Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarını bu yıl daha önceki senelerde olduğu gibi 6 Şubat’ta açıklamak yerine 9 Şubat’ta açıklama kararı aldı. Bu kararın arkasında 6 Şubat depreminin yıldönümünde başka bir gündemin deprem gündeminden rol çalmaması hassasiyeti yatıyor, gecikmeli de olsa doğru bir karar olduğunu düşünüyorum.
2025 yılı ADNKS sonuçlarına göre 31 Aralık 2025 itibarı ile Türkiye nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaşarak 86 milyonu aştı. Bir önceki yıla göre Türkiye nüfusu 427 bin 224 kişi arttı. Aşağıdaki grafikten de görüleceği gibi 2000’li yıllardan 2022 yılına kadar Türkiye nüfusu her yıl yaklaşık 1 milyon artarken, 2022 yılında 85,3 milyon olan Türkiye nüfusu ancak 2025 yılı sonunda 86 milyonu aşabildi.
Cumhuriyet’in yüzüncü yılında Cumhuriyet tarihinin en düşük nüfus artış hızına tanık olmuştuk, bir sonraki yıl, en düşük ikinci nüfus artış hızına, bu yıl da en düşük üçüncüsüne. 2023 yılında binde 1,1 olan nüfus artış hızı, geçtiğimiz yıl binde 3,4’e, bu yıl da binde 5,0’a yükseldi. Nüfus artış hızı, bir önceki yıla göre artsa da halen pandemi nedeni ile evlere kapanılan 2020 yılındakinden bile daha düşük bir nüfus artış hızı söz konusu.

Peki, son iki seneye göre nüfusun kısmen daha fazla artmasının ardında yatan neden ne olabilir?
Doğum oranlarındaki artış değil.
Doğum sayılarındaki azalma devam ediyor
“0” yaş nüfusuna baktığımızda, 2022 yılında 1 milyon 9 bin 579 olan sayının, 2023 yılında 934 bin 215’e, 2024 yılında 905 bin 550’ye, bu yıl da 870 bin 054’e düştüğünü görüyoruz. Doğum oranındaki azalma eğiliminin bu yıl da devam ettiği belirgin şekilde görünüyor. Kendi yaptığım nüfus projeksiyonları toplam doğurganlık hızının bu yıl 1.42’ye düşeceğini gösteriyordu, muhtemelen buna yakın bir doğum oranı ile karşılaşacağız.
Pandemi ve deprem etkileri büyük oranda geçtiği için ölüm sayısında da radikal bir değişim beklemiyorum.
O zaman doğum sayılarının azalmasına, ölüm sayılarının önemli ölçüde değişmemesine rağmen bir önceki yıla göre nüfus artış hızı neden arttı? Cevap yabancı nüfusta gizli.
Yabancı nüfusta artış var
ADNKS nüfusuna yabancı nüfus da dahil. Açıklanan nüfusun 1 milyon 519 bin 515 kişisi Türkiye’de ikamet eden yabancı nüfus. Yabancı uyruklu nüfusa, ikamet ve çalışma iznine sahip kişiler, uluslararası koruma statüsündeki sığınmacılar ve mavi kart hamili kişiler dahil. Geçici koruma statüsündeki Suriyeliler yabancı nüfusa dahil değiller.

Yabancı nüfus 2022 yılına kadar düzenli bir şekilde artmaktayken 2023 yılında 253 bin 293 kişi, 2024 yılında ise 89 bin 996 kişi azalmıştı. Bu yıl ise 38 bin 968 kişi artmış durumda. Yabancı nüfus son iki yılda nüfus artışına negatif etki yaparken bu yıl pozitif etki yaptı. 2024 ve 2025 yılları nüfus artış hızındaki fark temel olarak bundan kaynaklı. Yabancı nüfus hariç bir nüfus artış hızı hesaplayacak olsaydık, 2024 yılı için binde 4,57, 2025 yılı içinse binde 4.61 gibi birbirine oldukça yakın nüfus artış hızları bulurduk.
Bu yıl yabancı nüfustaki artışın arkasında Türkmenistan uyruklu yabancıların sayısının 56 bin 649 kişi artması yatıyor. Onları 14 bin 967 kişilik artışla Mısır ve 12 bin 697 kişilik artışla Azerbaycan izliyor. Sayısı azalanlar arasında ise Irak, Rusya, Afganistan, Almanya ve İran uyruklular ön plana çıkıyor.
İllere göre bakıldığında İstanbul, Antalya, Ankara yabancı uyruklu nüfusun en çok yaşadığı iller. Sadece İstanbul’da 607 bin 276 yabancı ikamet ediyor. Bir önceki yılla karşılaştırıldığında İstanbul yabancı uyruklu kişi sayısının en çok arttığı ilimiz, 44 bin 470 kişi artmış. Onu 12 bin 199 kişilik artış ile Antalya takip ediyor. Yabancı uyruklu sayısının azaldığı iller olaraksa Mersin (9 bin 498 kişi), Ankara (4 bin 548 kişi) ve Yalova (4 bin 410 kişi) ön plana çıkıyor.
