Yeşiller’in önlenemez yükselişi

Almanya’da Eylül ayında yapılacak seçimler ile Angela Merkel’in 16 yıllık başbakanlığı sona erecek. Yeşiller ise eş başkanları Annalena Baerbock’un adaylığını açıkladı ve anketler Baerbock’un şansölyelik şansının olduğunu gösteriyor. Başlangıçta düzen karşıtı ve gücünü aktivizmden alan partinin bugün ülkeyi yönetmeye aday olmasına kadar geçen süreçte neler yaşandı? Parti, nasıl bu kadar başarılı oldu? Birmingham Üniversitesi’nden Frank Uekotter’ın Foreign Policy’de yayımlanan yazısı bu süreci anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Bundan 40 yıl önce, karizmatik bir Alman kadın, küresel çevreciliğin gelişen dünyasına bir güneş gibi doğdu. Petra Kelly, keskin açıklamalarıyla ve çevreci, feminist ve diğer alternatif davaları tutkuyla kucaklayarak kalıcı bir izlenim bıraktı. Batı Almanya’nın yeni Yeşil partisinin yüzüydü ve yoğun seyahatleri onu tüm dünyada tanınır hale getirdi. Kelly ve arkadaşları, Batı Alman siyasetinin ciddi ve erkek ağırlıklı dünyasında bir sarsıntı yarattı. İnsanların bundan rahatsız olup olmadığını da umursamıyorlardı. Yeşiller sadece önceden ihmal edilen davaları gündeme getirmekle kalmıyor, Alman siyasetinin tarzını da değiştirmeye çalışıyorlardı.

Şimdi başka bir ‘Yeşil’ kadın, başbakanlık makamını hedefliyor. Annalena Baerbock, Eylül ayında yapılacak seçimlerde partinin şansölye adayı ve şansı da var. Anketler, Yeşiller’in Angela Merkel’in Hıristiyan Demokratlar’ına çok yakın oy oranı olduğunu gösteriyor. Hatta yakın zamanda yapılan bazı anketlere göre de öndeler. Tıpkı Avrupa Komisyonu’nda görev alan Kelly gibi, Baerbock’un kariyer yolu da Avrupa’dan geçti. 2005 yılında London School of Economics’ten mezun oldu ve 2008’e kadar bir Avrupa Parlamentosu üyesine danışmanlık yaptı. (…) Düzen karşıtı protestolar için bir toplanma noktası olarak yola çıktıktan 40 yıl sonra Yeşiller, artık yönetmeye hevesli.

Baerbock’un adaylığına uzanan süreçte Yeşiller iki şeyi öğrenmişti: Parti siyaseti ve değişen dünyadaki yeşil politikalar. Alman Yeşilleri’nin dönüşümü, partinin 1980’de kurulmasından sonra neredeyse tamamlanmış durumda. İlk yıllarda parti, kongreleri sırasında yaşanan kaoslarla bir efsane haline gelmişti (üyeler buna canlılık diyordu). Yeşiller’in de yer aldığı bölgesel koalisyon hükümetleri ise nadir ve kısa ömürlüydü. Yeşiller, 1980’lerde birçok skandalla anılsalar da partiye sadık çekirdek bir grubu muhafaza ettiler. 1960’ların sonlarından bu yana solcu ve alternatif projelerin yarattığı pek çok hayal kırıklığının ardından, politik anlamda idealist olan bir neslin çoğu, partiyi son şansları olarak gördü.

Siyasetin kurallarına göre oynama

İlk 25 yılda, özellikle de koalisyonlara ve iktidarın tehlikelerine derinden şüpheyle yaklaşan ‘Fundi’ kanadından ayrılan epeyce aktivist vardı. Bununla birlikte, daha pragmatik olan ‘Realo’ siyasetçiler, iktidarın kaldıraçları ulaşılamayacak durumdayken bile aktivizmin ödüllendirici olduğunu gördüler. Yeşil meydan okumaya karşılık olarak diğer Batı Alman partileri de çevresel kimlik bilgilerini tazelemeye çalıştılar ve yeşil meseleler 1980’lerde tüm siyasi yelpazedeki yerini aldı. Yakın zamana kadar eyalet seçimleri ve federal seçimlerde oyların yüzde 5 ila 10’una talip olan Yeşiller, bir parti olarak Almanya’yı beklenenden çok daha fazla değiştirdi.”

Yazar, ilk yılların kargaşasından zarar gören Yeşiller’in, Batı Almanya siyaseti ve medyasının kurallarına göre oynamayı öğrendiğini söylüyor: “Tabandan gelen demokrasi gibi romantik vizyonlar soluklaşırken parti daha disiplinli ve hiyerarşik hale geldi. Son adım, yeniden birleşmeden sonra Doğu Alman muhalif hareketinden geriye kalanların bir araya getirilmesiydi. 1990’ların ortalarından bu yana Yeşiller, çoğu belediye ve eyalet siyasetinde işi öğrenen bir profesyonel siyasi kadro tarafından yönetiliyor. Gazeteciler, müsli ve çorap örmekle ilgili sorularla politikacıları rahatsız etmeye devam ettiler, ancak bu, mevcut gerçeklerden çok eski klişeleri yansıtıyordu. Yeşiller 1998’de federal düzeyde kırmızı-yeşil koalisyon hükümetine dahil olduğunda Sosyal Demokratlar siyasi kargaşanın kaynağı haline gelmişti.

Yeşil politikaların değişimi

Yeşiller için daha büyük zorluk, yeşil politikanın anlamının değişmesiydi. 1980’lerde pek çok çevre meselesinde protesto yeterince iyiydi, ancak kampanya ruhu bir süre sonra sıfırı tüketti. Kolay sorunlar hızlı bir şekilde çözüldü ve devam eden zorluklar kısa vadeli çözümlerden muaftı. Sonuç olarak odak, sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeye doğru kaydı: Yenilenebilir enerji, verimli toplu taşıma, organik tarım. Bu zorluklar, uzun vadeli stratejiler, yatırım çerçevesi, şirketler ve diğer paydaşlarla koalisyonlar oluşturmayı ve yeni bir siyasetçi türünü gerektiriyordu. Yeşil siyaset artık Kelly gibi karizmatiklere ve aktivistlerin duygusal enerjisine daha az ihtiyaç duyuyordu. Uzlaşma yeteneği, koalisyonların norm olduğu Almanya siyasi sisteminde çok önemlidir ve Yeşil siyasetçiler de bazı acı reçeteleri kabullenmeyi başardılar. Kırmızı-yeşil koalisyon ancak ilk yılında ayakta kaldı, çünkü Yeşiller pasifist köklerini yeniden düşündü ve Almanya ordusunun Kosova Savaşı’na katılmasına homurdanarak izin verdi.

Yeşiller politikalarını dönüştürmeyi başardı, ancak bu süreçte partinin iç doğası değişti. Partinin kuruluşunu ateşleyen yeni toplumsal hareketler azalarak düzen örgütlerine dönüştüler ve aktivist taban eski üstünlüğünü kaybetti. Eski solcuların çoğu emeklilik yaşına ulaştıktan sonra çekildi. Ancak 1970’lerin aşırı sol gruplarından ayrılıp Yeşiller’e gelenler partide uzun süre kaldı. Kırmızı-yeşil koalisyonda çevre bakanı olarak görev yapan Jürgen (Yürgen) Trittin, bu yıl Alman Parlamentosu’na yeniden seçilmek istiyor. Yeşiller’in tek bakan-başkanı Winfried Kretschmann, geçtiğimiz günlerde güneybatı Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinde üçüncü dönem için yeniden seçildi. Partide komünist kadroların bulunması, genç Yeşiller için beklenmedik bir nimetti. Taban aktivistlerinin aksine kadrolar, nasıl sert siyaset yapılacağını biliyorlardı.

Kuruluş nedenlerini asla reddetmediler

Alman Yeşilleri ilk 25 yılda, yaklaşan kıyametle ilgili sayısız tahmin karşısında ayakta kaldı. Pek çok gözlemci, yeni partinin geçici bir sapma veya tek nesillik bir proje olacağından emindi. (…) Ancak uzun vadede, Yeşiller’in kuruluş nedenlerinden hiçbirini reddetmemesi çok önemliydi. Adanmış bir çevre ve iklim politikasını, daha sürdürülebilir bir tarım biçimini, daha barışçıl uluslararası ilişkileri, feminizm ve toplumsal cinsiyet kaynaklı haklar dâhil her türden insan haklarını savunmaya devam ediyorlar. Bununla birlikte parti, yeni zamanların yeni siyasi araçlar gerektirdiğini de kabul etti.

Gorleben’deki nükleer karşıtı protestolara katılan Baerbock, bir gösteri sırasında tazyikli su sıkan polis gücüyle karşı karşıya gelmenin ne demek olduğunu biliyor. Ama bunlar ebeveynlerinin eşliğinde çocukluk gezileriydi. Bugün adaylığı, Alman siyaseti için çok önemli olan yeni politikaları ve müzakere becerilerini deneme istekliliğine dayanıyor. Yeşil Parti, yeşil yönetişim için uzmanlık ve yönetim becerileri sağlayan düşünce kuruluşları ve akademiden uzmanlardan oluşan bir ağı temel alıyor. Kadro kademeleri diğer partilere kıyasla oldukça zayıf, ancak Yeşiller sayı eksikliğini coşkuyla telafi ediyor. (…)

Kendini adamış üyelere ve profesyonelliğe sahip olmak, Yeşiller’in dayanıklılığının sadece bir parçası. Diğeri ise Almanya’nın ihracata yönelik sanayi sektörü için iyi bir eşleşme olan çevre gündemi ile ilgili. 1980’lerden beri Almanya’da yeşil politikanın istihdam yarattığı yaygın bir inanış. Katı çevre standartlarının, Alman sanayicilerini düşük kirlilik yaratan ve kaynak verimli teknolojiler geliştirmeye ikna etmesi gerekiyordu ki bunlar daha sonra dünya pazarında birinci sınıf ürünlere dönüşecekti. Sonuç olarak Almanlar, çevreciliğin ve iklim politikasının diğer ülkelerde tetiklediği kültür savaşlarına asla tutulmadı. Kretschmann, 10 yıldır, Mittelstand şirketlerinin otomotiv sektörünün çok aktif olduğu Baden-Württemberg eyaletinde, sanayicilerle ciddi bir tartışma yaşamadan bakan-başkanlık yaptı.

Henüz kurulmadan bütçesi olan tek parti

Alman Yeşilleri’nin yörüngesinin, ülkenin özellikle de batı yarısında derin kökleri var. Ancak Alman bağlamının ötesinde bir ders varsa bu, içeride ve dışarıda bir koalisyon kurmakla ilgili. Alman Yeşilleri başından beri belli meseleleri öne sürdüler ve bunların temel bileşenlerinin ötesinde bağlantılar ve işbirliklerinin peşinde oldular. Bazı seçmenler her zaman kapsama alanlarının dışındaydı. Nitekim sanayi şirketlerinin CEO’larının Yeşil oy kullanması pek de mümkün değildi. Ancak birçok parti üyesi, gezegene dair müştereklerimizle ilgili kibirli retoriğe kıyasla siyasi tartışmaları, hatta bunların da çekişmeli olanlarını tercih etti. Alman Yeşilleri yol boyunca iyi şanslar da elde etti, hatta bu, parti kurulmadan başladı. Parti, 1979 Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından, gevşek bir yeşil aktivist grubunun cömert devlet sübvansiyonlarına hak kazanmaya yetecek kadar oy almasıyla kuruldu. Alman Yeşilleri, muhtemelen var olmadan önce bir bütçesi olan tek partiydi.

Yeşiller, diğer Alman partilerinden daha az öngörülebilir olmaya devam ediyor. İç yapılardaki ve kampanyalardaki tüm profesyonellik bir yana alternatif kökler tamamen hareketsiz değil ve rakipler bunları ballandıra ballandıra anlatmaya devam ediyor. Yeşiller’in 2013 federal seçimleri için oluşturduğu platform, işyeri yemekhanelerinde haftada bir etsiz “Vejetaryen Gün” olmasını önerdiğinde muhafazakâr partiler ve Alman medyası bayram yaptı. Bu öneri yaklaşan bir eko-diktatörlüğün habercisi olarak kınandı, oysa vejetaryenlik Almanya’da ve başka yerlerde uzun süredir epeyce yaygınlaşmıştı. Baerbock’un adaylığı erkeklik endişelerini de tetikledi, oysa Merkel’in 16 yılının ardından bu, garip bir şekilde yersizdi. Öte yandan Baerbock’un hiçbir zaman bir bakanlık yönetmediği de bir gerçek. Bir taraftan da şansölyelik için ilk Yeşil aday. Dört yıl önce ise herhangi bir Yeşil adayın bir şansı olacağı düşünülemezdi.”

Yazar, Yeşiller’in 1980’lerden bu yana uzun bir yol kat ettiğini ancak bu süreçteki başarısının çoğunu rakiplerinin başarısızlıklarına borçlu olduğunu belirtiyor: “Parti, 1983’te ilk kez federal parlamentoya seçildiğinde, karizmasını kaybetmiş Helmut Kohl, mücadele içinde olan Liberal Parti ve 13 yıllık iktidardan yorgun düşmüş olan Sosyal Demokratlar’a karşı yarıştı. Şimdiyse Baerbock hiç de ilham vermeyen serbest piyasa liberallerine ve Sosyal Demokratlar’a karşı yarışırken, Hıristiyan Demokratlar Merkel sonrası bir liderlik krizinden mustarip. Yeşiller başka bir şanslı anın eşiğinde olabilir.”

Bu yazı ilk kez 29 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

 

Frank Uekotter’ın Foreign Policy dergisinin internet sitesinde yayımlanan “How the Greens Went Mainstream” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://foreignpolicy.com/2021/04/23/how-the-greens-went-mainstream/

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend