Kardeş rekabetini çocuklar mı yaratır, ebeveynler mi?

Aynı anne babadan doğup aynı evde büyüyen iki insan yıllar sonra neden birbirinden tamamen farklı çocukluklar anlatır? Kardeşler arasındaki rekabetin ne kadarı doğaldır, ne kadarı aile içinde üretilir? Çocuklarımıza eşit davranmakla adil davranmak aynı şey midir? Wayej Kuruni yazdı.

Bayram sofralarında bazen tuhaf bir manzarayla karşılaşırız: çocukken aynı odada uyumuş, aynı sofradan yemek yemiş iki yetişkin kardeş yan yana oturur ama birbirleriyle neredeyse hiç konuşmaz. Anne veya baba durumu “Bunlar küçüklükten beri hiç anlaşamadı” diye açıklar; sanki iki çocuk dünyaya gelirken aralarında görünmez bir husumet sözleşmesi imzalamıştır.

Fakat biraz geriye gittiğimizde başka sorular çıkar. Bir çocuk neden kardeşinin başarısını kendi mağlubiyeti sayar? Neden biri yıllarca “evin akıllı çocuğu”, diğeri “problemli çocuk” diye anılır? Kardeşler arasında rekabetin tohumu doğal olarak bulunabilir; aile içindeki adalet ya da adaletsizlik algısı da bu rekabeti besleyip yetişkinliğe taşıyabilen etkenlerden biridir.

Aynı evde büyümek aynı çocukluğu yaşamak değildir

“Aynı şekilde büyüttüm” anne babaların en sık kullandığı savunmalardan biridir. Fakat çocukların aynı evde yaşamaları, aynı aileyi yaşamaları anlamına gelmez: ilk çocuk doğduğunda anne baba genç ve tecrübesiz olabilir, yıllar sonra ekonomik şartlar veya sağlık ihtiyaçları değişmiş olabilir. Her çocuğun aile içindeki konumu farklıdır.

Alexander Jensen ve McKell Jorgensen-Wells’in geniş ölçekli meta-analizi de kardeşler arasındaki yaş ve cinsiyet farklılıklarının ebeveynlerin çocuklarına farklı davranmasıyla ilişkili olabildiğini gösteriyor. Farklı davranmak başlı başına problem değil; sorun, bu farkın çocuğun zihninde değer sıralamasına dönüşmesidir.

“Abin gibi çalışkan ol.” “Evin en akıllısı o.” Bunlar yetişkin için birkaç saniyelik cümleler olabilir. Çocuk için ise aile içindeki yerini tarif eden kimliklere dönüşebilir.

Bir süre sonra iki kardeş yalnızca iki çocuk değildir. Biri “başarılı”, diğeri “başarısız”; biri “uslu”, diğeri “sorunlu” olur. Aile farkında olmadan çocukların önüne bir puan cetveli koymuştur.

Çocuk kardeşiyle mi yarışıyor, ebeveynin takdiriyle mi?

Kardeş kıskançlığını çoğu zaman oyuncak, oda veya ilgi paylaşımı üzerinden düşünüyoruz. Oysa çocukların mücadele ettiği en kıt kaynak bazen ebeveyn tarafından görülme duygusudur: “Annemin gözünde benim yerim neresi? Kardeşim başarılı olduğunda benim değerim azalıyor mu?”

Bu nedenle sürekli karşılaştırma, kardeşin başarısını tehdit hâline getirebilir; çocuk yıllarca kardeşinin notuyla ölçülmüşse, kardeşin başarı haberi artık tarafsız değildir. Kardeş, ebeveyn onayının ölçü birimine dönüşür. Yıllar sonra notların yerini maaş, oyuncağın yerini ev veya araba alır; çocuklukta kurulan cetvel başka ölçülerle yaşamaya devam eder.

Thomas Boll, Dieter Ferring ve Sigrun-Heide Filipp’in 1.020 orta yaşlı yetişkin üzerinde yürüttüğü araştırmada, kardeş ilişkisinin en iyi olduğu durum kişinin kendisiyle kardeşine ebeveynleri tarafından eşit davranıldığını algıladığı durumdu; algılanan kayırma ya da dezavantaj arttıkça ilişkinin niteliği düşüyordu.

Bulgular, ebeveynlerin çocuklarına farklı davranmasına ilişkin adalet algısının yetişkinlikte de kardeş ilişkileriyle bağlantılı olabildiğini gösteriyor.

Eşitlik mi, adalet mi?

Burada ince bir ayrım gerekiyor. Adil ebeveynlik her çocuğa aynı şeyi vermek değildir: on yaşındaki çocukla on yedi yaşındakine aynı saatte eve gelme kuralı koymak eşit olabilir ama adil olmayabilir; öğrenme güçlüğü yaşayan çocuğa daha fazla destek vermek de diğerine haksızlık değildir.

Mesele matematiksel eşitlik değil, çocukların farklı muamelenin nedenini anlayabilmesi ve bunu kendi değerinin ölçüsü saymamasıdır. “Şu anda kardeşinin ihtiyacı daha fazla” başka bir mesajdır, “Kardeşin senden daha değerlidir” başka. Çocuk ikincisini kimse söylemese bile gündelik davranışlardan çıkarabilir.

İslam ahlakında çocuklar arasında adalet konusunda dikkat çekici bir örnek Nu’mân b. Beşîr hadisidir. Nu’mân’ın babası ona diğer çocuklarından ayrı bir bağış yapmak ve Hz. Peygamber’i buna şahit tutmak istediğinde, Peygamber diğer çocuklara da aynı şekilde bağışta bulunup bulunmadığını sorar. Cevap olumsuz olunca buna şahitlik etmeyi bunu kabul etmez ve çocuklar arasında adaletin gözetilmesini ister.

Hadisin doğrudan bağlamı mal bağışıdır; ancak rivayet, İslam ahlakında çocuklar arasında adaletin gözetilmesine ilişkin temel örneklerden biri olarak yorumlanmıştır

Osmanlı ahlak düşüncesinde ev neden önemliydi?

Bu mesele yalnızca modern psikolojinin keşfi değildir. 16. yüzyıl Osmanlı düşünürü Kınalızâde Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî eserinde ahlakın temel bölümlerinden biri “tedbîr-i menzil”, evin ve ailenin düzenlenmesidir. Kınalızâde açısından aile yalnızca barınılan bir mekân değil, karakterin şekillendiği temel çevrelerden biridir; çocuğun konuşmasından eğitimine kadar pek çok mesele ahlaki terbiyenin parçasıdır. Bugünün diliyle söylersek, çocuğa “kardeşini sev” demek yeterli değildir; çocuk adaleti ailede görerek öğrenir.

Bir kardeşin hatası sürekli hatırlatılıp diğerininki unutuluyorsa, çocuk adalet hakkında bir ders alır. Ailede ahlak nasihatlerden değil, gündelik hayatın tekrar eden küçük hükümlerinden şekillenir.

Osmanlı nasihatname geleneğinde Nâbî’nin Hayriyye’si ve Sünbülzâde Vehbî’nin Lutfiyye’si de başka bir kapı açıyor. Abdullah Aydın’ın bu iki eseri karşılaştırdığı çalışmada dikkat çektiği özelliklerden biri, çocuğun sürekli eksiklikleri üzerinden aşağılanması yerine onda bulunan iyi özelliklerin öne çıkarılmasıdır.

Bu sezgi bugün de anlamlı: bir çocuğun kişiliğini kardeşinin üstünlükleri üzerinden kurmaya çalışırsak onu yetiştirmiş olmayız, sürekli başkasının aynasında kendine bakmaya zorlamış oluruz.

Atasözlerimiz kardeşlik konusunda neden çelişkili?

Türk kültüründeki kardeşlik tasavvurunda ilginç bir ikilik vardır: “Bağdat gibi diyar olmaz, kardeş gibi yar olmaz” sözü kardeşliği yüceltirken, ‘Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş’ sözü kardeşliğin çatışmayı da dayanışmayı da aynı anda barındırabileceğini anlatır. Kardeşler kavga edebilir, birbirlerine öfkelenebilir; fakat dara düştüklerinde birbirlerini bırakmayabilirler. Belki halk hafızasının gerçekçiliği tam buradadır.

Sorun kardeşlerin kavga etmesi değil; bu doğaldır, hatta çatışma uzlaşmayı ve paylaşmayı öğretebilir. Asıl sorun, geçici çatışmanın kalıcı kimliğe dönüştürülmesidir. “Bunlar zaten birbirini sevmez” gibi cümleler geçmişi anlatırken geleceği de inşa eder.

Kız çocuk, erkek çocuk ve görünmeyen ayrıcalıklar

Türkiye’de kardeşlik meselesini konuşurken toplumsal cinsiyeti görmezden gelemeyiz. Gülçin Con ve arkadaşlarının yaşlı ebeveyne bakım bağlamında yürüttüğü Türkiye-ABD karşılaştırmalı nitel çalışmada, 14 Türk ailesinden görüşülen 28 yetişkin kardeşin çoğu annelerinin erkek çocukları kayırdığını ve bunu oğullardan daha yüksek evlatlık/bakım sorumluluğu beklenmesiyle ilişkilendiriyordu. Örneklem küçük ve bakım bağlamına özgü olduğu için bulgular genellenemez; ancak toplumsal cinsiyet ile aile içi sorumlulukların kayırmacılık algısıyla nasıl iç içe geçebildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

“Sen kızsın, idare et” ya da “Sen ağabeysin, fedakârlık yap” denebilir. Böylece aile bazı çocuklara sürekli sorumluluk, bazılarına tolerans dağıtır; bir süre sonra fedakârlık erdem olmaktan çıkıp sabit bir göreve dönüşür.

Sonra ebeveyn şaşırır: “Bu çocuk kardeşine neden bu kadar öfkeli?” Belki öfke kardeşe değil, kardeşin temsil ettiği adaletsiz role yöneliktir.

Yetişkin kardeşler neden çocukluk hesabı tutuyor?

Bazen kırk yaşındaki iki kardeşin tartışmasını dinlersiniz: “Annem hep seni tutardı,” “Babam üniversiteye giderken sana para verdi.” Dışarıdan bakan biri “Bunca yıl geçmiş, bunların hesabı mı tutulur?” diyebilir. Fakat insan yalnızca olayı değil, olayın kendisine ne söylediğini de hatırlar. Mesaj “Bu sefer kardeşinin ihtiyacı daha fazlaydı” ise olay geçebilir; ama çocuk onu “Sen ikinci plandasın” olarak yaşamışsa hafızada kalan para değil, değer duygusudur. Bu yüzden bazı miras tartışmalarında mesele yalnızca mülk değildir; miras bazen çocukluk boyunca sorulan sorunun son sınavına dönüşür: “Anne babamın gözünde hangimiz daha değerliydik?”

Ebeveyn ne yapabilir?

Her kardeş kavgasını çözmek mümkün değildir; kardeşlerin hayat boyu yakın arkadaş olması da şart değildir. Fakat ebeveyn çocukları kıyaslamak yerine her birinin kendi gelişimini değerlendirebilir, farklı davranmasının nedenini açıklayabilir, sabit etiketler yapıştırmaktan ve bir kardeşle ittifak kurmaktan kaçınabilir.

Ve belki en önemlisi, çocuklardan biri “Bana haksızlık yaptınız” dediğinde hemen savunmaya geçmeyebilir. “Hayır, hiçbir zaman ayrım yapmadık” demek ebeveyni rahatlatır ama çocuğun hafızasını değiştirmez. Daha güçlü cevap şudur: “Ben öyle yapmak istememiş olabilirim, ama sen böyle yaşamışsan bunu anlamak istiyorum.” Adalet, geçmişteki hataya bugün dürüstçe bakabilme cesaretidir.

Türkçede kardeş için kullandığımız güzel kelimelerden biri “can kardeşi”dir. Fakat kan bağı kendi başına can yakınlığı üretmez; kardeşlik de diğer ilişkiler gibi emek, güven ve adalet ister.

Anne babalar çocuklarına bırakacakları mirası düşündüklerinde akla çoğu zaman ev, arsa, para veya eğitim gelir. Belki bunlardan önce şunu düşünmek gerekiyor: Çocuklarımıza, birbirlerine baktıklarında bir rakip değil, aynı evde değeri eksilmeden büyümüş başka bir insan görebilecekleri bir çocukluk bırakabildik mi? Çünkü anne baba bir gün o sofradan kalkacak. Geride kalan çocukların birbirlerine ne gözle bakacağı ise büyük ölçüde ailede edindikleri adalet deneyimlerinden de etkilenecek.

Kaynaklar ve okuma önerileri

●     Alexander C. Jensen vd., “Sibling Differences and Parents’ Differential Treatment of Siblings: A Multilevel Meta-analysis”, Developmental Psychology, 2023.

●     Thomas Boll, Dieter Ferring ve Sigrun-Heide Filipp, “Perceived Parental Differential Treatment in Middle Adulthood: Curvilinear Relations with Individuals’ Experienced Relationship Quality to Sibling and Parents”, Journal of Family Psychology, 2003.

●     Melissa K. Richmond, Clare M. Stocker ve Shauna L. Rienks, “Longitudinal Associations Between Sibling Relationship Quality, Parental Differential Treatment, and Children’s Adjustment”, Journal of Family Psychology, 2005.

●     Gülçin Con, J. Jill Suitor, Marissa Rurka ve Megan Gilligan, “Adult Children’s Perceptions of Maternal Favoritism During Caregiving: Comparisons Between Turkey and the United States”, Research on Aging, 2019 [ilk çevrimiçi yayın: 2018].

●     Temel Öztürk, “Türk Kültüründe Pedagoji Eğitimi Açısından Ahlâk-ı Alâî: Çocuk Terbiyesinin Adabı”, Belleten, 2014.

●     Abdullah Aydın, “Nâbî ve Vehbî’nin Nasihat Ederken Çocuklara Yaklaşım Tarzları”, Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi, 2016.

●     Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, “Çocuk Hakları” bölümü.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 25 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.

Wayej Kuruni
Wayej Kuruni
Wayej Kuruni - 1993 yılında Bangladeş’in güneyinde, Sundarbans mangrov ormanları bölgesindeki Satkhira’da doğdu. İlk eğitimini 12 yıl boyunca geleneksel İslami ilimler eğitimi veren medreselerde aldı; bu süreçte Arapça, Urduca, Bengalce ve İngilizce öğrendi. Dhaka Üniversitesi’nde İslami İlimler alanında lisans (2015) ve yüksek lisansını (2017) tamamladı. Bir dönem insan hakları ve öğrenci odaklı sivil toplum çalışmalarında aktif rol aldı; 2017 yılında bir araştırma kuruluşunda araştırma asistanı olarak çalışmaya başladı. 2019 yılından itibaren Türkiye’de yaşıyor. İbn Haldun Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tam burslu olarak sürdürdüğü yüksek lisans eğitimini 2025 yılında tamamladı. Çalışmaları Güney Asya’da, özellikle Bangladeş ve Hindistan bağlamında sekülerlik, İslam ve siyaset-toplum ilişkileri üzerine yoğunlaşıyor. Türkiye’de dış ticaret alanında çalışıyor, uluslararası ticaret ve tedarik süreçlerine dair saha deneyimini akademik analizlerine yansıtıyor. Yazıları çeşitli platformlarda yayımlanıyor. İngilizce, Türkçe, Arapça, Bengalce, Urduca ve Hintçe biliyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Kardeş rekabetini çocuklar mı yaratır, ebeveynler mi?

Aynı anne babadan doğup aynı evde büyüyen iki insan yıllar sonra neden birbirinden tamamen farklı çocukluklar anlatır? Kardeşler arasındaki rekabetin ne kadarı doğaldır, ne kadarı aile içinde üretilir? Çocuklarımıza eşit davranmakla adil davranmak aynı şey midir? Wayej Kuruni yazdı.

Bayram sofralarında bazen tuhaf bir manzarayla karşılaşırız: çocukken aynı odada uyumuş, aynı sofradan yemek yemiş iki yetişkin kardeş yan yana oturur ama birbirleriyle neredeyse hiç konuşmaz. Anne veya baba durumu “Bunlar küçüklükten beri hiç anlaşamadı” diye açıklar; sanki iki çocuk dünyaya gelirken aralarında görünmez bir husumet sözleşmesi imzalamıştır.

Fakat biraz geriye gittiğimizde başka sorular çıkar. Bir çocuk neden kardeşinin başarısını kendi mağlubiyeti sayar? Neden biri yıllarca “evin akıllı çocuğu”, diğeri “problemli çocuk” diye anılır? Kardeşler arasında rekabetin tohumu doğal olarak bulunabilir; aile içindeki adalet ya da adaletsizlik algısı da bu rekabeti besleyip yetişkinliğe taşıyabilen etkenlerden biridir.

Aynı evde büyümek aynı çocukluğu yaşamak değildir

“Aynı şekilde büyüttüm” anne babaların en sık kullandığı savunmalardan biridir. Fakat çocukların aynı evde yaşamaları, aynı aileyi yaşamaları anlamına gelmez: ilk çocuk doğduğunda anne baba genç ve tecrübesiz olabilir, yıllar sonra ekonomik şartlar veya sağlık ihtiyaçları değişmiş olabilir. Her çocuğun aile içindeki konumu farklıdır.

Alexander Jensen ve McKell Jorgensen-Wells’in geniş ölçekli meta-analizi de kardeşler arasındaki yaş ve cinsiyet farklılıklarının ebeveynlerin çocuklarına farklı davranmasıyla ilişkili olabildiğini gösteriyor. Farklı davranmak başlı başına problem değil; sorun, bu farkın çocuğun zihninde değer sıralamasına dönüşmesidir.

“Abin gibi çalışkan ol.” “Evin en akıllısı o.” Bunlar yetişkin için birkaç saniyelik cümleler olabilir. Çocuk için ise aile içindeki yerini tarif eden kimliklere dönüşebilir.

Bir süre sonra iki kardeş yalnızca iki çocuk değildir. Biri “başarılı”, diğeri “başarısız”; biri “uslu”, diğeri “sorunlu” olur. Aile farkında olmadan çocukların önüne bir puan cetveli koymuştur.

Çocuk kardeşiyle mi yarışıyor, ebeveynin takdiriyle mi?

Kardeş kıskançlığını çoğu zaman oyuncak, oda veya ilgi paylaşımı üzerinden düşünüyoruz. Oysa çocukların mücadele ettiği en kıt kaynak bazen ebeveyn tarafından görülme duygusudur: “Annemin gözünde benim yerim neresi? Kardeşim başarılı olduğunda benim değerim azalıyor mu?”

Bu nedenle sürekli karşılaştırma, kardeşin başarısını tehdit hâline getirebilir; çocuk yıllarca kardeşinin notuyla ölçülmüşse, kardeşin başarı haberi artık tarafsız değildir. Kardeş, ebeveyn onayının ölçü birimine dönüşür. Yıllar sonra notların yerini maaş, oyuncağın yerini ev veya araba alır; çocuklukta kurulan cetvel başka ölçülerle yaşamaya devam eder.

Thomas Boll, Dieter Ferring ve Sigrun-Heide Filipp’in 1.020 orta yaşlı yetişkin üzerinde yürüttüğü araştırmada, kardeş ilişkisinin en iyi olduğu durum kişinin kendisiyle kardeşine ebeveynleri tarafından eşit davranıldığını algıladığı durumdu; algılanan kayırma ya da dezavantaj arttıkça ilişkinin niteliği düşüyordu.

Bulgular, ebeveynlerin çocuklarına farklı davranmasına ilişkin adalet algısının yetişkinlikte de kardeş ilişkileriyle bağlantılı olabildiğini gösteriyor.

Eşitlik mi, adalet mi?

Burada ince bir ayrım gerekiyor. Adil ebeveynlik her çocuğa aynı şeyi vermek değildir: on yaşındaki çocukla on yedi yaşındakine aynı saatte eve gelme kuralı koymak eşit olabilir ama adil olmayabilir; öğrenme güçlüğü yaşayan çocuğa daha fazla destek vermek de diğerine haksızlık değildir.

Mesele matematiksel eşitlik değil, çocukların farklı muamelenin nedenini anlayabilmesi ve bunu kendi değerinin ölçüsü saymamasıdır. “Şu anda kardeşinin ihtiyacı daha fazla” başka bir mesajdır, “Kardeşin senden daha değerlidir” başka. Çocuk ikincisini kimse söylemese bile gündelik davranışlardan çıkarabilir.

İslam ahlakında çocuklar arasında adalet konusunda dikkat çekici bir örnek Nu’mân b. Beşîr hadisidir. Nu’mân’ın babası ona diğer çocuklarından ayrı bir bağış yapmak ve Hz. Peygamber’i buna şahit tutmak istediğinde, Peygamber diğer çocuklara da aynı şekilde bağışta bulunup bulunmadığını sorar. Cevap olumsuz olunca buna şahitlik etmeyi bunu kabul etmez ve çocuklar arasında adaletin gözetilmesini ister.

Hadisin doğrudan bağlamı mal bağışıdır; ancak rivayet, İslam ahlakında çocuklar arasında adaletin gözetilmesine ilişkin temel örneklerden biri olarak yorumlanmıştır

Osmanlı ahlak düşüncesinde ev neden önemliydi?

Bu mesele yalnızca modern psikolojinin keşfi değildir. 16. yüzyıl Osmanlı düşünürü Kınalızâde Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî eserinde ahlakın temel bölümlerinden biri “tedbîr-i menzil”, evin ve ailenin düzenlenmesidir. Kınalızâde açısından aile yalnızca barınılan bir mekân değil, karakterin şekillendiği temel çevrelerden biridir; çocuğun konuşmasından eğitimine kadar pek çok mesele ahlaki terbiyenin parçasıdır. Bugünün diliyle söylersek, çocuğa “kardeşini sev” demek yeterli değildir; çocuk adaleti ailede görerek öğrenir.

Bir kardeşin hatası sürekli hatırlatılıp diğerininki unutuluyorsa, çocuk adalet hakkında bir ders alır. Ailede ahlak nasihatlerden değil, gündelik hayatın tekrar eden küçük hükümlerinden şekillenir.

Osmanlı nasihatname geleneğinde Nâbî’nin Hayriyye’si ve Sünbülzâde Vehbî’nin Lutfiyye’si de başka bir kapı açıyor. Abdullah Aydın’ın bu iki eseri karşılaştırdığı çalışmada dikkat çektiği özelliklerden biri, çocuğun sürekli eksiklikleri üzerinden aşağılanması yerine onda bulunan iyi özelliklerin öne çıkarılmasıdır.

Bu sezgi bugün de anlamlı: bir çocuğun kişiliğini kardeşinin üstünlükleri üzerinden kurmaya çalışırsak onu yetiştirmiş olmayız, sürekli başkasının aynasında kendine bakmaya zorlamış oluruz.

Atasözlerimiz kardeşlik konusunda neden çelişkili?

Türk kültüründeki kardeşlik tasavvurunda ilginç bir ikilik vardır: “Bağdat gibi diyar olmaz, kardeş gibi yar olmaz” sözü kardeşliği yüceltirken, ‘Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş’ sözü kardeşliğin çatışmayı da dayanışmayı da aynı anda barındırabileceğini anlatır. Kardeşler kavga edebilir, birbirlerine öfkelenebilir; fakat dara düştüklerinde birbirlerini bırakmayabilirler. Belki halk hafızasının gerçekçiliği tam buradadır.

Sorun kardeşlerin kavga etmesi değil; bu doğaldır, hatta çatışma uzlaşmayı ve paylaşmayı öğretebilir. Asıl sorun, geçici çatışmanın kalıcı kimliğe dönüştürülmesidir. “Bunlar zaten birbirini sevmez” gibi cümleler geçmişi anlatırken geleceği de inşa eder.

Kız çocuk, erkek çocuk ve görünmeyen ayrıcalıklar

Türkiye’de kardeşlik meselesini konuşurken toplumsal cinsiyeti görmezden gelemeyiz. Gülçin Con ve arkadaşlarının yaşlı ebeveyne bakım bağlamında yürüttüğü Türkiye-ABD karşılaştırmalı nitel çalışmada, 14 Türk ailesinden görüşülen 28 yetişkin kardeşin çoğu annelerinin erkek çocukları kayırdığını ve bunu oğullardan daha yüksek evlatlık/bakım sorumluluğu beklenmesiyle ilişkilendiriyordu. Örneklem küçük ve bakım bağlamına özgü olduğu için bulgular genellenemez; ancak toplumsal cinsiyet ile aile içi sorumlulukların kayırmacılık algısıyla nasıl iç içe geçebildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

“Sen kızsın, idare et” ya da “Sen ağabeysin, fedakârlık yap” denebilir. Böylece aile bazı çocuklara sürekli sorumluluk, bazılarına tolerans dağıtır; bir süre sonra fedakârlık erdem olmaktan çıkıp sabit bir göreve dönüşür.

Sonra ebeveyn şaşırır: “Bu çocuk kardeşine neden bu kadar öfkeli?” Belki öfke kardeşe değil, kardeşin temsil ettiği adaletsiz role yöneliktir.

Yetişkin kardeşler neden çocukluk hesabı tutuyor?

Bazen kırk yaşındaki iki kardeşin tartışmasını dinlersiniz: “Annem hep seni tutardı,” “Babam üniversiteye giderken sana para verdi.” Dışarıdan bakan biri “Bunca yıl geçmiş, bunların hesabı mı tutulur?” diyebilir. Fakat insan yalnızca olayı değil, olayın kendisine ne söylediğini de hatırlar. Mesaj “Bu sefer kardeşinin ihtiyacı daha fazlaydı” ise olay geçebilir; ama çocuk onu “Sen ikinci plandasın” olarak yaşamışsa hafızada kalan para değil, değer duygusudur. Bu yüzden bazı miras tartışmalarında mesele yalnızca mülk değildir; miras bazen çocukluk boyunca sorulan sorunun son sınavına dönüşür: “Anne babamın gözünde hangimiz daha değerliydik?”

Ebeveyn ne yapabilir?

Her kardeş kavgasını çözmek mümkün değildir; kardeşlerin hayat boyu yakın arkadaş olması da şart değildir. Fakat ebeveyn çocukları kıyaslamak yerine her birinin kendi gelişimini değerlendirebilir, farklı davranmasının nedenini açıklayabilir, sabit etiketler yapıştırmaktan ve bir kardeşle ittifak kurmaktan kaçınabilir.

Ve belki en önemlisi, çocuklardan biri “Bana haksızlık yaptınız” dediğinde hemen savunmaya geçmeyebilir. “Hayır, hiçbir zaman ayrım yapmadık” demek ebeveyni rahatlatır ama çocuğun hafızasını değiştirmez. Daha güçlü cevap şudur: “Ben öyle yapmak istememiş olabilirim, ama sen böyle yaşamışsan bunu anlamak istiyorum.” Adalet, geçmişteki hataya bugün dürüstçe bakabilme cesaretidir.

Türkçede kardeş için kullandığımız güzel kelimelerden biri “can kardeşi”dir. Fakat kan bağı kendi başına can yakınlığı üretmez; kardeşlik de diğer ilişkiler gibi emek, güven ve adalet ister.

Anne babalar çocuklarına bırakacakları mirası düşündüklerinde akla çoğu zaman ev, arsa, para veya eğitim gelir. Belki bunlardan önce şunu düşünmek gerekiyor: Çocuklarımıza, birbirlerine baktıklarında bir rakip değil, aynı evde değeri eksilmeden büyümüş başka bir insan görebilecekleri bir çocukluk bırakabildik mi? Çünkü anne baba bir gün o sofradan kalkacak. Geride kalan çocukların birbirlerine ne gözle bakacağı ise büyük ölçüde ailede edindikleri adalet deneyimlerinden de etkilenecek.

Kaynaklar ve okuma önerileri

●     Alexander C. Jensen vd., “Sibling Differences and Parents’ Differential Treatment of Siblings: A Multilevel Meta-analysis”, Developmental Psychology, 2023.

●     Thomas Boll, Dieter Ferring ve Sigrun-Heide Filipp, “Perceived Parental Differential Treatment in Middle Adulthood: Curvilinear Relations with Individuals’ Experienced Relationship Quality to Sibling and Parents”, Journal of Family Psychology, 2003.

●     Melissa K. Richmond, Clare M. Stocker ve Shauna L. Rienks, “Longitudinal Associations Between Sibling Relationship Quality, Parental Differential Treatment, and Children’s Adjustment”, Journal of Family Psychology, 2005.

●     Gülçin Con, J. Jill Suitor, Marissa Rurka ve Megan Gilligan, “Adult Children’s Perceptions of Maternal Favoritism During Caregiving: Comparisons Between Turkey and the United States”, Research on Aging, 2019 [ilk çevrimiçi yayın: 2018].

●     Temel Öztürk, “Türk Kültüründe Pedagoji Eğitimi Açısından Ahlâk-ı Alâî: Çocuk Terbiyesinin Adabı”, Belleten, 2014.

●     Abdullah Aydın, “Nâbî ve Vehbî’nin Nasihat Ederken Çocuklara Yaklaşım Tarzları”, Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi, 2016.

●     Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, “Çocuk Hakları” bölümü.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 25 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.

Wayej Kuruni
Wayej Kuruni
Wayej Kuruni - 1993 yılında Bangladeş’in güneyinde, Sundarbans mangrov ormanları bölgesindeki Satkhira’da doğdu. İlk eğitimini 12 yıl boyunca geleneksel İslami ilimler eğitimi veren medreselerde aldı; bu süreçte Arapça, Urduca, Bengalce ve İngilizce öğrendi. Dhaka Üniversitesi’nde İslami İlimler alanında lisans (2015) ve yüksek lisansını (2017) tamamladı. Bir dönem insan hakları ve öğrenci odaklı sivil toplum çalışmalarında aktif rol aldı; 2017 yılında bir araştırma kuruluşunda araştırma asistanı olarak çalışmaya başladı. 2019 yılından itibaren Türkiye’de yaşıyor. İbn Haldun Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tam burslu olarak sürdürdüğü yüksek lisans eğitimini 2025 yılında tamamladı. Çalışmaları Güney Asya’da, özellikle Bangladeş ve Hindistan bağlamında sekülerlik, İslam ve siyaset-toplum ilişkileri üzerine yoğunlaşıyor. Türkiye’de dış ticaret alanında çalışıyor, uluslararası ticaret ve tedarik süreçlerine dair saha deneyimini akademik analizlerine yansıtıyor. Yazıları çeşitli platformlarda yayımlanıyor. İngilizce, Türkçe, Arapça, Bengalce, Urduca ve Hintçe biliyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x