İstanbul ve deprem illerinde nüfus artışı var
Türkiye’de neredeyse her beş kişiden birisinin yaşadığı İstanbul’da bu yıl nüfus 52 bin 451 kişi artarak 15 milyon 754 bin 53 kişi oldu. Bu nüfus artışında da yabancı nüfusun artışı etkili oldu. İstanbul’da ikamet eden yabancı nüfus 44 bin 470 kişi arttı.
6 Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yıldönümünde sevindirici haber geçtiğimiz yıl olduğu gibi nüfuslarının artmış olması. Hatay’da 15 bin 346 kişi, Kahramanmaraş’ta 12 bin 173 kişi, Adıyaman’da 6 bin 784 kişi, Malatya’da 5 bin 363 kişi arttı nüfus. Depremden etkilenen diğer illerde de benzer bir tablo var.
Her 10 kişiden 7’si Türkiye yüzölçümünün yüzde 1,6’sını oluşturan yoğun kentlerde yaşıyor
İdari statüye göre bakıldığında Türkiye’de il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranında kısmi de olsa bir artış var. Belde ve köylerde yaşayanların oranında da kısmi bir azalma.
Bununla uyumlu olarak 2022 yılından beri kullanılan, 1 kilometrekarelik alanlar olarak tanımlanan gridler üzerinden nüfus yoğunluğuna bağlı olarak geliştirilen kentleşme derecesi sınıflamasına göre de nüfusun üçte ikisi (yüzde 67,5) yoğun kentsel alanlarda, yüzde 15,8’i orta yoğun kentsel alanlarda, yüzde 16.8’i ise kırsal alanlarda yaşıyor.
Yoğun kentsel alanlarda yaşayanların oranı da bir önceki yıla göre kısmen artmış durumda. Her 10 kişiden 7’si Türkiye yüzölçümünün yüzde 1,6’sını oluşturan yoğun kentlerde yaşamaya devam ediyor. Bu durum, konut, ulaşım, çevre ve yaşam kalitesi eşitsizliklerini de derinleştiriyor.
Türkiye’de nüfusu 1 milyonu aşan ilk ilçe Esenyurt
Bunun sonucunda metropol kentlerimizdeki ilçe nüfusları artmaya devam ediyor. Bu yıl ilk defa bir ilçenin nüfusu 1 milyonu aştı, İstanbul’un Esenyurt ilçesi 1 milyon 3 bin 905 kişiye ulaştı. Gaziantep’in Şahinbey, Şehitkamil ilçeleri, Ankara’nın Çankaya, Keçiören ilçeleri 900 bini geçen nüfusları ile sırada bekliyorlar.
İl nüfuslarına baktığımızda ise 33 ilin nüfusunda azalma olduğunu görüyoruz. Nüfusu 100 binin altında olan 3 ilimiz var (Bayburt, Tunceli, Ardahan). 20 ilimiz 300 binin altında, 39 ilimiz 500 binin altında nüfusa sahip. Nüfusu 1 milyonu geçen 24 ilimiz var.
Bazı ilçelerin nüfuslarının birçok ilden fazla olması, Türkiye’de yerel yönetim ölçeklerinin fiili nüfus gerçekliğiyle giderek daha az örtüştüğünü gösteriyor.
Nüfusun yaş yapısındaki yapısal değişim devam ediyor
Doğum oranlarının düşmesi, doğuşta yaşam beklentisinin artması gibi faktörler nüfusun yaş yapısını değiştirmeye devam ediyor. Bu değişim nüfus piramitlerine bakıldığında da görülüyor, geniş yaş gruplarına, ortanca yaşa bakıldığında da.
Türkiye nüfusunun ortanca yaşı 34,9’a yükseldi. Ortanca yaşı, ülkenin yaşı gibi düşebiliriz. 2025 yılında Türkiye’de her iki kişiden birisi 35 yaşın üzerinde diyebiliriz artık. Sinop’ta ortanca yaş 44’e çıkmış, Giresun ve Kastamonu’da 43’ü geçmiş durumda.
Geniş yaş gruplarına bakıldığında 15 yaş altı nüfus çocuk nüfus 2007-2025 döneminde yüzde 26,4’ten, 20,4’e düşerken, 65 yaş üstü nüfus yüzde 7,1’den yüzde 11,1’e yükselmiş durumda. Genç nüfus azalırken, yaşlı nüfus artmaya devam ediyor.
Beş yaş altı Türkiye nüfusu 1960’lı yıllardaki seviyeye geriledi
Genç nüfus kapsamında, beş yaş altı nüfusa özel olarak dikkat etmekte fayda var. 2024 yılında 5 milyon 82 bin 386 olan ve toplam nüfusun yüzde 5,9’unu oluşturan beş yaş altı nüfusu 2025 yılında 4 milyon 856 bin 560’a, oransal olarak ise yüzde 5,6’ya düşmüş durumda.
Sayısal olarak beş yaş altı Türkiye nüfusu 1960’lı yıllardaki seviyeye düştü. O yıllarda nüfusun yüzde 15’ini oluşturuyordu, şimdi yüzde 5,6’sını. Bu durumun okul öncesi eğitimden başlayarak, tüm okul çağı nüfuslarındaki etkisi kademe kademe görülecektir. Derslik planlaması yaparken, eğitim personeli planlaması yaparken bu durum dikkate alınmalı, artık eğitim harcamalarının önceliği eğitimin, niteliğini, kalitesini artırmak olmalıdır.
Nüfusumuz yaşlanmaya devam ediyor
Yaşlı nüfus oranı 2023 yılında ilk defa yüzde 10’u aşmış ve en yaşlı ülkeler sınıfına girmiştik. Yaşlı nüfus oranı artmaya devam ediyor.
Bu eğilimin özellikle sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında önemli etkileri olacaktır. Yaşlı nüfus oranının artmasına paralel olarak hastalık yükü değişecek; maliyeti yüksek kronik hastalıkların payı artacaktır. Sosyal güvenlik sisteminde halihazırda sorunlu olan ise aktif/pasif oranının giderek bozulması da kuvvetle muhtemel.
Yaşlı nüfusun rahat, konforlu bir yaşlılık dönemi geçirmelerini sağlamak için hayatın her alanında atılması gereken adımların bugünden planlanarak hayata geçirilmesi önem taşıyor.
Toplam yaş bağımlılık oranında azalma var
Çalışma çağı nüfusu olan 15-64 yaş nüfusunun oranı ise 2007-2025 döneminde 66,5’ten 68,5’e yükselmiş durumda. Doğum oranlarının yüksek olduğu dönemde nüfusa dahil olan kuşaklar, çalışma çağına geçmeye, kalmaya devam ediyor. Bu durum, bağımlılık oranlarının da azalmasına yol açıyor.
Çalışma çağındaki birey başına düşen çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı yüzde 29,7’ye gerilerken, yaşlı bağımlılık oranı yüzde 16,2’ye yükseldi. Toplam yaş bağımlılık oranı ise 46’ya düştü.
Demografik fırsat penceresi devam ediyor
Buraya kadar daha çok doğum oranlarının düşmesinin, yaşlı nüfus oranının artmasının getireceği risklerden bahsettik. Aslında doğum oranlarının azalması ile birlikte çocuk ve genç nüfus oranının azalması, beraberinde hem fırsatları hem de riskleri getiriyor.
Öncelikle, bu sürecin ilk aşamada getirdiği fırsatı değerlendirmemiz gerekiyor. Doğum oranlarının azaldığı nüfuslarda çocuk bağımlılık oranının azalması ve yaşlı nüfus oranının henüz yüksek seviyede olmaması nedeniyle ekonomik kalkınma açısından bir “demografik fırsat penceresi” açılıyor.
Türkiye 2005-2010 döneminden beri böyle bir sürecin içerisinde, 2030’ların ortasına kadar da fırsat penceresinin açık kalmasını bekliyoruz. Demografik fırsat penceresi tüm toplumlar için tarihte bir kez yaşanan bir süreç. Demografik fırsat penceresi otomatik olarak ekonomik büyümeye de yol açmıyor. Türkiye’nin bu süreci iyi değerlendirmesi, doğru adımları atması, yaşlanmadan önce yeterince kalkınması, zenginleşmesi önem taşıyor, halen bunun için fırsat var.
Hiç evlenmeyenlerin ve boşananların oranında artış var
Doğum oranları ile doğrudan ilintili bir husus da medeni durum. Hiç evlenmeyenlerin oranında, eşi ölenlerin oranında ve boşananların oranında artış devam ediyor, dolayısı ile evlilerin oranı da azalıyor.
Demografik dönüşüm doğrultusunda atılması gereken adımlar gecikmeden atılmalı
Türkiye, önemli bir demografik dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşümü yok saymak en büyük yanlış olacaktır.
Bu dönüşüm, yönetilmesi gereken bir süreci ortaya çıkarıyor. Atılması gereken adımların gecikmeden atılması gerekiyor. Kalıcı ve etkili politikalar, kısa vadeli maddi teşviklerin ötesine geçen, toplumsal ve ekonomik koşulları birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşımı gerektiriyor.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 10 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.



