Toplum

6 Şubat 2023

Yazdır

Depremi çocuklara nasıl anlatmalı?

Ülke olarak yastayız; iyi bir haber duymak umuduyla televizyondan gözümüzü alamıyoruz. Sosyal medyada deprem bölgesindeki yurttaşlarımıza nasıl yardım edebileceğimize dair her türlü bilgiye dikkat kesiliyoruz. Biz bunları yaparken çocuklarımız da bizi gözlüyorlar ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Peki, onlara depremle ilgili neyi, ne kadar anlatmalıyız?

Eğer çocuklar deprem bölgesinde değillerse ve etraftaki yetişkinlerin telaşını ve üzüntüsünü izliyorsa, onların da yetişkinler gibi deprem felaketinden korkmaları beklenebilir. Fakat çocuklar, yetişkinler gibi depremin bizim kontrolümüzde olmadığını, doğal bir olay olduğunu anlamakta zorluk yaşarlar.

Çocukların depremden etkilenme derecesini, ailenin tepkisi, kayıp derecesi, ayrılık, günlük yaşantı, cinsiyet, aile içi ilişkiler, ekonomik koşullar ve sağlanan sosyal destek gibi faktörler etkiler.

Okul öncesi dönemdeki 2-5 yaşlarında olan çocuklar depremin neden olduğu kayıplar ve yaşam şartlarında meydana gelen değişiklikleri anlamakta ve bunlarla başa çıkmakta oldukça zorlanırlar. Bu nedenle de ebeveynler ve yakın çevrenin desteğine ihtiyaç duyarlar.

Deprem felaketi karşısında çocukların tepkileri birbirinden farklı olabilir. Bazıları depremin hemen ardından çeşitli davranış değişiklikleri gösterirken, bazıları günler, haftalar veya aylarca hiçbir şey olmamış gibi davranıp daha sonra problemli davranışlar sergilemeye başlayabilirler.

Pek çok çocuk, medya veya sosyal çevresi aracılığıyla depremle ilgili haberlere maruz kalıyor. Çocuklar somut düşünebildikleri için depremin nasıl gerçekleştiğini zihinlerinde tam olarak işleyemezler. Bu nedenle çocukların zihinlerinde deprem belirsiz bir özellik taşır. Belirsizlik ise kaygının artmasına neden olur. Kaygı düzeyi artan çocukta yoğun şekilde endişe, güvensizlik ve korku meydana gelir. Bu nedenle çocukların bu konudaki sorularına uygun cevaplar vermek çok önemlidir. Ancak bunu yaparken çocuğun yaşına ve gelişimine uygun bir biçimde anlatmak da gerekir.

İlk yapılması gerekenler

İlk yapılacak şey, fazla ayrıntıya girmeden, yalın bir biçimde depremin ne olduğunu anlatmaktır. Bunu yaparken aktarılan bilgilerin somut bilgi olmasına ve gerçeğe dayanmasına özen göstermeliyiz. Depremin de kar gibi, yağmur gibi, gök gürültüsü yahut mevsimlerin değişimi gibi bir doğa olayı olduğunu ifade etmek gerekir. Bazen yeryüzünde bulunan katmanların doğal bir şekilde hareket ettikleri ve bu hareket nedeniyle yeryüzünün sallandığı söylenebilir. Ancak depremin bir doğa olayı olduğunu söylerken, aynı zamanda bundan korkabileceğimiz de vurgulanmalıdır.

Dikkat edilmesi gereken başka bir husus da, çocuğun sorduğu soruların geçiştirilmemesi veya üstünün kapatılmaması. Çünkü çocukların güçlü olan hayal dünyası cevaplanmayan sorularla birleşir ve çocuk kendi cevaplarını aramaya başlarlar. Bu durum da çocuğun korkusunun artmasına neden olabilir.

Bazı soruları cevaplamakta zorlandığınızda bu konuda bilim insanlarının araştırma yaptıklarını söyleyebilirsiniz. Burada önemli olan her soruya doğru cevap vermek değil, cevapsız soru bırakmamak, bir şekilde çocuğun merakını gidermektir.
İletişim dilinde açık ve dürüst olmaya dikkat edilmeli, ancak çocuğun yanında depremle ilgili çok detaylı konuşmalar yapmaktan da kaçınılmalı. Çocuğun bulunduğu ortamda sürekli deprem haber ve görüntülerine maruz kalmasının da önüne geçmek faydalı olabilir.

Çocukların duymak istedikleri en önemli şey, güvende olduğunuzdur. Çocuklara kendisinin ve sizlerin de güvende olduğunuzu ve tüm gerekli önlemleri almış olduğunuzu söylemeniz önemli. Oturduğunuz binanın, okulunun sağlam olduğu bilgisini vermek, güven duymasını sağlayacaktır.

Çocuklara dayanışmayı öğretmek gerekir mi?

İnsan sosyal bir varlık olup içinde yaşadığı toplumun da bir üyesidir. Toplumda yaşanan doğal afet gibi bir durumdan dolayı yaşanan sıkıntı ve yoksulluk gibi üzüntü verici durumlar, dertler ve sıkıntılar paylaşarak ve yardımlaşarak azalır.

Çocuklar yardımlaşma ve paylaşma duyguları ile doğmazlar. Hatta ilk 6 yaş benmerkezci özelliğin belirgin bir şekilde görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu benmerkezcilik duyguları nedeniyle de yardımlaşma duyguları gelişmemiştir.

Çocuklara bazı duygu ve davranışları sözle ifade etmek, öğretmeye çalışmak yeterli değildir. Bunun için daha çok model olmak ve yaşayarak öğrenmesine fırsat vermek gerekir. Depremde evi, eşyaları zarar görmüş olan kişilere eldeki imkânlar ölçüsünde aile bireyleri olarak yardım etmek ve bu yardımlar gerçekleşirken çocukları da buna ortak etmek etkili sonuçlar doğuracaktır.

Böyle bir durumda çocuk hem uygun modeli gözlemlemiş hem de eylemde bulunmuş olacaktır. Örneğin; çocukların hazırlanan eşya veya yiyecekleri paketlemede yardım etmesi, kendi oyuncak veya eşyalarından, giysilerinden bazılarını ihtiyacı olan çocuklar için vermesi gibi davranışlar çocuklarda yardımlaşma ve dayanışmanın önemini kavraması bakımından etkili olacaktır.

Yapılmaması gerekenler

“Korkacak bir şey yok!”, “Erkekler korkar mı hiç?”, “Sen korkak mısın? Sadece korkaklar korkar.” “Deprem falan olmaz.” gibi ifadelerden kaçınmak gerekiyor. Bunları duyan çocuklar anlaşılmadığını hisseder. Çocukların duygularını dışa vurmalarına izin vermek gerekir.

Korku içerikli oyunlar oynamalarına da fırsat tanımak ve bu sayede korkularıyla başa çıkabilmelerine destek olmak önemlidir. Ayrıca sık sık sarılmak, temas etmek de kendilerini iyi hissetmelerine yardımcı olur.

Depremi yaşayan çocuklara nasıl davranmalı?

Öncelikle çocukların kaybetmiş oldukları güvenlik duygusunu, günlük yaşantı ve rutinlerini tekrar kazanabilmeleri için destekleyici, paylaşımcı ve güvenli bir ortamın sağlanması gerekiyor. Böylesine bir afetle başa çıkabilmeleri için temel birtakım baş etme mekanizmalarının kazandırılması için duygusal paylaşımla birlikte zihinsel açıdan da güçlendirmek gerekiyor.

Bu süreçte iyi bir dinleyici olmak çok önemli. Bu sayede çocuklar duygularını kolaylıkla dile getirebilir. Ayrıca güven verici, sabırlı ve anlayışlı bir yaklaşım sergilemek gerekiyor. Çocukların duygularını ortaya çıkarabilmek, ifade edebilmesini sağlayabilmek için konuşulabilir, resim yapılabilir veya öykü oluşturulabilir. Resim hem çok iyi bir anlatım aracıdır hem de paylaşım aracıdır. Resim aynı zamanda rahatlatır. Güç ve enerjiyi yeniden kazanma alıştırmaları olan oyunlar, kolaj çalışmaları, heykel, müzik gibi çeşitli sanat etkinlikleri duygusal zorluklar ve engelleri aşmada fayda sağlayabilir. Çocukların çizdikleri resimler, oynadıkları oyunlar da güven duygusunun yeniden kazanılmasına, kendi güçlerinin farkına varmasına, neler yapabileceklerine ilişkin farkındalıklarının artmasını sağlayabilir.

Travma sonrası stres belirtileri

Travma, ölüm tehdidinin ya da gerçek bir ölümün bulunduğu, ciddi bir yaralanmanın, yaşamsal veya fiziksel olan bütünlüğe yönelik bir tehdidin meydana çıktığı ve bireyin kendisinin yaşadığı, şahit olduğu veya değer verdiği bir kişinin başına geldiğini öğrendiği olağan olmayan olaylar olarak tanımlanır. Şiddetli bir deprem travmatik bir olayın tipik bir örneğidir.

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) travmatik bir olaya maruz kaldıktan sonra ortaya çıkan yeniden yaşantılama, küntleşme, kaçınma, aşırı uyarılmışlık hali ve yabancılaşma belirtileri ile kendini gösteren bir sendromdur.

Bireylerin travma sonrası stres tepkilerini üç ana grupta toplanabilir.

1. Travma ile ilişkili yeniden yaşantılama

Bilişsel, duygusal ve fizyolojik olabilir. Bilişsel yeniden yaşantılama yoğun bir biçimde travmatik olayla ilgili tekrarlayan imgeler, düşünceler, kâbusları ve yeniden yaşantılamayı içerir.

Duygusal yeniden yaşantılama ise kızgınlık, kaygı veya huzursuzluktur. Davranışsal yeniden yaşantılama da farklı şekillerde olabilir. En dikkat çeken biçimi ise travma sırasında yaşanan agresif dürtülerin yeniden yaşantılanarak çevreye yönelik fiziki saldırganlıkta bulunulmasıdır.

Fizyolojik duyarlılık ise travmayı hatırlatan nesnelere karşı fizyolojik tepkisellik, konsantrasyon güçlüğü, uykusuzluk, baş ağrısı, gastrointestinal sistem yakınmaları, taşikardi olarak sayılabilir.

2. Kaçınma tepkileri

Kaçınma, travmatik vakaya ilişkin düşüncelerden, duygulardan etkinliklerden, konuşmalardan uğraşlardan, çevrelerden, bireylerden ve anılardan kaçınmayı içerir. Duygusal kaçınma kapsamlı olarak emosyonel uyuşmayı hissetmek biçiminde yaşanır. Bütün güçlü duygulardan kaçınma bireyi travma ile ilgili emosyonel duyarlılıktan korur.

3. Aşırı uyarılma tepkileri

Aşırı uyarılmışlık durumu, Travma Sonrası Stres Bozukluğunun en yaygın görülen belirti tipidir. Bu bağlamda irritabilite, tetikte olma durumu, öfke patlamaları ve aşırı irkilme tepkisi yansıtma önde gelen belirtilerdir. Bu belirtiler aşırı derecede öfkelilik, saldırganlık biçiminde kendini gösterir.

Neler yapılmalı?

Travma sonrasında olay anını hatırlatan herhangi bir uyarıcı ile karşılaşıldığında kişiler yeniden travmatik olay oluyormuş gibi hissedebilir ya da belli bir yer onlara yaşadıkları travmayı hatırlatabilir ve beden otomatik olarak tekrar aşırı bir fizyolojik uyarılma durumuna geçer.

Bu fizyolojik tepkiler, kas ağrıları, sırt ağrısı veya karın ağrısı gibi belirtilere de neden olabilirler. Örneğin, deprem sırasında bulunan bina/binaların görüntüleri, yaşanmış bir trafik kazasını hatırlatan bir ses veya koku gibi herhangi bir düşünce veya duygu hatırlatıcı olabilir. Travma tepkilerinin ortaya çıkmasında hatırlatıcıların etkilerinin bilinmesi, hem çocuklar hem de yetişkinler açısından önem taşır ve onların travma tepkileriyle daha kolay başa çıkmalarına yardımcı olur.

Yukarıda üç kategoride özetlenen belirtiler yetişkin ve çocuklarda aynı olmakla birlikte, travma sonrası stres tepkileri çocuklarda yetişkinlerden daha farklı bir biçimde görülür. Ayrıca farklı yaş ve gelişim dönemlerindeki çocuklar farklı tepkiler gösterebilirler.

0-3 yaş arası çocuklar

• Kaygılı görünme
• Daha önce kuru kalabiliyorken alt ıslatmaya başlaması
• Konuşma problemleri gibi gerileme davranışlarının olması
• Ebeveynlerden ayrılmak istememe, önceki döneme nazaran yapışma davranışının görülmesi
• Uyku sorunları ve kabuslar
• Çevresi ile ilişkilerinde tutuk ve ürkekçe davranışlar
• Saldırganlık
• Travmatik olayla ilgili tekrarlayan oyunlar

4-6 yaş arası çocuklar

• Parmak emme
• Yatağını ıslatma
• Aşırı ve ani heyecanlanma
• Ebeveynlere aşırı yapışma
• Uyku sorunları
• Tik davranışları
• Kaçınma ve içe kapanma davranışları
• Tekrarlanan oyun ve belirli davranışları saplantılı şekilde yapma
• Kendi hayal ettikleri (hayal dünyaları bu dönemde çok geniştir) ile gerçek olanları karıştırma
• Bu yaş grubundaki çocuklar kötü olayların kendi kötü düşüncelerinden kaynaklandığını düşünüp üzülebilirler. Bu tip bir hayalci düşünce zihinsel bulanıklık, utanç, kaygı ve dünyayla ilgili yanlış yorumlar yapmaya neden olabilir.

7-12 yaş arası çocuklar

• Bir önceki döneme gerileme (4-6 yaş) davranışları görülebilir. Bu durum akranları tarafından reddedilmeye neden olabilir. Bu dönemde yeni kazanmaya başladıkları öz güven, öz yeterlilik duygularının ortaya çıkmasına engel olabilir.
• Okula gitmek istememe ve akademik başarıda düşme
• Tekrarlanan oyunlar
• Saldırganlık, isyankar davranışlar, çok konuşma
• Uyku sorunları ve kâbuslar
• Ayrılık kaygısı
• Yağmur, rüzgâr, gök gürültüsü gibi doğal olaylardan korkma
• Konuşma sorunları
• Dikkatle ilgili yaşanan problemler
• Vücutta ağrılar

13-18 yaş arası çocuklar

• Dünyaları ve kendi gelecekleri hakkında olumsuz düşünce ve tutumlar
• Kendi korkuları ve travmaya verdikleri tepkilerle ilgili endişe; özellikle kendilerini suçlu ve çaresiz hissetme gibi tepkilerinin anormal olup olmadığını merak etme.
• Risk-alma veya duygularını davranışlarla dışa vurma davranışları (örneğin okuldan kaçma, madde kullanımı vb).
• İştah ve uyku sorunları,
• Okul sorunları
• Ebeveynlerle çatışma ve tartışmaların artması
• Günlük etkinlik ve aktivitelere karşı ilginin azalması

Bu belirtilerin belli bir süre yaşanması normaldir. Ancak uzun süre bu belirtiler devam ettiğinde profesyonel bir yarım alınmalıdır.

Stres bozukluğu yaşayan çocuklarla zaman geçirme

Travmalardan etkilenen çocuklara karşı etkilenmeyen çocuklara bakıldığında, travmalardan etkilenmeyen çocukların çevrelerinden yardım isteme becerileri olan ve çevreleri üzerinde kontrol sahibi olabilen çocuklar olduğu belirtilr.

Strese dayanıklı olan bu çocukların olumlu bir benlik algısı olduğu, çevrelerini olumlu algılayan, aile ilişkileri sıcak ve olumlu olan çocuklardır. Travmatik durumlarda genellikle aile nasıl davranacağını bilemez. Deprem örneğinde olduğu gibi eğer travmatik durum hep birlikte yaşandıysa aile ebeveynler/bakım verenler kendi sorunları ile uğraşırken çocuklara yeterli desteği verememektedirler.

Ailede uyum sorunları ne kadar fazla ise çocuklarda da o kadar fazla olacaktır. Bu noktada aile desteği oldukça önemlidir. Travmatik olay öncesindeki ev içi rutinlerine dönülmesi gerekir. Travmatik olayların, ebeveynleri tarafından nasıl atlatıldığını görmek çocuklar için iyileştirici özelliğe sahiptir. Ailelerin yapabilecekleri bu noktada ebeveynlik becerilerini geliştirerek çocuğa bir terapist gibi yaklaşmasıdır. Yaş ve gelişim düzeylerine uygun olacak şekilde şunlar yapılabilir;

• Rahatlatmaya ve güven vermeye çalışmak,
• Sık sık sevip okşamak
• Uyumadan önce yanına gitmek, başını okşamak
• Küçük çocuklarda bir süre ebeveynleri ile birlikte yatmasına izin vermek
• Oyun hamurları ile oynama, çizme ve boyama yoluyla duygularını dışa vurmasına fırsat sağlamak
• Okul çağı gibi daha büyük çocuklarda duygularını dile getirmesine fırsat vermek sabırlı, ilgili ve esnek olmak
• Oyun oynamalarını teşvik etmek,
• Basit ve yapılandırılmış küçük görevler vermek,
• Dikkatleri kolaylıkla dağılabileceği için okulda ve evde çok çalışmasını beklememek,
• Ergenlerde spor ve günlük faaliyetlere katılmaları için teşvik etmek
• Hoşgörülü, anlayışlı yaklaşmak,
• Okul başarılarıyla ilgili beklenti düzeyini azaltmak

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 8 Şubat 2023’te yayımlanmıştır.

Esra Gül Koçyiğit

Dr. Esra Gül Koçyiğit - Dr. Koçyiğit, lisans eğitiminin ardından uygulamalı psikoloji alanında yüksek lisansını ve aynı alanda doktora eğitimini tamamladı. Uzun yıllar yetişkinlere çocuk gelişimi ve psikolojisi alanında eğitimler verdi. Koçyiğit, 6 tane ulusal kitap, ulusal ve uluslararası olmak üzere 7 kitap bölümü yazmıştır. İki tanesi tam metin olarak yayınlanmış ulusal ve uluslararası 5 bildirisi bulunmakta olup ulusal hakemli dergide de makalesi yer almaktadır. Koçyiğit, üniversite öğrencilerine yönelik akran danışmanlığı, duygularla porselen kupa boyama atölyesi; özel gereksinimli çocuğu olan kadınları destekleme eğitim programı gibi çeşitli sosyal sorumluluk projeleri üretmiştir. Şu anda Altınbaş Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görevine devam etmekte olup, klinik psikoloji yüksek lisans programında ders vermektedir. Koçyiğit ayrıca, Altınbaş Üniversitesi Psikolojik Araştırmalar Merkezi (APAM) yönetim kurulu üyesi ve Toplumsal Cinsiyet Kadın Araştırmaları Merkezi (TOKAMER) danışma kurulu üyesidir.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend