Spor

1 Nisan 2022

Yazdır

Abdullah Avcı ile söke söke şampiyonluk

Baştan söyleyeyim, Abdullah Avcı (yakın arkadaşları aradaki Mucib’i de söyler) ile ilişkimiz sadece spor yazarı-teknik direktör arasındaki bağlantı kadar basit değil. Kendisi, okul arkadaşımdır. Beyoğlu Ticaret Lisesi’nin akşam bölümünden ben 1978’de mezun oldum. O, 1981 yılında gündüz bölümünü bitirdi.

Başakşehir’in başında çok yaklaştığı, ama son dönemeçte kaybettiği şampiyonluğu, bu kez Trabzonspor ile söke söke almanın eşiğinde. Bu ifade belki biraz kaba kaçabilir, ama Avcı’nın bu yolda çektiği çile ve yaptığı bilinçli işlerle hedefe yürümekten vazgeçmeyişi böyle de nitelendirilebilir.

Abdullah Avcı ile Ahmet Çakır, Beyoğlu Ticaret Lisesi’nde düzenlenen bir panelde.

Abdullah Avcı – Mark Hataley gibi

Avcı’nın futbolculuk döneminden iki minik ayrıntı aklımdadır. Karagümrük’te oynadığı dönemde, Vefa Stadı’nda, çamurlar içindeki bir maçta çekilmiş fotoğrafının altına Faik Gürses kardeşimizin, “Mark Hateley gibi” şeklinde bir değerlendirme yazmış olmasıydı.

Hateley o yıllarda (1980’lerin ikinci yarısı) İngiliz Milli Takımı ve Monaco’nun santrforuydu. Galatasaray’ın Şampiyonluk Kulüpler Kupası serüveninde çeyrek finaldeki rakibi olarak oynanan iki maçta kendisini daha yakından tanıma şansımız olmuştu. Ona benzetilmek belki biraz abartıydı, ama dayanaksız olduğu da söylenemezdi. Bizim memleket koşullarında ve alt liglerde ne kadar Hateley olmak mümkünse, Abdullah Avcı da o kadar Hateley idi.

Abdullah Avcı, Galatasaray futbol takımının tarihindeki büyük yıkımlardan birinin aktörleri arasındaydı. 1986-87 sezonunun sondan üçüncü maçında Galatasaray deplasmanda Rizespor’a 2-0 yenilirken, gollerden biri Abdullah Avcı’dan gelmişti. Sonrasında Florya’da Jupp Derwall’in taşlanmasına varıncaya kadar çok acı olaylar yaşandı. O denli ağır bir yenilgiydi bu. Neyse ki sezon sonunda mucizevi biçimde şampiyonluk geldi de bunlar unutuldu.

Mark Hateley, İngiliz futbolunun yetiştirdiği en iyi golcülerden biriydi. (Kaynak: The Times)

İstanbulspor, Galatasaray, derken Milli Takım

Avcı, futbol dünyasına teknik adam olarak adım attığı ilk günden bu yana medyanın pek sempatik bulduğu bir adam olmadı. Belki başarısı kabul edildi, ama fazla da yüz verilmedi.

İstanbulspor ve Galatasaray’da işe temelden başladı, denilebilecek şekilde görev yaptı. Başakşehir’deki başarısı Milli Takım’ın kapılarının ona açılmasını sağladı. Tabii 17 Yaş Altı Milli Takımı’nda gerçekleştirilen tarihi nitelikteki işler, bu yolun düzlenmiş olmasında daha büyük bir etkendi.

17 Kasım 2011 tarihinde Guus Hiddink’in görevinden ayrılmasından sonra göreve getirildi. Milli takımla çıktığı 18 maçta sadece 6 galibiyet ve 4 beraberlik alarak başarısız olan Avcı, yeni teknik direktör arayışı söylentilerinin yalanlanmaması üzerine 20 Ağustos 2013’te görevinden istifa etti.

(Bununla ilgili listeyi incelediğinizde çok da başarısız olmadığını görürsünüz, ama bir kez öyle bir algı ortaya çıkınca, önünde durmak kolay değildir bizim memlekette. Üstelik milli takımın sadece Fatih Terim ile başarıya ulaşabileceği yolundaki düşüncenin egemenliği de karşı konulabilecek gibi değildi.)

Milli Takımlar Teknik Sorumlusu ve A Milli Takım Teknik Direktörü Abdullah Avcı, Milli Takımlar bünyesindeki görevlerinden ayrıldığını 20 Ağustos 2013’te açıkladı.

Eleştiri mi, boş konuşma mı?

Futbolumuzu etkileyen bazı durumları temelden ele almaya çalışmasından pek hoşlanılmıyordu. Örneğin, gereğinden fazla gurbetçi futbolcu oynattığı eleştirisi yapıldığında, milli takıma hangi kaynaklardan oyuncu geldiği yolunda bir istatistikle basının karşısına çıkıyordu. Gurbetçi oyuncular yüzde 55 gibi bir ağırlık taşıyordu ve doğal olarak takıma onlardan daha fazla oyuncu giriyordu. Eleştiri diye sunulmaya çalışılan tepkilerin nasıl boş konuşmalar olduğunu ortaya koyan bu tür çalışmalar belli çevrelerin Avcı’ya cephe almasına yol açıyordu.

Gurbetçi oyuncular, yetişme döneminde daha iyi bir eğitim aldıkları için oyun disiplini ve taktik anlayış gibi futbolumuzun iki ezeli sorunu konusunda daha iyi durumdaydı. Ülkemizde yetişen oyuncular buna benzer konularda ‘saldım çayıra/ Mevla’m kayıra’ anlayışıyla bugün bulundukları noktaya gelmişlerdi. (Arda Turan’ın ‘Biz 4-4-2’yi Milli Takım kampında öğrendik’ sözlerini hatırlamak yararlı olabilir.) Bu da kaybedilen maçların ardından ‘Bizim oyuncular yetenekli ama…’ diye başlayan o bitmez-tükenmez sızlanmalara yol açıyordu.

Abdullah Avcı, Milli Takım’ın başında 21 ay boyunca gururla ve onurla hizmet ettiğini söylemişti.

Soluk almak bile sorun

Bu konuyu sağlam temeller üzerine oturtarak tartışmaya açmak istemesi kimsenin hoşuna gidecek bir durum değildi. Çünkü bizde fikir tartışması filan yapılmaz, sürekli aynı kalıplar kullanılarak karşınızdakilere suçlamalarda bulunuruz. Böyle bir geleneğin içinde soluk almak bile bir sorun olur. Avcı da buna belli bir yere kadar katlanabildi zaten.

Takip eden süreçte Avcı, Başakşehir’in başında yine başarılı oldu, ama kulübü memlekette sevilen bir kurum değildi. Önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, sonra devletin imkânlarını kullanarak haksız rekabet koşulları oluşturduğu yolundaki suçlamaların sonu gelmedi.

Avcı’nın gerçekte takdir edilmesi gereken karşısındakilere saygı gösterme huyu, çoğu zaman aleyhine kullanılan bir koz oldu. Örneğin, maç öncesi açıklamalarında rakibin zaaflarını iyi çalıştıklarını, buna göre bir oyun planı yaptıklarını söylüyordu. Karşılaşmanın ardından, ‘hakem penaltımızı vermedi’, ‘zemin kötüydü’ gibisinden mazeretler bulmaya çalışmak yerine, “Maç öncesinde planladıklarımızın sınırlı bir bölümünü sahaya yansıtabildik. Bu da beraberlikten fazlasına yetmedi” gibi son derece kaliteli değerlendirmeler yapıyordu. Bunlar da, “Hakem bizi ince ince doğradı…” diye başlayıp “önümüzdeki maçlara bakacağız” kalıplarına alışmış olanlar için yadırganacak açıklamalardı.

Kabul etmek gerekir ki, bize saygı duyulmasına pek alışkın değildik, “Acaba alay mı ediyor?” diye düşünmekten kendimizi alamıyorduk. Bununla ilgili ifadeleri o günlerin gazetelerinde bulabilirsiniz.

2018-19 sezonunda epeyce dramatik biçimde şampiyonluğu Galatasaray’a kaptırdığında, zaten ona ‘beceriksiz’ damgası vurmaya hazır oldukça geniş bir kesim vardı. Üstelik Fatih Terim’in “8 değil, 18 puan da olsa kapanır” gibisinden söylemleri elbette ki çok daha fazla tiraj ve reyting getiren bir unsurdu. Dolayısıyla konu ağırlıklı olarak bu şekilde değerlendirildi. Bir sonraki sezon takım Okan Buruk’la şampiyon olduğunda, Avcı’nın kurduğu yapının bundaki katkısından pek söz edilmese de olurdu.

Abdullah Avcı yönetimindeki Başakşehir, 2014-15 sezonunda 59 puan ile ligi 4’üncü sırada tamamladı ve tarihinde ilk kez Avrupa Ligi’nde mücadele etmeye hak kazandı.

Çok teknik adam yetiştirdi

Yakın zamanda Ergün Penbe’nin bununla ilgili bir söylemi sonucunda, “Fatih Terim’in yanında teknik direktör yetişmediği” yolunda bir tartışma yaşanmıştı. Böyle bir tartışmanın gizli öznesi olarak Abdullah Avcı’nın yanında yetişen teknik direktörler gösterilebilirdi. Çağdaş Atan’dan Okan Buruk’a kadar onun yanında yardımcı olarak çalışanlar gerçekten de önemli bir aşama kat etmişlerdi. Belki Emre Belözoğlu’nun teknik adamlığında bile katkısının bulunduğu söylenebilirdi.

Konuya bu tür tartışmaların dışında, daha dikkatli bakmayı yeğleyenler, Avcı’nın teknik ekip kurmaktaki becerisini görmezden gelemezdi. Terim’in çokça eleştirildiği bu noktada da olumlu örnek o idi.

Bir takım nasıl şampiyon olur?

Abdullah Avcı, bu sezon büyük puan farkıyla gerçekleşecek gibi görünen Trabzonspor’un şampiyonluğunun temellerini önceki sezondan atmıştı. İlk 8 maçta İngiliz hoca (Eddie Newton) yönetiminde kaybedilen puanlar nedeniyle Bordo Mavili takım bu hedeften uzak kaldı, ama Avcı’nın 32 maçta topladığı 65 puan, gerçekte şampiyonluk anlamına geliyordu. Çünkü önceki iki sezonda Galatasaray ve Başakşehir 34 maçta 69 puanla şampiyonluk olmuşlardı. 32 maçta 65 puan bundan daha iyiydi.

Avcı bunca yıllık birikimiyle bir takımın nasıl şampiyonluk yapılacağını biliyordu. Trabzonspor gibi bu mutluluktan neredeyse 40 yıldır uzak kalmış bir yerde bunu başarmak için çok şey yapmak gerekiyordu. Atılması gereken adımlar arasında ilk sıraya transfer yazılabilir. Sezon başında önemli adamlar alındı ve takımla birlikte çalışarak lige hazır girmeleri sağlandı.

Abdullah Avcı Trabzon’da kasket modası başlattı.

Avrupa kupalarına erken veda bir şans mıydı?

Transfer konusundaki akıllı işler sonrasında da sürdürüldü. Siopis’le orta alana katkı, devre arasında Visca gibi önemli bir oyuncunun takıma kazandırılması şampiyonluk hamleleriydi. Avrupa kupalarına çok erken veda etmeleri şans olarak görülebilirdi. Çünkü daha önceki dönemlerde Avcı’nın bu işle arası pek hoş olmadığı görülmüştü. Şu sıralarda sürekli gündemde olan ülke puanı konusunda yaşadığımız sıkıntının önemli sorumluları arasında adı ilk sıralara yazılabilirdi.

Trabzonspor’un şampiyonluğunu kolaylaştıran etkenler arasında elbette ki üç büyüklerin inanılması güç perişanlığı da görmezden gelinemezdi. Yaptıkları bir yığın yanlış transferin yanında, takımlarına teknik direktör bile bulmaktaki sıkıntıları, onların harcadıkları olağanüstü paralara karşın çok çabuk yarışın dışına düşmeleri sonucunu doğurdu. Trabzonspor ise bu tür yanlışlardan uzak durmayı, Avcı sayesinde başardı. Avcı’nın Trabzonspor’u için de bunun ödülü şu andaki durum oldu.

Artık şampiyonluk için son bir adım daha atmak gerekiyor ve Bordo Mavililer’in bunu yapabilecek gücü var. Bugün bulunduğumuz noktada, ‘Şu olursa Trabzonspor şampiyonluğu kaybedebilir’ gibisinden gamlı baykuşlukları kimse ciddiye almıyor.

Kasket sanılandan çok daha önemli bir hamle

Trabzonspor’un bunca yıldır şampiyonluk mutluluğundan uzak kalmasında yerel basın ve taraftarın da önemli bir payının bulunduğunu söylersem bunu yadırgayanlar çıkar. Ancak benim gibi bu işi ‘uzaktan atışlarla’ değil de içinde yaşamış biri olarak değerlendirirseniz, gerçeği daha iyi görebilirsiniz. 1,5 yıl Trabzon’da yaşadım. Taraftarın her zaman verdiği desteğin yanında ne gibi sorunlar çıkarabildiğini de gördüm, hele yerel basın! İşin o tarafına hiç girmeyelim ve arkadaşlarımızla papaz olmayalım.

Takımı o teknik direktörden daha iyi yöneteceğine ve her maçı kazanacağına inanan on binlerce kişiyle uğraşmak zorunda kalmanın nasıl bir facia olduğunu ancak yaşayanlar bilir. Abdullah Avcı bu sorunu büyük bir ustalıkla aştı. Kasket olayı (!) sanıldığından çok daha önemli ve değerli bir hamleydi. Böylece, Ahmet Suat Özyazıcı-Özkan Sümer geleneğinin takipçisi olduğunu gösterdi. Zaten yörenin çocuğuydu. Bununla ilgili simgeyi çok başarılı biçimde kullandı. Bu durum, taraftarı ve camiayı mutlu etti.

Trabzonspor’un 2021-2022 kadrosu…

Abdülkadir Ömür’ü nasıl ayağa kaldırdı?

Galatasaray maçında taraftarın protesto ettiği Abdülkadir Ömür’ü kısa zamanda nasıl ayağa kaldırıp yine takımın önemli bir parçası haline getirdiğini, Avcı’yı pek sevmeyenler bile takdir etmek zorunda kaldı.

İlk yarıdaki Antalyaspor yenilgisi sonrasında yerel basının ve taraftarın tepkilerini de ustalıkla yönetti. Taraftarı ve camiayı şampiyonluğa inandırdı. Bu yolda yaşanabilecek sıkıntıları birlikte göğüsleme ortamını yarattı.

Bunlar burada birkaç satırlık yazı, ama uygulamada insanın ömrünü çürüten durumlar olduğunu, ancak yaşamış olanlar bilir. Dolayısıyla Abdullah Avcı, sanıldığından çok daha önemli ve değerli bir adamdır futbolumuzda. Daha çok saygıyı da hak etmektedir, ama kendimize duyduğumuz saygı yeterli olmadığından, başkalarına da saygı duymakta zorlanıyoruz.

Tarihe adını yazdırmak

Şampiyonluk sonrasında Abdullah Avcı’yı yere göğe koyamayan bir yığın değerlendirme yapılacaktır. Başta medya olmak üzere bazı kesimler övgü yarışına girişecektir. İşin geleneği budur. Bizde övgünün de yerginin de sınırı yoktur.

Avcı geçmişte, yerli yersiz çok fazla dövüldüğü için şimdi de övülerek bir tür denge oluşturulmaya çalışılacaktır. Onun böyle şeylere kulak asmayacak olgunlukta biri olduğu herhalde anlaşılmıştır.

Abdullah Avcı bu şampiyonlukla adını tarihe yazdırmış olmanın ötesinde daha bir yığın başarı kazanabilecek çapta bir adam… Zaten epey zamandır, “Yahu şu Terim-Denizli-Güneş üçlüsünün yanına başka isim koyamayacak mıyız?” sorusu artık yanıt bulmuştur. Üstelik, Avcı’nın yetiştirdiği teknik direktörler de bu listeye eklenecektir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 1 Nisan 2022’de yayımlanmıştır.

Ahmet Çakır

Ahmet Çakır - Spor yazarı, edebiyatla da ilgileniyor. Sporla ilgili 13 kitabı var. Edebiyatla ilgili Dostun Ölümü (Öykü) ve Bana Derler Balatlı (Anlatı) kitapları bulunuyor. 1980’de Dünyada ve Türkiye’de Sansür çalışması ile Yunus Nadi Ödülü kazandı. 1982’de Akademi Kitabevi Öykü ödülünü aldı. 12 yıl TRT’de ve sonrasında aralarında Hürriyet’in de bulunduğu çeşitli gazetelerde çalıştı. Radyo oyunları yazdı ve uyguladı. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanını hem radyo oyunu hem sahne oyunu olarak uyarladı. Türkiye Spor Yazarları Derneği’nde başkan yardımcısı ve genel sekreter olarak iki dönem görev yaptı. TGC üyesi. Sportstv kanalında Sporsever programını yapıyor. Sürekli basın kartı sahibi.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

En Güncel Makaleler

0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend