Toplum

14 Mart 2022

Yazdır

Bir kadın hakkı olarak ebeliğe erişim

Doğum, insanlığın var oluşundan bu yana olan, insan bedeninin normal, sağlıklı ve doğal bir fonksiyonu olarak kabul edilen, çocuk sahibi olmanın mutluluğunu barındıran bir yaşam deneyimi.

İnsanın “ana rahmi“ isimli bir önceki yaratım âleminden bu dünya âlemine geçiş yolculuğu olan doğum; kadın kadar bebek için de farklı ve özel bir süreç. Bebeğin dünyaya geçişi olan bu yolculuk, kadın için de anne olmaya geçiştir.

Doğumda kadını ve yenidoğan bebeği korumak için ilk çağlardan beri çeşitli destek girişimleri vardı. İlk çağlarda annenin başında dua ve şarkı okumakla başlayan bu destekler, zamanla ebelik, doğum uzmanlığı gibi mesleklerin çıkışına da sebep oldu.

Teknolojik doğumlar

Fakat zamanla, doğuma bakış açısı değişti, doğum doğal bir olay olarak görülmekten çıktı; olağanüstü, bebeğin ve annenin adeta nesneleştirildiği, her annenin ve bebeğin kendi özel durumuna göre ihtiyaçlarının karşılanması gereken bir durum olmaktan uzaklaştı.

İnsanın psikolojik, sosyolojik, fiziksel, manevi ya da içsel çok boyutluluğundan ve bütüncül şifa anlayışından uzaklaşan uygulamalar sıklıkla tatbik edilir oldu. Bu da doğum sürecinde anne ve yenidoğanın ruhen, zihnen ve bedenen en elzem olan ihtiyaçlarının ikinci plana atılmasına neden oldu.

İlerleyen teknoloji ve medikalizasyonla birlikte doğuma destek kavramı da farklılaştı. Bazı zamanlarda riskli durumdaki anne ve bebeğe yardım için başvurulan kurtarıcı müdahaleler, zamanla her doğumda, her kadına uygulanır hale geldi.

Kanıta dayalı çalışmalar, uygulanan bu rutin ve gereksiz müdahalelerin doğum sürecinin doğal seyrini bozduğunu, anne ve bebekte kısa ve uzun vadede olumsuz sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor ama rutinleşmiş müdahaleler sıklıkla hem annelere hem de yenidoğanlara uygulanmaya devam ediliyor.

Müdahale edilerek başlatılan ve süreç boyunca da müdahaleye devam edilen doğumların pek çoğu daha büyük bir medikal uygulama olan sezaryenle sonuçlanıyor. Bu da ülkemizde önerilen oranların çok üstünde sezaryen operasyona neden oluyor. Örneğin, Sağlık Bakanlığı ve OECD istatistiklerine göre, 2016 yılında Fransa’daki 1000 doğumun 150’si, İngiltere’de 250’si, İtalya’da 350’si normal doğumken, Türkiye’de neredeyse 500’ü yani her iki doğumdan biri sezaryen ile gerçekleşti.1

Doğal sürecinde doğum

Oysa kadınların toplumsal rolleri değişiyor. Kadınlar, gebe olduklarında ‘hasta’ olarak nitelendirilmek istemiyor, kendi yapacakları doğumlar hakkında bilgi sahibi olmayı, karar ve uygulama aşamalarına daha aktif katılmayı talep ediyorlar. Doğum öncesi süreçte yeterli eğitim desteği alamayan ve doğuma dair bilgi sahibi olmayan kadınların, rutine dönüşen doğum müdahaleleri nedeniyle anksiyete düzeyleri artıyor. Bu kadar müdahale edilen doğumlara bakış açısı artık normal ve fizyolojik olmaktan çıkıp anormal ve hastalıklı olarak görülme noktasına geliyor.

Fakat İngiliz kadın doğum uzmanı Stanley Dick Read, 1933 yılında, doğal doğum tanımını yapmış; doğum ağrılarının korku ve gerginlikten beslendiğini, annenin doğuma dair bilgi sahibi olması, doğumu normal fizyolojik bir olay olarak görmesi ve korkuların giderilmesi gibi destekleyici yöntemlerin; doğum ağrısını azaltmak ve travmatik doğum algısını engellemek açısından önemli olduğunu tıp literatürüne sokmuştu.

Travmatik doğum algısı, kadının kendisi ya da bebeği için doğumu yaralanma ve ölüm tehdidi olarak düşünmesi anlamına geliyor. Bu algı yaşam boyu, doğuma dair işitilenler, edinilen bilgiler ve doğumda yaşananların tümü sonucunda oluşuyor. Kadınların bu gibi olumsuz düşünceleri anneliğe dair de güçsüzlük hissi oluşturuyor ve öz yeterlilik, annelik gibi konularda olumsuz sonuçlara neden oluyor.

Aynı zamanda doğuma dair “dehşet verici” düzeyindeki korkular, doğumda yapılan müdahalelerin anneye hissettirdikleri, doğumda annenin yeterli bilgi ve desteği görememesi ve doğumdan sonra bebeğe yapılan müdahaleler sebebiyle anne ve bebeğin birbirinden uzaklaştırılması gibi travmatik algıyı artıran durumlar, anne bebek arası bağlanmayı da olumsuz etkiliyor.

Bağlanma ihtiyacı ve doğum ilişkisi

Dünyaya gelen her yenidoğan, bağlanma içgüdüsüyle annesinden ya da bakıcısından sevgi, şefkat, ilgi almanın yanı sıra, beslenme ve korunma gibi fiziksel gereksinimlerinin karşılanmasıyla hayatta kalır.

Yetersizlik hissi ve bağlanmayla ilgili aksaklıklar annelerde doğum sonu duygu durum bozuklukları ve psikozlara neden olabilir. Bebeğe karşı aşırı korumacı ya da bebeği ihmal etmeye hatta istismara giden davranışlara yol açabilir. Emzirme sorunları ve anne sütünde azalma meydana gelebileceği gibi, yeni annenin kadın kimliğiyle ilgili sorunlar yaşamasına, evliliğe devam etmekte zorlanmasına, bir daha çocuk sahibi olmak istememesine kadar pek çok sonuç doğurabilir.

Yokluğu bütün bunlara sebep olabilecek, anne bebek arasında kurulan bağ, güvenli bağlanma olarak da ifade ediliyor. Yeni doğan her bebek önce anne ve babaya, kendisine bakan insana sonra da yaşama bağlanmaya çalışır. Bebeğin bu ilk bağlanma ihtiyacını karşılamak, bakımın ilk ve en temel basamağı. Bebeğin güven hissini oluşturmak da onu doğduğu anda annesi veya babasının göğsüne koymakla mümkün. Erken dönemde güvenli bağlanmanın ya da bu bağı oluşturamamanın insanın yaşamının her döneminde ruhsal ve bilişsel düzeyde başarı ve sağlığı etkileyen etkileri çok fazla.

Ayrıca, doğumda oluşan travmatik durumlar, sonraki nesillerde de risk oluşturabiliyor. Bu teoriye göre bir aile bireyinin yaşadığı travmatik deneyimin etkileri daha sonra doğan diğer aile bireylerinde de görülebiliyor. Son yıllarda yapılan epigenetik alanındaki çalışmalar da bu nesiller arası aktarımı doğrular nitelikte. Duygu durum bozukluğu yaşayan ebeveynlerle yapılan çalışmalar, ebeveynlerinin duygu durum bozukluğuna sebep olan travmayı yaşamadıkları halde çocuklarda da aynı duygu durum bozukluklarının var olabileceğini ortaya koyuyor. Örneğin, soykırıma uğramış aile büyüklerinde bulunan stres geni soykırım sürecini yaşamadığı halde alt nesillerde de görülebiliyor.

Travmatik doğum algısı olan kadınlarla yapılan bir çalışma da, kadınların kendilerini görünmez, güçsüz ve kırılgan hissettiklerini, doğum ekiplerinin onlara olan tavırlarını, aşağılayıcı ve insancıl olmaktan uzak bulduklarını ortaya koyuyor .2

Ebelik neden önemli?

Bütün bunların engellenmesi ve doğum sürecinin mümkün olduğu kadar rahat geçmesini amaçlayan özellikle sezaryen oranlarının düşük olduğu Batı ülkelerinde yaygın ve etkin olan ebelik kurumu ve ebelik mesleği maalesef hâlihazırda ülkemizde pek işlevsel değil.

Günümüzde ebelik, ilkesel olarak her kadını kendi sosyal, duygusal, fiziksel, spritüel ve kültürel şartlarında özel olarak özel ele alır ve birebir bakım hizmet sunar. Bireylerin kendilerine özgü şartlarını dikkate almadan rutin uygulamalarla sadece hayatta kalmasını önemseyen, her düzeyde iyilik halini önemsemeyen tıbbi bakımdan epey farklıdır ve bütüncül yaklaştığı için holistik bakım olarak da adlandırılır. Bu tür bir yaklaşım, ülkemizde göz ardı edilmiştir.

Oysa ebelik bakımı kadın ve aile odaklıdır. Doğuma dair yaşanan birçok sorunun temelinde bu tür bir yaklaşımla davranan ebelik hizmetlerinin olmaması ve ebelerin yalnızca yardımcı sağlık personeli gibi görülmesi vardır, demek yanlış olmaz.

Farklı ülkelerdeki uygulamalar

Doğumların pozitif bir algıyla yapılabilmesi, sadece bir kadın hakkı değildir, aynı zamanda sağlıklı toplumların temelinde olduğundan toplumsal bir haktır da. Bu farkındalığa sahip Hollanda, Yeni Zelanda, İngiltere, Kanada gibi ülkelerde son yıllarda ebelik bakım modeli yeniden düzenlendi. Ebelik modelli hizmette, kadınlar üreme sağlığıyla ilgili her konuda ebelere başvurabiliyor. Doğum ve doğum sonrası süreçlerde düşük riskli gruplar için ebeler, özelleşmiş doğum uzmanları olarak da hizmet veriyor. Bir ebe eğitimini tamamladığında tamamen üreme sağlığına yönelik çalışıyor ve yalnızca hastanede değil, kendi ebelik ofisinde de hizmet verebiliyor.

Bir kadın gebe olduğunu öğrendiğinde ya da gebelik düşündüğünde ebe kliniklerine giderek hizmet alabiliyor. Süreç boyunca ebe takibinde olan kadınlar, doğumlarını da ebe eşliğinde hastanede ya da evde gerçekleştirebiliyor. Ebeler takip sürecinde herhangi bir risk tanımlarsa gebe kadını ancak o zaman bir kadın doğum hekimine yönlendiriliyor ve kadınlar ancak risk durumunda hekim tarafından takip ediliyor. Evde doğum yapmaya evde karar veren gebeler yine ebe tarafından profesyonel doğum desteği hizmeti alabiliyor.

Evde doğumda bir sorun oluşursa anne adayı ebe eşliğinde hastaneye geçebiliyor ve süreç bu aşamadan sonra hastanede devam edebiliyor. Ya da doğrudan hastanede doğum yapmayı tercih eden bir anne adayı gebelikte tercih ettiği ebeyle hastanede doğum yapabiliyor.

Gebelik ve doğumda alınan bu hizmet doğum sonrası dönemde de devam ediyor. Anneliğe adaptasyon, emzirme, kadın rollerine dönüş gibi süreçlerde de kadınlar yine ebe desteği alabiliyor.

Türkiye’de durum ne?

Ülkemizdeyse, son 15 yıldır bu yönde gelişimin tersine işleyen süreçte yeterlilikleri kısıtlanan ebeler, mesleki tatminsizlik, yaşadıkları olumsuz deneyimler, yardımcı sağlık personeli olarak görülme gibi olumsuzluklardan yorularak gebelerin ihtiyaçları üzerine kurulmuş, “serbest ebelik” adı verilen bir iş tanımı oluşturdular.

Türkiye’de ebelik eğitimi lisans düzeyinde 4 yıllık sağlık bilimleri fakültelerine bağlı bölümlerde veriliyor. Bu eğitimin üzerine lisansüstü eğitimlerine devam eden ebeler “uzman ebe” olarak adlandırılıyorlar. Serbest ebelik ise tamamen kişinin bir kuruma bağlı olmaksızın ya da daha uygun biçimiyle kendi sağlık kabini ismi verilen ebe kliniğini/merkezini açmasıyla oluyor.

Serbest ebelik, ebelik lisans eğitiminden sonra bütüncül bakış açısına uygun ilaç dışı yöntemlerin bilinerek uygulanması gereken bir sistemdir. Bu sistemde ebeler kendi maddi manevi çabalarıyla alabilecekleri ulusal ve uluslararası eğitimlerle kendilerini bütüncül tıp alanında geliştirirler. Her ebe kendi ilgisi ve gücü oranında eğitimler alarak bütüncül bakış açısına uygun yaklaşımlarını geliştirebilmektedir.

Bu çalışma şekline göre herhangi bir yere bağlı olmayan ebeler, gebe kadınlara eşleriyle birlikte doğuma ve ebeveynliğe hazırlık eğitimleri veriyor, birebir destek sunuyorlar. Doğum sonrası emzirme sorunlarına, anneliğe adaptasyon süreçlerine de eşlik ediyorlar. Evde doğum yapmaya karar verilmişse, serbest ebelere ulaşarak doğumlarını evde yapmayı talep ediyorlar.

Günümüzde ülkemizde ev doğumlarının yasallığıyla ilgili bir sorun olmamasına rağmen, sistem tarafından çocuk yaşta doğum, cinsel istismar vakalarının gizlenmesi için kullanılma gibi nedenlerle doğumların hastanelerde olması daha uygun görülüyor.

Öte yandan kadınlar daha konforlu olması, doğumun normalliğine inanmaları, müdahale istememeleri ya da birebir desteği daha iyi almak gibi sebeplerle doğumlarını evde yapmayı talep ediyorlar. Hastanede ya da evde doğum için ebelerden destek isteyen kadınların bu talebini yerine getiren ebeler ise yine sistemin yürütücüleri tarafından çeşitli baskılara maruz kalıyor ya da genellikle yok sayılıyorlar. Şayet aileler hastane dışında bir doğum tercihinde bulunuyorsa sistem düzenlemeleri yapılmasına rağmen uygulayıcılar ailelere de çeşitli zorluklar yaşatıyorlar. Adeta bu hizmetleri alan aileler ve ebeler bir daha denemesin diye uğraşılıyor. Tüm yok saymalara ve baskılara rağmen sayıları çok az olan serbest ebeler ve kadınlar birlikte sessizce bu hizmet alışverişini devam ettiriyor.

Oysa ebelik temelli bakım modellerinin daha güçlü biçimde an Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Müdürlüğü 2015 yılında “Anne Dostu Hastane Programı” dâhilinde oluşturduğu ulusal kriterler bu yolda ilk adım olsa da yeterli değil. Sistemin bir diğer bileşeni olan ebeler de yaşanan türlü zorluklara rağmen kendi sorumluluklarını yerine getirmek üzere buldukları “serbest ebelik” modeliyle dönüşümü başlattılar fakat doğumların ‘normalleşmesi’ için atılacak daha çok adım var.

Kaynaklar

1- Sosyal Antropolojik Açıdan Ebelik Ve Doğum- Gün (2014)
2- Geçmişten Günümüze Doğuma Yardım – KÖMÜRCÜ Ve GENÇALP (2002)
3- Doğumun Medikalizasyonu Neden Artmıştır. Azaltanilir Miyiz? – VURAL Ve ERENEL(2017)
4- Kadınları Doğum Yönetim Tercihi Ve İlişkili Faktörler – Özkan Ve Ark. (2013)
5- Doğum Ve Medikalizasyon – M. ŞAHİN- N. ERBİL (2019)
6- Doğum Eylemine Yapılan Müdahalelerin Anne Ve Çocuk Sağlığına Etkileri – ERENEL, ÇİÇEK (2018)
7- Gebelerde Travmatı̇k Doğum Algısı Ve Anne Bağlanması İlı̇şkı̇sı̇ – ŞAHİN (2020)
8- Erken Dönemde Bağlanma Ve Sonraki Gelişim Üzerindeki Etkiler – THOMPSON (2006)
9- Güvenli Bağlanma Ve Yaşam Sürecine Yansımasının İncelenmesi – KAVGAOĞLU (2019)
10- Travmatik Doğum Deneyiminin Etkileri Ve Nesiller Arası Aktarımı – AYDIN Ve YILDIZ (2018)
11- Primipar Kadınların Doğum Deneyim Algıları Üzerine Doğum Beklentilerinin Etkisi – ASLAN Ve OKUMUŞ (2017)
12- Doğum Travmasını Etkileyen Faktörler Ve Doğuma Hazırlık Eğitiminin Faydaları – SİDAL
13- Sosyal Destek Sistemleri ve Ebelik – ŞİMŞEK, DEMİRCİ v BOLSOY (2018)
14- Yeni Zelanda’da Ebelik – KORKMAZ YILDIZ (2017)
15- Ebeler Liderliğinde Doğum Bakım Modeli; Hollanda Örneği – OKUMUŞ ( 2016)
16- Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü – Anne Dostu Hastane Programı Ulusal Kriterleri

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 14 Mart 2022’de yayımlanmıştır.

  1. https://www.aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/dunyada-en-yuksek-sezaryen-orani-turkiyede/763733
  2. Uzm. Psk. Gökçen Duymaz Sidal, Doğum Travmasını Etkileyen Faktörler Ve Doğuma Hazırlık Eğitiminin Faydaları; Beck, C.T. (2004). Birth trauma: In the eye of the beholder. Nursing Research, 53, 28–35.

Neslihan Şebik

1987 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi Ebelik Yüksekokulunda Ebelik Lisans eğitimi alarak ebe unvanına hak kazandı. 2008 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra 2009 yılında Kamu Personeli Seçme Sınavıyla Sancaktepe bölgesindeki Sağlık ocaklarına ataması yapıldı. Memuriyeti boyunca 1. Basamak Sağlık kuruluşlarında Aile Sağlığı Merkezleri ve Toplum Sağlığı Merkezinde koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında; Bulaşıcı Hastalıklar Birimi, Aşılama Birimi, (ÇEKÜS Birimi) Çocuk Ergen Kadın ve Üreme Sağlığı Birimlerinde görev almıştır. 2015 yılında görevinden istifa ederek ayrıldı. 2019-2020 yılları arasında Medipol Üniversitesi Ebelik Yüksekokulunda Rehber Öğretim Görevlisi olarak görev yaptı. Mezuniyet sonrasında 2008 yılından bu yana ebelik mesleğiyle alakalı kongreler ve mesleki olarak destekleyici çeşitli ulusal ve uluslararası eğitimler alarak Türkiye’de yeni oluşmaya başlayan Serbest Ebelik Modelinde çalışmalarını başlattı. Bir dönem açtığı Danışmanlık Merkezinde yürüttüğü çalışmalarını zamanla ilerleterek multidisipliner çalışmalarla Serbest Ekip Çalışması şeklinde devam ettiriyor. Annelere doğuma hazırlık aşamasında, doğumda ve doğum sonrası dönemde eğitim ve destek hizmetleri veriyor. Çeşitli mesleki derneklerde görev almanın yanı sıra toplumla alakalı farklı sivil toplum kuruluşlarında da çalışmalar yapıyor. Mesleki gelişim ve ebelik mesleğinin farklı kollarından biri olan serbest ebelik modeli ve ebelik bakım modeliyle ilgili ihtiyaç duyulan konularda çalışmalar sürdürüyor. 2021 yılı itibariyle Serbest Ebelik alanında Türkiye’de standart bir hizmet anlayışı sağlayabilmek adına İstanbul’da bir Sağlık Kabini açarak hizmetlerine devam ediyor.

guest
1 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Meryem metinoğlu
Meryem metinoğlu
14/03/2022 20:37

Mevcut durumu ortaya koymanın yanında, çözüm odaklı bakış açısını ortaya koyan bir tespit. Kaleminize sağlık Neslihan Ebe🌺.Sizin gb ebeler in sayısının artması dileğiyle. Çalışmalarınızda başarılar dilerim. 🙋‍♀️

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend