Depresyon mu, matem mi?

Yas ne zaman profesyonel müdahale ve tedavi gerektiren hastalıklı bir hale gelir, belirtileri nelerdir? Depresyon ve matem arasındaki farklar nelerdir? Ne zaman müdahaleye ihtiyaç olur? Prof. Dr. Erol Göka yazdı.

Yasın gerekli olduğunu, bizim için önemli birini kaybettikten sonra psikolojimizde doğal bir matem sürecinin başlayacağını ve belli evrelerden geçerek ilerleyeceğini artık biliyoruz. Ama pek çok insanın, yas sürecinde düzenli bir şekilde yasın bir evresinden diğerine kuşlar gibi uçup gidiveremeyeceğini, bu süreci bir türlü sağlıklı bir biçimde tamamlayamayacağını ve sürecin karmaşık, hastalıklı hale geleceğini de ifade etmeliyiz.

Yas, genellikle bir yakının ölümüyle ortaya çıkan, ama her türlü kayıp yaşantısından sonra da görülebilen, duygusal, bilişsel, davranışsal, bedensel ve toplumsal alanda değişimlerle belirlenen karmaşık bir yaşantı, her insanın başına gelebilecek kaçınılmaz ve evrensel bir tecrübe.

İnsan, bu zorlu yaşantıdan hayatı daha çok öğrenmiş, kendisi, insanlar ve hayat hakkındaki bilgisi katlanarak artmış bir biçimde çıkabileceği gibi, bu sürece hiç giremeyebilir, sürecin herhangi bir evresine çakılıp kalabilir ve hastalıklı davranışlar, tutumlar sergileyebilir.

Yas, hepimiz için çok zorlu bir yaşantı ama bazı kimselerde profesyonel müdahale ve tedavi gerektiren hastalıklı bir hale de dönüşebilir. Yas sürecinde bedensel ve ruhsal pek çok belirti ile seyreden bir kriz hali ortaya çıkabilir; süreç gecikebilir, abartılabilir, çarpıtılabilir veya hiç ortaya çıkmayabilir. Bu tür durumlar, “tamamlanmamış”, “çözümlenmemiş”, “komplike”, “patolojik” (hastalıklı) matem gibi adlar veriyoruz.

Ne zaman müdahaleye ihtiyaç olur?

Günümüz psikiyatrik yaklaşımı dikkati matem tepkisinin depresyon rahatsızlığından ayrılmasına yoğunlaştırmış ve matem sürecinde yaşananlara karşı oldukça esnek bir tutum almayı öneriyor. Ama yolunda gitmeyen matem süreçlerini de anlayabilmek, erken müdahale ve uygun yaklaşım açısından oldukça gerekli. Ne kadar insani, kaçınılmaz ve normal bir süreç olarak değerlendirilse de kendisinden türeyecek bambaşka yeni sorunlara, komplikasyonlara gebe oluşu nedeniyle her yas süreci aslında açık bir yaranın iyileşme döneminde hak ettiği özeni gerektiriyor. Eğer süreç komplike hale gelmişse büyük ihtimalle orada müdahaleye de lüzum vardır.

Komplike, hastalıklı matemdeki tepkilerin neler olduğu ve nasıl ele alınması gerektiği konusunda birçok çalışma yapılmıştır. En yaygın kullanılan sınıflandırma, hastalıklı matem tepkilerini “gecikmiş” ve “çarpıtılmış” olmak üzere ikiye ayırıyor.

Bir kayıpla karşılaşmış insan, bir türlü beklenen yas tepkisini vermiyorsa, tepki çok geç başladıysa ve yavaş ilerliyorsa buna “gecikmiş yas tepkisi” denir, ortada başkaca bir sorun yoktur, anormal davranışlar görülmez.

“Çarpıtılmış yas tepkisi”nde ise kişide olağan yas sürecinin yerine beklenmedik davranışlar ortaya çıkar. Bu davranışlar çok çeşitli olabilir. Yas sürecinde olması gereken insan, beklenenden fazla aktivite gösterebilir; kaybettiği kişinin ölmeden önceki şikâyetlerini taklit edebilir, tıpkı onun gibi rahatsızlıklarını dile getirebilir. Hekimlerin “psikosomatik” dedikleri türden rahatsızlıklar çıkarabilir. İnsan ilişkilerinde normalde olmaması gereken sorunlar, bozulmalar olabilir. Belirli kişilere karşı düşmanca tutumlar sergileyebilir; kabul edilemeyen öfkeyle ve düşmanca duygularla baş edebilmek için robot gibi davranabilir. Toplumsal ilişkilerinde yetersizlik gösterebilir; ekonomik ve sosyal alanda kendine zarar verici davranışlarda bulunabilir.

Tüm bunları komplike matemin işaretleri içinde değerlendirebiliriz. Ağır bir kayıp yaşayan kişide bu tür yakınma ve belirtiler olduğunda, çevresindekiler yas sürecinde işlerin yolunda gitmediği konusunda uyanık olmalı, gerekirse profesyonel yardım alınmasını sağlamalıdırlar.

Yas, depresyona çok benzer ama depresyon değildir

Yas süreci zaten depresyona benzer, komplike matemde benzerlik daha da artar. Bildiğimiz gibi depresyon, aynı zamanda çağdaş psikiyatrinin iyi tanımladığı, insanın iç dünyasında olduğu kadar beyin yapısında ve işleyişinde de bozulmalarla giden bir hastalık tablosudur. Tüm bunları bilmek, matemdeki depresif görünümle ve hastalık olarak depresyonu ayırt edebilmek çok önemlidir. Önemlidir ama bu hiç de kolay değildir; konunun profesyonelleri bile bu ayrımların nasıl yapılması gerektiği konusunda tereddütler yaşayabilirler.

Tartışmalar, normal bir süreç olarak yas ile komplike hâle gelmiş depresyon benzeri yasın ve bir hastalık olarak depresyon tablosunun nasıl birbirinden ayrılacağı konusunda ölçütleri tam olarak belirleyebilmek noktasında düğümleniyor. Zira bu tabloların hepsinde ana görüntü, kederlenme ve hayattan zevk almamadır; yas dönemindeki bir kişide ruhsal ve bedensel belirtilerle birlikte tıpkı hastalık olarak depresyonu andıran bir tablo da ortaya çıkar.

Hem yasta, hem komplike yasta hem de hastalık olarak depresyonda, kişi arkadaşlarından uzaklaşabilir, önceki dinî uğraşlarını bırakabilir ve dinî düşüncelere olumsuz tepki verebilir. Düşük özgüven gösterir, suçluluk duygusuna kapılır veya çeşitli ağrılar çeker. Böylesine birbirine benzeyen bu tablolar arasında iyi ayrım yapıldığında, hangi durumdaki insana nasıl yardım edileceği konusu da açıklık kazanır.

Yas, sevilen bir kimsenin kaybına verilen normal bir tepki süreci olduğundan, çevredekilerin matemdeki kişiye vereceği olumlu destek, sürecin sağlıklı biçimde tamamlanması için yeterlidir. Komplike yasta, süreç normal seyrinden çıkmış, depresyon benzeri bir hâl almıştır, böyle durumlarda genellikle profesyonel yardım gerekir. Kimi zaman da yas tutan kişi ve çevresindekiler kederli, depresif ruh hâlini olağan kabul eder lakin sürece eşlik eden uykusuzluk, iştahsızlık gibi bedensel belirtilerden kurtulmak için profesyonel yardım arayışına girerler. Tüm bu durumlarda, yas tedavisinde uzmanlaşmış bir profesyonelin uyguladığı psikoterapiler başta olmak üzere diğer psikiyatrik tedavi araçlarından yararlanılabilir. Depresyonda ise doğrudan doğruya beyin biyokimyasının da bozulması söz konusudur ve bir psikiyatri uzmanının profesyonel yardımı şarttır.

Depresyona dönüşen yasın belirtileri neler?

“Olağan”, “normal” yas süresinin ve dışavurumunun değişik kültürel gruplarda ciddi farklar gösterdiğini kabul eden günümüz psikiyatrisi, kayıptan sonraki iki ay herhangi bir tanı koymama eğiliminde. Ancak iki aydan sonra da belirtiler geçmiyorsa, kişinin psikiyatrik değerlendirmeye alınması öneriliyor. Aşağıdaki belirtilerin görülmesi hâlinde depresyonun söz konusu olabileceği uyarısında bulunuluyor:

1. Sağ kalanın, kaybettiği kişinin ölümü sırasında yaptığı ya da yapmadığı eylemlerin dışında kalan şeyler için suçluluk duyması,

2. Sağ kalanın ölmüş olsaydı daha iyi olurdu ya da keşke ölenle birlikte ölseydi duygularının dışında kalan ölüm düşünceleri,

3. Değersizlik düşünceleriyle hastalık derecesinde uğraşıp durma,

4. Belirgin ruhsal ve bedensel yavaşlama,

5. Toplumsal ve mesleki işlevsellikte uzun süreli ve belirgin bir bozulma,

6. Ölen kişinin sesini duyuyor olma düşüncesi ya da gelip geçici olarak görüntüsünü görme dışında kalan, ölüm olayıyla ilgisi olmayan işitsel ve görsel varsanı (halüsinasyon) yaşantıları, yani gaipten sesler duyma, kimsenin görmediği hayali görüntüler görme, kendi kendine konuşma…

Yas tutan kişinin suçluluk ve değersizlik duygularının aşırı düzeye çıkması, iş yapma yeteneğinin uzun süreli ve ağır derecede azalması, belirgin ruhsal ve bedensel yavaşlama, intihar düşünceleri yas süreci için alışılagelmişin dışında belirtilerdir ve sürecin depresyon yönüne kaydığını gösterir. Bu durumda, yas tutan kişinin, çevresindekilerin ve değerlendirme yapan profesyonellerin dikkatli olmaları ve tedaviyi geciktirmemeleri önerilmektedir.

Sonsuz matem

Normal yas sürecinin komplike yaslardan ve depresyondan ayrılması ve ona göre bir yol izlenmesi gerektiğini söyledik. Bir de, bitmeyen, adeta sonsuza kadar uzayan matemler vardır. Şüphesiz bitmeyen matem, yukarıda depresyon için sözünü ettiğimiz ölçütleri karşılıyorsa o zaman artık tanıyı depresyon olarak düşünmek ve ona göre bir profesyonelin tedavisine başvurmak icap eder. Ama bazı insanlar, yakınlarının kaybından sonra depresyona girmeden bitmeyen matem sürecine düşebilirler.

Bitmeyen yas yaşayanlar, sonsuz matem sürecine girerek bir türlü yas sürecinin dışına çıkamayanlar, kaybettikleri kişiyle ilişkilerini bir biçimde çözümleme çabası içindedirler, durmaksızın mevtayla ilişkilerini gözden geçirirler. Ama çözüme hiçbir zaman ulaşamazlar. Zihinleri sürekli kayıpla meşgul olduğundan, acıları hep taze ve sıcak kalır, bir türlü soğuyamaz. Sonuçta kaybı kabullenip kaderlerine rıza gösteremezler.

Komplike olmamış yasın bir iki yıl alabileceğini, ikinci aydan sonra depresyon tehlikesinin baş göstereceğini belirtmiştik. Sonsuz matem yaşayanlarda yasın işaret ve belirtileri, depresyon ölçütlerini karşılamadan (bazen karşılayabilir de) yıllarca sürüp gider.

Yasa gömülmek

Bitmeyen yas yaşayanların matem sürecine saplanma düzeyleri farklı farklıdır. Bazıları adeta yasa gömülür ve yas sürecinin tüm belirtilerini ve kederini senelerce üzerlerinde taşırlar. Yani sonsuz matem tutanların arasında da bir ayrım yapmak, onların içinden “yasa gömülenleri” ayırmak gerekiyor. Sonsuz matem yaşayanların bir kısmı, çok daha zor durumdadır; bunlara “yasa gömülenler” diyoruz. Psikiyatrist Prof. Dr. Vamık Volkan, yasa gömülenlerin durumunu ölen insanla kurdukları sağlıksız özdeşimlere ve onunla kendileri arasında sınır koyamamalarına, ayrım yapamamalarına bağlıyor. Çok enteresan örnekler veriyor. Ebeveyninden birisini çocukluğu sırasında kaybetmiş ve üstelik bu ebeveyninden çocukluğu boyunca hep kötü muamele görmüş birinin kendi çocuklarına kötü davranmasının nedeni mateme gömülmüş olması olabilir diyor mesela.

Yasa gömülmüş bir kişi, kaybettiği kişinin sevdiği ve nefret ettiği özellikleri arasında da ayrım yapamaz, nefret duyduğu yanları da özdeşimlerine katar. Ölen kişiye duyduğu öfkeyi ve bunun sonucunda ortaya çıkan suçluluğu kendine yönelttiğinden hep depresif görünümdedir. Bu kişilerin halleri gerçekten vahimdir, ruhsal bakımdan ciddi biçimde rahatsızlanmışlardır.

Ne ki bu tür yasa gömülme hali pek sık görülmez. Sürekli yas tutanların içinde bile yasa gömülenlerin oranı çok düşüktür. Onlardan farklı olarak, kendileriyle kaybettikleri kişi arasındaki sınırı net olarak belirleyebilir, kaybettikleri kişinin ölmüş olduğunu görünüşte de olsa kabul eder ve ilk bakışta her şey yolunda gidiyormuş gibi bir görünüm vermeyi başarabilirler.

İç dünyaya gizlenen yas

Onları uzaktan tanıyanlar matem yaşadıklarını anlayamazlar, hatta kendileri bile yaslarının sürmekte olduğunu kabul etmezler. Görünüşte her şey yolundadır, meslek yaşamlarını, arkadaş ilişkilerini sürdürebilirler, hatta eşini kaybetmiş olanlar yeniden evlenmiş ve mutlu olduklarını iddia ediyor olabilirler. Ancak iç-dünyaları dikkatle gözlendiğinde zihinlerinin, enerjilerinin bir kısmının hâlâ kaybettikleri kişide olduğu, yasın içten içe devam ettiği görülür.

Vamık Volkan, bitmemiş matem yaşayanların kayıptan sonra matemin tamamlanması için makul bir süre geçtiği halde dil sürçmeleri, ölmüş kişiden söz ederken şimdiki zamanı kullanma, evin bir köşesini adeta türbe gibi ölen kişiye ayırma, reenkarnasyona, ruh çağırma seanslarına ve diğer doğa-üstü konulara yoğun ilgi gösterme gibi belirtiler sergilediklerini söyler. Ona göre, sürekli matem tutan kişi, bilinçdışı olarak yitimi geri döndürmek ve kaybettiği kişiyle tekrar birleşmek istemektedir.

Şüphesiz normal matem sürecinde de insan kaybettiği kimseyi rüyasında sıkça görür ama bunlar bir süre sonra sonlanır. Bitmeyen yasta bu rüyalar yaşam boyu devam eder. Bunlardan başka Vamık Volkan, bitmeyen yas yaşayan bazı insanların ölmüş kişiyi sürekli bir biçimde içsel bir arkadaş gibi hissettiklerini belirtir ve bu durumun kayıpla olan çatışmanın çözümlenememesinden kaynaklandığını söyler. Sürekli yas tutanlar, bir türlü ölenin kendi iç-dünyalarındaki temsilinden, ruhsal eşinden ayrılmayı beceremezler. Sürekli yas tutan kişi, ölen kişinin temsilini çoğu kere bedenden ayrı bir ses olarak da hisseder. Ölen kişiye ait hayali iç nesne, yas tutan kişinin yaşamında etkili bir varlık olabilir. Geride kalan, saçma olduğunu bile bile bazı konuları kaybettiği kişiye danışma, onunla konuşma gereği hissedebilir. Oysa normal yas sürecinde yukarıda sözünü ettiğimiz özdeşimlerin gözden geçirilmesi ve işlenmesi sayesinde ruhsal eş küllenip özümsenmiş olduğundan yas tutan kişi kaybı kabullenip ayrılmayı başarabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 26 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Erol Göka
Erol Göka
Prof. Dr. Erol Göka - Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Şehir Hastanesi'nde "Psikiyatri Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu" olarak görevli. Psikiyatrinin birçok alanında yapılan bilimsel çalışmalarda yer almasına rağmen ilgisi, daha çok psikiyatrinin sosyal bilimlerle ve felsefe ile kesişim noktalarında yoğunlaşmıştır. İnsanın dinamik özelliklerine ve grup-varlığına olan ilgisi onu psikodinamik yönelimli klinik uygulamalara ve grup psikoterapilerine yöneltmiştir. “Hoşçakal: Kayıp, Matem ve Hayatın Zorlukları”, "Hayatın Anlamı Var Mı?", “Yalnızlık ve Umut” ve "Kalpten" psikiyatriye bakışındaki özgün varoluşçu-dinamik çerçeveyi ortaya koymaktadır. “Türk Grup Davranışı” kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği 2006 yılı “Yılın Fikir Adamı Ödülü”ne layık görülen Erol Göka’ya 2008 yılında, Türk Ocakları tarafından “ilmi çalışmalarıyla Türk milletinin ufkunu açan eserler ortaya koyması” dolayısıyla, “Ziya Gökalp/ Türk Ocakları İlim ve Teşvik Armağanı” verilmiştir. Erol Göka, 2020 yılında ise, kültür ve sanat hayatına uzun süreli katkıları nedeniyle Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Üstün Hizmet Ödülü”nü almaya hak kazanmıştır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Depresyon mu, matem mi?

Yas ne zaman profesyonel müdahale ve tedavi gerektiren hastalıklı bir hale gelir, belirtileri nelerdir? Depresyon ve matem arasındaki farklar nelerdir? Ne zaman müdahaleye ihtiyaç olur? Prof. Dr. Erol Göka yazdı.

Yasın gerekli olduğunu, bizim için önemli birini kaybettikten sonra psikolojimizde doğal bir matem sürecinin başlayacağını ve belli evrelerden geçerek ilerleyeceğini artık biliyoruz. Ama pek çok insanın, yas sürecinde düzenli bir şekilde yasın bir evresinden diğerine kuşlar gibi uçup gidiveremeyeceğini, bu süreci bir türlü sağlıklı bir biçimde tamamlayamayacağını ve sürecin karmaşık, hastalıklı hale geleceğini de ifade etmeliyiz.

Yas, genellikle bir yakının ölümüyle ortaya çıkan, ama her türlü kayıp yaşantısından sonra da görülebilen, duygusal, bilişsel, davranışsal, bedensel ve toplumsal alanda değişimlerle belirlenen karmaşık bir yaşantı, her insanın başına gelebilecek kaçınılmaz ve evrensel bir tecrübe.

İnsan, bu zorlu yaşantıdan hayatı daha çok öğrenmiş, kendisi, insanlar ve hayat hakkındaki bilgisi katlanarak artmış bir biçimde çıkabileceği gibi, bu sürece hiç giremeyebilir, sürecin herhangi bir evresine çakılıp kalabilir ve hastalıklı davranışlar, tutumlar sergileyebilir.

Yas, hepimiz için çok zorlu bir yaşantı ama bazı kimselerde profesyonel müdahale ve tedavi gerektiren hastalıklı bir hale de dönüşebilir. Yas sürecinde bedensel ve ruhsal pek çok belirti ile seyreden bir kriz hali ortaya çıkabilir; süreç gecikebilir, abartılabilir, çarpıtılabilir veya hiç ortaya çıkmayabilir. Bu tür durumlar, “tamamlanmamış”, “çözümlenmemiş”, “komplike”, “patolojik” (hastalıklı) matem gibi adlar veriyoruz.

Ne zaman müdahaleye ihtiyaç olur?

Günümüz psikiyatrik yaklaşımı dikkati matem tepkisinin depresyon rahatsızlığından ayrılmasına yoğunlaştırmış ve matem sürecinde yaşananlara karşı oldukça esnek bir tutum almayı öneriyor. Ama yolunda gitmeyen matem süreçlerini de anlayabilmek, erken müdahale ve uygun yaklaşım açısından oldukça gerekli. Ne kadar insani, kaçınılmaz ve normal bir süreç olarak değerlendirilse de kendisinden türeyecek bambaşka yeni sorunlara, komplikasyonlara gebe oluşu nedeniyle her yas süreci aslında açık bir yaranın iyileşme döneminde hak ettiği özeni gerektiriyor. Eğer süreç komplike hale gelmişse büyük ihtimalle orada müdahaleye de lüzum vardır.

Komplike, hastalıklı matemdeki tepkilerin neler olduğu ve nasıl ele alınması gerektiği konusunda birçok çalışma yapılmıştır. En yaygın kullanılan sınıflandırma, hastalıklı matem tepkilerini “gecikmiş” ve “çarpıtılmış” olmak üzere ikiye ayırıyor.

Bir kayıpla karşılaşmış insan, bir türlü beklenen yas tepkisini vermiyorsa, tepki çok geç başladıysa ve yavaş ilerliyorsa buna “gecikmiş yas tepkisi” denir, ortada başkaca bir sorun yoktur, anormal davranışlar görülmez.

“Çarpıtılmış yas tepkisi”nde ise kişide olağan yas sürecinin yerine beklenmedik davranışlar ortaya çıkar. Bu davranışlar çok çeşitli olabilir. Yas sürecinde olması gereken insan, beklenenden fazla aktivite gösterebilir; kaybettiği kişinin ölmeden önceki şikâyetlerini taklit edebilir, tıpkı onun gibi rahatsızlıklarını dile getirebilir. Hekimlerin “psikosomatik” dedikleri türden rahatsızlıklar çıkarabilir. İnsan ilişkilerinde normalde olmaması gereken sorunlar, bozulmalar olabilir. Belirli kişilere karşı düşmanca tutumlar sergileyebilir; kabul edilemeyen öfkeyle ve düşmanca duygularla baş edebilmek için robot gibi davranabilir. Toplumsal ilişkilerinde yetersizlik gösterebilir; ekonomik ve sosyal alanda kendine zarar verici davranışlarda bulunabilir.

Tüm bunları komplike matemin işaretleri içinde değerlendirebiliriz. Ağır bir kayıp yaşayan kişide bu tür yakınma ve belirtiler olduğunda, çevresindekiler yas sürecinde işlerin yolunda gitmediği konusunda uyanık olmalı, gerekirse profesyonel yardım alınmasını sağlamalıdırlar.

Yas, depresyona çok benzer ama depresyon değildir

Yas süreci zaten depresyona benzer, komplike matemde benzerlik daha da artar. Bildiğimiz gibi depresyon, aynı zamanda çağdaş psikiyatrinin iyi tanımladığı, insanın iç dünyasında olduğu kadar beyin yapısında ve işleyişinde de bozulmalarla giden bir hastalık tablosudur. Tüm bunları bilmek, matemdeki depresif görünümle ve hastalık olarak depresyonu ayırt edebilmek çok önemlidir. Önemlidir ama bu hiç de kolay değildir; konunun profesyonelleri bile bu ayrımların nasıl yapılması gerektiği konusunda tereddütler yaşayabilirler.

Tartışmalar, normal bir süreç olarak yas ile komplike hâle gelmiş depresyon benzeri yasın ve bir hastalık olarak depresyon tablosunun nasıl birbirinden ayrılacağı konusunda ölçütleri tam olarak belirleyebilmek noktasında düğümleniyor. Zira bu tabloların hepsinde ana görüntü, kederlenme ve hayattan zevk almamadır; yas dönemindeki bir kişide ruhsal ve bedensel belirtilerle birlikte tıpkı hastalık olarak depresyonu andıran bir tablo da ortaya çıkar.

Hem yasta, hem komplike yasta hem de hastalık olarak depresyonda, kişi arkadaşlarından uzaklaşabilir, önceki dinî uğraşlarını bırakabilir ve dinî düşüncelere olumsuz tepki verebilir. Düşük özgüven gösterir, suçluluk duygusuna kapılır veya çeşitli ağrılar çeker. Böylesine birbirine benzeyen bu tablolar arasında iyi ayrım yapıldığında, hangi durumdaki insana nasıl yardım edileceği konusu da açıklık kazanır.

Yas, sevilen bir kimsenin kaybına verilen normal bir tepki süreci olduğundan, çevredekilerin matemdeki kişiye vereceği olumlu destek, sürecin sağlıklı biçimde tamamlanması için yeterlidir. Komplike yasta, süreç normal seyrinden çıkmış, depresyon benzeri bir hâl almıştır, böyle durumlarda genellikle profesyonel yardım gerekir. Kimi zaman da yas tutan kişi ve çevresindekiler kederli, depresif ruh hâlini olağan kabul eder lakin sürece eşlik eden uykusuzluk, iştahsızlık gibi bedensel belirtilerden kurtulmak için profesyonel yardım arayışına girerler. Tüm bu durumlarda, yas tedavisinde uzmanlaşmış bir profesyonelin uyguladığı psikoterapiler başta olmak üzere diğer psikiyatrik tedavi araçlarından yararlanılabilir. Depresyonda ise doğrudan doğruya beyin biyokimyasının da bozulması söz konusudur ve bir psikiyatri uzmanının profesyonel yardımı şarttır.

Depresyona dönüşen yasın belirtileri neler?

“Olağan”, “normal” yas süresinin ve dışavurumunun değişik kültürel gruplarda ciddi farklar gösterdiğini kabul eden günümüz psikiyatrisi, kayıptan sonraki iki ay herhangi bir tanı koymama eğiliminde. Ancak iki aydan sonra da belirtiler geçmiyorsa, kişinin psikiyatrik değerlendirmeye alınması öneriliyor. Aşağıdaki belirtilerin görülmesi hâlinde depresyonun söz konusu olabileceği uyarısında bulunuluyor:

1. Sağ kalanın, kaybettiği kişinin ölümü sırasında yaptığı ya da yapmadığı eylemlerin dışında kalan şeyler için suçluluk duyması,

2. Sağ kalanın ölmüş olsaydı daha iyi olurdu ya da keşke ölenle birlikte ölseydi duygularının dışında kalan ölüm düşünceleri,

3. Değersizlik düşünceleriyle hastalık derecesinde uğraşıp durma,

4. Belirgin ruhsal ve bedensel yavaşlama,

5. Toplumsal ve mesleki işlevsellikte uzun süreli ve belirgin bir bozulma,

6. Ölen kişinin sesini duyuyor olma düşüncesi ya da gelip geçici olarak görüntüsünü görme dışında kalan, ölüm olayıyla ilgisi olmayan işitsel ve görsel varsanı (halüsinasyon) yaşantıları, yani gaipten sesler duyma, kimsenin görmediği hayali görüntüler görme, kendi kendine konuşma…

Yas tutan kişinin suçluluk ve değersizlik duygularının aşırı düzeye çıkması, iş yapma yeteneğinin uzun süreli ve ağır derecede azalması, belirgin ruhsal ve bedensel yavaşlama, intihar düşünceleri yas süreci için alışılagelmişin dışında belirtilerdir ve sürecin depresyon yönüne kaydığını gösterir. Bu durumda, yas tutan kişinin, çevresindekilerin ve değerlendirme yapan profesyonellerin dikkatli olmaları ve tedaviyi geciktirmemeleri önerilmektedir.

Sonsuz matem

Normal yas sürecinin komplike yaslardan ve depresyondan ayrılması ve ona göre bir yol izlenmesi gerektiğini söyledik. Bir de, bitmeyen, adeta sonsuza kadar uzayan matemler vardır. Şüphesiz bitmeyen matem, yukarıda depresyon için sözünü ettiğimiz ölçütleri karşılıyorsa o zaman artık tanıyı depresyon olarak düşünmek ve ona göre bir profesyonelin tedavisine başvurmak icap eder. Ama bazı insanlar, yakınlarının kaybından sonra depresyona girmeden bitmeyen matem sürecine düşebilirler.

Bitmeyen yas yaşayanlar, sonsuz matem sürecine girerek bir türlü yas sürecinin dışına çıkamayanlar, kaybettikleri kişiyle ilişkilerini bir biçimde çözümleme çabası içindedirler, durmaksızın mevtayla ilişkilerini gözden geçirirler. Ama çözüme hiçbir zaman ulaşamazlar. Zihinleri sürekli kayıpla meşgul olduğundan, acıları hep taze ve sıcak kalır, bir türlü soğuyamaz. Sonuçta kaybı kabullenip kaderlerine rıza gösteremezler.

Komplike olmamış yasın bir iki yıl alabileceğini, ikinci aydan sonra depresyon tehlikesinin baş göstereceğini belirtmiştik. Sonsuz matem yaşayanlarda yasın işaret ve belirtileri, depresyon ölçütlerini karşılamadan (bazen karşılayabilir de) yıllarca sürüp gider.

Yasa gömülmek

Bitmeyen yas yaşayanların matem sürecine saplanma düzeyleri farklı farklıdır. Bazıları adeta yasa gömülür ve yas sürecinin tüm belirtilerini ve kederini senelerce üzerlerinde taşırlar. Yani sonsuz matem tutanların arasında da bir ayrım yapmak, onların içinden “yasa gömülenleri” ayırmak gerekiyor. Sonsuz matem yaşayanların bir kısmı, çok daha zor durumdadır; bunlara “yasa gömülenler” diyoruz. Psikiyatrist Prof. Dr. Vamık Volkan, yasa gömülenlerin durumunu ölen insanla kurdukları sağlıksız özdeşimlere ve onunla kendileri arasında sınır koyamamalarına, ayrım yapamamalarına bağlıyor. Çok enteresan örnekler veriyor. Ebeveyninden birisini çocukluğu sırasında kaybetmiş ve üstelik bu ebeveyninden çocukluğu boyunca hep kötü muamele görmüş birinin kendi çocuklarına kötü davranmasının nedeni mateme gömülmüş olması olabilir diyor mesela.

Yasa gömülmüş bir kişi, kaybettiği kişinin sevdiği ve nefret ettiği özellikleri arasında da ayrım yapamaz, nefret duyduğu yanları da özdeşimlerine katar. Ölen kişiye duyduğu öfkeyi ve bunun sonucunda ortaya çıkan suçluluğu kendine yönelttiğinden hep depresif görünümdedir. Bu kişilerin halleri gerçekten vahimdir, ruhsal bakımdan ciddi biçimde rahatsızlanmışlardır.

Ne ki bu tür yasa gömülme hali pek sık görülmez. Sürekli yas tutanların içinde bile yasa gömülenlerin oranı çok düşüktür. Onlardan farklı olarak, kendileriyle kaybettikleri kişi arasındaki sınırı net olarak belirleyebilir, kaybettikleri kişinin ölmüş olduğunu görünüşte de olsa kabul eder ve ilk bakışta her şey yolunda gidiyormuş gibi bir görünüm vermeyi başarabilirler.

İç dünyaya gizlenen yas

Onları uzaktan tanıyanlar matem yaşadıklarını anlayamazlar, hatta kendileri bile yaslarının sürmekte olduğunu kabul etmezler. Görünüşte her şey yolundadır, meslek yaşamlarını, arkadaş ilişkilerini sürdürebilirler, hatta eşini kaybetmiş olanlar yeniden evlenmiş ve mutlu olduklarını iddia ediyor olabilirler. Ancak iç-dünyaları dikkatle gözlendiğinde zihinlerinin, enerjilerinin bir kısmının hâlâ kaybettikleri kişide olduğu, yasın içten içe devam ettiği görülür.

Vamık Volkan, bitmemiş matem yaşayanların kayıptan sonra matemin tamamlanması için makul bir süre geçtiği halde dil sürçmeleri, ölmüş kişiden söz ederken şimdiki zamanı kullanma, evin bir köşesini adeta türbe gibi ölen kişiye ayırma, reenkarnasyona, ruh çağırma seanslarına ve diğer doğa-üstü konulara yoğun ilgi gösterme gibi belirtiler sergilediklerini söyler. Ona göre, sürekli matem tutan kişi, bilinçdışı olarak yitimi geri döndürmek ve kaybettiği kişiyle tekrar birleşmek istemektedir.

Şüphesiz normal matem sürecinde de insan kaybettiği kimseyi rüyasında sıkça görür ama bunlar bir süre sonra sonlanır. Bitmeyen yasta bu rüyalar yaşam boyu devam eder. Bunlardan başka Vamık Volkan, bitmeyen yas yaşayan bazı insanların ölmüş kişiyi sürekli bir biçimde içsel bir arkadaş gibi hissettiklerini belirtir ve bu durumun kayıpla olan çatışmanın çözümlenememesinden kaynaklandığını söyler. Sürekli yas tutanlar, bir türlü ölenin kendi iç-dünyalarındaki temsilinden, ruhsal eşinden ayrılmayı beceremezler. Sürekli yas tutan kişi, ölen kişinin temsilini çoğu kere bedenden ayrı bir ses olarak da hisseder. Ölen kişiye ait hayali iç nesne, yas tutan kişinin yaşamında etkili bir varlık olabilir. Geride kalan, saçma olduğunu bile bile bazı konuları kaybettiği kişiye danışma, onunla konuşma gereği hissedebilir. Oysa normal yas sürecinde yukarıda sözünü ettiğimiz özdeşimlerin gözden geçirilmesi ve işlenmesi sayesinde ruhsal eş küllenip özümsenmiş olduğundan yas tutan kişi kaybı kabullenip ayrılmayı başarabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 26 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Erol Göka
Erol Göka
Prof. Dr. Erol Göka - Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Şehir Hastanesi'nde "Psikiyatri Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu" olarak görevli. Psikiyatrinin birçok alanında yapılan bilimsel çalışmalarda yer almasına rağmen ilgisi, daha çok psikiyatrinin sosyal bilimlerle ve felsefe ile kesişim noktalarında yoğunlaşmıştır. İnsanın dinamik özelliklerine ve grup-varlığına olan ilgisi onu psikodinamik yönelimli klinik uygulamalara ve grup psikoterapilerine yöneltmiştir. “Hoşçakal: Kayıp, Matem ve Hayatın Zorlukları”, "Hayatın Anlamı Var Mı?", “Yalnızlık ve Umut” ve "Kalpten" psikiyatriye bakışındaki özgün varoluşçu-dinamik çerçeveyi ortaya koymaktadır. “Türk Grup Davranışı” kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği 2006 yılı “Yılın Fikir Adamı Ödülü”ne layık görülen Erol Göka’ya 2008 yılında, Türk Ocakları tarafından “ilmi çalışmalarıyla Türk milletinin ufkunu açan eserler ortaya koyması” dolayısıyla, “Ziya Gökalp/ Türk Ocakları İlim ve Teşvik Armağanı” verilmiştir. Erol Göka, 2020 yılında ise, kültür ve sanat hayatına uzun süreli katkıları nedeniyle Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Üstün Hizmet Ödülü”nü almaya hak kazanmıştır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x