Toplum

20 Ağustos 2021

Yazdır

Hayatın ta kendisidir trenler

Pandemi nedeniyle ara verilen ana hat tren seferleri, 12 Temmuz itibarıyla 12 güzergâhta yeniden başladı; böylece sadece bir ulaşım aracı olmayan trenlerimize yeniden kavuştuk.

Trenler, seyyar penceresiyle belki de ömrünüzde bir daha hiçbir zaman göremeyeceğiniz manzaraları, dünya güzeli köyleri, kasabaları ve şehir açılarını yolcularına cömertçe sunarlar. Kendine özgü bir romantizmi, bir ruhu vardır, tren yolculuklarının… Eski bir Rus romanından çıkmış gibi görünen istasyon şefleri, ilginç kıyafetler içerisindeki kondüktörleri, kahkahaların yükseldiği neşeli gar lokantaları, birbirinden yaratıcı aletleri, eşyaları, sendikaları ve hatta futbol takımlarıyla kitaplara, filmlere ve şarkılara ilham verirler.

Geçen yüzyılın başında en gözde ulaşım aracı olarak beliren trenlerin, Türkiye edebiyatında başlı başına önemli bir kulvara sahip olduğunu görebiliriz. Yazarlar arasında konusunu trenlerden alan, hikâyesini raylar arasından geçiren pek çok eser bulunur. Haydar Ergülen’den Pelin Batu’ya, Adnan Binyazar’dan Tayfun Pirselimoğlu’na dek pek çok ismin yapıtlarını süsleyen demiryolu öyküleri, tren yolculuğunun büyülü havasını hemen her sayfasında hissettirir bizlere. Ve bilinir ki en çok da hayallerden, anılardan, aşklardan, yalnızlıklardan, ayrılıklardan, kavuşmalardan gelir geçermiş trenler… “Gün gelecek, biz de o güzel diyarlara gideceğiz.” diye hasretini çektiğimiz yerlere gider, orada beklerlermiş trenler, bizim gelmemizi.

Trenler, hayat da getirir

Trenler, gelip geçtikleri yerlere hayat getirirler. Bazen ıssızlığın ortasında küçük ve yalnız bir istasyonla, bazen de Haydarpaşa gibi gösterişli gar binalarıyla…

Demiryolu ile İstanbul’a gelenlerin şehri ilk göreceği yer olarak konumlandırılan tarihî Haydarpaşa Garı, 110 küsur yıllık öyküsünde yolculuğun kuşaktan kuşağa aktarılan bir deneyim olduğunu anlatır. Onun varlığıyla Selimiye Kışlası ve Askerî Tıbbiye (Eski Haydarpaşa Lisesi) ile birlikte Batı’ya öykünen Osmanlı’nın Anadolu yakasındaki yeni imajını oluşturması hedeflenmiştir.

Anadolu’dan gelen halkın (tebaa), karşısında ilk kez Haydarpaşa’nın yapısında Batı’yı ve ona meyilli Devlet-i Âli’yi bulması istenmiştir. İşte bu yüzden denize doğru çıkılarak, garın o zamanlar İstanbul’unun Kadıköy’e bakan her yerinden rahatlıkla görülebilmesi sağlanmıştır.

Dahası garın hizmete girmesi, civarda büyükçe bir mahallenin oluşmasına neden olmuştur. İstanbul ile Anadolu arasında yolcu ve asker sevkiyatı başlamış, gar önünden İbrahimağa’ya uzanan cadde üzerinde oteller açılmıştır. Hani dedik ya “tren gelirse hayat gelir.” diye, tam da öyle işte…

Doğu Ekspresi: Trenlerle kurduğumuz güçlü bağın bir yansıması

Son yarım asırda havayolu seferlerinin ucuzlayıp yaygınlaşmasıyla tren seyahatlerinin irtifa kaybettiğini söyleyebiliriz. Ancak toplumsal hafızamızda tren yolculuklarının apayrı bir yeri bulunduğuna inananlardanım. Son birkaç yıldır Doğu Ekspresi ile Kars gezilerinin böylesine geniş bir talep görmesini, geçmişte trenlerle kurduğumuz güçlü bağlara yorabiliriz.

Trenle Kars turu, öncelikle kış aylarında yoğun ilgi görmüştü. Salgından hemen önceyse dört mevsim talep görmeye başlamıştı. Elbette geride bıraktığımız süreçte Doğu Ekspresi yolculuklarında çeşitli sorunlar yaşanıyordu: Biletlerin karaborsaya düşmesi, sırf bilet buldu diye bölgede uzman olmayan bazı seyahat acentelerinin turlar düzenlemesi, kolayca alınacak önlemlerin göz ardı edilerek uzun rötarların engellenememesi gibi. Halbuki tüm bu sorunlar ciddi ve zamanında yapılacak bir planlamayla kolayca aşılabilir diye düşünüyorum.

Bölgeyi iyi tanıyan turizm profesyonellerinin katkıda bulunacağı ortak akıl ve doğru yönetimle Doğu Ekspresi hattında yaşanan sorunların olası tekrarlarını ortadan kaldırmak mümkün olabilir. Örneğin planlama eksikliği nedeniyle yeterli sayıda vagonun trafiğe arz edilmediği ve bu nedenle birçok kişinin bu turlara katılamadığı anımsanacaktır. Gar parklarında bekletilen çok sayıda vagonun tadilattan geçerek turizmin hizmetine sunulması o kadar da zor olmasa gerek. Bunun için ülke olarak yeterli tecrübeye sahibiz. Zira her şeye rağmen bu turların başta Kars olmak üzere Doğu Anadolu turizmine de büyük yararları oluyordu. Kars şehri artık geleceğini turizmde gördüğünden hizmet kalitesi de buna paralel olarak fark edilir biçimde yükseliyordu.

Ama yeterli değil

Türkiye’deki mevcut tren turizmi, dünyada iyi örneklerle kıyasladığımızda yeterli düzeyde değil maalesef. Bu alanda kat etmemiz gereken daha çok mesafe var.

Oysa tren seyahatleri anlamında çok güçlü bir potansiyele sahibiz. Dağlar, ovalar, vadiler, kültürel katmanlarımız, yerel lezzetler ve tarihi yapılar, bu turları fazlasıyla çeşitlendirebilecek zenginlikte.

Ben yine de meseleye olumlu tarafından bakma niyetindeyim. Doğu Ekspresi ile Kars turları, bu anlamda “bu daha başlangıç” diyebileceğimiz türden iyi bir deneyim oldu. Gördük ki insanlar trenle seyahat etmeyi seviyor. Elbette talep arzı beraberinde getirecek, Kars’a başka yerler de eklenecek.

Bu anlamda dillere destan kahvaltılarla taçlanan Van Gölü Ekspresi, adına efsanevi müzik grupları kurulmuş Kurtalan Ekspres ve Konya Ovası’nın çorak ikliminden Toros Dağlarının yeşil vadilerine uzanan ve âdeta gezegenler arası yolculuk vaat eden Toros Ekspresi gibi hatlarımız geliştirilerek pekâlâ yeni cazibe alanları oluşturulabilir.

Örneğin İstanbul’dan Zonguldak’a uçulup, buradan binilecek Karabük treni ile Batı Karadeniz’in muhteşem yabanıl hayatının içinden süzülerek Safranbolu’ya gezmeyi kim istemez? Sivas’tan Erzincan’a uzanan ve muhteşem vadilerden geçerek Divriği’de bulunan UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Şifahane’nin de bulunduğu bir tren güzergahında bulunmak veya Uşak’tan başlayarak Manisa, Tire, Ödemiş pazarlarını da içeren bir güzergahta keşif yapmak heyecan verici değil mi?

Raylardaki tıkırtılar

Ülkemizdeki trenli seyahatlerin albenisini arttırmak için öncelikle dünyadaki doğru örnekleri bilmemiz gerekir. Bunun için de kompartımanlarımıza kurulup, raylardan yayılan tıkırtılara kulak vermek… Çünkü daha iyiyi bilmeden, iyiye razı olmak durumunda kalırsınız.

Bu anlamda size önerebileceğim iki rota var. Bunlardan ilki, hemen her gezginin rüyası Rus İmparator Treni ile Trans-Sibirya Ekspresi. Dünyadaki en ünlü ve en etkileyici demiryolu hatlarından biri olan Trans-Sibirya Ekspresi, 9 bin kilometreyi aşan uzunluğuyla Pekin’den başlayıp Rusya steplerine dek ulaşıyor. Bu seyahatlerin temeli, 1903 yılında Rus çarı tarafından gerçekleştirilen tren seyahatleriyle atılmış. İnşası için yaklaşık 1,5 milyar ruble harcanan demiryolu, filmler ve edebiyat eserleri başta olmak üzere pek çok sanat yapıtına ilham vermiş. Klasik Avrupa şehirlerinin çok ötesinde deneyimler vaat eden Trans-Sibirya güzergâhı, yolcularına dört mevsimi ve sekiz farklı saat dilimini bir arada yaşatıyor.

Peki, bu özel trende sizi nasıl bir yolculuk bekliyor? Öncelikle kompartımanınız özel ve seyahat boyunca aynı trenle seyahat ediyorsunuz. Güvenli, temiz ve yüksek standarttaki trende, Eski Sovyet politbüro üyelerinin bile kendilerini evinde gibi hissedecekleri bir ambiyansta seyahat ediliyor. Trende rahatça gezinmek de mümkün. Kompartıman yatakları 80×185 santim ebatlarında iki yataktan ve değişken manzaraları izlemek için rahat bir koltuktan oluşuyor. Kompartımanlarda özel duşlar, klima ve kitap okuma ışıkları mevcut. Trende geceleri de çalışan oda servisi hizmet veriyor. Ayrıca yolcuları, sadece bu trene özgü etkinlikler bekliyor. Konunun uzmanları tarafından her gün yapılan seminerler, yolcuların bir sonraki görülecek yerleri daha donanımlı olarak gezmelerini sağlanıyor. Seyahat boyunca Pekin, Ulan Bator, Irkutsk, Novosibirsk, Yekaterinburg, Kazan ve Moskova’da şehir turları yapılıyor; çok sayıda ikon ve katedral keşfediliyor; istasyonlarda geleneksel ekmek, tuz ve balalayka müziği ile karşılama düzenleniyor. Bitmedi… Geleneksel ve özel mutfak lezzetlerinden tadılıyor, birçok yerde içecek ve havyar ikramları sunuluyor. Baykal Gölü’ndeki tekne turu sırasında hava koşulları imkân verdiği takdirde yüzme imkânı da veriliyor. Akşam yemeklerinden sonra restoran vagonlarında canlı müzik eşliğinde manzaraya bakarak içeceğinizi yudumlar veya diğer yolcularla tanışma imkânı bulabilir; satranç veya briç oynayabilirsiniz. “Daha ne olsun!” dediğinizi duyar gibiyim.

Bahsetmek istediğim bir diğer büyüleyici tren yolculuğu ise Norveç’in doğa hazineleri arasında Oslo’dan Myrdal ve Flam’a uzanıyor. Dünyanın belki de en dik ve en yeşil yamaçlarının arasında kıvrılan bu dağ demiryolu, yolcularına tek kelimeyle benzersiz deneyimler yaşatıyor. “Dünyanın en güzel tren yolculuklarından biri” olarak tanımlanan bu rota, Norveç turizminin de üç gözdesinden biri arasında yer alıyor. İlk olarak 1924 yılında inşasına başlanan ve tamamen insan gücüyle yapılan bu tren hattı, 1940’ta turizme açılmış. Norveç’in efsanevi Flam treni, yaz ve kış olmak üzere yılda iki sezonda rağbet görüyor. Tren, yolculuk boyunca yaklaşık 20 farklı tünelden geçiyor ve hemen her adımda yolcularını büyülemeyi başarıyor.

Neyse uzatmayalım ve yol verelim trenlere… Yolculuk başlasın ve düşlerimizde vardığımız her istasyon, “hayal tadında!” olsun diyelim. Bu sefer de her seferde de…

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Ağustos 2021’de yayımlanmıştır.

Atilla Tuna

Atilla Tuna - Üsküp (Makedonya) doğumludur. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünden mezun oldu. Lisansüstü öğrenimini İstanbul Teknik Üniversitesi’nde sürdürdü. İngilizce, Makedonca, Sırpça ve Hırvatça dillerinde profesyonel turist rehberi'dir. 1985-1997 yılları arasında Nokta, Cumhuriyet, Radikal, Söz, Gündem, Roza gibi günlük gazete ve dergilerde gazetecilik ve yazarlık yaptı. 1997 yılında Antonina Turizm'i, 2008 yılında Istanbul Walks adlı seyahat acentasını kurdu ve bu şirketlerin halen yöneticiliğini yapıyor. İstanbul şehrinin kültürel ve mimari mirasının korunması amacıyla kurulan Şehristanbul Derneği kurucusudur. TÜRSAB Boğaziçi BYK üyeliği yaptı (2003-2005). 14. ve 15.Galata Şenliği ve 1.Uluslararası Galata Festivali ve İstanbul Balık Festivali'nin Festival Direktörlüğünü yaptı. Beyoğlu Turizm Geliştirme Platformu üyeliğinde bulundu (2003-2004). Nostaljik Dolmuşlar, Hazine Avı, Kutu Avı gibi turizme yeni anlayış getiren projelerin yöneticiliğini yapıyor. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Rehberler Odası, Rumeli Türkleri Dayanışma Derneği ve Rumeli Yönetici ve İşadamları Derneği (RUYİAD) üyesidir. “Bursa Yeni Kaplıca-The Yeni Kalplıca Bath in Bursa” adlı yayınlanmış bilimsel bir kitabı, çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış makaleleri var. 100’ü aşkın ülkeyi gezdi. Hürriyet Seyahat, Voyager’de zaman zaman seyahat yazıları yayınlanıyor. İZ TV’DE 2012 yılından beri ve halen yayınlanan “Hayal Tadında” kuşağında 17 bölüm belgesel yaptı. Sibel Tuna ile evli ve Ekin Celal, Ozan ve Bulut adlı üç çocuğun babasıdır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend