Toplum

19 Eylül 2023

Yazdır

Çocuk düşmanlığı: Sandığımız gibi değil

Çoğu zaman kötülüklere bakma kudretimiz olmuyor, gözlerimizi kapatıyoruz. Çoğu zaman da onların bizden uzakta olduğuna inanıyor, olayın bir parçası ya da öznesi olduğumuzu kabul etmiyor, bir şekilde kendimizi sıyırmanın yollarını arıyor, buluyoruz. Az sonra bahsedeceğim “çocuk düşmanlığı” konusunda da çoğu zaman bunlar yaşanıyor. O yüzden şimdi bu yazıyı okumaya devam edip etmemek, hem etik hem de siyasal bir değer taşıyor.

Çocuk düşmanlığı, belki binlerce yıldır varolan bir olgu ama biz bunu yeni yeni görmeye, fark etmeye ve dillendirmeye başladık. Bu konuda öncü isimlerden biri, Amerikalı bir düşünür, aynı zamanda psikiyatrist Elisabeth Young-Bruehl’dir.

2012’de yazdığı kitap, Childism: Confronting Prejudice Against Children, yakın zamanda Türkçeye de çevrildi ve burada geçen “childism” ifadesi “çocuk düşmanlığı” olarak karşılandı. Oldukça yerinde bir çeviri çünkü Young-Bruehl bu kitapta childism’i sexism (yani cinsel ayımcılık) gibi ya da racism (yani ırkçılık) gibi düşünmemizi istiyor.

Çocuk düşmanlığının günümüzdeki halini, boyutlarını ve sebeplerini anlamaya, tarif etmeye çalışıyor. Bu yazının da tek değil ama temel kaynağı bu kitap diyebilirim. Daha fazlasına bakabilme gücü olanlara şimdiden duyurulur.

Nedir çocuk düşmanlığı?

Çocuk düşmanlığı, en basit ifadeyle, yetişkinler tarafından çocuğun değersiz görülmesi, ötekileştirilmesi ve hedef alınmasıdır. Sandığımızdan daha yaygın ve süreğendir.

Büyük çoğunluğumuz çocukken farklı şekillerde ve derecelerde böyle bir düşmanlığa maruz kaldık, kalıyoruz. Ve şimdi yetişkin olduğumuzda da yine büyük çoğunluğumuz etrafımızdaki çocukları farklı şekillerde ve derecelerde böyle bir düşmanlığa maruz bırakıyoruz. O yüzden tekrar ediyorum, öncelikle kabul etmemiz gereken şudur: Çocuk düşmanlığı, kendimizi tümüyle ve kolayca dışarda bırakabileceğimiz bir tutum değil.

Çocuk düşmanlığının farklı biçimleri ve dereceleri var. En belirgin olanı, çocuklara yönelik düşmanca bir algı ve doğrudan zarar verici bir tutum içinde olmak. Yani bir nefret hali.

Herhangi bir çocuğa kötü bir muamelede bulunmak, şiddet uygulamak, istismar etmek bu nefretin, dolayısıyla çocuk düşmanlığının dramatik örnekleridir. Bunlar, çocuklar üzerinde büyük travmalara sebep olur, iyileşmesi çok güç yaralar açar.

Her gün, dünyanın her yerinde böyle bir gerçekliği yaşayan milyonlarca çocuğun olduğunu biliyoruz.

Düşmanlığın sıradan halleri

Fakat çocuk düşmanlığının bu kadar belirgin olmayan biçimleri de var.

Normalleşmiş, toplumca kabul edilmiş, sıradanlaşmış, hatta doğru ve ideal olarak görülen şiddet biçimleri var. Eğer dikkatle bakarsanız, her yerde görebilirsiniz bunları. Sadece başkalarında değil, kendimizde de.

Çocukların değersiz ve önemsiz görülmesi, basitçe dilimizde olan şu “çocuk gibisin” tarzında ifadeler bile çoğu bağlamda bunun bir örneğidir.

İlginç gelebilir ama şunu bir düşünmekte fayda var: Eğer yanınızda yörenizde çocuklar bir an önce “büyümek” istiyorlarsa, çocuk olmaktan ve çocukluktan kurtulmak istiyorlar demektir. Çünkü çocuklara çocuk olarak değer vermeyen bir dünyada, değerli olan her şeyi yetişkinlikle özdeşleştirdiğimizde, çocuklarda kendilerine dair değersizlik inancı oluşur. Bu inanç, onların değer görmek uğruna istismar edilmelerinin de önünü açar. Umarım bağlantıları kurabiliyorsunuz.

Ötekileştirme, dışlama, kontrol etme

Çocuk düşmanlığı, çocuğun öteki olarak görülmesini, ötekileştirilmesini, böylece ya dışlanmasını ya da denetim / kontrol altında tutulmasını da içeriyor.

Suça sürüklenen çocukları düşünebilirsiniz ya da kayıt dışı kötü koşullarda çalıştırılan çocukları. Yine her yerde tanık olabileceğimiz gerçekler değil mi? İşte bütün bunlar çoğu zaman yetişkin tarafından geliyor çünkü yetişkin egemen bir dünyada yaşıyoruz.

Ama işte tam da bu yüzden diyorum; herhangi bir yetişkinin herhangi bir çocuktan otomatik olarak daha üstün olduğunu kabul etmek, çocuk düşmanlığıdır. Tıpkı bir cinsiyetin diğerinden, bir türün başka bir türden ya da herhangi bir ırkın bir diğerinden üstün olduğunu kabul etmek gibi. Hiçbiri de özsel ve mutlak değildir bunların, daha ziyade kültüreldir, plastiktir, tarihseldir, o yüzden değişebilir, hatta değişmeye mahkumdur.

Çocuk düşmanlığının çok düşünmediğimiz halleri

Biraz daha inceltelim mi konuyu? Örneğin çocukları ilgilendiren herhangi bir konuda (ki geniş açıdan baktığımızda her şey dolaylı da olsa onları ilgilendirir) onlara fikrini sormamak ya da onlar adına karar vermek de çocuk düşmanlığıdır.

Sözde “rica ederek” ama esasında korkuyla ya da rıza inşasıyla çocuklara yine kendi istediğimizi yaptırmak da çocuk düşmanlığıdır.

Herhangi bir ahlak sistemi içinde (ister büyük toplumda, ister ailede, ister okulda), çocukların kendilerini ifade edebilecek güvenli alanlarının olmaması, ifadelerinin dikkate alınmaması ya da bu konuda desteklenmemeleri, bunun bir mesele bile olmaması, çocuklara yönelik aynı değersizliğin ve ötekileştirmenin sonucudur, çocuk düşmanlığıdır.

Bunlar, çocuklar tarafında ne kadar sert yaşanan ama yetişkinler açısından ne kadar yumuşatılmış haller, öyle değil mi?

Çocuk düşmanlığının görünmez temelleri

Çocuk düşmanlığının görünmez temellerinden biri, çocuklarla yetişkinler arasında bir hiyerarşiyi doğal ve kutsal görmektir. Buna bağlı olarak çocuklar türlü şekillerde ihmal edilir, yok sayılır, iradeleri ya da ihtiyaç ve istekleri dikkate alınmaz, belli bir şeye zorlanırlar.

Örneğin kent yaşamında çocukların evden dışarı çıkıp oyun oynayabilecekleri alanların azalması ve çoğunun da çocuk dostu bir şekilde tasarlanmaması, bu süreçte de çocukların katılımcı olmaması, buna dahildir.

Çocukların sağlığını gözetmeyen bir gıda endüstrisinin varlığını kim inkar edebilir. O da buna dahildir. Ya da telefon ve tablet ekranlarının çocukları oyalama, susturma ya da etkisiz hale getirme tekniğine dönüşmüş olması. Ebeveynlerin büyük çoğunluğu bu tekniği kullanıyor.

Eğitimde çocuk düşmanlığı

Peki ya eğitim?

Çocuk düşmanlığının en “normal” hali, çocukların hedef alınmasıdır. Üzgünüm ama buna en iyi örnek eğitimdir. Zira eğitim sistemi çocukları hedef alır, onları “eğitmek” ister. Çocukları hamura benzetir, filizlere benzetir, onlara şekil vermek, onlardan bir şey yapmak ister.

Yetişkin egemen bir dünyada çocuklarla ilişkimizde baskın olan şey onları “eğitmek”tir. Çocukların büyük insanlar olmalarını ya da büyük yerlere gelmelerini hedefleyen, bu hedefi mutlak ideale dönüştüren, böylece çocukları yarıştıran, eleyen ya da sıralandıran “sıkı eğitim”ler ya da “gelişmiş eğitim”ler bu yüzden çok önemli görülür, hatta ululanır.

Oysa diyorum ki, bütün bu eğitim süreçlerinde, istismarın ve baskının daha sıkı ve gelişmiş halleri yaşanır. Üstelik çocuklar bu şiddeti her fırsatta, belki her gün dile getirirler. Ama “düşmanlık” böyle bir şeydir, görülür, duyulur, hatta rahatsız bile olunur ama bir şey yapılmaz, kabul edilir.

Nasıl bir sevgi?

Eğer buraya kadar okuyabildiyseniz, bundan sonrasına da gücünüz var demektir. Yine de uyarıyorum çünkü dozu biraz daha artıyor düşmanlığın, biz çocukları “seviyoruz” dedikçe.

Çocuk düşmanlığının en sıradan, en yaygın ve bu yüzden de en etkili halleri, çocuklara yönelik nefretten değil, “çocuklarımızı çok seviyoruz” ve “onların iyiliğini istiyoruz” tarzında bir söylemden yayılıyor, orada kendine yer buluyor. Çünkü sevmeyi bilmiyoruz, tek taraflı bencilce bir “isteme” halinin ötesine geçemiyoruz.

Örneğin, kendi kaygılarıyla çocuklarını bilerek ya da bilmeden manipüle eden, “iyi bir gelecek hazırlıyorum” niyetiyle çocuklarını bir tasarıya dönüştüren, çocukların bağımsızlaşmalarını, kendilerinden ayrılmalarını istemeyen, bununla birlikte onları kendileri için bir yatırım alanı olarak gören ebeveynlik hali, buna dahildir.

Daha genel olarak, “çocuklarımız bizim geleceğimiz” diyerek, çocukları yücelttiğini düşünen bir söylem de, çocuk düşmanlığına dahildir. Hatta “çocuklarımız” diye başlayan bir ifadenin kendisi bile, belli ölçüde aynı düşmanca tutumun içinde yer alır.

Kötülüğe dikkatli bakmak neye yarar?

Hepsi bu kadar mı?

Çocuk düşmanlığına ilişkin alt başlıklar ve örnekler saymakla bitmez, uzun çalışmaların konusu. Ama bu bile, olgunun hem toplumumuzda hem de dünyada bir paradigmaya dönüşmüş olduğunu gösteriyor. Bu da, çocuk düşmanlığının kişilerle sınırlı ve münferit olmadığını, her boyutuyla siyasal bir mesele olduğuna işaret ediyor.

Öyleyse bütün diğer düşmanlık biçimleri gibi çocuk düşmanlığının da çeşitli boyutları var demektir ve bu yüzden bütüncül bir bakışı talep eder. Bundan sonraki soru, yani böyle bir halle ne yapacağız, nasıl baş edebiliriz sorusu, ancak o zaman sorulabilir ve cevaplar bulunabilir.

Ki bu kısa yazının niyeti de buydu: Söylenmek, suçlular tayin edip yargılamak ya da kederle yüklenip kalmak değil, kötülüğe bakmak, iyice, dikkatlice bakmak ve dönüşümün olanaklarını aramak için bir adım atmak.

Bu “dönüşüm” açıklığını bize veren, hiçbir düşmanlığın doğal ve zorunlu olmadığına dair sezgimizdir, içinde özsel bir sevgi barındırır. İşin ilginç yanı, bu sezgi de çocukçadır. O yüzden herkeste biraz vardır, onu hepimiz kendimizden biliriz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 19 Eylül 2023’te yayımlanmıştır.

Onur Eylül Kara

Onur Eylül Kara ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde başladığı yükseköğrenimini yüksek lisans ve doktora yaparak tamamladı. Siyaset bilimi, sosyoloji, felsefe ve edebiyat alanında makaleler yayınladı, çeviriler yaptı. Yapabileceğimizi Yapmak - Minör Siyaset ve Türkiye Örneği başlıklı bir kitabı bulunuyor. Bir süre, çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Şimdilerde felsefe, sanat ve sosyal bilim alanlarında online grup çalışmaları yürütüyor. Daha fazla bilgi için web sitesini ziyaret edebilirsiniz: http://www.onureylulkara.com

Subscribe
Bildir
guest

1 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Hakan
Hakan
19 Eylül 2023 06:47

Konu çok güzel, keşke yazar da yazabilse, yazdıkları sıkılmadan okunabilse.

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend