Toplum

27 Aralık 2022

Yazdır

Bir iklim kasveti: Son durak 2023

Zaman yolculuğu ile MS 1000-1500 yılları arasına gidelim. Büyük Okyanus üzerinde bulunan üç adayı gözlemliyoruz.

Bunlardan birincisi, doğal kaynaklara ve kalabalık insan nüfusunu destekleyebilecek kapasiteye sahip. Bu adadaki insanlar o dönemlerde önemi büyük taş aletlerin yapımı için kaynak eksikliği yaşıyor. Gidermek için ise alet yapımında gerekli taşları temin edebileceği ikinci adayla ticari ilişkiler geliştiriyor. Bununla birlikte ikinci adanın elverişsiz arazilere ve balıkçılığa uygun olmayan kıyıları bulunuyor.

Yaşanabilmesi en güç üçüncü adanın yeterli su kaynakları ve ormanları bulunmazken beslenmeye yönelik ahtapot ve ıstakoz gibi deniz ürünleriyle birlikte pek çok kuş türü bulunuyor. Dolayısıyla üçü aralarında yoğun ticari ilişkilere ve karşılıklı bağımlılığa sahip.

Birinci adada zamanla bahçecilik adına yapılan tahribatların yol açtığı ormansızlaşma kereste kaybına yol açarken bu sebeple deniz ulaşımını sağlayan kanolar yapılamaz hale geliyor. Böylece ticaretin yapılamaması ve temel gereksinimlerinin karşılanamaması, ikinci ada ve üçüncü adadaki toplulukların tek insan kalmayacak şekilde yok olmasına neden oluyor.

Salınımları aşamalı azaltmak mümkün mü?

Bütün bunlar hayal ürünü değil, gerçek, yaşandılar. James Diamond’ın Çöküş: Toplumlar Başarısızlığı ya da Başarıyı Nasıl Seçerler (2019) başlıklı eserinde çok etraflıca anlatılan bu çarpıcı gerçeklerin yaşandığı yıllardan bugünümüze dönelim.

Yalnızca ticaretin değil, her şeyin birbirine bağımlı olduğu bugün yine insan eliyle yapılan tahribatlar nedeniyle küresel felaketlere doğru hızla ilerliyoruz.

Üstelik bu sefer yaptıklarının sonuçlarından habersiz, gelişmemiş topluluklar da değiliz. 21. yüzyılda ilerici ve yön verici teknolojilere sahip “gelişmiş” bir insan uygarlığıyız. Bu gelişmişliğe sahip olmak ya da sürdürmek amacıyla ırkımızın bir bölümünün sanayileşme hamlesi ve bağlı olarak gelişen üretim ve tüketim alışkanlıkları nedeniyle atmosfere saldığı kirli gazlar dünyamızın ısınmasına ve böylece yerleşik küresel iklimin değişmesine neden oldu, olmakta.

Felakete sürüklenmemizi durduracak el freni, karbon salımlarımızı kesmek.

Elbette bu kesintiyi radikal olarak bir anda ve tamamıyla gerçekleştirmek, bugün olağan pek çok alışkanlığımızın ve zevkimizin sonlandırılması demek. Örneğin güzel şehrimiz İstanbul’a uçakla gitmemek ama arabayla da gitmemek gibi. Ama burada duralım. Temel hedef, daha dikkatli tüketim ve hassasiyetse de esas olarak salımların aşamalı olarak kesilmesi ve bu esnada enerji kaynaklarımızın fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerjiden sağlanabilir olması durumuna geçişi. Bu da demek oluyor ki başarılmak istenen bizi İstanbul’dan mahrum bırakmak değil, kente benzin yerine elektrikle çalışan arabayla ya da trenle gitmek.

Büyük adımların yılı

Bu aşamalı azaltım ve teknolojik altyapı gerektiren geçişlerle ilgili küresel, bölgesel ve ulusal adımlar söz konusu. Peki, küçük adımların atıldığı geçmiş yılların aksine 2023 büyük adımların senesi olabilir mi? Laftan çok icraata yönelirsek belki olabilir. Bu minvalde iklim krizine yönelik mücadelede 2023’te olması beklenen kritik adımlara bir bakalım.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yedi yılda bir aşamalı olarak sunulan değerlendirme raporlarından altıncısının son ve nihai aşaması, daha önceki yıllarda yayımlanan üç ayrı çalışma grubunun değerlendirme raporlarına dayanan içeriğiyle Sentez Raporu olarak 2023’te tamamlanıyor.

Rapor, küresel iklimde yaşanan değişimlere yönelik bilimsel araştırmaların yapılması ve bunların değerlendirilmesi; fiziksel değişikliklerin sebep olduğu sosyal ve ekonomik etkilerin incelenmesi; krizin önlenmesi, hafifletilmesi ya da oluşan yeni şartlara uyum sağlanılması gibi konularda dünyanın her yerinden gelen bilim insanlarının detaylı ve güncel araştırmalarını bir araya getirmesi bakımından önemli. Daha basit ve çarpıcı bir ifadeyle raporda yok olmaya ne kadar yakınız ve bunu ne derece önleyebiliriz buna dair incelemeler bulunuyor.

Elbette bu uyarıların dikkate alınmasıyla zaman zaman umut verici gelişmeler olmuyor değil. BM tarafından desteklenen “Herkes için Erken Uyarılar Girişimi: Yürütme Eylem Planı 2023-2027”, savunmasız toplumlara hava gözlem istasyonlarının güncellenmesi ve yenilenmesi gibi faaliyetleri içeren program; izleme, tahmin ve elde edilen bilgilerin uyarı amacıyla ivedilikle halka yayılmasını içeren süreciyle doğal afetlere karşı hazırlıklı olma ve hızlı müdahale konusunda avantajlar sağlama amacında.

BM kuruluşları ile bölge kuruluşları tarafından daha önceki yıllarda Uganda, Kamboçya ve Burkino Faso gibi ülkelerde kurulan erken uyarı sistemleri afet risklerinin azaltılmasına yardımcı olurken, bu girişimle çok sayıda savunmasız topluluğa daha iklim kriziyle mücadelede destek olunması hedefleniyor.

Gelişmiş AB ülkeleri ve gelişmekte olan ülke kategorisinde sınıflandırılan Türkiye, Güney Kore ve Çin gibi pek çok ülkede halihazırda kullanılan ve aslında bizler için bazen yalnızca basit hava durumu tahminlerini içeren erken uyarı sistemleri az gelişmiş pek çok ülke için büyük kayıplardan kaçınmayı işaret ediyor.

İklim değişikliğinin ironisi

Durumun ironik tarafı, temel hizmetler ve altyapıdan yoksun, sosyo-ekonomik sorunlara sahip, finansal ve teknolojik yetersizlikleri bulunan savunmasızlığı yüksek bu az gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinin meydana gelmesinde herhangi bir sorumluluklarının bulunmaması fakat krizin etkileriyle mücadele ve uyum konusunda daha dezavantajlı olmaları.

Daha önce de belirtildiği üzere sorumluluk atmosfere bu kirli gazları bırakan ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelere ek olarak bugünkü kirletime eşlik eden Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelere ait.

Hızla yaklaşmakta olduğumuz yok oluşu engelleyebilmemiz için tek yol ise gerçekleşmekte olan ısınmanın sanayi öncesi seviyelere oranla 1,5°C artışta sınırlandırılması ve 2°C’nin altında tutulması.

2035’de AB’de benzinli ve dizel otomobillerin satışı yasaklanacak

Bunu başarabilmek için küresel karbon salımlarının 2010 yılı oranlarına göre 2030 yılına dek yüzde 45’lik oranda azaltılması gerekirken 2050 yılına kadar da net sıfır salıma ulaşılması gerekiyor. Böylece Avrupa Birliği’nin koyduğu somut “2050’ye kadar Net Sıfır” hedefine ulaşılabilmesi temiz ve verimli enerji teknolojilerinin ivedilikle ve yoğun olarak devreye sokulmasını gerektiriyor. Yani 2030’da dünya ekonomisi daha çok büyümesine rağmen bu yolda daha az enerji kullanılmalı.
Yeşil Mutabakat, AB’nin net Sıfır hedefini sürdürülebilir bir ekonomi inşa etme kapsamında geliştirdiği yol haritası. Bu plana göre AB, enerjiyi sağlamada fosil yakıtlar yerine rüzgâr enerjisi ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji teknolojilerinden yararlanmayı hedefliyor. AB bu hedeflere ulaşma adına elektrikli araçlara geçilmesini hızlandırmak için 2035’ten itibaren benzinli ve dizel otomobillerin satışlarının yasaklanması gibi keskin adımlar konusunda da anlaşmaya vardı.

Salım azaltma hedefi konuşulurken salımlarda yüzde 11 artış

2023’ün en önemli gelişmesi ise kuşkusuz ki devletlerin küresel işbirliği kapsamında iklim değişikliği sorunun çözümüne yönelik görüşmelerde bulundukları 28. Taraflar Konferansı (COP28) olacak. COP27’nin hayal kırıklığı olmasıyla birlikte tüm gözler 2023 yılının sonlarında yapılacak olan konferansa çevrildi.

2030’a kadar yüzde 45’lik karbon salım azaltma hedefi bir tarafta dursun devletlerin taahhütleri bu tarihe kadar salımlarda 2010 seviyelerine kıyasla yaklaşık yüzde 11 atışı işaret ediyor. Bunu engellemenin yolu, kömür başta olmak üzere bütün fosil yakıtlardan aşamalı olarak vazgeçiş.

COP27’de bunlara değinilmemesi 2023’teki konferansı yok oluşumuzu engellemek için son duraklardan birisi yapıyor. Elbette bu, devletler için toplam sera gazı salımlarının üçte ikisini oluşturan enerji sektöründe ivedilikle dönüşümü gerektiriyor. Konferansta beklenti yaratan bir diğer konu; tarihi sorumlulukları sebebiyle gelişmiş ülkeler tarafından iklim değişikliğinin hafifletilmesi ya da değişime uyum sağlanması amacıyla gelişmekte olan ülkelere kayıp ve hasarlar kapsamında mali destek sunulması. Çünkü COP27’de kabul edilen başlığın fonunun nasıl işlerlik kazanacağı konusundaki ayrıntılar COP28’e bırakıldı.

Ağır bedelleri en günahsızlar ödüyor

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki bu kayıp ve hasar konusu adalet ve hakkaniyet açısından çok önemli. Bunu çarpıcı bir örnekle açıklayalım:
Gelişmiş Hollanda, gelişmekte olan Bangladeş ve az gelişmiş ada ülkesi Tuvalu. Üç ülke de iklim krizi kaynaklı deniz seviyesi artışı sebebiyle çeşitli risklerle karşı karşıya.

Hollanda sorunla kıyılarına set ve bariyerler inşa ederek, yüzen evler ve hatta çiftlikler yaparak mücadele ederken Bangladeş, su baskınları ile ilgili olarak Hollandalı firmalardan danışmanlık alarak mücadele çabasını sürdürüyor. Tuvalu ise topraklarının tamamını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Öyle ki halkın bir bölümü şimdiden yakınlardaki ülkelere göç ettirilmeye başladı. Bu, aynı zamanda kültürünü ve kimliğini kaybetme riskini ortaya çıkarıyor. Özellikle gıda ve akaryakıt bakımından ithalata bağlı ekonomisiyle geçimini yüksek oranda balıkçılık ile sağlayan Tuvalu benzer sorunları yaşadığı Hollanda ve Bangladeş ile karşılaştırıldığında çok daha fazla yüke sahip.

İronik şekilde iklim krizinin oluşmasında tarihi sorumluluklara sahip Hollanda gelişmiş altyapısı, insan kaynakları ve teknolojisi ile sorunla mücadelede başarı gösterirken, krizde hiçbir sorumluluğu bulunmayan Tuvalu en ağır bedelleri ödüyor.

Bangladeş ise Hollanda’ya kıyasla çok daha az, Tuvalu’dan biraz daha fazla sorumluluğuyla can kayıplarını da içeren pek çok felaketle cebelleşiyor. Tabiatıyla savunmasız ülkelere yapılacak finansal ve teknolojik yardım iklim adaletinin sağlanması bakımından zaruri.

Bu üç ülke ve yazıya başlarken bahsedilen üç ada… Aradan geçen yaklaşık 1000 yıldan sonra kaderimizin hâlâ iç içe ve bağlı olduğu açık.

Elbette bugün küresel bir bağımlılık söz konusu. Fakat yine de birinci ada ve Hollanda gibi belirli açılardan kendine yetenin çeşitli sorunlarla da olsa bir şekilde ayakta kalabileceğini görüyoruz ama bir farkla: Bugün ırkımız insan kitlesel bir yok oluşla karşı karşıya. Gerçekleşmeye devam eden ısınma ve değişen küresel iklim hem insan ırkı hem de diğer türleri için alışılmış ve olagelmiş ölçekte bir yaşamı elverişsiz kılıyor. Yani dünyayı ısıtmaktan vazgeçmezsek ayakta kaldığını düşünenler için de büyük bir son olacak… Peki ya köprüden önceki son çıkış 2023 ise?

KAYNAKÇA
Biter, N. (2021, 11 Mart). İklim Mültecileri. Polen Ekoloji. https://www.polenekoloji.org/iklim-multecileri/ (20.12.2022).
Butzengeiger, S. and Horstmann, B. (2004). Sea-level rise in Bangladesh and the Netherlands: One phenomenon, many consequences. https://germanwatch.org/en/2755 (20.12.2022)
COP27 GCA outcomes document (2022). https://unfccc.int/sites/default/files/resource/GCA_COP27_Summary_of_Global_Climate_Action_at_COP_27_1711.pdf (20.11.2022);
Corlew, L.K. and Johnson-Hakim, S.M. (2013). Community and cultural responsivity: Climate change research in Tuvalu. Global Journal of Community Psychology Practice, 4(3), 1-11.
Diamond, J. (2019). Çöküs: Toplumlar Basarisizligi ya da Basariyi Nasil Secerler? (Çev. B. Baysal). İstanbul: Pegasus Yayınları. (Eserin orijinali ilk olarak 2005 yılında yayımlandı.).
European Comission (t.y.). Zero emission vehicles: first ‘Fit for 55′ deal will end the sale of new CO2 emitting cars in Europe by 2035. https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_22_6462 (20.12.2022).
International Energy Agency (2021). Net Zero by 2050: A Roadmap for the Global Energy Sector. https://iea.blob.core.windows.net/assets/7ebafc81-74ed-412b-9c60-5cc32c8396e4/NetZeroby2050-ARoadmapfortheGlobalEnergySector-SummaryforPolicyMakers_CORR.pdf (20.12.2022).
IPCC, (2014b). Climate Change 2014: Impacts, Adaptation, and Vulnerability. Part B: Regional Aspects. Contribution of Working Group II to the Fifth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change [V. R. Barros, C.B. Field, D.J. Dokken, M.D. Mastrandrea, K.J. Mach, T.E. Bilir, M. Chatterjee, K.L. Ebi, Y.O. Estrada, R.C. Genova, B. Girma, E.S. Kissel, A.N. Levy, S. MacCracken, P.R. Mastrandrea, and L.L. White (eds.)]. Cambridge, United Kingdom and New York: Cambridge University Press.
UNFCCC (2022). COP27 Reaches Breakthrough Agreement on New “Loss and Damage” Fund for Vulnerable Countries. https://unfccc.int/news/cop27-reaches-breakthrough-agreement-on-new-loss-and-damage-fund-for-vulnerable-countries (20.12.2022)
United Nations (t.y.). Early Warning Systems. https://www.un.org/en/climatechange/climate-solutions/early-warning-systems (20.12.2022).
United Nations (t.y.). Take urgent action to combat climate change and its impacts. https://unstats.un.org/sdgs/report/2021/goal-13/ (21.12.2022):
United Nations Foundation (2022). Climate Issues To Watch In 2023: Toward Cop 28 And Faster, More Urgent Climate Action. https://unfoundation.org/blog/post/climate-issues-to-watch-in-2023-toward-cop-28-and-faster-more-urgent-climate-action/ (20.12.2022).

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 27 Aralık 2022’de yayımlanmıştır.

Çağla Vural

Çağla Vural lisansını İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Yüksek lisans eğitimini Akdeniz Üniversitesi’nde alan Vural, “Hindistan Örneğinde İklim Değişikliği Politikalarının Çevresel Güvenlik Bağlamında Değerlendirilmesi” (2017) başlıklı teziyle mezun oldu. Hâlen Doktora Adayı olarak İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde eğitimini sürdüren Vural, 2021-2022 yılları içinde Erasmus eğitimi kapsamında İtalya'da Napoli Federico II Üniversitesi’nde bulundu. Başlıca çalışma alanları; uluslararası ilişkiler kapsamında iklim değişikliği, çevre sorunları ve küresel sorunlar olan yazarın belirtilen alanlarda İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanmış makaleleri, kitap bölümleri ve görüş yazıları bulunuyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend