Siyaset

17 Mayıs 2021

Yazdır

İsrail’in yanılgısının sonu

Ramazan sonunda Filistin’le İsrail arasında başlayan şiddet düzeyi yüksek çatışmalar tüm dünyada büyük şaşkınlık yarattı. İsrail’in eski dışişleri bakanlarından ve Toledo Uluslararası Barış Merkezi Başkan Yardımcısı Shlomo Ben-Ami’ye göre, en büyük şaşkınlığı ise dört Arap ülkesi ile diplomatik ilişkiler kurulunca Filistin sorununun geride kaldığını sanan İsrailler yaşadı. The Project Syndicate sitesi için bir yazı kaleme alan Ben-Ami, son çatışmaların taraflar açısından olası sonuçlarını öngörmeye çalışıyor:

“İsrail sınırları dışında ve içinde aniden patlak veren savaş halinden hoşnut ve kayıtsız bir ulusu afallattı. Binyamin Netanyahu’nun 12 yıllık başbakanlığı boyunca Filistin meselesi gömülmüş ve unutulmuştu. İsrail ile dört Arap devletiyle diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan Abraham Anlaşmaları,1 Filistin davasını daha da zayıflatmış görünüyordu. Şimdi intikam duygularıyla daha da kamçılanmış olarak yeniden ortaya çıktı.

İsrail el-Nakba hatıralarını canlandırdı

Savaşları münferit hadiseler tetikleyebilir, ama nedenleri daha derinlerde yatar. Bu vakada savaşı tetikleyen şey, Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde Filistinlilerin tahliye edilip yerlerine İsrailli milliyetçilerin yerleştirilmesi oldu. Söz konusu tahliye, İsrail-Filistin ihtilafının tüm hassas sinir uçlarına dokundu. İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgali, Mescid-i Aksa Camisi’nin girişini aşağılayıcı biçimde kontrol altına alması, hafızalarda tazeliğini koruyan 1948’de İsrail kurulurken 700 bin Filistinlinin evlerinden edildiği el-Nakba (Felaket) ve İsrailli Arap azınlığın şikâyetleri hep birden alevlendi.

Şeyh Cerrah’taki tartışmalı gayrimenkul, 1948’den önce bir Yahudi aileye ait olabilir. Ancak Filistinliler olayı İsrail’in hız kesmeyen Kudüs’ü ‘Yahudileştirme’ kampanyasının bir parçası olarak gördüler, çünkü İsrail devleti kısmen, Filistinli mültecilerin terk edilmiş binaları üzerine kurulmuştu. Yahudiler İsrail kurulmadan önce sahip oldukları mülkleri geri talep ediyorken, Filistinliler edemiyor. Şeyh Cerrah’ta tahliye ile karşı karşıya kalanlar bir zamanlar Yafa vaya Hayfa’da sahip oldukları evleri geri alamıyorlar.”

Hamas’ın Filistin liderliği pekişti

Ramazan ayının sonunda Mescid-i Aksa’da başlayan çatışmaların ardından, özellikle İsrail kentlerinde milliyetçi İsrailliler ile İsrailli Araplar arasında yaşanan vandalizmi adım adım anlatan Shlomo Ben-Ami, bunun “iç etnik çatışmaların tüm şablonlarına” uyduğunu söylüyor. Yazar daha sonra çatışmaların Hamas’ın Filistin siyasetinde ağırlığını artırdığına dikkat çekiyor:

“Kudüs çatışmaları (…) Hamas’a, İsrail’in Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi’ndeki işbirlikçileri üzerindeki üstünlüğünü ortaya koyması ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın can çekişen liderliğini ortadan kaldırması için altın bir fırsat sundu. İsrail baskısı altındaki Abbas, 2006’dan beri Gazze’yi yöneten Hamas’ın kazanacağı ve iktidarını Batı Şeria’ya yayacağı korkusuyla genel seçimleri iptal etmişti.

Abbas kararına gerekçe olarak İsrail’in Doğu Kudüs’teki Filistinlilerin seçimlere katılmasına izin vermeyi reddetmesini göstermişti. Ama gerçekte Filistin yönetiminin Doğu Kudüs’teki varlığı yok olmuş, ortaya çıkan boşluğu Harem-üş-Şerif’i İsrail işgaline karşı direnişlerinin sembolü haline getiren çoğunluğu laik genç Filistinli nesli doldurmuştu.

Son şiddetli patlamanın ardından Hamas, Filistin’in ulusal hareketinde başat rol elde etmek için gerekli tüm boşlukları doldurdu. Kendisini Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın koruyucusu, Filistinlilerin İsrailli-Yahudi işgalcilere karşı ulusal ve dini savaşının lideri ve ayıca İsrail’in içindeki Arap azınlığın sesi olarak konumlandırdı.

İsrail ve onun rehavete kapılmış hükümeti savunmasız yakalandı. Hamas, İsrail kentlerine karşı görülmemiş ölçüde büyük bir roket saldırısı gerçekleştirdi. Kudüs ve Tel Aviv’i bile salvo atışına tuttu, ülke nüfusunun yarısını sığınaklara gitmeye zorladı. İsrailliler, bundan ötürü ülkelerinin, Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırının ötesindeki İran destekli Hizbullah’tan gelebilecek saldırılara karşı ne kadar savunmasız olduğunu düşünmeye başladılar. Çünkü Hizbullah, Hamas’ın sahip olduğundan kat be kat daha ölümcül 150 bin füzeden oluşan bir cephaneliğe sahip…

Hamas ne yapacak?

Hamas, iddiasını ortaya koymak için yüksek bir bedel ödemeye razı oldu. İsrail’in Gazze’deki Hamas komutanlarına yönelik cezalandırıcı hava saldırıları yıkıcı oldu. (…) Ancak Hamas, bu dönemin asimetrik savaşlarında, dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden birinde iki milyon sivilin arasına gizlenmiş bir milis kuvvetinin yenilgiye fiili olarak bağışıklığı olduğunu biliyor. Hamas ayrıca savaşın bölgedeki yankılanmasının Mısır gibi komşuları ve Hamas’ın patronu Katar’ı ateşkese aracılık etmeye zorlayacağını da biliyor.

Gazze’nin enkazından, Hamas, savaş alanında değil, halkının zihninde zafer iddia edecek. Bu noktada Hamas, temel hedeflerine ulaşmış olacak. Filistin Yönetimi itibarını tamamen yitirecek ve Hamas Kudüs’teki İslam’ın kutsal türbelerinin nihai koruyucusu olarak prestijini artıracak.

Kesin olan bir şey varsa, o da İsrail’in zafer iddia edemeyeceği… Zaten kırılgan olan Yahudiler’le Arapların birada yaşamaları temelden sarsıldı. İsrailliler arasında Filistin milliyetçiliğinin yenilgiye uğratıldığına ve dolayısıyla çatışmaya siyasi bir çözümün artık gerekli olmadığına dair hakim fikir birliği paçavra oldu. Şiddet tırmanırken, her iki taraf için de görkemli savaşlar ve zaferler döneminin sona erdiği anlaşıldı.”

Bu yazı ilk kez 17 Mayıs 2021’de yayımlanmıştır.

 

Shlomo Ben-Ami’nin The poject Syndicate’te yayınlanan “İsrail yanılsamasının sonu” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. https://www.project-syndicate.org/commentary/palestinian-resistance-shatters-israeli-consensus-by-shlomo-ben-ami-2021-05
  1. Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords), başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştü. Abraham Barış Anlaşmaları, dini referansları kullanan dünyevi bir barış anlaşması. Şimdi tam adı, “Barış, Diplomatik İlişkiler ve Tam Normalleşme Anlaşması”. 15 Eylül 2020’de sadece İsrail ve BAE’yi değil, İsrail-Bahreyn ilişkilerini de kapsayacak şekilde tasarlandı. BAE, İsrail’in Mısır’dan ve Ürdün’den sonra anlaşma yaptığı üçüncü Arap ülkesi… Hatırlanacağı üzere, Filistin hükûmeti, anlaşmanın hemen ardından tepki olarak Birleşik Arap Emirlikleri büyükelçisini geri çağırdı ve İsrail’in ilhak planının askıya alınmadığını duyurdu. Hamas, anlaşmayı Filistinlilerin sırtına saplanan bıçak olarak nitelendirdi.

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend