Ortadoğu

21 Mayıs 2021

Yazdır

Korku bariyerini aşmak

İsrail-Filistin meselesi başlangıcından bu yana “karmaşık ve tartışmalı” bir konu olarak nitelendiriliyor. Kanada’daki Mount Royal Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Mark Muhannad Ayyash ise Al Jazeera’deki yazısında bu yaklaşımın, konunun daha iyi anlaşılması için öğrenme sürecini baltaladığını, meseleyi konuşulamaz hale getirdiğini söylüyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Toplumsal hareketler, sivil itaatsizlik, özgürlük mücadeleleri ve devrimler üzerine çalışan akademisyenler, korkunun, üstesinden gelinmesi gereken en büyük engellerden biri olduğunun uzun süredir farkındalar. Ezilenlerin eylemsizlikten eyleme geçmek için bu korku bariyerini aşmaları gerekir.

İsrail’in yerleşimci sömürgeciliği altında yaşayan Filistinlilerde olduğu gibi aşırı durumlarda korku; işkence, hapis, sakat bırakılma ve öldürülme, aşağılanma ve insan gibi görülmeme, gelir kaybı, geçim kaynakları, evler, saygınlık, özgürlük ve haklar gibi deneyimleri temel alır.

Sömürgeleştirilmiş Filistin’de yaşayan Filistin halkı, son birkaç gündür bu korku karşısında dünyaya ne ilk ne de son kez, derin ve hayranlık uyandıran cesaretlerini gösteriyor.

Yazar Hamid Dabashi’nin doğru bir şekilde ifade ettiği gibi, İsrail garnizon devleti onlarca yıldır kitlesel yerleşimci-sömürgeci şiddet aygıtıyla ve silahlı sivilleriyle Filistinlilerin günlük yaşamlarında bu korku durumunu yaratıyor ve inşa ediyor.

İnşa edilen ve aşılanan korku

Filistin’de nispeten ayrıcalıklı bir çocukluk geçirmiş olsam da sadece şiddete tanıklık ederek veya deneyimleyerek değil, görünüşte olaysız ve sıradan günlerde de öğrenilebilen bu korkuyu yakından tanıyorum.

1990’ların başında, Kudüs’teki Freres Okulu’na gidiyordum. Teneffüslerde silahlı askerlerin şehir surlarının tepesinde devriye gezdiğini, kendilerini üstün varlıklar olarak görerek bize kafesteki bir hayvana bakar gibi baktıklarını görürdük. Okuldan çıkıp eski şehrin sokaklarında yürürken sürekli silahlarıyla ortalıkla dolaşan İsrailli sivillerle karşı karşıya gelirdik. Bu şekilde bize üstünlüklerini ilan ediyor, onlara yanlış bir şekilde bakmamamız gerektiğini hatırlatıyorlardı.

Bu yürüyüşlerin çoğunda çocuklar olarak, İsraillilerin kullandığı işkence yöntemleri, İsrail askerlerinin bir arkadaşı veya akrabayı dövmesi, silahlı bir İsrailli sivilin bir Filistinliye küfredip tükürmesi, uzun süre hapis, akraba ve arkadaşların acı çekmesi hakkında duyduğumuz hikâyeleri anlatıyorduk. (…)

Birbiri üzerine yığılan o günler ve hikâyeler, şiddet içeren eylem ve olaylara ilişkin deneyimlerle birlikte biz Filistinlilere gittiğimiz her yere yanımızda taşıdığımız bir korku durumu inşa edip aşıladı. (…) Kanada’ya göç ettikten, özgürlüğün biraz tadına vardıktan, hayatımda ilk kez vatandaşlık sahibi olduktan ve bir devlet yapısı tarafından bir şekilde korunduğumu hissettikten sonra (sahte bir korunma hissi) bile bu korku asla bitmedi. Avrupa-Amerikan alanlarında Filistin hakkında konuşmaktan bile korkmam gerektiğini anlamam uzun sürmedi.

Ancak Avrupa-Amerika’daki korkunun farklı bir temeli var. Buralardaki korku sansürlenme, kovulma, disiplin altına alınma, iş bulamama veya terfi edilmeme, anlamsız hukuk davalarında sürünme, kaynakların kesilmesi, tacize uğrama, sindirilme ve susturulma gibi deneyimlere dayanıyor. (…)

“Karmaşık ve tartışmalı”

Öncelikle çok açık konuşayım: Bu korku Kanada, ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi devletlerin İsrail’e baskı yapmasının önündeki temel engel değil. Bu devletler ve onların siyasi, akademik, ekonomik ve medya kuruluşları genelde İsrail devletiyle stratejik olarak aynı hizadadır. Bu devletler ve kurumları, yüzyıllardır olduğu gibi dünyanın büyük bir kısmının sömürgeleştirilmesine, sömürülmesine, zulüm görmesine ve yerleşimci sömürgeleştirmesine aktif olarak katılıyor ve bunları yönlendiriyor.

Şimdi bu kurumlarda çalışan, onları gerçekten dönüştürmek, sömürgecilikten arındırmak isteyen, ancak yine de Filistin meselesi ve sömürgecilikten gerçekten kurtulma konusundan kaçmakta her zaman hızlı davranan insanlara seslenmek istiyorum. Ayrıcalıklı siyasetçilerden akademisyenlere, gazetecilere, sivil toplumu örgütleyenlere ve sanatçılara herkes sık sık neden Filistin meselesi ile temas etmeyeceklerine dair korkudan başka bahaneler dile getiriyor. Bu bahanelerin temel özelliği ise konunun ‘karmaşık ve tartışmalı’ olduğu iddiası.

Elbette belirli bir konu, sorun veya soru hakkında yeterince bilgi sahibi olmamak son derece normaldir. Yorum yapmadan veya bir duruş belirlemeden önce daha fazlasını öğrenmeyi istemekte bir yanlış yoktur. Bilmediğinizde soru sormak, sağlıklı bir egzersizdir.

Öte yandan her konu karmaşık ve tartışmalıdır. Yemeğinizin sofranıza gelişi bile karmaşıktır. Ancak bu durum, insanların çoğunu gıda üretimi, dağıtımı, etik alışveriş hakkında konuşmaktan alıkoymaz. Spor ekonomisi de tartışmalıdır. Ancak bu da milyonlarca insanı saatlerce futbolcu maaşları, reklam harcamaları, kulüpler arasındaki gelir paylaşımı hakkında konuşmaktan alıkoymuyor.

Filistin-İsrail meselesi, karmaşıklığı veya tartışmalı olması açısından benzersiz değil. Çoğu konu ve mesele, konuya derinlemesine bir giriş yapmak ve farklı boyutları keşfetmek uğruna karmaşık ve tartışmalı olarak çerçevelendirilirken, Filistin-İsrail meselesinin ‘karmaşık ve tartışmalı olduğunu’ söylemek konuyu hiç konuşmamaya hizmet ediyor. Filistin söz konusu olduğunda bu ifade neredeyse hiçbir zaman daha fazla bilgi edinme ve daha iyi öğrenme arayışının başlangıcı değildir. Aksine öğrenme sürecini durdurur. Konuyla ilgili bir tavır belirtmeyerek sohbeti sonlandırır.

Politikacılar, yöneticiler, gazeteciler ve akademisyenlerin bu ifadeyi dile getirmelerindeki amaç, Filistin meselesinin gündeme gelmemesi, masadan kaldırılmasıdır. Peki, neden? Çoğu durumda yukarıda özetlediğim sonuçlardan korktukları için. Bu, herkesin özel konuşmalarında kabul ettiği ve bildiği ancak neredeyse hiçbir zaman açıkça kabul etmediği bir şeydir. Dolayısıyla bir tavır koymamanın asıl nedeni, çoğu insanın sahip olduğunu reddettiği korkudur.”

Tavır koymamanın bedeli

Yazar, ‘Karmaşık ve tartışmalı’ ifadesinin yarattığı tavırsızlık halinin tarafsız olmadığını ve bu ifadenin tek faydalanıcısının İsrailli propagandacılar olduğunu belirtiyor: “Çünkü tavır ortaya koymama, nihayetinde her zaman gerçekliğin gölgelenmesine neden olur. Bir şeylerin tartışmalı ve karmaşık olması nedeniyle tavır belirlemeyeceğinizi söyleyerek konuşmayı bitirdiğinizde, durumun gerçekliğinin umutsuz ve kesinlikle çözülemez olduğunu beyan etmiş olursunuz. Durumun gerçekliğini kimse bilmediği için hangi tavrı benimseyeceğinizi bilmediğinizi beyan ediyorsunuzdur.

Dolayısıyla bu ifade, Filistin-İsrail gerçekliğinin bilinemeyeceğini ilan ediyor. Bu da İsrail propagandası için gayet uygun. Yerleşimci sömürgeciliği ve ırk ayrımı gerçekliğini dünyaya iletmeye çalışanlar sadece ezilen ve sömürgeleştirilen Filistinliler ve onların destekçileri. Sadece onlar bunu bilinebilir kılıyor.

Avrupa-Amerika ve başka yerlerdeki İsrail ve Siyonist propagandası, Siyonist siyasi projeye hizmet etmediği için bu gerçeği gölgelemek ve gizlemek için tasarlanmıştır. Bu nedenle gerçeği gölgeleyen ve gizleyen belirtilmemiş bir tavır, aslında İsrail propagandasına destek beyanıdır.

Ancak bu, Siyonizmin kendi gerçekliğini anlamadığı anlamına gelmez. Aslında, en son viral videoda gördüğümüz gibi Siyonist yerleşimcilerin özgürce konuştuğu bazı mecralarda, bu yerleşimci sömürgecilik ve ırk ayrımcılığı gerçeğinin acımasızlığı kendini gösteriyor: ‘Ben senin evini çalmasam, başkası çalacak.’ Çaldıklarını, yerli Filistinlileri ortadan kaldırmak ve değiştirmek için orada olduklarını biliyorlar.

Korku bariyerini aşmak

Filistinliler korku bariyerini aştı ki bu, Avrupa-Amerika’daki ayrıcalıklıların asla bilemeyeceği veya deneyimleyemeyeceği bir şey. Filistin’de yaşanan korku deneyimleri, Avrupa-Amerika’da yaşananlardan çok daha şiddetli ve zorlayıcıdır. Avrupa-Amerika’da iş güvencesinin olmaması, iftira, taciz ve benzeri deneyimlerin yükünü küçümsemiyorum. Bunlar da gerçek korkulardır ve mağdurları, özellikle de en ağır sonuçlarla karşılaşan Filistinliler ve ırk ayrımcılığına uğrayan diğer insanlar üzerinde çok etkilidir.

Ancak bu sonuçlar, Filistin haklarını savunanlar için zaten bir gerçeklik. Değişimin gerçekleşmesi için korku bariyerini aşmak ve bunun sonuçlarıyla hep beraber yüzleşmek, kolektif bir irade ve eylem gerektiriyor. İyi haber ise şu: Başka pek çok durumda gördüğümüz gibi toplu olarak eylemde bulunulduğunda, bu sonuçlar ne güçlü ne de kalıcıdır.

Yeter demenin zamanı geldi: Bu kadar hapis, işgal, sömürgeleştirme yeter; sorunlardan kaçmaya, bu korkuya yeter. Filistinliler korku bariyerini aşmaya devam ediyor. Henüz bunu yapmadıysanız ve dünyayı gerçekten dönüştürmek istiyorsanız, bunu yapmanız gerekecek.”

Bu yazı ilk kez 21 Mayıs 2021’de yayımlanmıştır.

 

Mark Muhannad Ayyash’ın Al Jazeera’nın internet sitesinde yayımlanan “Break the fear barrier and speak up for Palestine” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.aljazeera.com/opinions/2021/5/11/break-the-fear-barrier-and-speak-up-for-palestine

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend