Çocuk

30 Ocak 2024

Yazdır

Çocuklara nasıl davranmalı? Etik ve tahakküm kurmayan bir yöntem mümkün mü?

Çocukluk konusunda yazdığım bir önceki yazı “çocuk düşmanlığı” üzerineydi. İçinde yaşadığımız dünyanın ve toplumun genel haline ilişkin bir tespitte bulunuyordu: Yetişkinler ile çocuklar arasında bir eşitsizlik var; yetişkin insanlar çocuklar üzerinde farklı şekillerde tahakküm kuruyorlar ve onlara düşmanca davranıyorlar. Hatta bu düşmanlık öylesine sıradan hale gelmiş ki, görülmüyor, fark edilmiyor, konuşulmuyor. Böyle oldukça da çocuklara yönelik düşmanlık giderek artıyor, güçleniyor. Bütün diğer düşmanlık halleri gibi, bütün diğer karanlık gerçekler gibi, bakılmadıkça büyüyor.

Çocuk düşmanlığı dediğimiz gerçekliğe bakabilmenin, bunu dert edinmenin, dönüşümü düşünüp bu konuda gerçekçi bir tutum geliştirebilmenin kolay olmadığını biliyor ve anlıyorum. Fakat tüm zorluğuna karşın, söylediklerimi duyup hissedebilen insanların olduğunu da biliyorum. İşte bu yazım onlar için ve onların gönlündeki zihnindeki şu soruya ilişkin: Peki ne yapacağız? Çocuk düşmanlığıyla nasıl baş edeceğiz? Başka türlüsünü nasıl inşa edebileceğiz? Bunu besleyecek kaynaklarımız neler? Nereden başlamalı?

Elbette bunların cevapları kısa bir yazıya sığamaz, uzun uzadıya ve bütüncül çalışmalar gerekir. Ben öyle yaptım, yapıyorum; yıllardır çocukluk konusu etrafında hem düşünsel hem de pratik çalışmalar yaptım, yapmaya devam ediyorum çünkü mevzu gerçekten çok derin. Fakat yine de, en temelde yer alan hususları dile getirmek, başlangıç için bir çerçeve oluşturmak mümkün. Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere dikkat çekmek istediğim husus, etik. Aslında etik de son derece kapsamlı ve derin bir düşünce ama konumuz bağlamında sadece temel bir iki boyutundan bahsedeceğim.

Ahlak: Nedenlerin toplamı

Etik, bir meseleye yaklaşırken, onun semptomlarıyla olduğu kadar nedenleriyle de ilgilenir, kaynağına bakar. Bu dikkat, anlayışımızla birlikte şefkatli yanımızı da güçlendirir. İşte şimdi “çocuk düşmanlığı”na etik bir yerden yaklaşırken, onun bir sonuç olduğunu görürüz ve nedenlerini sorarız.

Her şeyde olduğu gibi burada da nedenler çok ve çeşitlidir. Ben hepsini bir arada düşündüğümde, “çocuk düşmanlığı”nın nedenlerine ilişkin bütünlüklü bir manzara, sistemli çalışan bir düzlem, çok geniş bir zemin görüyorum. Bu nedenler toplamına “ahlak” diyorum. Sonsuzca geniş, insana ve onun kültürüne ilişkin neredeyse her şeyi içeren bir kavramdan bahsettiğimin farkındayım ama “çocuk düşmanlığı”nın nedenlerini anlamak için bu genişliğe ihtiyacımız var.

Peki nasıl bir ahlaktır, içinde yaşadığımız?

Benim derdim belli bir ahlaktan ziyade, bir biçim olarak ahlakın kendisiyle. Ahlak düzleminde yaşamın anlamı amaçlıdır, yani amaçlar etrafında kurulur, böylece kendimiz dahil, zaman ve mekân dahil, canlı cansız her varlık araçsallaşır, ikincilleşir, nesneleşir. Büyük idealler, davalar, kutsallar bir düzen iktidarı kurup her şeye hükmeder ve üstelik kendini, yani bu düzeni muhafaza etmeyi yine en kutsal hedef belirler, bu uğurda da aile, eğitim, medya gibi büyük büyük yapılar kurar. Bu ideallerin mutlak doğru ve yanlışlar, iyi ve kötüler üretir, bununla da varlıklar bir önem sırasına göre, yukarıdan aşağı dizilir. Bu hiyererşi de büyük ve küçük, ileri ve geri, eğitimli ve cahil, başarılı ve başarısız, çok ve az, efendi ve köle, içeri ve dışarı, biz ve onlar, değerli ve değersiz gibi çeşitli yanılsamalar yaratarak, ayırt etmeksizin herkesi farklı şekillerde zehirler. Böyle bir düzlemde korku, hırs, öfke ve çatışma halleri normalleşir ve en nihayetinde bütün bunlar çeşitli şiddet halleri ve düşmanlıklar üretir.

Ahlaka ilişkin söyleyebileceğimiz daha çok şey var ama bu özet, çocuk düşmanlığının geri planındaki nedenlerin oluşturduğu o geniş zemine temas etmek için yeterli. Bu kısa özette bile hissettiğimiz çok belirleyici bir şey var; ahlak dediğimiz ve kederli duyguların, düşmanlığın ve şiddetin iktidar kurduğunu gördüğümüz bu düzen, esasında sevgisizliğin ve kudretsizliğin eseridir. Etik perspektiften baktığımızda nedenlerin düğümlendiği yer burasıdır. İşte tam da bu yüzden çözüme ilişkin, değişime ve dönüşüme ilişkin ipuçlarını bulduğumuz yer de burasıdır.

Etik: Sevgi ve kudret uyumu

Evet, çocuk düşmanlığının kaynağında ahlak, onun da kaynağında sevgisizlik ve kudretsizlik vardır. Öyleyse dönüşüm için önceliğimiz, sevginin ve kudretin hem bireysel hem toplumsal ölçekteki olanağını düşünmektir.

İşte etik, bu yönde gelişen düşüncenin en genel ismidir. Önerim o yüzden çocuklarla etik yaşamdır. Bunun da son derece geniş bir konu olduğunu söylemek zorundayım ama özünü kavramak ve çocuk düşmanlığı dahil ahlak düzleminde yaşanan her türlü şiddetten nasıl yavaş yavaş uzaklaşabileceğimizi, bunun olanaklarını nasıl, nerede yakalayabileceğimizi hissetmek mümkün.

Etik perspektiften önce şunu görürüz: Var olan her şey aslında bir kudrettir, her şey belli ölçüde bir kudrete sahiptir. Var olma, düşünme ve eyleme kudretimiz var, hepimizin, her şeyin bir kudreti var. Her şey, kendi kudreti ölçüsünde bir yoğunluk derecesidir ve herkesin, her şeyin kudreti belli bir tarzda yoğunluk gösterir. Öyleyse her kudret kendine hastır, bir tekilliği ve biricikliği vardır. Bu da demektir ki herkes farklıdır, herkesin elinden gelen şeyler farklıdır, herkesin eylemi ve ritmi farklıdır. Bu farklılık kendi içimizde de değişir, tek ve sabit değildir; zamanla da değişir çünkü yeryüzü gerçekliği oluş halindedir.

Bununla birlikte herkes ve her şey, özüyle, yani kudretleriyle var olmak ister; bu onun sevgisidir, yaşama arzusu ve sevincidir. İşte etik, tam burada, kudretimiz ve sevgimiz arasındaki temel uyumda kendini gösterir. Bir kudret parçası, yani bir sevgi olarak yaşama geliriz ve kudretimizi, yani kendimizi yaşayarak sevgi üretir, yaşama sevinci duyar, bizatihi sevgi olur, sevgiyi yaşarız.

Kısacası temel arzumuz, kendimizi sevmek ve yaşamaktır. Bir hakikat değerine dönüşmek, yaşamı kudretlerimize uygun bir şekilde inşa etmektir. Bu, sevginin, içkin kaynağımız olmasıdır.

Ne yapabiliriz?

Eğer bu çok temel hususları hissedebildiyseniz, etik sizde bir tohum demektir. Besleyebilirsiniz; sevginiz ve kudretinizle yaşamı anlamlı bir deneyime dönüştürebilirsiniz. İşte bu olanağın kabulüyle başlıyor, çocuk düşmanlığının azalması, yok olması ve çocuklarla etik yaşam. Zira buraya kadar söylediklerimiz sadece “yetişkin” insan için değildi. Kudret ve sevginin bir aradalığı özelinde etik, aynı zamanda çocuklar içindir.

Şimdi lütfen dikkat.

Artık çocuk ve yetişkin arasındaki ayrıma kurulan çocuk düşmanlığını değil, çocuklarla etik bir aradalığı, onlarla dayanışmayı üretebileceğimiz bir yerdeyiz. İşte tam burada, ancak burada, çocukların sesini gerçekten duyabiliriz:

Etik bir yaşam hayal ediyorum, yani gerçek, kendimi yaşayabildiğim bir ömür. Herhangi bir ideali yaşamın üstüne koyup onun için kendimi feda etmemi istemeyen, bu yüzden beni öz güçlerimden uzaklaştırmayan bir aile, bir komünite, bir toplum hayal ediyorum. Beni seviyorsanız, bu hayalimi gerçekleştirmek için bana destek olabilirsiniz.

Örneğin bana, kudretlerimle buluşmam, böylece yaşamımı kendimle ve dünyayla barışık kılmam için alan açabilirsiniz. Kendimi tanımak, keşfetmek istiyorum. Neye ilgim var, nereleri seviyorum, neler yapabiliyorum, ışığım nedir, nelerdir, nasıl parlar, bilmek istiyorum. Bu konuda biraz daha özenli ve dikkatli davranabilir misiniz?

En yakınlarıma ve beni çevreleyen dünyaya sesleniyorum; beni destekleyin. Eğer beni seviyorsanız, bana ifade alanları yaratın. Ben bir nesne değilim, hamur ya da yatırım sahası değilim, şimdiki çocuk halimle gelecekteki yetişkin halimden daha değersiz değilim, saygı duyun. Beni bir şey yapmaya, oldurmaya çalışmayın. Oluş güzel ve gerçek. Gelişmemi, güçlenmemi istiyorsanız, bunun tek yolu beni eğmek, eğitmek değil. Seçenekler sunabilirsiniz, merak ettiğim şeylerle güvenli bir karşılaşma imkânı yaratabilirsiniz, ihtiyaçlarımı ve taleplerimi gönülden dinleyebilirsiniz. Ama beni bir şey yapmaya, oldurmaya çalışmayın; çünkü hepsinden önemlisi özgürlüğüm, çünkü gerçek bir öğrenme deneyimi için bedenim ve ruhum bunu istiyor. Ki ancak böyle yürüyebilirim kendi yolumu. Severek ve kudretlerimle uyum içinde.

Toz pembe bir düş değil istediğim, zorluklarıyla bile anlamlı ve gerçek bir hikâye, sonsuzca açıklığı olan. Örneğin kendimi taşlarla, renklerle, sayılarla ya da sözlerle var edeceksem, bunu değerli bir şey olarak, varlığımın gerçek bir unsuru, hatta bir geçim yolu olarak bile yaşayabilirim. Erdemlerimi tutkuya dönüştürebilirim.

Beni özgür bırakın, tıpkı doğduğum gibi, sevgim ve kudretimle. Hekimlik yaparak da yaşayabilirim, resim yaparak da, üzümden şıra yaparak ya da duvar örerek de. Engel olmayın, mümkünse destek olun. Böyle olunca gönülden haller ödevlerin yerine geçebilir, kendiliğinden sonuçlar idealleri bile aşabilir, inanın.

Beni seviyorsanız, bunları dileyin benim için. Aynı şeyleri ben de sizin için diliyorum çünkü ben de sizi seviyorum.

Kısacası, etik yaşadıkça, daha güzel, daha kutlu olacak çoğu şey. Kendimle sevinçli bir karşılaşma, neşe ve dostluk üretecek. Kudretim, sevecen özümü ömrüme yayan ışık olacak. Sevgim taşacak, çoğalacak ve muhakkak yayılacak çevreme, yaşama.

İşte şimdi, az öncekine göre daha güzel bir dünya oldu burası. Hissedebiliyor musunuz?

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 30 Ocak 2024’te yayımlanmıştır.

Onur Eylül Kara

Onur Eylül Kara ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde başladığı yükseköğrenimini yüksek lisans ve doktora yaparak tamamladı. Siyaset bilimi, sosyoloji, felsefe ve edebiyat alanında makaleler yayınladı, çeviriler yaptı. Yapabileceğimizi Yapmak - Minör Siyaset ve Türkiye Örneği başlıklı bir kitabı bulunuyor. Bir süre, çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Şimdilerde felsefe, sanat ve sosyal bilim alanlarında online grup çalışmaları yürütüyor. Daha fazla bilgi için web sitesini ziyaret edebilirsiniz: http://www.onureylulkara.com

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend