Spor

26 Temmuz 2021

Yazdır

Tokyo Olimpiyatları’nın ekonomik, siyasi ve jeopolitik perde arkası

Geçtiğimiz yıl COVID-19 pandemisi tüm dünyayı etkisi altına almaya başladığında ve o yaz yapılması gereken Tokyo 2020 Olimpiyatları’nın bir sene sonraya ertelendiği açıklanınca birçok kişi şöyle düşünmüştü: Bu bir sene içerisinde virüs alt edilecek ve 2021 yazında tüm dünya Tokyo’da buluştuğunda bu sadece spor müsabakası değil, esas olarak insanlığın pandemiye karşı ortak zaferini kutlayacağı bir festival olacaktı.

Tokyo 2020 Olimpiyatları 23 Temmuz’da açılış töreni ile başladı, ancak pandemi hâlâ devam ediyor, dolayısıyla oyunların gerçekleştirilmesi, her ne kadar tribünlere seyirci kabul edilmeyecek ve tüm süreç son derece sıkı kısıtlamalar altında gerçekleştirilecekse de, ciddi sağlık riskleri barındırıyor.

Bir sene önce umduğumuz o kutlama ruhundan ne yazık ki çok uzaktayız; bir taraftan televizyondan da olsa üst düzey sporcuları izleyeceğimiz için içten içe seviniyoruz, ancak diğer taraftan da Tokyo’da oyunlar sırasında vakaların artması, durumun kontrolden çıkarak oyunlara katılan sporculara, Tokyo’ya, Tokyolulara zarar vermesi ve tüm dünyanın pandemi sonrası normalleşme beklentilerine ağır bir darbe vurması ihtimali Demokles’in kılıcı gibi tüm dünyanın üzerinde sallanıyor. Bir soru oyunların artık başlamasına rağmen halen herkesin aklında: Tokyo 2020 Olimpiyatları mevcut şartlar altında iptal mi edilmeliydi?

Olimpiyatlar, rakamlar ve riskler

Rakamlar, riskleri net bir şekilde ortaya koyuyor: Oyunlara 11 bin 500 sporcu katılıyor ve idareci, hakem, medya mensubu vb. derken toplam katılımcı sayısı 79 bini buluyor.

Oyunlara katılım için aşı zorunluluğu yok, ancak Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) ile Pfizer-BioNTech arasında yapılan bir anlaşma sayesinde oyunların başladığı gün itibariyle sporcuların yüzde 80’inin aşılanmış olması hedeflendi. Diğer katılımcılar için böyle bir durum söz konusu değil.

Japonya’da ise vakalar artmaya devam ediyor. Ocak ve Mayıs’taki dalgalardan sonra Temmuz itibariyle yeni bir dalga söz konusu; 21 Haziran’da 864 olan günlük yeni vaka sayısı 17 Temmuz itibariyle 3 bin 924’e çıkmış durumda ve ülke nüfusunun henüz ancak yüzde 17,9’unun aşıları tamamlandı. Tokyo’da 8 Temmuz itibariyle olağanüstü hal ilan edildi.

Bu arada kafilelerin kente ulaşmaya başlaması ile birlikte sporcuların konakladıkları Olimpiyat Köyü’nden ilk pozitif COVID-19 vakası haberleri de gelmeye başladı; alınan tüm önlemlere rağmen oyunlar süresince ne kadar artış olacağını da öngörmek mümkün değil.

Japonya bu şartlar altında oyunları neden düzenliyor?

IOC ile ev sahibi kentler arasında yapılan sözleşmeler, oyunları iptal etme hakkını sadece IOC’ye veriyor ve bunu savaş, doğal felaket gibi durumlar haricinde ancak “katılımcıların güvenliğinin ciddi bir şekilde tehdit altında olduğuna IOC tarafından kanaat getirilmesi” halinde mümkün kılıyor. IOC böyle bir tehdit görmüyor ve zaten başından beri oyunları iptal etme taraftarı değildi.

Ev sahibi ise sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir, ancak oyunlar için zaten yeterince mali yük altına girmiş olan Japonya bu durumda ciddi tazminat talepleri ile de karşı karşıya kalacaktır. Bununla birlikte Japonya’nın oyunları iptal etmeye yanaşmamasının tek sebebi ekonomik değil, Japon iç siyasetindeki dengeleri ve Olimpiyatların jeopolitik boyutunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Tokyo 2020 Olimpiyatları’nın düzenlenmesi resmî rakamlarla Japonya’ya 15,6 milyar dolara mal oldu ve bunun 3 milyar dolarlık bir kısmı bir yıllık ertelemeden kaynaklandı. Süreç içerisinde giderler artarken, potansiyel gelirler de azaldı.

Sadece bilet satışından 820 milyon dolar beklenirken ve buna ürün satışları ve genel olarak artan turizm gelirleri de eklenecekken, oyunların seyircilere kapatılması nedeniyle bu rakamlar sıfıra iniverdi. Tokyo’daki olağanüstü hal nedeniyle, tribünlere yerli ya da yabancı seyirci alınmayacak, buna sporcuların aileleri de dahil.

Diğer yandan yaklaşık 60 sponsor ile toplam 3 milyar dolarlık sponsorluk anlaşması yapılmıştı. Seyircisiz yapılan oyunlar, bu sponsorların tüketicilere doğrudan ulaşmasını engelleyecek ve bu firmaların paralarının karşılığında tam olarak ne alacakları hâlâ belirsizliğini koruyor. Oyunların iptal edilmesi durumunda ise tüm bu sözleşmeler üzerinden yeni tazminatlar söz konusu olacaktı. Oyunların yayın hakları için yüklüce miktarlar ödemiş olan medya kuruluşları da boş tribünlere yapılan bir spor etkinliğinden ne kadar reklam geliri sağlanabileceğini sorguluyor. İptal durumunda yayın sözleşmeleri de feshedilecekti.

Olimpiyat oyunları, ev sahibi ülkeler ve kentler için büyük ölçüde prestij amacıyla düzenlenen, maddi anlamda getirisinden çok maliyeti olan, başka bir deyişle para kaybettiren etkinlikler. Mevcut sistemde IOC gelirlerde aslan payına sahip oluyor, ancak zararlar ise büyük ölçüde ev sahibi ülkenin hanesine yazılıyor. Bir yıllık erteleme, zaten COVID-19 nedeniyle 2020 yılında ekonomisi yüzde 4,8 oranında küçülmüş olan Japonya’ya ek bir maliyet getirmişti; seyircisiz oyunlar beklenen geliri de sağlayamayacak. Ancak tamamen iptal, ekonomik açıdan sadece IOC’nin istemediği değil, Japonya’nın da kaldıramayacağı bir durum.

Japonya’nın siyasi dengeleri

Konunun bir de Japonya’nın iç siyaseti ile ilgili boyutu var. 2012’den beri görevde olan ve Eylül 2020’de sağlık sorunları nedeniyle ile istifa eden Shinzo Abe’nin yerine gelen ve henüz güçlü bir tabana sahip olmayan Yoshihide Suga’nın konumunu kuvvetlendirmek ve Eylül’de yapılacak seçimlere hazır olmak için Tokyo’da oyunları sorunsuz, başarılı bir şekilde gerçekleştirmeye ihtiyacı var.

Suga’nın avantajı, dünyadan destek buluyor olması. Haziran ayında İngiltere’nin Cornwall kentinde Suga’nın da katılımıyla toplanan G7 zirvesinden sonra yapılan açıklamada liderler “COVID-19 ile mücadelede küresel birlikteliğin sembolü olarak Tokyo 2020 Olimpiyatları’nın güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesine desteklerini” dile getirmişlerdi. Ancak dışarıdan bu desteğe rağmen, içeride Suga tam anlamıyla bıçak sırtında yürüyor.

Son birkaç ay içerisinde Japonya’da gerçekleştirilen iki büyük kamuoyu yoklamasında olimpiyatın yapılmasına karşı olduklarını bildirenlerin oranı sırasıyla yüzde 83 ve yüzde 78’e çıktı. Japonlar ve özellikle de Tokyolular, olimpiyata karşılar.

Suga, oyunların sorunsuz ve sağlıklı bir şekilde geçmesi durumunda ibreyi kendi lehine çevirebilir. Ancak halkın olumsuz görüşüne rağmen yapılan oyunlarda sorunların da yaşanması, siyasi olarak Suga’yı çok zor, hatta imkânsız bir duruma sokacaktır.

Bununla birlikte Başbakan Suga, hiçbir zaman iptali düşünmedi. İptal durumunda Tokyo, bugüne değin oyunları düzenlemeye 3 kere hak kazanmış, ancak sadece bir kere düzenleyebilmiş bir şehir olarak tarihe geçecek ve bu da Suga’ya denk gelecekti. Hatırlanacağı üzere 1964’te oyunlara ev sahipliği yapan Tokyo, 1940’daki oyunlar için de ev sahipliğine hak kazanmış, ancak Japon hükümeti Çin ile başlayan savaş nedeniyle oyunları düzenleme hakkını IOC’ye iade etmişti. Bunun üzerine Helsinki’ye verilen 1940 Olimpiyatları, 1939’da başlayan İkinci Dünya Savaşı nedeniyle tamamen iptal edilmişti.

Olimpiyatların jeopolitik anlamı

Japonya’nın Tokyo 2020 Olimpiyatları’nın her koşul altında düzenleme kararlılığını göstermiş olmasının bir de jeopolitik boyutu var ve konu tamamen Asya’nın jeopolitik dengeleri ile ilgili.

Japonya, ekonomik olarak yükselen ve askerî alanda da giderek daha iddialı bir hale gelen Çin’i doğal olarak bir rakip, hatta bir tehdit olarak görüyor. Bununla birlikte Trump döneminde ABD ile Japonya arasındaki ittifakta güven ilişkisinin ciddi bir şekilde zedelendiği bir süreçten sonra her ne kadar Biden döneminde ilişkileri yedine güçlendirme çabaları varsa da artık güvenlik konusunda ABD’ye daha az bağımlı olmak ve kendi ayakları üzerinde daha güçlü durmak isteyen bir Japonya var.

1964’te Tokyo’da oyunları düzenleyen Japonlar, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımından sonra yeniden canlanışlarını ve ekonomik bir güç oluşlarını dünyaya ilan etmişlerdi. Aynı çıkışı Güney Kore, 1988’de Seul Olimpiyatları, Çin ise 2008 Pekin Olimpiyatları ile yaptı. İptal edilen, yapılamayan bir Tokyo 2020 ise, sebebi her ne kadar Japonların kontrolünün dışında olan bir pandemi de olsa dünyaya tam tersi bir mesaj verecek, Japonya adına bir mağlubiyet imajı ortaya koyacaktı.

Diğer yandan Tokyo’dan sadece 7 ay sonra, Şubat 2022’de Pekin’de Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak olan Çin’in bu oyunları büyük bir şaşaayla, bir gövde gösterisi olarak hayata geçireceğini tahmin etmek güç değil. İptal edilmiş Tokyo oyunlarından hemen sonra ve muhtemelen pandeminin az da olsa devam ettiği bir ortamda Pekin’de görkemli bir spor etkinliği, Japonya tarafından kesinlikle kabul edilebilecek bir durum olmayacaktı. Bu arada bir önceki Kış Olimpiyatları da –2018 Pyeongchang– Japonya’nın son dönemlerde giderek artan bir rekabet, hatta şu anda bir nevi ticaret savaşları içerisinde olduğu Güney Kore’de yapılmıştı. Yaz ve kış dahil son üç oyunlar Asya’da yapılırken, bunu yapamayan tek ülke olmayı Japonya tabii ki istemedi, isteyemezdi.

Madalyalarda ABD ile Çin önde

Bu jeopolitik rekabet sahaya da yansıyacak, çünkü olimpiyatların bir güç mücadelesi haline gelmesi, sadece ev sahipliği yapmak üzerinden şekillenmiyor, sportif başarı ve kazanılan madalyalar da burada güçlü bir mesaj veriyor.

Tokyo 2020’ye Japonya 552, Çin 406, Güney Kore ise 236 sporcuyla katılıyor. Japonya daha fazla sporcuyla daha fazla başarı elde etmeye aday gibi görülebilir, ancak Japonların sporcu sayısının yüksek olması ev sahibi olmalarından kaynaklanıyor.

Sahadaki performansta Çin daha önde. Son beş Yaz Olimpiyatları’nın (2000 Sydney, 2004 Atina, 2008 Pekin, 2012 Londra, 2016 Rio) ortalamalarına bakıldığında Çin’in olimpiyat başına altın madalya ortalaması 34,4, toplam madalya ortalaması ise 76,4. Bu rakamlar Japonya için sırasıyla 9,6 ve 31,8, Güney Kore için ise 10,4 ile 28,2.

Zirvede ABD var: Oyun başına 40,2 altın madalya ve 106,2 toplam madalya. Tokyo 2020’de Çin takımı için Amerikalıları zorlamak şüphesiz ki öncelikli hedef olacak, ancak Japon topraklarında alınacak bu madalyalar Çin açısından farklı bir önem de taşıyacak. Japonlar açısından ise önemli olan ev sahibi olmanın avantajını iyi kullanarak Çin ile arayı mümkün olduğunca kapatmak ve Güney Kore’ye karşı üstünlük kurmak.

Oyunlardan hemen önce köye yerleşen Güney Kore kafilesi kaldıkları odaların balkonlarına bayraklarıyla birlikte üzerinde, “Halen arkamda 50 milyon Korelinin desteği var” yazılı pankartlar astı. Bu sözler, 1597 yılında Japon donanmasını alt eden Koreli bir amirale ait olduğu ve siyasi özellik taşıdığı gerekçesiyle Japonlar tarafından büyük tepki gördü ve IOC bu pankartların kaldırılmasını talep etmek zorunda kaldı. Her ne kadar oyunlara seyirci alınmayacaksa da olimpiyatların jeopolitik boyutunun sahadaki sportif mücadelenin ötesine geçtiği benzer örneklere oyunlar boyunca tanık olabiliriz.

Önümüzdeki 13 gün nasıl yaşanırsa yaşansın, 2021’de yapılan Tokyo 2020 Olimpiyatları, tarihe “Pandemi Olimpiyatları” olarak geçecek. Bir yıl önce umduğumuz gibi bir insanlık festivaline tanık olamayacağız belki, ama temennimiz, bu sürecin en azından oyunları iptal etmeyip düzenleme kararını alanları pişman etmeyecek şekilde geçmesi yönünde.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 26 Temmuz 2021’de yayımlanmıştır.

Altay Atlı

Dr. Altay Atlı - Küresel ekonomik ilişkiler ve uluslararası piyasalar üzerine danışmanlık hizmetleri veren Atlı Global firmasının kurucu direktörü ve aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi Asya Çalışmaları yüksek lisans programı, Milli Savunma Üniversitesi Uluslararası İlişkiler yüksek lisans programı ile Koç Üniversitesi Executive MBA programında dersler veriyor. İstanbul Özel Alman Lisesi mezunu olan Atlı, lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nde tamamladı, Avustralya’nın Melbourne kentindeki Deakin University’de Uluslararası İşletme üzerine master yaptı ve doktorasını da yine Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden aldı. Daha önce Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nde çalışan Atlı, bir dönem Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda (DEİK) araştırma koordinatörü olarak görev yaptı ve hâlen Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) Çin Network’ü uzman üyesi. Torino World Affairs Institute tarafından, German Marshall Fund of the United States, Australian National University ve Stiftung Mercator işbirliğiyle düzenlenen bir program kapsamında “Global Emerging Voices Fellow” olarak seçilen Atlı, eski bir hentbolcu ve spor alanındaki çalışmalarını da Türkiye Hentbol Federasyonu yönetim kurulu üyesi olarak devam ettiriyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend