mümkün. Murakami kendini mekândan ve zamandan soyutlayan, gerçekliğe meydan okuyan, türünün sıradışı örneği bir Koyun Adam’dır belki de.

Eserlerinde siyasi ifadeler az

1985’te Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu romanı ile Junichi Tanizaki Ödülü’nü alan yazar, 1996’da Zemberek Kuşunun Güncesi ile Yomiuri Edebiyat Ödülü’nü kazanır.

Birçok ödüle layık görülmüş, dünyaca tanınmış olmasına rağmen, henüz Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanamamış olmasına yazarın hayranları ziyadesiyle üzülürler.

Eleştirmenlere göre, Murakami’nin eserlerinde siyasi ifadelerin fazla bulunmaması ve Batı tüketim kültürüne yönelik bir eğilimin eserlerine yansıması nedeniyle tercih edilmiyor.

Akademi, son zamanlarda ezilenlerin sesini duyuran ve çağdaş sosyal sorunları doğrudan ele alan politik yazarları tercih ediyor gibi. Murakami, Nobel almak için değil de kendi tarzından taviz vermeden çok okunan bir yazar olmayı sürdürmek için yazıyor gibi görünüyor.

Hoşlandığı sporlar: Uzun mesafe koşmak, squash, triatlon

Peki, Murakami kendi özel hayatında nasıl biri?

Aslında bununla ilgili birinci kaynaktan fazla bilgi edinmek güç. Ama eserlerinin izini sürerek onu tanıyabilme fırsatı buluyoruz. Çünkü hobilerine karşı duyduğu tutku sebebiyle onları kurgusuna dâhil etmekten kendini alıkoyamıyor. Özellikle Koşmasaydım Yazamazdım adlı hatıratında hayat felsefesi, yazmaya dair düşüncelerini ve spora olan tutkusunu okuyoruz.

Murakami’nin yapmaktan hoşlandığı sporlar arasında, squash, yüzme, triatlon ve uzun mesafeli koşu var. Bireysellikten hoşlanan yazar takım sporlarından zevk almadığını belirtiyor.

Kendi ile yalnız kalmasına izin veren ve roman yazmaya dair kendisini geliştirmeye en çok yardımcı olduğuna inandığı spor, koşu. Çünkü uzun mesafe koşmak belirli bir hedef için odaklanmayı ve kendi benliği ile yarışmayı gerektirir. Koştuğu zaman bedenini fiziksel olarak zorlamak yoluyla bilinçdışında kendi yalnızlığını göreceli hale getiriyor.

Çocukluğundan beri Amerikan edebiyatına duyduğu ilgiden söz etmiştik. Gençliğinde Kurt Vonnegut ve Richard Brautigan gibi Amerikalı yazarların eserlerini okuyan yazar, şimdilerde Kazuo Ishiguro, Cormac McCarthy ve Dag Solstad gibi günümüz yazarlarını takip ediyor.

Dostoyevski, J. D. Salinger, Raymond Chandler, F. Scott Fitzgerald, Jack Kerouac ve Franz Kafka ise etkilendiği ve eserlerine atıfta bulunduğu yazarlar arasında.

Genellikle diğer Japon yazarlardan Batı kültürüne duyduğu yoğun ilgi ile ayrılır. Yine de, eserlerinde Japon yazar Natsume Soseki’nin Madenci’sine atıf yaptığını veya klasik Japon edebiyatından Genji Monogatari (Genji’nin Hikayesi), Heike Monogatari (Heike Hikayesi) ve Ueda Akinari’nin Ugetsu Monogatari’den (Yağmur ve Ay Öyküleri) pasajlar alıntıladığını da unutmamak gerek.

Müzikal referanslar

Murakami, edebiyat dünyasına yaptığı referanslarının yanı sıra müzik dünyasına da yaptığı sık referanslar ile dünya çapındaki müzik trendlerini etkileyen sıra dışı bir yazardır.

Şarkıların dünyayı değiştirme gücüne sahip olduğuna olan inancından hareketle eserlerinin kurgusu ile müziği birleştirir. Romanlarının çoğu klasik müzik bestelerini motif olarak kullanır ve bazı parçalar kendi içlerinde anlatı ve karakter motifleri görevi görür.

1Q84’da Janáček’in “Sinfonietta”sı eser boyunca yineleniyor. Sahilde Kafka’da klasik müziğe ilk göndermeyi Puccini’nin La Bohem operası ile yapıyor. İlerleyen sayfalarda Schubert’ten D Major Sonata’sı ile Rubinstein, Heifetz, Feuermann üçlüsünün çaldığı, Beethoven’ın ünlü ve son eseri Arşidük Üçlüsü kulaklarımızda çınlıyor. Kumandanı Öldürmek’te ise romanın başlığı Mozart’ın Don Giovanni‘sine atıfta bulunurken, Strauss’un Güllü Şövalye‘si de eserdeki motiflerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Yazarın müzikal referansları sadece klasik müzikle sınırlı değil, eserlerinde caz ve Amerikan popu da sürekli karşımıza çıkar. Romanlarından bazıları, başlıklarını şarkıların isimlerinden alır: Dans Dans Dans (“Dance, Dance, Dance” adlı roman başlığının Beach Boys melodisinden esinlenildiği düşünülse de The Dells’in şarkısıdır).

Türkçeye İmkânsızın Şarkısı olarak çevrilen Norwegian Wood ise The Beatles’ın şarkısı ve Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında romanındaki “Sınırın Güneyinde”nin İngilizcesi olan “South of the Border” ise Nat King Cole’un bir şarkısının adı.

Karanlıktan Sonra (After Dark) romanında ise önemli karakterlerinden biri caz şarkısı “Five Spot After Dark”a atıf yapar.

Yazarın karakterleri genellikle dinledikleri müziğe bağlı olarak tasvir edilirken müzik anlatının önemli bir parçası haline gelir. Bazı parçalar karakterlere hayat vererek onların gerçek dünyaya tutunma gücünü arttırır.

Melankoli havası

Yazar kendi geliştirdiği bir tür içe dönük hikâye anlatma tekniği kullanır. Murakami’nin eserleri şahsına münhasır üslubu, metaforları, sembolleri ve hayal gücünü kullanmasının bir sonucu olarak sıradışı ve yaratıcıdır.

Murakami’nin eserlerinin biçimsel olarak diğer birçok Japon romanından farklı olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte zaman zaman kurduğu uzun cümleler ve dolaylı anlatımı – bununla kastım lafı döndüre dolaştıra uzatması – yine de onun bir Japon olduğunu kanıtlar nitelikte.

Murakami’nin dil kullanımına baktığımızda sade tasvirleri, rahat ve akıcı üslubu ile lirik dili, yazılarındaki melankoli havasını pekiştiriyor. Karakterlerin tuhaflıklarında çok samimi olmaları ve anlatıcının başına gelen tuhaflıkları idrak edememesi son derece doğalmış gibi tasvir ediliyor.

Murakami’nin izleğine baktığımızda eserlerinde genellikle bağlantısız gibi görünen bir dizi gerçeküstü olayın, sanki rüyadaymış gibi hissettirilerek aktarıldığını görüyoruz. Yazarın karakterlerinin dolambaçlı dünyasına ve onların meşguliyetlerine kendimizi kaptırdığımızda kendimizi gerçeküstü bir dünyada buluyoruz.

Murakami’nin başkişilerinin sıradan işlerle meşgul, Amerikan müzikleri dinleyen, yalnız veya boşanmış, çevrelerindeki kişiler ile kendileri arasında duvar ören tiplemeler olduğunu görürüz. Başkişileri çoğunlukla toplumun boğucu beklentileri yüzünden ideallerini yitirmiş, günlük yaşamda bir anlam arayan bireylerdir. Ayrıca erkek başkişi toplumun kendine yüklediği rolleri yerine getirmek yerine, yemek ve ütü yapmak gibi karşı cinsin işlerini üstlenir.

Rüya benzeri paralel evren

Yazarın romanlarında genellikle dış dünyadan kendisini izole eden, topluma yabancılaşmış ve yalnız başkişi genelde birdenbire ortaya çıkan olağanüstü bir durum ile karşı karşıya kalır. Başkişinin yitirdiklerini aradığı bu gerçeküstü macera, onu rüya benzeri bir paralel evrene götürür ve aslında bu evren onun iç dünyasının yansımasıdır.

Murakami’nin çalışmalarındaki temalardan bazıları, bireyin yalnızlığı, özlem, nostalji, eksiklik, yitirmişlik, hiçlik, ölüm, bellek, öteki taraf ve diğer varoluş düzlemleri ile gerçeklik arasındaki ince veya var olmayan sınırları içerir. Murakami, dünyanın kaotik, öngörülemez ve acı dolu olduğu önermesinden yola çıkarak evrenin ve bazen savaşın gaddarlığı aracılığıyla benliğinin kabuğuna çekilen bireyin evrimini tasvir eder.

Eserlerinde Japon militarizminden de izler bulduğumuz yazar, kendi toplumunun tarihi ile de yüzleşiyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında II. Çin-Japon Savaşı’na katılan babasının geçirdiği travma, Murakami’yi derinden sarsmış ve eserlerine de yansımıştır. Bunu en çok Zemberek Kuşunun Güncesi ve Kumandanı Öldürmek adlı romanları ile Çine Giden Yavaş Gemi adlı kısa öyküsünde görüyoruz.

Kedi, kuyu, orman ve öteki taraf

Yazarın kullandığı sembol ve motiflerden bazıları ise kedi, kuyu, orman, öteki taraf veya dünya, karanlık, yeraltı, mağara, kapı ve taştır.

2018’de The Guardian’a verdiği bir röportajda şöyle der:

“İnsanlar kitaplarımın tuhaf olduğunu söylüyor, ama tuhaflığın ötesinde daha iyi bir dünya olmalı. Daha iyi bir dünyaya ulaşmadan önce tuhaflığı deneyimlemeliyiz. Hikâyelerimin temel yapısı bu: Işığa ulaşmadan önce karanlıktan, yeraltından geçmek zorundasın.”

Yazarın romanlarındaki bilinçdışı ve karanlık tünellerindeki yolculuğu aracılığıyla, okuruyla sezgisel, neredeyse sözlü olmayan bir düzeyde içsel bir bağ kurmaya çalıştığını düşünüyorum.

Murakami’nin kendini tekrar etmesi, benzer motif ve karakterlerin yinelenmesi ve eserlerinin bazılarının aynı hikâyenin yeniden canlandırılması olduğu iddiası haklı olsa da aslında bunun sebebi Murakami’nin yitirilmiş veya eksik olan “bir şeyi” yakalayıp o boşluğu doldurana kadar yazma arzusudur.

Modern toplum yaşamının getirdiği bu eksiklik ve yitirmişlik duygusu, kişisel veya toplumsal geçmişimizden kaynaklanan bir travma olabilir. Toplumun beklentileri, kişisel arzu ve ideallerimizi gerçekleştirmemizin önünde bir engel gibi durabilir. Dahası, bu eksiklik, sevdiklerinizin ölümü gibi yıkıcı veya eski dostlara duyulan özlem, kaybedilen zamanın telafisi ve meslek hayatından duyulan tatminsizlik gibi sıradan bir durum olabilir.

Yazarın romanlarının muğlaklığı ve sonunda bir çözüme ulaşamamaları, bireyin arzularının tatmin edilmesinin ve eksikliğin giderilmesinin imkânsızlığından gelir. Murakami, işte bu kayıp ya da eksiklik duygusunu telafi etmek ve ruhani doyuma ulaşmak için samimiyetle yazar ve yazacaktır, diye düşünüyorum.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 13 Nisan 2023’te yayımlanmıştır.

Aytemis Depci
Aytemis Depci
Aytemis Depci - Ankara Üniversitesi Japon Dili ve Edebiyatı lisans mezunu olup Japon Dili Edebiyatı ve İngiliz Dili Edebiyatı alanlarında iki ayrı yüksek lisans derecesine sahip. Kansai Uluslararası Vakfı’nın “Üstün Başarılı Öğrenci” bursu ile Japonya’da araştırmalar yaptı. Doktora derecesini Ankara Üniversitesi Japon Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde, “Haruki Murakami romanlarında öteki ve gölge” başlıklı tezi ile tamamladı. Amerika Utah Üniversitesi’nde Amerikan romanı ile Japon romanı üzerine araştırmalar yaptı. Şu anda İskenderun Teknik Üniversitesi'nde Japonca dersleri veren Depci’nin araştırma ilgi alanları çağdaş ve modern Japon edebiyatı, çeviri çalışmaları, psikanalitik edebi eleştiri, metinlerarasılık ve karşılaştırmalı edebiyat. Çeşitli ulusal ve uluslararası dergilerde makaleleri ve hakemliği bulunmakta. Özellikle Japon yazar Haruki Murakami ve Jun'ichirō Tanizaki ile ilgili kitap bölümü ve makaleleri yayınladı. Halen İskenderun Teknik Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu’nda müdür yardımcılığı görevlerini yürütüyor. Japonca, İngilizce ve İspanyolca biliyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x