Ertelemek her zaman kötü müdür?

Ertelemek akla hemen tembelliği getirse de bu her zaman geçerli olmayabilir. Çalışıyorum ya da erteliyorum diyerek duruma keskin bir “ya o ya bu” bakış açısıyla yaklaşmak yerine farklı bir tutum benimseyerek hedefe doğru daha fazla ilerleme kaydetmek de mümkün.

Çalışmak iyidir, ertelemek ise kötü. Emin miyiz? Londra Üniversitesi’nden felsefe doçenti Rebecca Roache, Psyche internet sitesinde yayımlanan yazısında bunun her zaman geçerli olmadığını, ertelemeye farklı bir bakış açısı ile yaklaşarak kendimizi nasıl daha iyi hissedebileceğimizi ve hedeflerimize giden yolda nasıl daha sağlam adımlar atabileceğimizi anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Çevrimiçi oyun oynamak. Örgü ipliği koleksiyonumu düzenlemek. Satın aldıktan sonra da teknolojik aletlere dair yorumları okumak. Bu aktivitelerin ortak noktası nedir? Hepsini yapmam gereken şeylerden kaçınmak için yapıyorum. Başka bir deyişle, erteliyorum. (…)

Çoğumuz ertelemeye ikili bir bakış açısıyla yaklaşıyoruz; ama bu yararsız ve yanıltıcı. İlerleme kaydetmeye çalıştığımız her an ya çalışıyoruz ya da erteliyoruz diye düşünüyoruz. Ya biri ya da diğeri; asla ikisi birden değil. Dahası, bu durum ahlaki değerlendirmeleri de beraberinde getiriyor. Çalışıyorsak, kabul edilebiliriz ve iyi gidiyoruz. Ama erteliyorsak, berbatız, tembeliz, hak etmiyoruz, iradesiziz, işe yaramazız…

Bu düşünce yapısı hayatı çok daha zorlaştırıyor. Zamanımızı nasıl geçireceğimize dair kararlar, sadece verimliliğimiz değil, ahlaki değerimiz de tehlikede olduğunda gereksiz yere karmaşık bir hal alıyor. Şimdi size erteleme konusunda davranışlarınızı daha iyi anlamanızı ve kendinize karşı nazik olmanızı sağlayacak farklı bir bakış açısı sunacağım. Sonuç olarak, kendinizi daha az yargılayacak ve gerçekten ulaşmak istediğinize doğru daha büyük ilerleme kaydedeceksiniz.”

Çalışma-erteleme çatışmasını bir kenara bırakın

Yazar, bazı ertelemelerin aslında olumlu, çalışmak gibi görünen şeylerin ise bazen olumsuz olabileceğini belirtiyor:

“Peki nasıl? Cevap, bir hedefi gerçekleştirmeye çalışırken bizi motive eden iki önemli değerde yatıyor. Birincisi, alaka düzeyi: Bizi hedefimize yaklaştıran şeyleri yapmak isteriz. İkincisi, rahatlık: Kendimizi iyi hissetmek ister ya da en azından kötü hissetmek istemeyiz. İlerleme kaydetmek, alakalı olanı yapmayı gerektirir, ancak rahat olmadığımız sürece bunu yapmakta zorlanırız. Ertelemenin rahatlıkla, çalışmanın ise alaka düzeyiyle ilgili olduğunu varsayabiliriz, ancak bu her zaman doğru değildir.

Yönetim bilimci Jihae Shin ve psikolog Adam Grant’ın deneysel çalışmaları, düşünmeye zaman ayırarak ve daha az odaklanmış bir zihniyeti teşvik ederek, orta düzeyde ertelemenin yaratıcılığı artırabileceğini ve çalışmaya başladığımızda daha iyi işler üretmemize yardımcı olabileceğini gösteriyor. Başka bir deyişle, erteleme olarak algılanan faaliyetler bazen göründüğünden daha alakalıdır.

Öte yandan, görünüşte işle ilgili birçok aktivite ilerlememize yardımcı olmuyor. Medya çalışmaları profesörü Joli Jensen, okumanın, hatta üzerinde çalıştığımız konuyla ilgili okumanın bile bazen yazmayı gereksiz yere geciktirmenin bir yolu olabileceğini savunuyor. (…) Bu tür durumlarda okuma rahatlatıcıdır, ancak ilk bakışta göründüğü kadar alakalı değildir.

‘Çalışmak mı, ertelemek mi’ bakış açısı yerine alaka düzeyi ve rahatlık açısından düşünmeyi hedefleyin. Bu değişimi yapabilirseniz, kendiniz hakkında olumsuz yargılarda bulunma eğiliminiz azalacaktır. Pek çok kişi kendini geliştirmek için olumsuz yargılar gerektiğine inanırken, psikolog Kristin Neff’in öz-şefkat üzerine yaptığı çalışmalar bunun tam tersinin doğru olduğunu gösteriyor. Bu nedenle ‘Çalışıyor muyum yoksa oyalanıyor muyum?’ sorusunu ‘Yaptığım şey hedefimle ne kadar alakalı?’ ve ‘Yaptığım şey ne kadar rahatlatıcı?’ sorularıyla değiştirin.”

İhtiyaçlarınıza kulak verin

Yazar, böyle bir yaklaşım benimseyerek davranışlarımızı da daha iyi anlayabileceğimizi söylüyor: “Diyelim ki kendinizi sosyal medyada gezinirken yakaladınız. Kendinizi suçlamak yerine ‘Rahatlamaya çalışıyorum’ diyerek davranışınızı yönlendiren duygu ve ihtiyaçları kabul etmiş olursunuz. Rahatlık, gerçek ve anlaşılabilir bir ihtiyaçtır. ‘Erteliyorum’ demek ise ihtiyaçlarınız hakkında herhangi bir içgörü sağlamaz.

Duygularınıza ve ihtiyaçlarınıza kulak vermek, ilerlemenizi baltalamayacak şekilde bunlara nasıl uyum sağlayabileceğinizi düşünmenin ilk adımıdır. Uygulamada bu, ‘Nasıl daha çok çalışabilir ve daha az erteleyebilirim?’ sorusunu ‘Çok fazla rahatsızlık duymadan hedeflerime nasıl ulaşabilirim?’ sorusuyla değiştirmek anlamına gelir. (…)

İdeal dengeyi bulun

‘İşe odaklanma-erteleme’ ikiliğine alışkınsanız, alaka düzeyi ve rahatlık arasında ideal bir denge bulma fikri size çelişkili gelebilir: Ya çalışıyorsunuz (alakalı ama rahat değil) ya da erteliyorsunuzdur (rahat ama hiç alakalı değil). (…) Ancak hedeflerinize doğru ilerlerken sergilediğiniz davranışlar, her ikisini de farklı derecelerde barındırabilir.

Amacınız bir yazıyı bitirmekse, taslağa kelimeler eklemek son derece önemlidir, ancak rahat hissetmeyebilirsiniz. Öte yandan, projeniz için gereksiz yere bir kaynak daha aramak hiç alakalı olmasa da yazmaktan daha konforludur. Yürüyüşe çıkmak ve zihninizin serbestçe dolaşmasına ve fikirlerinizin akmasına izin vermek gibi bazı aktivitelerin ise alakalı ve rahatlatıcı olması mümkündür.

Peki, o ideal dengeyi nasıl bulacağız? Çeşitli aktivite seçimlerinizin hem alaka düzeyi hem de rahatlık açısından ne kadar tatmin edici olduğunu düşünmek, bu iki unsur için ihtiyaçlarınızı dengelemenize yardımcı olabilir. Dahası, alaka üzerine dikkatlice düşünmek, hedefinizi netleştirmenizi sağlar ve bu da ideal dengeyi bulmanıza yardımcı olur. (…) Nitekim tam olarak neyi başarmak istediğimiz konusunda net fikirlerimiz olmadan, ne yapmamız gerektiği konusunda da net fikirler oluşturamayız ve bu da aslında ilerleme kaydetmediğimiz halde ettiğimizi düşünmemize neden olur.

Bunu aşmak için kendinize hedefinize ulaştığınızı nasıl anlayacağınızı sorun. Belli bir kelime sayısına ulaştığınızda mı? Yazınız yayımladığında mı? Açık ve spesifik olmak, hangi aktivitelerin gerçekten alakalı olduğunu ve anlamlı bir ilerleme için ideal dengenin ne olduğunu bulmanıza yardımcı olacaktır.

Örneğin yazamıyorsanız, yürüyüşe çıkmak oldukça iyi bir alternatiftir (…), çünkü zihninizin yazınıza fayda sağlayabilecek şekilde dolaşmasına olanak tanır. (…)

Seçeneklerinizi zihninizde canlandırın

İşinizle daha tatmin edici bir ilişki kurmaya devam etmek için alaka düzeyi/rahatlık çerçevesini kullanabilirsiniz. Bunu yapmak için alaka düzeyini X ekseni, rahatlığı ise Y ekseni olarak belirleyerek bir grafik çizin ve çeşitli seçeneklerinizin bu alanda nerede yer aldığını işaretleyin. Ardından, ‘Ertelememeliyim!’ gibi faydasız bir ilkeye göre çalışma gününüzü planlamak yerine, alaka düzeyi ve rahatlığı nasıl dengeleyebileceğinizi düşünün.

Belki de güne oldukça alakalı ama biraz rahatsız edici bir aktiviteyle başlayıp, daha sonra rahatlatıcı ve daha az alakalı bir şeye geçebilirsiniz. Ya da bugün alaka düzeyine, yarın rahatlığa öncelik vermeyi seçebilirsiniz. Bu bakış açısıyla kendinizi kötü, zayıf veya başarısız olarak görmezsiniz. Günün sonunda ilerlemenizden memnun kalmazsanız, rahatlığı alaka düzeyinin önüne koyduğunuzu kabul edin. Rahatlık aramak normaldir; bu sizi kötü yapmaz. (…)

Hangi görevlerin en alakalı olduğuna dair yargınıza güvenmiyorsanız, şu soruyu sorun: Sihirli bir değnek sallayıp anında ve hiç çaba harcamadan sadece bir görevi tamamlayabilseydin, hangisini seçerdin? Bu, odağı ‘Bundan sonra ne yapmalıyım?’ sorusundan ‘En çok neyi yapmış olmayı isterdim?’ sorusuna kaydırır. Cevabınız muhtemelen oldukça alakalı (ama belki de o kadar rahatlatıcı olmayan) bir şeyi ortaya çıkarır ve daha sonra bunu, aralarından seçim yaptığınız farklı aktiviteleri kategorize etmek için kullanabilirsiniz.

Bu strateji, yapmayı en çok arzuladığınız bir şeyi düşünmenizi sağlayarak, görevin küçük bir parçasına odaklanmanıza olanak tanır. Bize tatmin edici bir ilerleme hissi verecek küçük görevler, rahat hissettirmeseler de son derece yapılabilir niteliktedir.”

Bu yazı ilk kez 23 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

Rebecca Roache’ın Psyche internet sitesinde yayımlanan “How to think differently about procrastination” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://psyche.co/guides/how-to-think-differently-about-procrastination-and-make-progress

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Ertelemek her zaman kötü müdür?

Ertelemek akla hemen tembelliği getirse de bu her zaman geçerli olmayabilir. Çalışıyorum ya da erteliyorum diyerek duruma keskin bir “ya o ya bu” bakış açısıyla yaklaşmak yerine farklı bir tutum benimseyerek hedefe doğru daha fazla ilerleme kaydetmek de mümkün.

Çalışmak iyidir, ertelemek ise kötü. Emin miyiz? Londra Üniversitesi’nden felsefe doçenti Rebecca Roache, Psyche internet sitesinde yayımlanan yazısında bunun her zaman geçerli olmadığını, ertelemeye farklı bir bakış açısı ile yaklaşarak kendimizi nasıl daha iyi hissedebileceğimizi ve hedeflerimize giden yolda nasıl daha sağlam adımlar atabileceğimizi anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Çevrimiçi oyun oynamak. Örgü ipliği koleksiyonumu düzenlemek. Satın aldıktan sonra da teknolojik aletlere dair yorumları okumak. Bu aktivitelerin ortak noktası nedir? Hepsini yapmam gereken şeylerden kaçınmak için yapıyorum. Başka bir deyişle, erteliyorum. (…)

Çoğumuz ertelemeye ikili bir bakış açısıyla yaklaşıyoruz; ama bu yararsız ve yanıltıcı. İlerleme kaydetmeye çalıştığımız her an ya çalışıyoruz ya da erteliyoruz diye düşünüyoruz. Ya biri ya da diğeri; asla ikisi birden değil. Dahası, bu durum ahlaki değerlendirmeleri de beraberinde getiriyor. Çalışıyorsak, kabul edilebiliriz ve iyi gidiyoruz. Ama erteliyorsak, berbatız, tembeliz, hak etmiyoruz, iradesiziz, işe yaramazız…

Bu düşünce yapısı hayatı çok daha zorlaştırıyor. Zamanımızı nasıl geçireceğimize dair kararlar, sadece verimliliğimiz değil, ahlaki değerimiz de tehlikede olduğunda gereksiz yere karmaşık bir hal alıyor. Şimdi size erteleme konusunda davranışlarınızı daha iyi anlamanızı ve kendinize karşı nazik olmanızı sağlayacak farklı bir bakış açısı sunacağım. Sonuç olarak, kendinizi daha az yargılayacak ve gerçekten ulaşmak istediğinize doğru daha büyük ilerleme kaydedeceksiniz.”

Çalışma-erteleme çatışmasını bir kenara bırakın

Yazar, bazı ertelemelerin aslında olumlu, çalışmak gibi görünen şeylerin ise bazen olumsuz olabileceğini belirtiyor:

“Peki nasıl? Cevap, bir hedefi gerçekleştirmeye çalışırken bizi motive eden iki önemli değerde yatıyor. Birincisi, alaka düzeyi: Bizi hedefimize yaklaştıran şeyleri yapmak isteriz. İkincisi, rahatlık: Kendimizi iyi hissetmek ister ya da en azından kötü hissetmek istemeyiz. İlerleme kaydetmek, alakalı olanı yapmayı gerektirir, ancak rahat olmadığımız sürece bunu yapmakta zorlanırız. Ertelemenin rahatlıkla, çalışmanın ise alaka düzeyiyle ilgili olduğunu varsayabiliriz, ancak bu her zaman doğru değildir.

Yönetim bilimci Jihae Shin ve psikolog Adam Grant’ın deneysel çalışmaları, düşünmeye zaman ayırarak ve daha az odaklanmış bir zihniyeti teşvik ederek, orta düzeyde ertelemenin yaratıcılığı artırabileceğini ve çalışmaya başladığımızda daha iyi işler üretmemize yardımcı olabileceğini gösteriyor. Başka bir deyişle, erteleme olarak algılanan faaliyetler bazen göründüğünden daha alakalıdır.

Öte yandan, görünüşte işle ilgili birçok aktivite ilerlememize yardımcı olmuyor. Medya çalışmaları profesörü Joli Jensen, okumanın, hatta üzerinde çalıştığımız konuyla ilgili okumanın bile bazen yazmayı gereksiz yere geciktirmenin bir yolu olabileceğini savunuyor. (…) Bu tür durumlarda okuma rahatlatıcıdır, ancak ilk bakışta göründüğü kadar alakalı değildir.

‘Çalışmak mı, ertelemek mi’ bakış açısı yerine alaka düzeyi ve rahatlık açısından düşünmeyi hedefleyin. Bu değişimi yapabilirseniz, kendiniz hakkında olumsuz yargılarda bulunma eğiliminiz azalacaktır. Pek çok kişi kendini geliştirmek için olumsuz yargılar gerektiğine inanırken, psikolog Kristin Neff’in öz-şefkat üzerine yaptığı çalışmalar bunun tam tersinin doğru olduğunu gösteriyor. Bu nedenle ‘Çalışıyor muyum yoksa oyalanıyor muyum?’ sorusunu ‘Yaptığım şey hedefimle ne kadar alakalı?’ ve ‘Yaptığım şey ne kadar rahatlatıcı?’ sorularıyla değiştirin.”

İhtiyaçlarınıza kulak verin

Yazar, böyle bir yaklaşım benimseyerek davranışlarımızı da daha iyi anlayabileceğimizi söylüyor: “Diyelim ki kendinizi sosyal medyada gezinirken yakaladınız. Kendinizi suçlamak yerine ‘Rahatlamaya çalışıyorum’ diyerek davranışınızı yönlendiren duygu ve ihtiyaçları kabul etmiş olursunuz. Rahatlık, gerçek ve anlaşılabilir bir ihtiyaçtır. ‘Erteliyorum’ demek ise ihtiyaçlarınız hakkında herhangi bir içgörü sağlamaz.

Duygularınıza ve ihtiyaçlarınıza kulak vermek, ilerlemenizi baltalamayacak şekilde bunlara nasıl uyum sağlayabileceğinizi düşünmenin ilk adımıdır. Uygulamada bu, ‘Nasıl daha çok çalışabilir ve daha az erteleyebilirim?’ sorusunu ‘Çok fazla rahatsızlık duymadan hedeflerime nasıl ulaşabilirim?’ sorusuyla değiştirmek anlamına gelir. (…)

İdeal dengeyi bulun

‘İşe odaklanma-erteleme’ ikiliğine alışkınsanız, alaka düzeyi ve rahatlık arasında ideal bir denge bulma fikri size çelişkili gelebilir: Ya çalışıyorsunuz (alakalı ama rahat değil) ya da erteliyorsunuzdur (rahat ama hiç alakalı değil). (…) Ancak hedeflerinize doğru ilerlerken sergilediğiniz davranışlar, her ikisini de farklı derecelerde barındırabilir.

Amacınız bir yazıyı bitirmekse, taslağa kelimeler eklemek son derece önemlidir, ancak rahat hissetmeyebilirsiniz. Öte yandan, projeniz için gereksiz yere bir kaynak daha aramak hiç alakalı olmasa da yazmaktan daha konforludur. Yürüyüşe çıkmak ve zihninizin serbestçe dolaşmasına ve fikirlerinizin akmasına izin vermek gibi bazı aktivitelerin ise alakalı ve rahatlatıcı olması mümkündür.

Peki, o ideal dengeyi nasıl bulacağız? Çeşitli aktivite seçimlerinizin hem alaka düzeyi hem de rahatlık açısından ne kadar tatmin edici olduğunu düşünmek, bu iki unsur için ihtiyaçlarınızı dengelemenize yardımcı olabilir. Dahası, alaka üzerine dikkatlice düşünmek, hedefinizi netleştirmenizi sağlar ve bu da ideal dengeyi bulmanıza yardımcı olur. (…) Nitekim tam olarak neyi başarmak istediğimiz konusunda net fikirlerimiz olmadan, ne yapmamız gerektiği konusunda da net fikirler oluşturamayız ve bu da aslında ilerleme kaydetmediğimiz halde ettiğimizi düşünmemize neden olur.

Bunu aşmak için kendinize hedefinize ulaştığınızı nasıl anlayacağınızı sorun. Belli bir kelime sayısına ulaştığınızda mı? Yazınız yayımladığında mı? Açık ve spesifik olmak, hangi aktivitelerin gerçekten alakalı olduğunu ve anlamlı bir ilerleme için ideal dengenin ne olduğunu bulmanıza yardımcı olacaktır.

Örneğin yazamıyorsanız, yürüyüşe çıkmak oldukça iyi bir alternatiftir (…), çünkü zihninizin yazınıza fayda sağlayabilecek şekilde dolaşmasına olanak tanır. (…)

Seçeneklerinizi zihninizde canlandırın

İşinizle daha tatmin edici bir ilişki kurmaya devam etmek için alaka düzeyi/rahatlık çerçevesini kullanabilirsiniz. Bunu yapmak için alaka düzeyini X ekseni, rahatlığı ise Y ekseni olarak belirleyerek bir grafik çizin ve çeşitli seçeneklerinizin bu alanda nerede yer aldığını işaretleyin. Ardından, ‘Ertelememeliyim!’ gibi faydasız bir ilkeye göre çalışma gününüzü planlamak yerine, alaka düzeyi ve rahatlığı nasıl dengeleyebileceğinizi düşünün.

Belki de güne oldukça alakalı ama biraz rahatsız edici bir aktiviteyle başlayıp, daha sonra rahatlatıcı ve daha az alakalı bir şeye geçebilirsiniz. Ya da bugün alaka düzeyine, yarın rahatlığa öncelik vermeyi seçebilirsiniz. Bu bakış açısıyla kendinizi kötü, zayıf veya başarısız olarak görmezsiniz. Günün sonunda ilerlemenizden memnun kalmazsanız, rahatlığı alaka düzeyinin önüne koyduğunuzu kabul edin. Rahatlık aramak normaldir; bu sizi kötü yapmaz. (…)

Hangi görevlerin en alakalı olduğuna dair yargınıza güvenmiyorsanız, şu soruyu sorun: Sihirli bir değnek sallayıp anında ve hiç çaba harcamadan sadece bir görevi tamamlayabilseydin, hangisini seçerdin? Bu, odağı ‘Bundan sonra ne yapmalıyım?’ sorusundan ‘En çok neyi yapmış olmayı isterdim?’ sorusuna kaydırır. Cevabınız muhtemelen oldukça alakalı (ama belki de o kadar rahatlatıcı olmayan) bir şeyi ortaya çıkarır ve daha sonra bunu, aralarından seçim yaptığınız farklı aktiviteleri kategorize etmek için kullanabilirsiniz.

Bu strateji, yapmayı en çok arzuladığınız bir şeyi düşünmenizi sağlayarak, görevin küçük bir parçasına odaklanmanıza olanak tanır. Bize tatmin edici bir ilerleme hissi verecek küçük görevler, rahat hissettirmeseler de son derece yapılabilir niteliktedir.”

Bu yazı ilk kez 23 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

Rebecca Roache’ın Psyche internet sitesinde yayımlanan “How to think differently about procrastination” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://psyche.co/guides/how-to-think-differently-about-procrastination-and-make-progress

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x