25 Şubat 2021

Toplum

Yorum yap

Yazdır

Aşı kapitalizmi felakete yol açabilir

Aşılar, tüm dünyada devam eden COVID-19 salgınıyla mücadelede bir umut ışığı oldu. Ancak bugüne dek 2,4 milyondan fazla can alan ve dünya ekonomilerini durma noktasına getiren salgınının neden olduğu fiziksel, duygusal ve ekonomik acılara çare olacak aşı, eşitsizliklerin ulaştığı hayati boyutu da gözler önüne seriyor. Sofya Üniversitesi’nden felsefe doçenti Ognian Kassabov, Al Jazeera’deki yazısında bu eşitsizliklerden yola çıkarak kapitalizmin mitlerini çürütüyor.

Yazının öne çıkan bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Saygın tıp dergisi Lancet’ta bir süre önce yayımlanan bir makalede ‘yeni aşıların, zamanında yapılmadığı takdirde dünyanın dört bir yanındaki insanlar için çok da bir şey ifade etmeyeceğinin’ altı çizilmişti. Aşıların kullanım onayı almasından aylar sonra, aşılama kampanyaları hayal kırıklığı yaratacak derecede yavaş ilerliyor. Dağıtım şu anki hızda devam ederse dünyanın en zengin ülkelerinden sadece birkaçı yaz bitmeden sürü bağışıklığına ulaşabilecek. Öte yandan, mevcut aşıların etkinliğini sorgulatan yeni virüs mutasyonları da ortaya çıkmaya devam ediyor.

Bazıları bu aşı fiyaskosunun suçunu hantal devlet bürokrasisine ve aşı karşıtlarına yüklüyor. Ancak sorunun kökü başka yerde. Mesele, üç ideolojik mit tarafından desteklenen işlevsiz bir küresel ekonomik sistemden kaynaklanıyor.”

Yazar bu üç miti şöyle sıralıyor: İnovasyonu en iyi özel sektör yapar, arz ve talebi en iyi düzenlenmemiş piyasalar yönetir ve küreselleşme herkes için adil sonuçlar üretir: “Salgın ve başarısız aşılama çabaları sürerken, bu mitler gözlerimizin önünde çöküyor.

1. Mit: İnovasyonu en iyi özel sektör yapar

Küresel kapitalizmin temel mitlerinden biri, özel girişimciliğin inovasyon ve ilerlemenin tek etkili kaynağı olduğudur. Ancak büyük ilaç firmaları uzun süredir bunun ille de böyle olması gerekmediğini gösteriyor.

Endüstri, on yıllardır, yeterince kârlı olmadığı gerekçesiyle aşıların önceliğini azaltıyor. Örneğin Batı Afrika ölümcül Ebola virüsü salgınlarıyla boğuşurken, 2014’teki salgının sonrasına kadar virüse karşı aşı geliştirme konusunda ciddi bir çaba olmadı. COVID-19 aşısı geliştirmek için Pfizer ile ortaklık yapan BionNTech gibi şirketler ise koronavirüs salgınına kadar mRNA teknolojisinin aşılardan ziyade ilaçlarda kullanılmasına odaklanıyordu.

COVID-19 aşılarının geliştirilmesi hükümetlerin ciddi oranda maddi desteği ve vergi mükelleflerinin parasını kullanan büyük tutarlı satın alma sözleşmelerinin ardından mümkün oldu. Örneğin, aşı geliştirme ve sonrasında satın alma için ABD devlet kurumları sadece Moderna’ya 2,5 milyar dolar verdi.

Neticede COVID-19 aşısının geliştirilmesinde temel itici güç kamu sektörüydü ve sürecin finansmanında kamu fonları kullanıldı. Buna karşın ilaç şirketleri, düşük maliyetli geliştirme faaliyetleri yürüttü ve yeni bir ürünün risksiz şekilde piyasaya sürülmesini sağladı.

İnovasyonu en iyi özel şirketlerin yaptığı iddiası, Rusya’daki Gamaleya Enstitüsü ve Çin’deki Sinopharm gibi en az iki devlet şirketinin etkili aşı geliştirmedeki başarısıyla da çürümüş oldu.

Buradaki amaç, mevcut aşıların etkinliğini veya onları geliştiren araştırmacıların özverili çalışmalarını sorgulamak değil. Daha ziyade, aşı geliştirme çalışmalarının özelleştirilmesinin hem çok maliyetli ve sömürücü bir niteliğe sahip hem de etkisiz olduğu. Çünkü bu durum, bilim insanlarının mümkün olan en iyi aşıyı bulmak amacıyla iş birliği yapmasını ve araştırmaların paylaşılmasını engelliyor.

2. Mit: Arz ve talebi en iyi düzenlenmemiş piyasalar yönetir

Bir başka kapitalist mite göre, rekabetçi piyasalar arz ve talebi en iyi şekilde düzenler ve malların optimal dağılımını en iyi onlar sağlar. 2020’nin başlarında ülkeler, kişisel koruyucu ekipman ve solunum cihazları gibi hayati tıbbi malzemeler için birbirlerinden daha yüksek teklif vermeye başlayınca bu masalın karanlık tarafına tanık olduk.

Talep genel olarak yüksekti ancak arz, birçok insanın hayatı pahasına yalnızca zengin azınlığa gitti. Bu yeniden oluyor ve hükümetler, aşı arzı aşırı yetersizken kendi ülkelerindeki kullanım için yeterli dozu güvence altına almak için çabalıyor.

İsrail aşılara daha yüksek fiyatlar ödeyerek gayet iyi bir aşılama oranına ulaştı. ABD de aynısını yapmaya çalışıyor. Aşı konusunda eşgüdümlü bir müdahalenin ve üye devletlerin nüfuslarıyla orantılı adil dağılımın müzakere edildiği Avrupa Birliği’nde bile, Almanya gibi daha zengin ülkelerin kendileri için daha fazla aşı temin etmeyi başardıkları ortaya çıktı.

En yüksek teklifi verenlerin ihtiyaç duyduklarından fazla olsa bile istedikleri kadar aşı satın alabildiği bu durumun devam etmesi halinde arz, küresel talebin gerisinde kalmaya devam edecektir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) buna ‘aşı milliyetçiliği’ adını verdi ama aslında bu, aşı kapitalizmidir. Ülkeler, aşılara en yüksek teklifi vermek için birbirleriyle yarışıyor, çünkü ilaç firmalarının icatlarını dünya ile paylaşmamasına izin verildiği bir yetersiz arz durumu söz konusu.

İskoç iktisatçı Adam Smith’in işaret ettiği gibi, herhangi bir ticari sır, bir tür tekeldir ve eczacılık ile ilgili patentler, tedarikçinin tekel oluşturmasını sağlar. Aşıların şirketlerin fikri mülkiyetinde tutulması, üretim kapasitelerini ciddi şekilde sınırlar ve dağıtımları hem çok maliyetli hem de verimsiz kılar.

3. Mit: Küreselleşme herkes için adil sonuçlar üretir

İleri aşama kapitalizmin şu anda çürütülmekte olan üçüncü önemli miti, küreselleşmeyi herkes için eşit derecede faydalı olarak tarif eder. Ancak aşıların küresel dağılımına üstünkörü bir bakış, bunun çok da doğru olmadığını gösteriyor.

Batılı ülkeler, farklı hızlarda da olsa aşı temin edebildikleri için dünyanın pek çok bölgesinde aşılama kampanyalarına başlanamadı. Bazıları aşılar için test alanı olarak hizmet veren gelişmekte olan ekonomiler bile sınırlı arzla mücadele ediyor.

Aşı dağıtımında hüküm süren bu küresel eşitsizliğin bir sonucu olarak, DSÖ Genel Direktörü Tedros Ghebreyesus’un deyimiyle yalnızca ‘felaketle sonuçlanan bir ahlaki çöküş’ ile değil, aynı zamanda kaçınılmaz bir küresel ekonomik felaketle de karşı karşıyayız. İktisatçılar, zengin ülkeler açısından küresel ölçekte eşit olmayan bir aşı uygulamasının eşgüdümlü aşı dağıtımından çok daha maliyetli olacağı yönünde uyarıyor.”

Yazar, bağışıklık kazanma konusunda mevcut eşitsizliğin devam ettiği takdirde aşıların daha zengin ülkelerde uygulanmasının da fayda sağlamayacağını belirtiyor: “Bazı ülkelerde sürü bağışıklığı sağlanmış olsa bile, diğerlerinde kalıcı hale gelen salgınlar seyahatler ve küresel tedarik zincirlerinde yıkıcı etki yapmaya devam edecek. Bir çalışma, adil bir aşılama kampanyası için ciddi bir küresel çaba gösterilmemesi halinde bunun gelişmiş ülkelere maliyetinin 4,5 trilyon dolara ulaşabileceğini ileri sürüyor.

Bağışıklık, azınlığın ayrıcalığı olamaz. Aşılanmış zengin ülkeler kendilerini diğerlerinden korumayı deneyebilir, ancak bu küresel ayrımcılığın sürdürülebilirliği soru işaretidir ve insani maliyet kesinlikle dehşet vericidir.

Felaket kapitalizmi felaket doğurur

Kanadalı yazar Naomi Klein, felaket kapitalizmini, doğal veya insan kaynaklı krizlerden kâr elde etmeye çalışan yağmacı kapitalizmin bir türü olarak tanımlamıştır. Mevcut salgının yansımaları, bu fikrin daha da ileri gittiğini görmemizi sağladı: Kapitalist güçler felaketi ağlarına düşürürken onu büyütebilir ve yeni, daha da büyük bir felaket yaratabilir.

İşçilerin ve karmaşık tedarik zincirlerinin hareketine göbekten bağlı olan küresel anlamda iç içe geçmiş bir ekonomide, küresel nüfusun önemli bir kısmının aşılanamaması, virüsün mutasyona uğramak, yeni oluşturulan bağışıklıktan kaçınmak ve uzaklara seyahat etmek için yeterli alana sahip olacağı anlamına geliyor.”

Kassabov, yeni aşıların geliştirilmeye devam edeceğini, ancak gecikmiş ve düzensiz dağıtım göz önüne alındığında COVID-19’un her zaman bir adım önde olacağını vurguluyor: “Bu, hayatları virüs yüzünden sekteye uğrayacak milyarlarca sıradan insanın geleceği için pek de iyiye işaret değil. Ancak şu anda COVID-19 salgınını talihli bir şekilde atlatan zenginler için sorun yok gibi.

Salgını sona erdirmek, insanların hayatını kurtarmak ve en savunmasızlar için ekonomik felaketi önlemek istiyorsak, felaket kapitalizminin mekanizmalarını acilen elden geçirmeliyiz. Ayrıca aşıların eşit şekilde dağıtılmasını ve COVID ile mücadele tedbirlerinin tüm dünyada etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamalıyız.

Bu yazı ilk kez 25 Şubat 2021’de yayımlanmıştır.

 

Ognian Kassabov’un Al Jazeera’de yayımlanan “What the vaccine debacle tells us about predatory capitalism” başlıklı yazısından bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla ayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.aljazeera.com/opinions/2021/2/21/the-vaccine-debacle-shows-the-predatory-nature-of-capitalism

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend