Spor

24 Şubat 2023

Yazdır

Türk futbolunda mütevazılığın vücut bulmuş hali – Ahmet Suat Özyazıcı

Trabzonspor’un yıllardır süregelen “Anadolu’nun abisi”, “İstanbul hegemonyasına son vermiş bir ihtilalci” söylemlerinin fitilini ateşleyen ve şu anda hâlâ bu noktadan şaşmamasında, bu mirası yaşatmasında rol oynayan nevi şahsına münhasır iki büyük insan, yaklaşık iki yıl arayla bu diyardan göç etti.

Özkan Sümer biraz daha deli dolu olarak anlatılır, hırçın Karadeniz insanının futboldaki tezahürü gibi tasvir edilir. Ahmet Suat Özyazıcı ise daha sakin, daha mütevazı bir mizaçla anılır. Şöyle ki Ahmet Suat Hoca, onlarca kupanın ardından bile Trabzon’da Kemeraltı Çarşısı’ndaki dükkânına gitmekten, orada vakit geçirmekten vazgeçmezdi hiç.

Ahmet Suat Özyazıcı, çocukluğunu diğer Trabzonlu yaşıtları gibi sokaklarda futbol oynayarak geçirdi ve birçoğu gibi bu sevdayı, eğitim hayatına tercih etti. Her ne kadar o dönemde futbolu tercih etse de ileride eğitimi bir başka mecrada, futbolda sürdürmeye devam edecekti.

Burada virgül koyalım, Ahmet Suat’ı futbolda yönlendirerek şehrin kaderini değiştiren bir adam var. Akrep Celal lakaplı ve birçok Trabzonlu gencin yoluna ışık olan, İdmanocağı’nın muhteşem golcüsü Celal Öztürkmen. Öyle bir golcü ki, Fenerbahçe efsanesi rahmetli Lefter Küçükandonyadis bile onun için “Futbol yarım saat ya da 45 dakika oynanacak olsaydı, kısa boyuna rağmen Türkiye’nin değil, dünyanın en büyük golcüsü olurdu” demiştir.

Virgülden sonrasına devam edelim. Akrep Celal, Ahmet Suat’ın elinden tutup Yolspor’a götürüyor. Burada bir yıl oynadıktan sonra gönlünde yatan, İdmanocağı’na transfer oluyor. Burada kaptanlık da yapan Özyazıcı, daha sonra teknik direktörlük görevini üstleniyor.

Kupa ikiye bölünüyor

Ahmet Suat, askere gidince Havagücü’nde de forma giyiyor. Hatta Havagücü formasıyla İdmanocağı’na 1957-58’de Türkiye Amatör Futbol Şampiyonası finallerinde rakip oluyor. Her iki tarafın topladığı puan ve averajlar aynı olup, bir maç daha oynama imkânı olmayınca taraflar arasında anlaşmazlık çıkıyor. Erkek Sanat Enstitüsü’nde kupa ikiye bölünüyor. Yarısı Havagücü’nde, diğer yarısı ise İdmanocağı’nda kalıyor. Bu da dünyada bir ilk olarak yerini alıyor.

1967’de İdmanocağı, İdmangücü, Karadenizgücü ve Martıspor’un birleşmesiyle Trabzonspor kurulunca buraya geçiyor. Fakat birkaç yıl sonra futbolu bırakıyor. Kramponları asıyor asmasına, ama sadece sahanın içinden kenarına geliyor. Bir süre yardımcı hocalık ve genç takımda görev alıp Karadeniz takımlarının olduğu grupta şampiyon yaptıktan sonra artık 1972-73 sezonunda Trabzonspor’un hocası oluyor. Burası bir milat olarak kabul edilebilir.

Hatta 1965 yılında Amatör kümede olan İdmanocağı, Türkiye Kupası’nda en üst ligdeki Beşiktaş’ı İstanbul’da eliyor. Takımın tabiri caizse her şeyi olan Ahmet Suat, o dönemler skorbordlar olmadığından dakikayı hesap etmek için giydiği uzun kollu formayla bileğindeki saati kamufle ediyor. Beşiktaş’ı eledikten sonra ise gazetede, “Türkiye Amatör Şampiyonu, profesyonel rakibi karşısında şahane bir futbol gösterdi ve alkışlandı.” yazıyor.

Trabzonspor mucizesinin yaratıcılarından

Geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden büyük usta Halit Kıvanç, 1983’te yayınlanan Gool Diye Diye kitabında o maç ve Ahmet Suat Özyazıcı için şöyle diyor: “Hele takımın bir kaptanı vardı ki… Beyni, dinamosuydu. ‘Ahmet Suat’tı adı. Bir gün gelecek o maçın kahramanı Ahmet Suat, futbolumuzda bir büyük hoca olarak Trabzonspor mucizesinin yaratıcılarından olacaktı. Maçtan sonra Ahmet Suat’ın söyledikleri çok ilginçti: ‘Amatör futbolun şampiyonu olarak elde ettiğimiz bu başarı, bütün amatör kulüplere ve bütün amatör futbolculara aittir.’”

Öğrencileri, yani Trabzonspor’un o dönem şampiyon kadrolarındaki efsaneler, kendilerine Hoca sorulduğunda, her zaman kıvrak zekâsını, ölçme, değerlendirme ve çözüm üretme noktasındaki becerisini ön plana çıkartır. Öyle ki Ahmet Suat maçlardan sonraki günlerde, meşhur nalbur dükkânında gider, işini yapar, takımın durumunu konuşmak için köylerden yanlarına gelen insanların hem eleştirilerini dinler hem onları anlattıklarıyla ikna eder hem de onların söylediklerinden haklı olabilecekleri noktaları kafasında irdeleyerek ilerleyen günlerde uygulamaya koyarmış.

Buraya kadar aslında Ahmet Suat’ın mizacını biraz anlamış oluyoruz. O dönemde bile insani ilişkileri, iletişimi son derece iyi ve bunu zekâsıyla da harmanlayacak yeteneğe sahip bir insanın başarılı olmama imkânı zaten olamaz.

Öze dönüş, scouting ve Anadolu İhtilali

Trabzonspor ile 1971-72’de bir puanla, 1972-73 sezonunda ise bir averajla en üst lige çıkmayı kaçırınca Ahmet Suat, ‘öze dönüş’ fikrini dönemin yöneticileriyle istişare ederek uygulamaya sokar ve Trabzon içinden çevresinden futbolcuları izleyerek takıma katar. Henüz o dönemde dahi, günümüzde birçok kulübün başvurduğu ‘Scouting’ uygulamasını hayata geçirmiş bir futbol şahsiyetinden bahsediyoruz. Ve bunda ne kadar iyi olduğu da çok kısa bir sürede, öze dönüş kadrosuyla en üst lig, yani şu anki Süper Lig’e çıkarak gösteriyor.

Aynı sene Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası düzenlenen, Beşiktaş, Kıbrıs Karması, Galatasaray ve Trabzonspor’un olduğu ve yıllar sonra rahmetli Kazım Koyuncu’nun meşhur ‘Uy Aha’ marşında “En büyük onurdu bize” diye dile getirdiği Barış Kupası’nı müzeye getiriyor. Bu kupa her manada önemli, fakat bir önemli noktası da Trabzonspor’un başlatacağı ihtilalin ayak sesleri niteliği taşımasıydı.

Arkasından Türk futbolundaki ‘Anadolu İhtilali’ başlar. Trabzonspor’un art arda gelen şampiyonlukları, kupalar, ülkemiz takımları henüz tam anlamıyla Avrupa kupalarında yer edinemezken Liverpool, Barcelona gibi devleri dize getirerek tarihi zaferler alması, Ahmet Suat Özyazıcı, Trabzonspor ve Türk futbolu adına ne kadar kıymetli işler yaptığının en belirgin örnekleri.

Trabzonspor’u Brezilya gibi oynatıyor

Öyle bir dönemki, 1975-76 ve 1981-82 yılları arası kendi evinde 90 maçlık yenilmezlik serisi yakalanıyor. Bu sadece iyi kadro iyi bir planlama ile açıklanamaz. Bu kadar yıl içerisinden bunu sürdürebilme dirayetini sergilemek herkesin yapabileceği bir şey değil. Bu başarılarda pay sahibi olan bir diğer büyük hoca Özkan Sümer’i es geçmek olmaz. Zira bu dönemlerde Ahmet Suat Hoca sürekli takımın başında değil. Şampiyonluk gelmeyen dönemlerde kendini yenilemek için veya dinlenme ihtiyacı hissettiğinde takımdan ayrılır, yönetim görevi Özkan Hoca’ya devredermiş. Bu iki büyük hoca halef-selef ilişkisiyle hareket ederek bir döneme damga vurmuşlardır. Bu da bir kurumsal hafıza oluşturulduğunun göstergesidir.

Ahmet Suat Özyazıcı’ya ‘Brezilyalı’ lakabı da takılmıştır. Bunun iki sebebi vardı. Dönemin spor yorumcuları ve yazarları kendisinin idman metotları, maç taktikleriyle dönemin revaçta olan milli takımlarından Brezilya’ya benzetmiştir. Diğer sebep ise Fenerbahçe’de 3 yıl görev almış Brezilyalı efsane teknik adam Didi, kendisinin iki yıl üst üste şampiyonluğundan sonra üçüncüsüne izin vermeyen ve Fenerbahçe’nin önünde 3 puan farkla şampiyon olan Ahmet Suat için, “Trabzonspor’u tıpkı Brezilya gibi oynatıyor.” demesiydi.

“Dördüncü kupa yok, olsa onu da alırız”

Ahmet Suat Özyazıcı’nın nükteli yapısı da fazlaca ön plana çıkarılır. Bunun en belirgin örneklerinden biri ise kendisini kazanılan onca kupaya karşın eleştiren ve daha çok kupa isteyen insanlara, “Dördüncü kupa yok, olsa onu da alırız” karşılığını vermesidir.

İdmanlarda ve günlük yaşantıda futbolcularıyla günümüzdeki teknik direktör-futbolcu ilişkisinden ziyade, abi-kardeş ilişkisine sahip olmuş olması da hocayı başarılı kılan etkenlerden biri kuşkusuz. Zira oyuncularının onu tasviri de bu yönde. O dönem dahi birçok teknik adam futbolcuları belli noktalarda özellikle ‘akşamlar’ konusunda sınırlarken Ahmet Suat Hoca, serbest bırakırmış. Bunun sonucunda aldığı verimde olağandışı bir düşüşe rastlanmazmış. Buradan anlayacağımız üzere, yazı içerisinde daha önce vurguladığım iletişim yönündeki başarıyı yine görebiliriz.

Ahmet Suat Hoca, futbolun başkanlık hariç her kademesinde rol alarak, bu oyunun ve aynı anda Trabzonspor’un gelişmesi, daha kurumsal, daha profesyonel işleyen bir zemine oturması için ömrünü vakfetmiştir. Gelinen noktada o ve onun gibi kıymetli adamlardan Türk Futbolu ne kadar yararlanabildi? Yararlanmak için ne kadar çabaladı? Kaldı ki Trabzonspor’un dahi yeterince yararlanamadığı kanaatindeyim.

Ülkemizde, ne yazık ki önemli şahsiyetlerin değeri, eserleri, onlar gittikten sonra anlaşılıyor. İngiliz futbol efsanesi Sir Bobby Robson’ın şöyle bir cümlesi vardır; “Muhteşem bir ressamsanız, ölünceye kadar zengin olamazsınız. Bence bu teknik direktörler için de geçerli. Gidene kadar takdir edilmiyorsunuz” Bu cümleden yola çıkıldığında, bu durumun tüm dünyada geçerliliği olduğunu görüyoruz, fakat konunun bizdeki tezahürü, var olmasından ziyade ne kadar az veya çok olduğuyla alakalı.

2012 yılına kadar en çok şampiyonluk kazanan teknik adam

Ahmet Suat Özyazıcı, çocukluğunda belki de görünürde futbolu, eğitim hayatına tercih etti. Fakat kader işte, hocayı futbolculuğundan sonra teknik direktör olarak, tarihinde onlarca futbolcu, teknik direktör yetiştiren böylesine büyük bir yapının temelini atanlardan biri olarak üstün bir eğitimci haline getirdi. Sevenleri onu sağlığında hep aynı yerde Kemeraltı’ndaki dükkânında bulabilirdi. Düşünsenize, Trabzonspor ile 4 şampiyonluk alarak 2012 yılına kadar en çok şampiyonluk kazanan teknik adam, Fatih Terim’in kendisini geçmesi sonrasında ikinci teknik adamsınız, fakat ne yatlarınız var ne katlarınız ne de şatafatlı bir yaşantınız. Ahmet Suat Hoca’nın karakterini fıtratını yansıtmak için bu kısım bile yeterli kanaatimce.

Toparlayacak olursak, kendisini hayatı boyunca Trabzon’a Trabzonspor’a adamış bir şahsiyet. Hiç kuşkum yok ki kendisi Özkan Sümer’den daha şanslıydı. Kendileri haricinde bir teknik adamın daha Trabzonspor’unu şampiyon yaptığını dünya gözüyle gördükten sonra göç etti bu hayattan. Tarih onları hep hak ettiği gibi anacak fakat ben Türk futbolunun, onların bilgi ve birikimlerinden yeterince faydalanılmadığını düşünüp, hicap duyarak anacağım. Hoşça kal Büyük hoca, hoşça kal Ahmet Suat. Selam söyle Özkan Hoca’ya, Dozer Cemil’e, Kadir’e, nicelerine. Mekânın cennet olsun.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 24 Şubat 2023’te yayımlanmıştır.

Mehmet Onur Nizamoğlu

MEHMET ONUR NİZAMOĞLU – Yazar, editör ve radyocu. 1997’de Hatay/Antakya’da doğdu. İlkokul, ortaöğretimini Hatay’da tamamladı. Giresun Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. 2019 Temmuz ayında başladığı spor yazarlığı serüvenini, farklı mecralarda mütemadiyen sürdürüyor. 2020 Ekim-2022 Mayıs arasında Sports Digitale Youtube kanalında “61. Dakika” programında yorumculuk yaptı. 2022 yılında Radyo Gol’de radyoculuğa başladı ve yaklaşık bir yıl boyunca “Bordo-Mavi” programını yaptı. 2022 Temmuz’dan bu yana ise Yeni Şafak Spor’da içerik üretimi ve editörlük yapıyor.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend