Toplum

5 Mayıs 2022

Yazdır

İklim değişikliği pandemi çağının habercisi mi?

Covid-19 pandemisi bazı ülkelerde hız kesmiş olsa da dünya genelinde hâlâ devam ediyor. Pandeminin ilk ortaya çıktığı Çin’de, en büyük iki şehir Pekin ve Şanghay hâlâ kapanma tedbirleri altında. Bununla birlikte aşılar ve ilaç çalışmalarındaki hızlı ilerlemeler pandemi korkusunu geçirmiş görünüyor.

Peki, bir sonraki pandemiye hazır mıyız?

Bilim insanları öteden beri pandemilerin sıklığının ve yaygınlığının artacağı uyarısında bulunuyor. Bu karamsar öngörünün ardında pek çok neden var. Bunlardan birisi de küresel iklim değişikliği.

ABD’de yapılan bir çalışmaya göre, küresel iklim değişikliği yinelenen ve şiddetlenen pandemilerin baş nedeni haline gelebilir. Büyük veri analizi ve yapay zekâ kullanılarak hazırlanan simülasyonda küresel ısınma nedeniyle vahşi hayvan türlerinin yaşam alanlarını terk ettiği, daha önce hiç tanımadıkları türler ve insanlarla etkileşimlerinin arttığı ve bunun onları taşıdıkları virüsleri diğer türler ve insanlara aktarma olasılığını artırdığını ortaya koydu.

The Atlantic’in Pulitzer ödüllü bilim yazarı Ed Young, söz konusu bilimsel çalışmanın ışığında bu yeni dönemi “pandemisen” olarak niteliyor ve tehlikelerine dikkat çekiyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

15 bin yeni ve tehlikeli virüs ortaya çıkabilir

“Bu yaşadığımız yüzyıl, virüs dünyası için benzeri görülmemiş fırsatlar çağı. Memelilerin bedenlerinde yaklaşık 40 bin virüsün pusuda beklediği ve bunların dörtte birinin insanlara bulaşabileceği tahmin ediliyor. Çoğu bulaşamıyor, çünkü insan vücuduna sıçramak için çok az şans bulabiliyorlar. Ancak virüslere sunulan fırsatlar giderek artıyor. Yeryüzünün değişen iklimi, vahşi hayvanları yaşam alanlarını değiştirmeye zorluyor. Daha önce hiç yan yana yaşamamış türler komşu oluyor, bu da virüslerin alışık olmadıkları taşıyıcılara ve nihayetinde biz insanlara bulaşmasına vesile oluyor.

Birçok bilim insanı iklim değişikliğinin pandemilerin olasılığını artıracağını öne sürmüştü. Ancak çığır açan yeni bir çalışma, gelecek için öngörülen bu durumun bugün çoktan yaşanmaya başlandığını ve onunla başa çıkmanın zor olacağını ortaya koydu. Georgetown Üniversitesi’nden biyolog Colin Carlson, “Virüsler ile yaban hayatı arasındaki bağlantının şimdi yeniden yazıldığını” söylüyor.

Carlson ve meslektaşı Greg Albery, 2019 yılında 3 bin 100 memeli türünün yaşadığı bölgelerin geçmişini, bugününü ve geleceğini haritalandıran devasa bir simülasyon geliştirmeye başladılar ve söz konusu yaşam alanları değiştikçe virüslerin yayılma örüntüsünün değişip değişmediğini görmeye çalıştılar. Büyük bilgisayarlı analiz gücü gerektiren simülasyon, sonunda iki bilim insanına rahatsız edici sonuçlar sundu. Buna göre en iyimser iklim senaryosunda bile gelecek on yıllarda normalde etkileşimde bulunmayan türler arasında yaklaşık 300 bin ilk temas kurulacak ve bu da 15 bin kadar virüsün yeni taşıyıcılara aktarımına neden olacak.

Teksas Üniversitesi’nden virolog Vineet Menachery, çalışmanın son 20 yılda yeni ortaya çıkan veya yeniden hortlayan virüslerin salgınlara yol açmasının hızlanarak artacağını gösterdiğini söylüyor ve “bu biraz can sıkıcı” diyor.

Buzdağı çoktan belirdi

Carlson ile Albery, çalışmalarını, karşı karşıya kalmak istemeyeceğimiz saklı tehlikelere dikkat çekmek için ilginç şekilde “buzdağı” olacak adlandırdılar. Gerçekten de simülasyon, memeli hayvan virüslerinin çoktan önemli ölçüde birbirine karıştığını, öyle ki yarın karbon emisyonları sıfırlansa bile etkisiz hale getirilemeyeceklerini gösterdi.

İnsanların gezegenimiz üzerinde etkisinin belirleyici olduğu Antroposen Çağı aynı zamanda virüslerin üzerimizde etkisinin olduğu bir çağ, yani Pandemisen olarak ortaya çıkıyor. Carlson, “İklim değişikliğinin virüs salgınlarını artırması 25 yıl önce durdurabilirdi, ama o fırsat kaçtı. Artık Sanayi Devrimi öncesi ortalamak sıcaklıktan 1,2 derece daha sıcak bir dünyadayız ve bunun geri dönüşü yok. Bu nedenle daha fazla salgına hazırlanmak zorundayız” diyor.

“Buzdağı” çalışması, yeni virüs salgınlarında yayılmaların şaşırtıcı kurallara uyacağını gösteriyor. Örneğin biyologlar, küresel ısınmanın hayvanları daha yüksek, daha soğuk enlemlere doğru yönelteceği için bu olayların Kuzey Kutbu’nda yoğunlaşacağını varsayıyordu. Ancak bir iki tür paralel olarak kuzeye doğru hareket ederse hiçbir şey değişmezdi. Ama örneğin, daha yüksek ve daha soğuk rakımlar arayan hayvanlar, bir dağın öte taraflarında yaşayanlarla ortada buluştuğunda ortaya bir felaket çıkabilir. Kaldı ki vahşi hayvanların kutuplara doğru değil, Afrika’nın tropik bölgeleri ve güneydoğu Asya’nın dağlık ve tür bakımından zengin bölgelerine doğru yayılması daha büyük bir olasılık.

Yarasalara dikkat

Güneydoğu Asya da çok çeşitli yarasalara ev sahipliği yaptığı için virüslerin yayılması açısından kritik önem taşıyor. Uçma yetisi yarasalara esneklik sağlıyor. Böylece, değişen iklimlere diğer memelilerden daha hızlı tepki verebiliyorlar ve virüslerini daha uzağa taşıyabiliyorlar. Ayrıca Güneydoğu Asya’daki yarasalar oldukça çeşitli ve diğerleriyle örtüşmeyen küçük yaşam alanlarını sahiplenme eğilimindeler.

Bu tür durumlar dünyanın başka yerlerinde de sorun yaratacak. Afrika’da yarasalar muhtemelen Ebola’nın da doğal taşıyıcısılar. On üç tür yarasa potansiyel olarak virüsü taşıyabilir. Küresel ısınma, yarasaları dağılmaya zorlarken, neredeyse 3 bin 700 yeni memeli türüyle karşılaşacaklar ve bu da en az 100 virüsün yayılmasına yol açacak. Şimdiye kadar, en büyük Ebola salgınları Batı Afrika’da meydana geldi. Ancak Carlson, gelecekte hastalığın kıtanın doğusunda da kolayca daha büyük bir sorun haline gelebileceğini söylüyor.

Bu yer değiştirmeler, iklim değişikliğinin zorluklarının yanı sıra tanıdık olmayan enfeksiyonlarla başa çıkmak zorunda kalacak olan diğer hayvanlar için de kötü haber anlamına geliyor. Yeni ortaya çıkan bir hastalık bile, bir ekosistemi baştan aşağı değiştirebilir. Son yıllarda yaban hayatında bu tür çok sayıda salgın ortaya çıktı. Carlson, “Sağlığı kötü olan türler için yeni yaşam alanlarına göç edip hastalık bombardımanına maruz kalmak, korunmaları açısından muhtemelen kötü olacak” diyor.

Başlangıçta diğer memeliler arasında yayılan virüsler bir gün bizi etkileyebilir. Orijinal SARS virüsü, yarasalardan misk kedileri aracılığıyla insanlara sıçramıştı. HIV virüsü bize, maymunlar, şempanzeler ve gorillerden bulaşmıştı. Bir hayvan virüsünün insanlara bulaşması için coğrafya, biyolojik uyumluluk ve diğer faktörlerin aynı anda etkili olması gerekir. Elbette bu, ortaya çıkan her virüsün insana bulaşacağı anlamına gelmiyor. Ama iklim değişikliği bu olasılığı artırıyor.

“Buzdağı” simülasyonu ayrıca, hayvandan insana bulaşma olaylarının insanların yerleştiği ve tarım yaptığı yerlerde daha yaygın olacağını gösteriyor. Carlson, “Türler, daha az eğimli ve çevresel olarak istikrarlı olan alanlara göç edecek. Bu tip alanlar bizim şehirlerimizi inşa ettiğimiz yerler” diyor. Bu da virüslerinin yeni taşıyıcılarını keşfedeceği yerlerin “tam da arka bahçemiz” olacağı anlamına geliyor.

Virüs, tehlikelerden sadece biri

Birkaç vaka çalışması, Buzdağı’nın tahminlerini doğruluyor. Örneğin, yakın zamanda eriyen deniz buzulları, normalde Kuzey Atlantik foklarına bulaşan bir virüsün Kuzeybatı Pasifik’teki su samurlarına sıçramasına neden oldu. Ancak Buzdağı, ironik bir şekilde, ne buzullardaki erimeyi ne de deniz memelilerini dikkate alan bir çalışma değil. Birkaç tehlikeli grip türü de dahil olmak üzere kendi virüs zümrelerini barındıran kuşlar da mantar veya bakteri gibi virüsler dışındaki potansiyel patojenler de çalışma kapsamında ele alınmadı.

Montana Eyalet Üniversitesi’nden bir yayılma uzmanı olan Raina Plowright, “Sorunu abarttıklarını sanmıyorum” diyor. Plowright’a göre iklim değişikliğinin etkileri, yaşam alanı kaybı ve diğer yıkıcı güçler tarafından öngörülemeyen şekillerde birleşiyor, bu da türleri Buzdağu simülasyonunun ortaya koyduğundan daha radikal bir şekilde hareket etmeye ve birbiriyle karışmaya zorlayabilir.

Bu zaten oluyor. Carlson ve Albery önceleri simülasyonun ortaya koydukları değişikliklerin bu yüzyılın ikinci yarısında meydana geleceğini düşünmüşlerdi. Ancak simülasyon, daha şimdiden yayılmaların zirvesinde olabileceklerini gösteriyor.

Dünya ısındıkça sorun daha da kötüleşecek, ama dünya çoktan fazla ısındı. Bu nedenle virüslerin göçünün çoğu ya oluyor ya da olmak üzere. Bundan sonra sera gazı emisyonlarını başarılı bir şekilde frenlesek bile bu göç devam edecek. İklim değişikliğinin hızını yavaşlatmak için pek çok iyi neden var, ancak şişeden çıkan Pandemisen’i yeniden yerine koymak mümkün değil.

Yazmaya elleri gitmedi

Carlson, elde ettikleri sonuçlar hakkında, “o kadar büyük ve ağır ki, onları yazmak bile istemedik” diyor. Ancak Albery ile birlikte kendi çalışmalarını boşa çıkarmak için yaptıkları tüm girişimlere rağmen simülasyon aynı sonuçları vermeye devam etti ve en büyük varoluşsal tehditlerimizden üçünün, yani iklim değişikliği, salgın hastalıklar ve yaban hayatın altıncı kez kitlesel yok oluşunun, aynı büyük sorunun gerçekten iç içe geçmiş parçaları olduğunu doğruladı.

Florida Üniversitesi’nde tıp coğrafyacısı olan Sadie Ryan, çalışmanın “iç acıcı olmadığını”, ancak bilgi sahibi olmanın faydalı olduğunu söyledi. Ryan’a göre bundan böyle virüslerin yerini tespit etmeye çalışmak yerine vahşi hayvanları izleme çabaları artırılabilir. Yapay zekâ, en endişe verici patojenleri tespit etmeyi kolaylaştırabilir. Aşılar da önceden ve eskisinden daha hızlı sürede hazırlanabilir.

Ancak pandemiler doğası gereği önceden tahmin edilemez ve hiçbir önlem, risklerini tamamen ortadan kaldıramaz. Dünya, ağdan sızan virüslerle tanışmaya hazır olmalı. Bu, halk sağlığı ve sağlık sistemlerini güçlendirmek, sosyal güvenlik ağlarını güçlendirmek ve dünyayı mevcut salgına karşı bu kadar savunmasız hale getiren ve bir sonraki salgına karşı savunmasız bırakacak olan COVID öncesi normalin tüm zayıf yönlerini ele almak anlamına geliyor. Dünya, COVID’i geride bırakma arzusuyla yakın geçmişin derslerini şimdiden unutuyor ve belki de nesilleri tanımlayan bir krizin yalnızca nesilde bir kez gerçekleşeceğini varsayıyor. Carlson, “Ama hayır, bunların hepsi yarın tekrar olabilir,” diyor ve “bu kadar çok virüs bu kadar çok taşıyıcıdan taşıyıcıya sıçrıyorsa aynı anda birden fazla pandemi de ortaya çıkabilir” diye ekliyor.”

Bu yazı ilk kez 5 Mayıs 2022’de yayımlanmıştır.

 

Ed Yong’un The Atlantic’te yayınlanan “‘Antroposen’den sonra ‘Pandemisen’i de yarattık” başlıklı makalesinden bazı bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.theatlantic.com/science/archive/2022/04/how-climate-change-impacts-pandemics/629699/

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
1 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Nevzat
Nevzat
05/05/2022 09:37

Her simülasyona inanmamak lazım. Devam niteliğinde makaleler gelirse işte o zaman korkabiliriz.

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend